İçeriğe geç

2.4 · Seviye 1 · Zemin

Varoluşçu düşünce

Seçim, sorumluluk ve anlam kavramlarının koçluk sorularındaki izini sürer

Koçluk Akademisi — M02, Felsefi ve Psikolojik Kökler · 1.835 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.

Görüşmeden bir an

Feride Hanım ile Barış'ın üçüncü görüşmesi. Nehir yine Barış'ın yazılı izniyle, odanın köşesinde not almadan dinliyor. Barış'ın müdürü, ekibin üç aylık hedefini yükseltmiş; Barış bunu ekibe nasıl söyleyeceğini düşünüyor.

Barış: Benim bir seçeneğim yok aslında. Yukarıdan geldi, ben de aşağı ileteceğim.
Feride Hanım: Hedefi değiştirmek senin elinde değil.
Barış: Değil. O yüzden kötü adam olmak da bana düşüyor.
Feride Hanım: Hedef senin elinde değil. Peki ekibe nasıl söyleyeceğin kimin elinde?
Barış: ...Benim. Onu ben seçiyorum, evet.
Feride Hanım: O kısımda neyi seçmek istiyorsun?
Barış: Rakamı saklamamak. Ama nereden geldiğini de saklamamak. Sanki ben uydurmuşum gibi durmak istemiyorum.

Görüşmeden sonra Nehir defterine tek bir şey yazıyor: Feride Hanım, Barış'ın "seçeneğim yok" cümlesine itiraz etmedi. Hedefin gerçekten onun elinde olmadığını kabul etti, sonra o cümlenin içinde saklı duran küçük ama gerçek bir seçimi buldu. Bu tür bir sorunun nereden geldiğini merak ediyor. Cevap, yirminci yüzyılın ortasında seçimi, sorumluluğu ve anlamı insanın merkezine koyan bir düşünce geleneğinde.

Kavram

Varoluşçu düşünce tek bir okul değil; Kierkegaard'dan Sartre'a uzanan, birbirinden epey farklı düşünürleri gevşekçe birleştiren bir aile. Ortak noktaları şu: insanın ne olacağı önceden belirlenmemiştir, insan seçimleriyle kendini kurar ve bu seçimlerin ağırlığını taşımak zorundadır. Psikolojiye ve oradan koçluğa bu düşünceyi taşıyan iki ad öne çıkıyor: Viktor Frankl ve Irvin Yalom.

Frankl Viyanalı bir psikiyatristti. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi toplama kamplarına gönderildi ve hayatta kaldı. Savaştan sonra yazdığı kitap iki bölümden oluşuyor: kamplardaki deneyiminin anlatısı ve bu deneyimden doğan yaklaşımın, logoterapinin kısa bir tanıtımı. Frankl'a göre insanı en derinden harekete geçiren şey haz ya da güç değil, anlam arayışıydı. İnsanın elinden neredeyse her şey alınabilirdi; ama karşılaştığı koşullara hangi tutumla yaklaşacağını seçme özgürlüğü son ana kadar onda kalırdı.

Yalom ise Stanford'da çalışan bir psikiyatrist olarak, 1980'de varoluşçu düşünceyi bir terapi kuramına dönüştüren kapsamlı bir kitap yazdı. Kitabı dört büyük temaya göre düzenledi.

Bu fikirlerin koçluğa ulaştığı yer soru cümleleri. "Burada senin seçimin ne?", "Bunun sende karşılığı ne?", "Neyin sorumluluğunu almak istiyorsun?" gibi sorular, varoluşçu geleneğin üç kavramının, seçimin, anlamın ve sorumluluğun gündelik dile çevrilmiş hâlleri. Feride Hanım'ın "Peki ekibe nasıl söyleyeceğin kimin elinde?" sorusu bunun iyi bir örneği: Barış'ın koşullarını inkâr etmiyor, ama koşulların içinde kalan seçim alanını görünür kılıyor.

Varoluşçu düşüncenin koçluğa yarayan bir fikri daha var: her seçim bir vazgeçiş de içerir. Bir yola evet demek, ötekine hayır demektir. Danışanlar bir kararı çoğu zaman tam da bu yüzden ertelerler: seçmemek, kaybetmemek gibi görünür. Oysa ertelemek de bir seçimdir ve onun da bir bedeli vardır. Koçun buradaki işi danışanı karara itmek değil, kararın içindeki kaybı birlikte adlandırmaktır; adı konan kayıp, adı konmayan kayıptan daha kolay taşınır.

Perde arkası

İki kitap da klinik deneyime ve felsefi düşünceye dayanıyor. Peki varoluşçu temalara dayanan yaklaşımların etkisi ölçüldü mü? Vos, Craig ve Cooper bu soruyu randomize kontrollü çalışmaları birleştirerek sordular.

