İçeriğe geç

3.2 · Seviye 1 · Zemin

Yargısızlık mı, yargının farkında olmak mı?

Bir yargısını fark edip görüşmenin dışında bırakmanın adımlarını uygular

Koçluk Akademisi — M03, Koçluk Zihniyeti · 1.669 kelime · ≈ 8 dk okuma · 11 dk dinleme

Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.

Görüşmeden bir an

Pazartesi akşamı, Feride Hanım'la aylık süpervizyon telefonu. Nehir, Ozan'la yaptığı pratik görüşmenin kaydını dinlemiş.

Nehir: Bence o görüşmede oldukça yargısızdım. Ozan'a hiç "hata yapmışsın" demedim.
Feride Hanım: Veli hakkında ne düşündün?
Nehir: Hiçbir şey. Tanımıyorum ki.
Feride Hanım: Kayıtta ikinci cümlen neydi?
Nehir: "Haksızlığa uğramışsın." Ah.
Feride Hanım: O cümle bir yargıydı. Veliye karşı, Ozan'dan yana.
Nehir: Ama iyi niyetle söyledim.
Feride Hanım: Yargıların çoğu iyi niyetle gelir. Kendine yargısız olup olmadığını sorma. Yargının nerede olduğunu sor.

Nehir telefonu kapattıktan sonra bir şeyi fark ediyor: kendini yargısız sanması, yargısını görmesini engellemişti. "Yargılamadım" diye hatırladığı görüşmede, yargı en baştan beri oradaydı; yalnızca onay kılığındaydı.

Kavram

2.2'de Rogers'ın üç tutumundan biri olarak koşulsuz olumlu kabulü konuşmuştuk: kişiye duyulan saygının onun davranışına bağlı olmaması. Koçluk eğitimlerinde bu tutum çoğu zaman tek bir kelimeye indirgeniyor: yargısızlık. "İyi koç yargılamaz." Cümle doğru bir yöne işaret ediyor, ama içinde bir tuzak taşıyor: yargısız olmayı bir hedef hâline getiriyor.

İnsan zihni değerlendirir. Biri bir şey anlattığında, ne olduğunu anlamadan önce bile iyi mi kötü mü, doğru mu yanlış mı, akıllıca mı aptalca mı diye bir işaret belirir. Bu işaret bir koçluk eğitimiyle kaybolmaz. Kaybolduğunu sanan koç, yargısının hâlâ orada olduğunu ama görünmez olduğunu fark etmez. Nehir'in "haksızlığa uğramışsın" cümlesi bunun örneği: yargı olumluydu, Ozan'ın lehineydi, bu yüzden yargı gibi görünmedi.

Burada asıl soru şu: "Yargılamayacağım" diye görüşmeye giren bir koç ne yapıyor? Bir düşünceyi bastırmaya çalışıyor. Bastırma çabası dikkati, bastırılmak istenen şeye bağlar. Koç bir yandan danışanı dinlemeye, bir yandan kendi yargısını kovalamaya çalışır; iki iş birden yapılmaz.

Daha işe yarar bir yol var ve onun adı yargısızlık değil.

Bunun pratikte dört adımı var. Birincisi fark etmek. Yargının ilk işaretleri çoğu zaman bir kelimedir: "keşke", "olmaz öyle", "çok iyi yapmış", "bunu nasıl yapar". Bazen bir beden hissi, bazen hazırlanan bir cümle. İkincisi adlandırmak, içinden: "Bu benim yargım." Üçüncüsü ayırmak: bu yargının arkasında benim hangi değerim duruyor? Ozan'ın konusunda Nehir'in değeri, belki öğretmenlerin haksız eleştiriye maruz kaldığına dair bir inançtı; Ozan'ın değil, Nehir'in. Dördüncüsü geri dönmek: dikkati danışanın son sözüne ve bir sonraki soruya vermek.

Dördüncü adım en az konuşulanı ama belki en önemlisi. Bastırma çabası boşlukta kalırsa geri teper; dikkat bir başka şeye, somut bir şeye yönelince yargının gücü azalır. Koçun o somut şeyi hazırdır: danışanın az önce söylediği cümle.

Yargının iki kılığı daha iyi tanınmalı. Biri olumsuz yargı: eleştiri, düzeltme, hayal kırıklığı. Öbürü olumlu yargı: övgü, onay, taraf tutma. Koç adayları ilkini fark etmeyi kolay öğrenir; ikincisi daha zordur, çünkü sıcak ve destekleyici gibi görünür. Ama ikisi de danışanın sözünü koçun ölçüsüyle tartar ve danışanın kendi ölçüsüne bakmasını zorlaştırır.

