2.2 · Seviye 1 · Zemin
Hümanist psikoloji
Rogers'ın danışan merkezli yaklaşımının koçluğa bıraktığı üç mirası adlandırır
Koçluk Akademisi — M02, Felsefi ve Psikolojik Kökler · 1.613 kelime · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme
Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.
Görüşmeden bir an
Feride Hanım'ın Barış'la yaptığı ikinci görüşme. Nehir, Barış'ın aynı yazılı izniyle görüşmeyi yine sessizce izliyor. Barış bu kez öfkeli.
Barış: Bir toplantıda yine "sert" dendi. Bu sefer ben de patladım. Şimdi gerçekten sertmişim gibi oldu.
Feride Hanım: Patladın ve şimdi onların haklı çıktığını düşünüyorsun.
Barış: Evet. Ve kızgınım. Hem onlara hem kendime.
Feride Hanım: Hem onlara hem kendine. İkisi aynı anda.
Barış: Aslında en çok kendime kızıyorum. Bir yıl önce o masada oturan bendim. Şimdi ben onların patronu gibi konuşuyorum.
Görüşmeden sonra Nehir bir şeyi fark ediyor: Feride Hanım ne Barış'ı rahatlattı, ne onu düzeltti, ne de "haklısın" dedi. Yalnızca duyduğunu, Barış'ın kendi kelimeleriyle geri verdi. Barış ise birkaç replik içinde öfkesinin ardındaki asıl şeye vardı. Bu ders o duruşun kaynağına iniyor: yirminci yüzyılın ortasında bir psikoloğun, yardım eden kişinin tutumunu yardımın merkezine koyan fikrine.
Kavram
Carl Rogers 1950'lerde, kendi döneminin iki baskın görüşüne karşı çıktı: insanı bilinçdışı dürtülerle açıklayan yaklaşıma ve insanı uyaranlara verilen tepkilerle açıklayan yaklaşıma. Rogers'a göre insanın kendi deneyiminin en iyi bileni kendisiydi ve doğru koşullar sağlandığında büyümeye yönelirdi. Bu bakışa sonradan hümanist psikoloji dendi. Rogers, terapistin bu koşulları sağlamak için taşıması gereken üç tutumu tarif etti.
Bu üç tutum koçluğa üç miras bıraktı. Birincisi dinleme biçimi: danışanın kendi kelimelerini geri vermek, Feride Hanım'ın "hem onlara hem kendine" demesi gibi, Rogers'ın empatik anlayışının bugünkü yansıtmasıdır. İkincisi yargısız duruş: koçun danışanın seçimlerine hüküm vermemesi, 2.1'de Sokrates'ten ayrıldığımız noktanın kendisi. Üçüncüsü ilişkinin merkezde olması: tekniğin değil, ilişkinin niteliğinin değişimi taşıdığı fikri. 1.10'da gördüğümüz meta-analizlerin ardından ittifakın neden bu kadar önemli olduğunu konuşurken bu mirasa yeniden döneceğiz.
Rogers'ın dördüncü, daha az anılan bir mirası daha var: görüşmeleri kaydedip araştıran ilk psikoterapistlerden biriydi. Yardım ilişkisini gizemli bir sanat olmaktan çıkarıp incelenebilir hâle getirdi. 0.3'te dinlediğimiz döküm, bu geleneğin küçük bir torunu.
Perde arkası
Makalenin iddiası güçlüydü: bu koşullar sağlanırsa değişim olur, sağlanmazsa olmaz. Sonraki on yıllarda bu iddia hem etkisini hem sınırlarını gösterdi.
Üç tutumdan en çok araştırılanı empati. Robert Elliott ve arkadaşları, terapistin empatisi ile terapinin sonucu arasındaki ilişkiye dair çalışmaları bir meta-analizde birleştirdiler.
Bu bulgu iki şeyi aynı anda söylüyor. Empati önemli, ama Rogers'ın iddia ettiği gibi tek başına yeterli bir koşul değil; sonucun bir kısmını öngörüyor. Ve önemli olan, empatinin karşıdaki tarafından hissedilmesi: danışan anlaşıldığını hissetmiyorsa, koçun içinden geçen doğru anlayış bir şey değiştirmiyor.