Bulgu, koçluk için iki şey söylüyor. Anlam üzerine yapılandırılmış biçimde konuşmanın insanlara bir şey kattığına dair bazı kanıtlar var. Ama bu kanıt sınırlı, belirli gruplardan geliyor ve "varoluşçu" etiketi taşıyan her yaklaşımın işe yaradığını göstermiyor. Varoluşçu düşünce koçluğa bir yöntem olarak değil, bir bakış olarak giriyor; o bakışın sorulara dönüşmüş hâlinin koçlukta ne yaptığı ise ayrıca sınanmayı bekliyor.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Varoluşçu bakışla çalışan koç, danışana her şeyin onun seçimi olduğunu söyler."
Doğrusu

Varoluşçu sorumluluk, koşulları yok saymak değildir. Barış'ın hedefi gerçekten onun elinde değildi ve Feride Hanım bunu kabul ederek başladı. "Her şey senin seçimin" cümlesi, gerçek kısıtları taşıyan bir danışana suçlama gibi gelir. Koçun aradığı, kısıtların içinde kalan seçim alanıdır; bu alan bazen geniş, bazen çok dardır.

Yaygın yanlış"Frankl'a göre acı insanı yüceltir; acıda anlam bulmak gerekir."
Doğrusu

Frankl anlamın kaçınılmaz bir acı karşısında takınılan tutumla da bulunabileceğini söyledi. Acının kaynağı ortadan kaldırılabiliyorsa, anlamlı olan onu kaldırmaktır. Bir danışana kaçınılabilir bir sıkıntının içinde "anlam bulmasını" önermek, Frankl'ı bir teselli cümlesine çevirir ve danışanın değiştirebileceği şeyi görmesini engeller.

İki sürüm

Tuba, Eczacı Hanım'a sorduğu sorunun cevabını getirdi: sorumlu teknisyenlik haftada iki akşam kapanış vardiyası demek, saat dokuza kadar. Pratik görüşmede koç koltuğunda Nehir oturuyor; Ozan bu kez danışanın "zorundayım", "çarem yok", "mecburum" gibi sözlerini ve koçun her birine ne cevap verdiğini not ediyor.

Zayıf sürüm

Tuba: Haftada iki akşam annem yalnız kalacak. Ya teklifi alacağım ya annemi. Başka çarem yok.
Nehir: Frankl kampta bile tutumunu seçebileceğini yazmış. Senin durumun ondan çok daha iyi.
Tuba: Haklısın, abartıyorum galiba.
Nehir: Seçim senin. Sorumluluğunu alırsan bir yolu bulursun.
Tuba: Evet. Herhalde ben beceremiyorum.

Güçlü sürüm

Tuba: Haftada iki akşam annem yalnız kalacak. Ya teklifi alacağım ya annemi. Başka çarem yok.
Nehir: Hangisini seçsen bir şey kaybedeceğini düşünüyorsun.
Tuba: Evet. Teklifi alırsam o iki akşam. Almazsam yerimde saymak.
Nehir: Bu iki kaybı düşündüğünde, hangisini taşımaya daha razısın?
Tuba: Bilmiyorum. Bir dakika. Ben bunu hep tek başıma tartıyorum. Anneme hiç sormadım, o iki akşam için ne düşündüğünü.
Nehir: Annene sormak.
Tuba: Onun adına karar vermişim. O iki akşamı nasıl geçirmek istediğini bilmiyorum bile.

Tuba'nın "herhalde ben beceremiyorum" cümlesi, varoluşçu kavramların yanlış kullanıldığında nasıl bir suçlamaya dönüştüğünü gösteriyor. Nehir Frankl'ı bir karşılaştırma için çağırıyor: kampta bile seçim yapılabildiyse senin durumun kolay. Bu, Tuba'nın sıkıntısını küçültüyor ve "seçim senin, sorumluluğunu al" cümlesiyle birleşince ortaya bir hüküm çıkıyor: zorlanıyorsan suç sende. Ozan'ın notunda Tuba'nın "çarem yok" sözüne koçun cevabı bir ders vermek. İkinci konuşmada Nehir seçimi Tuba'ya dayatmıyor; Tuba'nın "çarem yok" dediği yerde aslında iki kayıp arasında sıkıştığını adlandırıyor. Kayıplar adlandırılınca Tuba onları tartmaya başlıyor ve bu sırada kendi çerçevesinin bir eksiğini buluyor: kararı annesi adına veriyor. Sorumluluk burada bir yük olarak değil, Tuba'nın kendi payını, ve annesinin payını, görmesi olarak ortaya çıkıyor. Karar yine verilmedi; ama artık kimlerin kararı olduğu daha net.

