İçeriğe geç

2.5 · Seviye 1 · Zemin

Pragmatizm ve deneyimsel öğrenme

Dewey'den Kolb'a "yaşayarak öğrenme" fikrini bir koçluk döngüsüne çevirir

Koçluk Akademisi — M02, Felsefi ve Psikolojik Kökler · 1.803 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.

Görüşmeden bir an

Pratik üçlüsünün ertesi günü. Nehir, Tuba'yla yaptığı zayıf görüşmenin kaydını dinlemiş ve Feride Hanım'a telefonda ne öğrendiğini anlatıyor.

Nehir: Öğrendim: bir danışana asla Frankl'ı örnek vermeyeceğim.
Feride Hanım: Bu bir kural. Kurala nasıl vardın?
Nehir: Tuba "herhalde ben beceremiyorum" dedi. O cümleyi duyunca midem düştü.
Feride Hanım: O an ne oldu sende?
Nehir: Onu düzeltmek istedim. Biraz da haklı çıkmak istedim galiba; kitabı okumuştum, kullanmak istedim.
Feride Hanım: Demek kural Frankl'la ilgili değil.
Nehir: Değil. Okuduğum bir şeyi görüşmeye taşıma isteğiyle ilgili.
Feride Hanım: Peki gelecek pratikte neyi deneyeceksin?

Nehir ilk cümlesinde bir sonuca atlamıştı: yasaklanacak bir isim. Feride Hanım sonucu reddetmedi; Nehir'i geri, olanın kendisine ve o anda içinde olup bitene götürdü. Oradan çıkan ders başka bir şeydi ve bir sonraki pratikte denenebilecek kadar somuttu. Bu konuşmanın biçimi, yüz yıllık bir öğrenme fikrinin küçük bir uygulaması.

Kavram

Pragmatizm, on dokuzuncu yüzyılın sonunda Amerika'da doğan bir felsefe geleneği. Bir fikrin değerini, uygulamada ne fark yarattığıyla ölçer. Bu geleneğin eğitime en çok etki eden adı John Dewey'dir. Dewey'e göre insan, dinleyerek ya da ezberleyerek değil, bir şey yaparak ve yaptığının sonuçları üzerine düşünerek öğrenir. Ama Dewey bunun ardından hemen bir uyarı ekler: her deneyim öğretmez.

Dewey'in uyarısının koçluk için anlamı açık. Danışan bir şeyi dener; deneme kötü geçer ve danışan "zaten ben yapamam" sonucuna varır. Bu sonuç bir öğrenme gibi görünür, ama sonraki denemelerin önünü kapatır. Deneyimin kendisi değil, deneyimden ne çıkarıldığı belirleyicidir.

Yaklaşık yarım yüzyıl sonra David Kolb, Dewey'in ve onunla aynı çizgide düşünen başka psikologların fikirlerini bir modelde topladı. Kolb'a göre öğrenme, deneyimin dönüştürülmesiyle bilginin yaratıldığı bir süreçti ve bir döngü izliyordu.

Nehir'in ilk cümlesi döngünün iki aşamasını atlamıştı. Somut deneyimden, Tuba'yla yaptığı görüşmeden, doğrudan bir kurala sıçramıştı: "Frankl'ı örnek vermeyeceğim." Feride Hanım'ın soruları onu düşünümsel gözleme geri götürdü: ne oldu, sende ne oldu? Oradan çıkan genelleme farklıydı: sorun Frankl değil, okuduğunu görüşmeye taşıma isteği. Son soru ise döngüyü kapattı: gelecek pratikte ne deneyeceksin?

Koçluk görüşmelerinin büyük bir kısmı bu döngünün bir turudur. Danışan bir deneyim getirir; koç, danışanın o deneyime bakmasına alan açar; danışan kendi sonucunu çıkarır ve bir sonraki adımı belirler; bir sonraki görüşme o adımın nasıl geçtiğiyle başlar. Döngü koçun bir şablonu değil, bir uyarı listesidir: hangi aşama atlanıyor? Danışanlar en çok düşünümsel gözlemi atlarlar, çünkü o aşama yavaştır ve rahatsız edicidir. Koçlar ise en çok genelleme aşamasını danışanın elinden alırlar, çünkü sonucu danışandan önce görürler.

Perde arkası

Kolb'un döngüsü, bugün koçluk ve yönetim eğitimlerinde çoğu zaman başka bir fikirle birlikte anılıyor: insanların farklı "öğrenme stilleri" olduğu ve öğretimin bu stile göre ayarlanması gerektiği fikri. Kolb da döngüden türettiği bir öğrenme stili envanteri geliştirdi. Peki öğretimi kişinin stiline uydurmak öğrenmeyi artırıyor mu? Harold Pashler ve arkadaşları bu soruyu sınayan araştırmaları taradılar.