Yaygın yanılgılar
Yaygın yanlış"Koşulsuz kabul, danışanın yaptığı her şeyi onaylamaktır."
Rogers'ın kabulü kişiye yönelir, davranışa değil. Barış'a "haklıydın, patlaman normal" demek bir onaydır; "patladın ve şimdi kendine kızıyorsun" demek kabuldür. Kabul, Barış'ın davranışını tartışmaya açık bırakır; onay ise tartışmayı kapatır ve koçu bir taraf hâline getirir.
Yaygın yanlış"Empati, karşındakiyle aynı şeyi hissetmektir."
Empati karşıdakinin duygusunu kavramak ve bunu ona iletmektir; onunla birlikte o duyguya kapılmak değil. Barış'ın öfkesine kapılan bir koç ya Barış'la birlikte ekibe kızar ya da Barış'a kızar; ikisi de Barış'ın kendi öfkesine bakmasını engeller. Elliott ve arkadaşlarının bulgusu da bunu destekliyor: önemli olan, anlayışın karşıdaki tarafından algılanması.
İki sürüm
Pratik üçlüsü. Tuba, eczanedeki teklifi düşünürken ortaya çıkan bir duyguyu getiriyor. Bu kez de Nehir koç, Ozan gözlemci.
Zayıf sürüm
Tuba: Teklifi kabul edersem annemi akşamları yalnız bırakacağım. Kötü bir evlat olacağım.
Nehir: Yok canım, sen çok iyi bir evlatsın. Herkes biliyor bunu.
Tuba: Bilmiyorum. Öyle hissediyorum.
Nehir: Böyle hissetmene gerek yok, gerçekten.
Tuba: Peki.
Güçlü sürüm
Tuba: Teklifi kabul edersem annemi akşamları yalnız bırakacağım. Kötü bir evlat olacağım.
Nehir: İşte bir adım atmak, ama bunun bedelini annenin yalnızlığıyla ödemekten korkuyorsun.
Tuba: Evet. Bir de ilk kez kendim için bir şey istiyorum. Bu da beni suçlu hissettiriyor.
Nehir: İlk kez kendin için bir şey istemek ve bunun suçluluk getirmesi.
Tuba: Hiç böyle söylememiştim. Ama doğru.
İlk konuşmada Nehir iyi niyetle Tuba'yı rahatlatmaya çalışıyor: "sen çok iyi bir evlatsın". Bu bir kabul değil, bir hüküm; olumlu bir hüküm olsa da Tuba'nın kendi duygusunu yok sayıyor. "Böyle hissetmene gerek yok" cümlesi ise duyguyu düzeltmeye çalışıyor. Tuba'nın tek kelimelik "peki" cevabı, duygusunun duyulmadığını söylüyor. İkinci konuşmada Nehir Tuba'nın duygusunu tartışmıyor ve onu iyileştirmeye de çalışmıyor; duyduğunu, Tuba'nın söylediğinden biraz daha derin bir yerden geri veriyor: bir adım atmak ile annenin yalnızlığı arasındaki gerilim. Tuba bunun üzerine yeni bir şey söylüyor: ilk kez kendisi için bir şey istemek. Nehir yine yalnızca geri veriyor ve Tuba "hiç böyle söylememiştim" diyor. Empatik anlayış, karşıdakinin kendi duygusunu ilk kez açıkça duymasını sağladığında işini yapmış olur.
Sınır notu
Rogers'ın üç tutumu terapi için tarif edildi ve koçluğa bir duruş olarak taşındı; bu taşıma koçluğu terapiye çevirmez. Koçluğun alanında mı? Bir danışanın suçluluk duygusu, Tuba'nınki gibi bir karara bağlı ve geçici olduğunda koçluk onunla çalışabilir. Ama suçluluk haftalardır süren, hayatın birçok alanına yayılan ve kişiyi işlevsiz bırakan bir yük hâline gelmişse, koçu durduran üç ilk işaret, 1.4'tekiler, yeniden önem kazanır ve empatik bir dinleyici olmak doğru yardımı vermeye yetmez.
