İçeriğe geç

2.8 · Seviye 1 · Zemin

Kendi geleneğimizde sormak

Türkçe sohbet, danışma ve "akıl alma" geleneklerinin koçluğa benzeyen ve benzemeyen yanlarını tartışır

Koçluk Akademisi — M02, Felsefi ve Psikolojik Kökler · 1.743 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.

Görüşmeden bir an

Pazar akşamı, Karşıyaka'daki ev. Nehir annesine koçluk eğitimini anlatmaya çalışıyor. Annesi çayları doldururken dinliyor.

Annesi: Yani insanlar sana derdini anlatacak, sen de onlara akıl vereceksin.
Nehir: Akıl vermeyeceğim anne. Soru soracağım.
Annesi: Soru mu? İnsan bilmediği için gelir. Sen de soru sorarsan o neden sana danışsın?
Nehir: Kendi cevabını bulsun diye.
Annesi: Kendi cevabını bulacaksa sana ne gerek var? Bizim zamanımızda bir büyüğe gidilirdi, o da söylerdi ne yapılacağını.
Nehir: Söylediği her zaman doğru muydu peki?
Annesi: Doğru değilse de insan yalnız kalmazdı en azından.

Eve dönüş yolunda Nehir annesinin son cümlesini düşünüyor. Koçluğu anlatırken hep onu tavsiyeden ayırmaya çalışmıştı; annesi ise tavsiyenin hiç söylenmeyen bir işini hatırlatmıştı: yalnız bırakmamak. Bugünün konusu, bu topraklarda insanların birbirine nasıl danıştığı ve bu alışkanlıkların bir koçluk görüşmesine nasıl girdiği.

Kavram

Koçluk Türkçeye Batı'daki kurumları ve kavramlarıyla geldi. Ama birine yol sormak, derdini açmak, bir büyüğün fikrini almak burada yeni değil. Bir koçluk görüşmesine giren danışan, bu alışkanlıkları da yanında getirir. Onları tanımak, danışanın koçtan ne beklediğini anlamanın bir parçası.

İlk ipucu kelimenin kendisinde. Türkçede koçluk görüşmesindeki kişiye "danışan" deniyor. Türk Dil Kurumu'nun sözlüğünde danışmak, bir iş için bilgi ya da yol sormak, görüş almak anlamına geliyor. Kelime, bilen ile bilmeyen arasında bir ilişki kuruyor: danışan, bilmediğini bilene sorar. Koçluk ise bu ilişkiyi tersine çevirmeye çalışır. Aynı kelimeyi kullanıyoruz ama kelimenin içinde koçluğun tam karşısında duran bir beklenti saklı.

Bu geleneğin bir de olumsuz yüzü dilde yaşıyor. Sözlükte "akıl hocası", birine yol gösterip akıl öğreten kişinin yanında, herkese akıl öğretmeye meraklı kişi anlamına da geliyor. Bir dil, bir alışkanlığın hem değerini hem fazlasını kayda geçirmiş.

Danışmanın yanında daha karşılıklı bir biçim var.

Dertleşme koçluğa benziyor: dinlemek, rahatlamak, çözüm aramak. Ama bir yerde ayrılıyor: koçluk karşılıklı değil. Koç kendi derdini anlatmaz; görüşme danışanın konusuna aittir. Sohbet ise başka bir şeyi temsil ediyor: sözlükte dostça, arkadaşça yapılan konuşma. Sohbetin sıcaklığı koçluğa taşınmaya değer; ama sohbetin gündemsiz, sözleşmesiz akışı koçlukta yerini bir amaca ve bir anlaşmaya bırakır.

Bu geleneğin yazılı bir örneği on birinci yüzyıla uzanıyor. Yusuf Has Hâcib'in Kutadgu Bilig'i, baştan sona konuşmalardan, buluşmalardan ve tartışmalardan kurulmuş bir eser. Aklı temsil eden karakter Ögdülmiş'in fikirleri büyük ölçüde hükümdarın ona sorduğu sorulara verdiği cevaplar biçiminde anlatılıyor; hükümdar da bilgili ve güvenilir bir yardımcı arıyor. Eser, sorunun sahibi ile cevabın sahibi arasındaki bu klasik düzeni gösteriyor: soran yönetir, bilen cevaplar. Koçlukta ise soruyu soran koçtur ve cevap danışandadır.

Bu ayrımlar, geleneğin koçluğa yabancı olduğu anlamına gelmiyor. Sözlükte kayıtlı bir başka söz, "akıl akıldan üstündür", bir kişinin aklına gelmeyen çarenin bir başkasının aklına gelebileceğini söylüyor. Koçluk bu sözü kabul eder, ama bir farkla: koçun sorusu, çareyi danışanın kendi aklında bulmasına yardım eder. Gelenekle koçluk arasındaki en verimli buluşma, belki de annenin cümlesinde: danışmanın asıl işlerinden biri insanı yalnız bırakmamaktır. Koçluk da danışanı yalnız bırakmaz; yalnızca cevabı onun yerine vermez.