Bu ayrım önemli. Pashler ve arkadaşlarının taradığı iddia, insanları stillere ayırıp öğretimi stile göre uydurmak. Kolb'un döngüsünün asıl iddiası ise başka: öğrenmenin deneyim, düşünme, genelleme ve deneme arasında dolaşarak gerçekleştiği. Bir koçun döngüyü bir uyarı listesi olarak kullanması için danışanına bir stil etiketi takmasına gerek yok; hatta "sen düşünerek öğrenen birisin" türünden bir etiket, danışanın döngünün öbür aşamalarını atlamasına bahane olabilir.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Danışan bir şeyi denedikten sonra ne öğrendiği kendiliğinden ortaya çıkar."
Doğrusu

Dewey'in uyarısı tam da buna karşı. Deneyim üzerine düşünülmezse kişi ya hiçbir şey çıkarmaz ya da Nehir'in ilk cümlesindeki gibi, yanlış bir sonuca hızla varır. Koçluğun deneyimsel öğrenmeye katkısı, deneyimi sağlamak değil, üzerine düşünmeye zaman ve yapı ayırmaktır.

Yaygın yanlış"Kolb'un döngüsü, herkesin farklı bir öğrenme stili olduğunu kanıtlar."
Doğrusu

Döngü bir öğrenme sürecini tarif ediyor; Kolb'un ondan türettiği stil envanteri ise ayrı bir araç. Öğretimi stile uydurmanın öğrenmeyi artırdığına dair yeterli kanıt yok. Danışanı bir stile yerleştirmek yerine, döngünün hangi aşamasının o görüşmede eksik kaldığına bakmak daha yararlı.

İki sürüm

Tuba annesiyle konuştu. Annesi ona, o iki akşam alt kattaki komşusuyla zaten çay içtiğini, kızının kendisini bu kadar kırılgan sanmasına biraz da alındığını söylemiş. Pratik görüşmede koç yine Nehir; gözlemci Ozan bu kez her koç sorusunun karşısına döngünün hangi aşamasını hedeflediğini yazıyor.

Zayıf sürüm

Tuba: Annemle konuştum. Komşusuyla çay içiyormuş zaten. Bana biraz kızdı bile.
Nehir: Harika! Demek ki sorun çözüldü. Görüyor musun, insanlara sormak lazım.
Tuba: Evet, öyle galiba.
Nehir: O zaman teklifi kabul edebilirsin artık.
Tuba: Herhalde. Evet.

Güçlü sürüm

Tuba: Annemle konuştum. Komşusuyla çay içiyormuş zaten. Bana biraz kızdı bile.
Nehir: Konuşma nasıl geçti, biraz anlatır mısın?
Tuba: Önce rahatladım. Sonra garip bir şey oldu, içim burkuldu. Sanki artık bana o kadar ihtiyacı yokmuş gibi.
Nehir: Rahatlama ve burkulma, ikisi birden.
Tuba: Evet. Belki annemi korurken kendimi de korumuşum. Ona lazım olmak, benim de işime geliyormuş.
Nehir: Bunu fark etmek, bundan sonrası için sana ne söylüyor?
Tuba: Teklife hemen evet demeyeceğim. Eczacı Hanım'a bir aylık deneme önereceğim. O ay hem annemi hem kendimi izlerim.

İlk konuşmada Nehir döngünün iki aşamasını Tuba'nın yerine tamamlıyor. Genellemeyi o çıkarıyor ("insanlara sormak lazım") ve bir sonraki adımı da o belirliyor ("teklifi kabul edebilirsin"). Ozan'ın defterinde koçun cümlelerinin karşısında yalnızca iki aşama yazıyor: genelleme ve deneme; düşünümsel gözlem satırı boş. Tuba'nın "herhalde, evet" cevapları, kendi deneyiminden kendisinin hiçbir şey çıkarmadığını gösteriyor. İkinci konuşmada Nehir'in ilk sorusu Tuba'yı somut deneyime geri götürüyor. Tuba orada, rahatlamanın yanında beklemediği bir burkulma buluyor. Nehir iki duyguyu adlandırmakla yetiniyor; genellemeye Tuba kendisi varıyor: ona lazım olmak benim de işime geliyormuş. Bu, Nehir'in "insanlara sormak lazım" sonucundan çok daha derin ve çok daha Tuba'ya ait bir öğrenme. Son soru Tuba'yı bir sonraki denemeye taşıyor ve Tuba'nın seçtiği adım da bir deneme: bir aylık bir deneme süresi, yani döngünün yeniden dönmesi için yeni bir somut deneyim.