Kabulün de bir sınırı var. Koşulsuz olumlu kabul, danışanın kendine ya da başkasına zarar vereceği bir planı onaylamak anlamına gelmez. Seçimi kim yapıyor sorusunun cevabı danışandır; ama koç, danışanın güvenliğinin ya da başkasının güvenliğinin söz konusu olduğu bir durumda tarafsız bir dinleyici olarak kalamaz. Böyle anlarda izlenecek yol, güvenliği ele alan Seviye 5 modüllerinin konusu.
Pratik
Günlük sorusu
Birini teselli etmek isterken aslında kendi rahatsızlığını mı gidermeye çalıştığın anlar oluyor mu?
Kapanış
- Rogers yardımın merkezine yardım edenin tutumunu koydu: empatik anlayış, koşulsuz olumlu kabul ve içtenlik.
- Bu tutumlar koçluğa dinleme biçimini, yargısız duruşu ve ilişkinin merkezde olduğu fikrini bıraktı; Rogers'ın görüşmeleri kaydedip araştırması da koçluk eğitimindeki kayıt geleneğinin köklerinden biri.
- Empati terapi sonucunun orta güçte bir öngörücüsü, ama tek başına yeterli değil; kabul davranışı onaylamak değildir ve her ikisinin de koçlukta bir sınırı vardır.
Beş soru
- Bir danışan "Patladım, ama haklıydım" diyor. Kabul ile onay arasındaki farkı bu cümleye verilecek iki cevapla göster.
- İçtenlik bir koçluk görüşmesinde nasıl görünür, nasıl görünmez?
- Elliott ve arkadaşlarının bulgusu Rogers'ın "gerekli ve yeterli" iddiası hakkında ne söylüyor?
- Zayıf sürümde Nehir'in "sen çok iyi bir evlatsın" cümlesi neden olumlu bir cümle olduğu hâlde işe yaramadı?
- Rogers'ın görüşmeleri kaydetmesinin bugünkü koçluk eğitimiyle ilgisi nedir?
Yanıtlar
- Onay: "Haklıydın, patlaman çok normal." Kabul: "Patladın ve haklı olduğunu düşünüyorsun." İlki koçu danışanın tarafına geçirir ve tartışmayı kapatır; ikincisi danışanın düşüncesini duyduğunu gösterir ve ona kendi davranışına bakma alanı bırakır.
- Koçun bir teknik uyguluyormuş gibi değil, gerçekten orada olduğu için konuşmasında görünür: bir şeyi anlamadığında bunu söylemesi, duyduğu bir şeyin kendisini etkilediğini uygun bir ölçüde paylaşabilmesi. Kendi duygusunu görüşmenin merkezine koyması ya da yapmacık bir sıcaklık sergilemesi içtenlik değildir.
- Empatinin terapi sonucunun orta güçte bir öngörücüsü olduğunu, yani önemli olduğunu; ama sonucu tek başına açıklamadığını, yani "yeterli" bir koşul olmadığını. Bulgu bir ilişki bulgusu olduğu için empatinin sonucu doğrudan doğurduğunu da göstermiyor.
- Çünkü bir kabul değil, bir hükümdü ve Tuba'nın kendi duygusunu yok saydı. Tuba kendini kötü bir evlat gibi hissediyordu; ona "iyi bir evlatsın" demek bu duyguyu tartışmaya açtı ve "böyle hissetmene gerek yok" cümlesiyle onu düzeltmeye çalıştı. Tuba'nın "peki" cevabı duyulmadığını söylüyordu.
- Rogers yardım ilişkisini kayda alıp inceleyerek onu gizemli bir sanat olmaktan çıkardı ve araştırılabilir hâle getirdi. Bugün koçluk eğitiminde görüşmelerin onayla kaydedilip dinlenmesi, dökümlerin satır satır okunması bu geleneğin devamı.
Sonraki derse köprü
Hümanist psikolojinin bir başka büyük adı, koçluk eğitimlerinde neredeyse her zaman bir piramit çizimiyle anılıyor. 2.3 Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine ve o piramidin hikâyesine bakıyor: çizimin kime ait olduğuna ve katı bir basamak sıralamasının bugün ne kadar desteklendiğine. Bir efsanenin bir kuramdan nasıl ayrıldığını ve koçluk eğitimlerinde neden bu kadar yaşadığını orada göreceğiz.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.