Perde arkası

Danışmaya dair bir atasözünü sözlük nasıl açıklıyor? Bu, geleneğin "sormak" fiiline hangi değeri verdiğini gösteriyor.

Atasözü sormayı yüceltiyor; bu koçluk için iyi bir haber. Danışan sormaya alışkın, yardım istemeyi bir zayıflık değil bir akıllılık sayan bir dilden geliyor. Ama atasözünde soru bir "bilene" yöneliyor. Bir koçluk görüşmesinin ilk dakikalarında danışanın koçu o "bilen" yerine koyması bu yüzden şaşırtıcı değil. Koçun işi bu beklentiyi küçümsemek değil, onu görüp açıkça konuşmak.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Bizim kültürümüzde insanlar akıl ister; koçluk burada işlemez."
Doğrusu

Dilde akıl danışmanın derin bir yeri olduğu doğru. Ama aynı dil dertleşmeyi, sohbeti ve "akıl akıldan üstündür" sözünü de taşıyor; yani karşılıklı düşünmeyi ve bir başkasıyla konuşarak çare bulmayı da. Danışanın akıl isteme beklentisi bir engel değil, görüşmenin başında konuşulması gereken bir başlangıç noktası.

Yaygın yanlış"Geleneğimizdeki sohbet ve dertleşme zaten koçluktur; koçluk yeni bir şey getirmiyor."
Doğrusu

Dertleşme karşılıklıdır, sohbetin gündemi yoktur, akıl danışmada cevap sorulan kişidedir. Koçluk bunlardan dinlemeyi, sıcaklığı ve yalnız bırakmamayı alır; ama gündemi danışana bırakan, karşılıklı olmayan ve bir anlaşmaya dayanan bir ilişki kurar. Benzerlik gerçek, ama özdeşlik yok.

İki sürüm

Buluşma bu hafta Bayraklı'da, Ozan'ın evinde. Koç koltuğunda bu kez Ozan oturuyor; danışan Tuba, gözlemci Nehir. Tuba'nın önerdiği deneme ayı kabul edilmiş; eczane ilk kapanış vardiyasını önümüzdeki salıya yazmış. Nehir defterine, Tuba'nın koçtan akıl istediği her anı ve Ozan'ın o anda ne yaptığını yazıyor.

Zayıf sürüm

Tuba: Deneme ayı başladı. İlk hafta nasıl yapsam bilmiyorum. Sen olsan ne yapardın? Bir akıl ver bana.
Ozan: Bence her kapanış akşamı annene bir telefon et. Kısa da olsa.
Tuba: Telefon... Olabilir.
Ozan: Bir de hafta sonu ona uzun bir ziyaret yap. Telafi olur.
Tuba: Tamam, öyle yaparım.

Güçlü sürüm

Tuba: Deneme ayı başladı. İlk hafta nasıl yapsam bilmiyorum. Sen olsan ne yapardın? Bir akıl ver bana.
Ozan: Akıl istiyorsun. Aklımda bir fikir var; söyleyebilirim. Ama önce senin aklındakini duymak isterim. Olur mu?
Tuba: Olur. Aslında aklımda bir şey var: annemin komşusuyla çay içtiği akşamlardan birini kapanış gününe denk getirmek.
Ozan: Bunu nasıl ayarlayabilirsin?
Tuba: Anneme sorarım. Geçen sefer sormadan karar vermiştim, bu kez sorarım.
Ozan: Benim fikrim her kapanış akşamı kısa bir telefondu. Senin planının yanında işe yarar mı, yoksa fazla mı kaçar?
Tuba: Fazla kaçar. Annem her akşam aranırsa yine kırılgan sanıldığını düşünür.

"Tamam, öyle yaparım" cümlesi, ilk konuşmanın akıl danışmanın klasik düzeninde kaldığını gösteriyor: Tuba sordu, Ozan cevapladı, Tuba kabul etti. Ozan'ın önerileri iyi niyetli ve makul; ama ikisi de Tuba'nın son haftalarda öğrendiği şeyi, annesinin kırılgan sanılmaktan hoşlanmadığını, hesaba katmıyor. Nehir'in defterinde tek bir akıl isteme anı var ve Ozan ona doğrudan cevap vermiş. İkinci konuşmada Ozan akıl isteğini görmezden gelmiyor, reddetmiyor da; önce onu adlandırıyor, sonra kendi fikrini sıraya koyuyor ve Tuba'ya sıranın kimde olduğunu soruyor. Tuba'nın aklında zaten bir plan varmış ve plan, annesine sormayı da içeriyor. Ozan kendi fikrini sonunda paylaşıyor, ama onu bir öneri olarak değil, Tuba'nın planının yanında tartılacak bir seçenek olarak sunuyor. Tuba onu, kendi bilgisiyle, kendisi eliyor.