Sınır notu

Deneyimsel öğrenme, deneyime geri dönmeyi gerektirir; bu her deneyim için güvenli değildir. Bir danışan ağır bir kayıp, bir saldırı ya da sarsıcı bir olay yaşadıysa, o anı ayrıntısıyla yeniden anlatmasını ve "o sırada sende ne oldu?" diye incelemesini istemek onu yeniden o deneyimin içine sokabilir. Koçluğun alanında mı? Burada cevap tartışmasız: bu bir travma çalışmasıdır ve o işi bir ruh sağlığı uzmanı yapar. Koç, danışanın bugün atmak istediği adım üzerinde çalışabilir; geçmiş deneyimin işlenmesini ise uzmana bırakır. Yetişkinlerin nasıl öğrendiğine dair daha geniş kuramları ise M24 ayrıntılı ele alıyor.

Pratik

Günlük sorusu

Bir deneyimden hızla bir sonuç çıkarıp sonra o sonucun yanlış olduğunu gördüğün bir an hatırlıyor musun? O sonucu ne kadar hızlı çıkarmıştın?

Kapanış

  1. Dewey'e göre insan bir şey yaparak ve yaptığının sonuçları üzerine düşünerek öğrenir, ama her deneyim öğretmez; bazı deneyimler sonraki öğrenmenin önünü kapatır.
  2. Kolb bu fikri dört aşamalı bir döngüye çevirdi: somut deneyim, düşünümsel gözlem, genelleme ve deneme; koçlukta döngü bir şablon değil, hangi aşamanın atlandığını gösteren bir uyarı listesidir.
  3. Öğretimi öğrenme stiline uydurmanın öğrenmeyi artırdığına dair yeterli kanıt yok; döngüyü kullanmak için danışana bir stil etiketi takmak gerekmez.

Beş soru

  1. Nehir'in Feride Hanım'a söylediği ilk cümle döngünün hangi aşamalarını atlamıştı ve Feride Hanım onu nereye geri götürdü?
  2. Dewey'in "yanlış eğiten deneyim" kavramını, kötü geçen bir denemeden sonra danışanın varabileceği bir sonuçla örnekle.
  3. Pashler ve arkadaşlarının bulgusu Kolb'un döngüsünü geçersiz kılar mı?
  4. Zayıf sürümde Ozan'ın defterinde neden düşünümsel gözlem satırı boş kaldı ve bunun Tuba'nın cevaplarına etkisi ne oldu?
  5. Güçlü sürümün sonunda Tuba'nın seçtiği adım, döngü açısından neden yerinde bir adım?

Yanıtlar

  1. Somut deneyimden doğrudan bir kurala sıçramıştı; düşünümsel gözlemi atlamış ve genellemeyi aceleyle çıkarmıştı. Feride Hanım ona "o an sende ne oldu?" diye sorarak onu düşünümsel gözleme geri götürdü. Oradan çıkan genelleme farklıydı: sorun bir isim değil, okuduğunu görüşmeye taşıma isteğiydi.
  2. Bir danışan ilk kez bir toplantıda söz alır, sesi titrer ve "zaten ben topluluk önünde konuşamam" sonucuna varır. Bu sonuç bir öğrenme gibi görünür, ama bir sonraki toplantıda söz almasını engeller ve sonraki deneyimlerden öğrenme imkânını daraltır. Dewey'in yanlış eğiten deneyim dediği budur.
  3. Hayır. Bulgu, öğretimi kişinin stiline uydurmanın öğrenmeyi artırdığı iddiasıyla ilgili ve bu iddia için yeterli kanıt bulunamadı. Kolb'un döngüsünün asıl iddiası, öğrenmenin deneyim, düşünme, genelleme ve deneme arasında dolaşarak gerçekleştiğidir; bu ayrı bir konu ve stil envanterinden bağımsız olarak kullanılabilir.
  4. Çünkü Nehir'in hiçbir sorusu Tuba'yı deneyime ve o sırada kendisinde olup bitene geri götürmedi; Nehir genellemeyi ve sonraki adımı kendisi söyledi. Tuba da kendi deneyiminden kendisi bir şey çıkarmadığı için yalnızca onayladı: "öyle galiba", "herhalde". Konuşmanın sonunda Tuba'nın yeni bir şey öğrendiğine dair hiçbir iz yoktu.
  5. Çünkü kesin bir karar değil, yeni bir somut deneyim üretiyor. Bir aylık deneme süresi, Tuba'nın hem annesinin hem kendisinin bu düzende nasıl olduğunu gözlemlemesine imkân veriyor; ay sonunda döngü yeniden dönebilir. Tuba'nın vardığı genelleme, lazım olmanın kendi işine de geldiği, bu denemede sınanabilir.

Sonraki derse köprü

Sokrates, Rogers, Maslow, varoluşçular ve Dewey: koçluğun bugüne kadar konuştuğumuz bütün kökleri başka alanlardan ödünç alındı. 2.6, koçluğun kendi akademik alanını kurmaya başladığı ana bakıyor: koçluk psikolojisinin bir alt alan olarak nasıl doğduğuna, hangi dergilerin ve el kitaplarının bu alanı biçimlendirdiğine.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.