Perde arkası

Rogers'ın 1957'de önerdiği bu tutumun sonuçla ilişkisi o günden beri defalarca ölçüldü.

Kabulün önemli olduğunu söyleyen bu bulgu, kabulün nasıl kazanılacağını söylemiyor. Burada başka bir araştırma alanı, düşünceleri bastırma çabası üzerine yapılan deneyler, yol gösteriyor.

Bu iki bulgu birlikte okunduğunda bir yol beliriyor. Kabul önemli; ama kabulü "yargılamayacağım" diye kendini zorlayarak kurmaya çalışmak, Wegner'in katılımcılarının beyaz ayıyla yaşadığını yaşatabilir. Daha umut verici olan, ikinci deneyin işaret ettiği yol: dikkati bastırmaya değil, belirli başka bir şeye yöneltmek. Koçluk görüşmesinde o belirli şey danışanın kendisi.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"İyi bir koçun hiçbir yargısı olmaz."
Doğrusu

Yargı insan zihninin çalışma biçiminin parçası; koçluk eğitimi onu ortadan kaldırmaz. Kendini yargısız sanan koç, yargısını göremez hâle gelir ve yargı fark edilmeden görüşmeye sızar. İyi koçu ayıran, yargısının olmaması değil, onu fark edip görüşmeye taşımamasıdır.

Yaygın yanlış"Övgü bir yargı sayılmaz; danışanı desteklemek her zaman iyidir."
Doğrusu

Övgü de danışanın davranışını koçun ölçüsüyle tartar. "Çok doğru yapmışsın" diyen koç, danışanın aynı davranış hakkında başka bir şey hissetme olasılığını daraltır. Destek, danışanın kendi değerlendirmesine alan açmaktır; koçun onayı bunun yerini tutmaz.

İki sürüm

Haftalık buluşmanın konuğu Ozan; veliyle konuşmuş. Bu kez soruları Tuba soruyor, Nehir dinleyip not alıyor. Nehir'in işi, Tuba'nın cümlelerinde bir onay ya da eleştiri bulunup bulunmadığını işaretlemek.

Zayıf sürüm

Ozan: Veliyle konuştum. Defter konusunda haklıydı, söyledim. Ama sonunda çocuğunun derste hiç dinlemediğini de ekledim.
Tuba: Hmm. Sence o son cümleyi söylemek profesyonelce miydi?
Ozan: Değildi galiba.
Tuba: Bir dahaki sefere sadece kendi payını konuşsan daha iyi olur bence.
Ozan: Haklısın. Yine batırdım.

Güçlü sürüm

Ozan: Veliyle konuştum. Defter konusunda haklıydı, söyledim. Ama sonunda çocuğunun derste hiç dinlemediğini de ekledim.
Tuba: O son cümleyi söylediğin an ne oluyordu?
Ozan: Veli yüzüme bakıp "siz zaten ilgilenmiyorsunuz" dedi. İçimden bir şey kalktı.
Tuba: İçinden bir şey kalktı.
Ozan: Savunmaya geçtim. Tam da yapmamaya karar verdiğim şeyi yaptım.
Tuba: Bunu şimdi görmek sana ne söylüyor?
Ozan: Sakin kalmanın planı yetmiyormuş. O cümle gelince ne yapacağımı bilmem lazım.

Ozan'ın "yine batırdım" sözü, ilk konuşmanın onu nereye bıraktığını gösteriyor. Tuba'nın sorusu bir soru biçiminde ama bir hüküm taşıyor: "profesyonelce miydi?" sorusunun beklenen cevabı belli. Bir sonraki cümlesi hükmü açıkça söylüyor ve bir öneriye çeviriyor. Nehir'in notunda Tuba'nın iki cümlesi de işaretli. Tuba'nın yargısı belki yerindeydi; ama Ozan bunu zaten biliyordu ve yargı ona yeni hiçbir şey göstermedi, yalnızca utancını büyüttü. İkinci konuşmada Tuba'nın da aynı yargıyı taşıdığını tahmin edebiliriz. Fark, onu kullanmaması. Yargının yerine somut bir şey koyuyor: o cümlenin söylendiği an. Ozan oradan, yargının hiç göremeyeceği bir şeyi buluyor: velinin "siz zaten ilgilenmiyorsunuz" cümlesini ve onun içinde kaldırdığı şeyi. Ozan'ın vardığı yer bir suçluluk değil, bir sonraki konuşma için kullanılabilir bir bilgi.