Sınır notu

Varoluşçu sorular derin sulara açılabilir. Ölüm, yalnızlık ve anlamsızlık Yalom'un nihai kaygıları arasında; bir danışan bunlardan biriyle yüz yüze geldiğinde, örneğin yakın bir kaybın ardından hiçbir şeyin anlamı kalmadığını söylediğinde ya da yaşamaya devam etmenin anlamını sorguladığında, koçun ilk sorusu "Koçluğun alanında mı?" olmalıdır. Bir karar karşısında hissedilen anlam arayışı koçlukla çalışılabilir. Haftalardır süren bir anlamsızlık duygusu, işlevi bozan bir keder ya da kendine zarar verme düşüncesi ise koçluğun değil, bir ruh sağlığı uzmanının alanıdır ve güvenliğe dair ifadeler aynı görüşmede ele alınmalıdır. Bunun nasıl yapılacağını Seviye 5 modülleri anlatıyor. Varoluşçu kavramları bir koçluk yaklaşımı olarak derinlemesine kullanmak ise 30.6'nın konusu.

Pratik

Günlük sorusu

Uzun zamandır ertelediğin bir karar hangisi? Ertelemeye devam etmek, sana neyi kaybettiriyor?

Kapanış

  1. Varoluşçu düşünce seçimi, sorumluluğu ve anlamı insanın merkezine koyar; Frankl anlam arayışını temel güdü olarak gördü, Yalom bu düşünceyi dört nihai kaygı etrafında bir terapi kuramına dönüştürdü.
  2. Koçluktaki "senin seçimin ne", "bunun sendeki karşılığı ne" soruları bu geleneğin gündelik dile çevrilmiş hâlleri; iyi kullanıldıklarında kısıtların içindeki seçim alanını ve seçimin içindeki kaybı görünür kılarlar.
  3. Varoluşçu kavramlar kötü kullanıldığında suçlamaya ya da acıyı yücelten bir teselliye dönüşür; anlam terapilerine dair kanıt sınırlıdır ve koçlukta sınanmamıştır.

Beş soru

  1. Feride Hanım, Barış'ın "seçeneğim yok" cümlesine neden itiraz etmedi ve bunun yerine ne yaptı?
  2. Frankl'ın anlamın bulunabileceği üç yolunu say. Bunlardan hangisi en sık yanlış anlaşılıyor ve neden?
  3. Yalom'un sorumluluk anlayışı, bir danışanı suçlamaktan nasıl ayrılır?
  4. Vos ve arkadaşlarının meta-analizi, anlam üzerine konuşmanın koçlukta işe yaradığını gösterir mi?
  5. Güçlü sürümde Tuba hangi noktada kendi çerçevesinin bir eksiğini fark etti ve bunu hangi koç cümlesi mümkün kıldı?

Yanıtlar

  1. Çünkü hedef gerçekten Barış'ın elinde değildi; itiraz etmek onun gerçek bir kısıtını inkâr etmek olurdu. Feride Hanım kısıtı kabul etti, sonra o kısıtın içinde kalan seçim alanını, hedefi ekibe nasıl ileteceğini, bir soruyla görünür kıldı.
  2. Bir iş yaparak ya da eser ortaya koyarak; bir şeyi yaşayarak ya da biriyle karşılaşarak; kaçınılmaz bir acı karşısında takınılan tutumla. En sık üçüncüsü yanlış anlaşılır: acının kendisinin anlamlı ya da yüceltici olduğu sanılır. Oysa Frankl'ın sözü kaçınılmaz acı içindir; değiştirilebilen bir durumda anlamlı olan onu değiştirmektir.
  3. Suçlama, kişiye olan bitenin kusurunu yükler ve bir hüküm verir. Varoluşçu sorumluluk ise kişinin kendi payını, kendi seçimlerini ve bunların sonuçlarını görmesine imkân tanır; bunu gerçek kısıtları inkâr etmeden yapar. İlki kişiyi küçültür, ikincisi ona kendi hayatında bir hareket alanı açar.
  4. Hayır. Meta-analiz terapi çalışmalarını, büyük ölçüde bedensel hastalığı olan kişilerle yapılmış az sayıda ve düşük nitelikli çalışmayı birleştiriyor. Anlam terapilerinin anlam duygusunu artırdığına dair bulgular umut verici, ama bunları koçluk görüşmesine taşımak bir aktarım; koçlukta ayrıca sınanması gerekiyor.
  5. Nehir iki kaybı adlandırıp hangisini taşımaya daha razı olduğunu sorduğunda. Tuba kayıpları tartmaya başlayınca, kararı hep tek başına ve annesi adına verdiğini, annesinin o iki akşam için ne istediğini hiç sormadığını fark etti. Nehir bu noktada yeni bir şey eklemedi, yalnızca "annene sormak" diyerek Tuba'nın bulduğunu geri verdi.

Sonraki derse köprü

Tuba bir karar vermedi; bir deneme yapmaya, annesine sormaya karar verdi. Yaptığı şeyden ne öğreneceği ise ayrı bir soru. 2.5, Dewey'den Kolb'a uzanan pragmatist çizgiye ve deneyimsel öğrenmeye bakıyor: yaşanan bir deneyimin nasıl düşünülüp öğrenmeye çevrildiğine ve bu fikrin bir koçluk döngüsüne nasıl dönüştürülebileceğine.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.