Sınır notu

Seçimi kim yapıyor? Akıl danışma geleneğinde bu sorunun cevabı bazen sorulan kişiye kayar: büyüğün sözü bir öneri değil, bir karar gibi taşınır. Koç bu rolü üstlenmemeye dikkat eder, ama danışanın akıl isteğini de küçümsemez; isteği adlandırır ve seçimi danışana geri bırakır. Bu geleneğin bir kolu da dini rehberlik ve manevi danışmanlıktır. Bir danışan dini bir konuda hüküm ya da manevi yol gösterme arıyorsa, bu koçluğun konusu değildir; koç bunu açıkça söyler ve danışanı o alanda yetkin kişilere yönlendirir. Danışanın inancı elbette görüşmeye girebilir; ama koç o inanç hakkında akıl veren kişi olmaz.

Pratik

Günlük sorusu

Sen bir derdin olduğunda kime gidiyorsun ve ondan gerçekte ne bekliyorsun: bir cevap mı, yoksa yalnız kalmamak mı?

Kapanış

  1. Türkçede koçluk görüşmesindeki kişiye "danışan" deniyor ve danışmak, sözlükte bilgi ya da yol sormak demek; kelimenin içinde koçluğun tersine çevirmeye çalıştığı bir beklenti saklı.
  2. Akıl danışmak, dertleşmek ve sohbet koçluğa dinlemeyi, sıcaklığı ve yalnız bırakmamayı taşır; ama koçluk karşılıklı değildir, gündemi danışana bırakır ve cevabı onun yerine vermez.
  3. Danışanın akıl isteği bir engel değil, bir başlangıç noktası: koç onu adlandırır, kendi fikrini gerekirse sıraya koyar ve seçimi danışana bırakır; dini rehberlik ise koçluğun alanının dışındadır.

Beş soru

  1. Nehir'in annesinin son cümlesi, tavsiyenin hangi işini görünür kılıyor ve bu iş koçlukta nasıl karşılanıyor?
  2. "Danışan" kelimesinin sözlük anlamı, bir koçluk görüşmesinin ilk dakikaları hakkında ne söylüyor?
  3. Dertleşme ile koçluk arasındaki temel fark nedir?
  4. Kutadgu Bilig'deki soru ve cevap düzeni, bir koçluk görüşmesindekinden nasıl ayrılıyor?
  5. Güçlü sürümde Ozan kendi fikrini paylaştı. Bu, koçluğun ilkelerine aykırı mı?

Yanıtlar

  1. Yalnız bırakmamayı. Annesi bir büyüğün sözü doğru olmasa bile insanın yalnız kalmadığını söylüyor. Koçluk bu işi cevap vermeden görür: koç danışanın yanında durur, onu dinler ve düşünmesine eşlik eder; yalnızca kararı onun yerine vermez.
  2. Danışanın, koçu bilen biri yerine koyma beklentisiyle gelebileceğini. Kelime, bilmeyenin bilene sorduğu bir ilişkiyi anlatıyor. Bu yüzden ilk dakikalarda gelen bir akıl isteği şaşırtıcı değil; koçun bu beklentiyi görüp açıkça konuşması, görüşmenin nasıl bir ilişki olacağını kurmanın bir parçası.
  3. Karşılıklılık. Dertleşmede iki taraf da derdini anlatır ve dinler; koçlukta görüşme danışanın konusuna aittir ve koç kendi derdini anlatmaz. Dinlemek ve çözüm aramak ortak; ama koçlukta ilişki tek yönlü ve bir anlaşmaya dayalı.
  4. Eserde fikirler büyük ölçüde hükümdarın sorularına aklı temsil eden karakterin verdiği cevaplar biçiminde ortaya konuyor: soran yönetir, bilen cevaplar. Koçlukta ise soruyu koç sorar ve cevap danışandadır; cevabın sahibi soruyu soran değil, sorulan kişidir.
  5. Hayır. Koçluk tavsiyeyi mutlak olarak yasaklamaz; önemli olan sırası ve biçimi. Ozan önce isteği adlandırdı, önce Tuba'nın fikrini duydu, kendi fikrini sonunda bir seçenek olarak sundu ve Tuba'nın onu eleyebileceği bir alan bıraktı. Seçimi yapan Tuba oldu.

Sonraki derse köprü

Akıl hocası bilir; koç ise bilmemeyi taşımak zorundadır. Bir danışanın hikâyesini dinlerken kafamızda hemen bir cevap, bir varsayım belirir ve onu bir soruya çevirmek kolay değildir. 3.1, koçluk zihniyetinin ilk dersi olarak merakı ele alıyor: bilmemeye dayanabilmeyi ve kendi varsayımını bir soruya çevirebilmeyi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.