Sınır notu

Yargıyı askıya almak, her yargıyı görmezden gelmek değildir. Bazı yargılar bir uyarıdır: danışan kendisi ya da bir başkası için tehlike taşıyan bir şey anlatıyorsa, koçun içindeki "bu tehlikeli" işareti bir önyargı değil, bir güvenlik bilgisidir ve askıya alınmaz; Seviye 5'in güvenlik modülleri bunun yolunu anlatıyor. Bir başka sınır da değerlerle ilgili. Seçimi kim yapıyor? Danışan. Koç bir seçimi onaylamasa da o seçim danışanındır. Ama koçun değerleriyle danışanın seçimleri arasındaki çatışma bazen askıya alınamayacak kadar derindir; koçun yargısı her görüşmede geri geliyor ve dinlemesini bozuyorsa, bu bir beceri meselesi olmaktan çıkar. Ne yapılacağı, değer çatışmasını ele alan 39.3'ün konusu.

Pratik

Günlük sorusu

En kolay fark ettiğin yargıların hangileri: eleştiren mi, onaylayan mı? Fark etmesi en zor olanı kimin hakkında?

Kapanış

  1. Koşulsuz olumlu kabul yargısız olmak değildir; yargı insan zihninin parçasıdır ve kendini yargısız sanan koç yargısını göremez hâle gelir.
  2. Yargıyı bastırmaya çalışmak geri tepebilir; daha işe yarar olan onu fark etmek, adlandırmak, arkasındaki değeri ayırmak ve dikkati danışanın son sözüne geri vermektir.
  3. Övgü ve onay da birer yargıdır; ama güvenliğe dair bir uyarı askıya alınmaz ve derin bir değer çatışması bir beceri meselesi olmaktan çıkar.

Beş soru

  1. Nehir neden o görüşmede yargısız olduğunu düşündü ve Feride Hanım'ın sorusu bunu nasıl değiştirdi?
  2. Wegner ve arkadaşlarının deneyi, "yargılamayacağım" diye görüşmeye giren bir koç hakkında ne düşündürüyor?
  3. Yargıyı askıya almanın dört adımını kendi cümlelerinle anlat.
  4. Zayıf sürümde Tuba'nın "profesyonelce miydi?" sorusu neden bir soru olduğu hâlde yargı taşıyor?
  5. Bir koç hangi durumda yargısını askıya almamalı?

Yanıtlar

  1. Çünkü yargısı olumluydu ve Ozan'ın lehineydi; onay kılığındaki bir yargı, yargı gibi görünmedi. Feride Hanım, yargısız olup olmadığını değil, veli hakkında ne düşündüğünü sordu ve kayıttaki cümleye götürdü. Nehir orada "haksızlığa uğramışsın" cümlesinin veliye karşı bir hüküm taşıdığını gördü.
  2. Bir düşünceyi bastırma çabasının onu daha sık geri getirebileceğini; yargısını kovalamaya çalışan koçun dikkatinin danışandan çok yargıya bağlanabileceğini. Deney nötr bir imgeyle yapıldı ve koçlukta sınanmadı; ama ikinci deney, dikkati belirli başka bir şeye yöneltmenin yardımcı olabileceğini düşündürüyor.
  3. Fark etmek: yargının ilk işaretini, bir kelimeyi, bir beden hissini ya da hazırlanan bir cümleyi yakalamak. Adlandırmak: içinden "bu benim yargım" demek. Ayırmak: arkasındaki değerin kimin değeri olduğunu görmek. Geri dönmek: dikkati danışanın son sözüne ve bir sonraki soruya vermek.
  4. Çünkü sorunun beklenen cevabı belli: "profesyonelce miydi?" diye soran biri cevabın hayır olduğunu düşünüyor. Soru biçimindeki bir hüküm, danışana kendi değerlendirmesini yapma alanı bırakmaz; onu koçun cevabına yönlendirir ve Ozan da öyle yaptı: "değildi galiba".
  5. Yargı aslında bir güvenlik uyarısı olduğunda: danışanın anlattığı şey onun ya da bir başkasının güvenliğini tehdit ediyorsa. Bir de yargı her görüşmede geri gelip dinlemeyi bozuyorsa; o zaman sorun askıya alma becerisi değil, ele alınması gereken bir değer çatışmasıdır.

Sonraki derse köprü

Tuba yargısını kullanmadığında, kararı ve öğrenmeyi Ozan'a bırakmış oldu. Ama bir şeyi danışana bırakmak, onu kendi hâline bırakmakla aynı şey mi? 3.3 danışanın özerkliğini ele alıyor: özerkliği desteklemek ile danışanı yalnız bırakmak arasındaki farkı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.