İçeriğe geç

2.1 · Seviye 1 · Zemin

Ebelik sanatı

Sokratik sorgunun "doğurtma" fikrini bugünkü koçluk sorusuyla karşılaştırır, farkını da söyler

Koçluk Akademisi — M02, Felsefi ve Psikolojik Kökler · 1.626 kelime · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme

Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.

Görüşmeden bir an

Pazartesi sabahı, Karşıyaka'dan Konak'a giden vapur. Nehir, Feride Hanım'ın önerdiği eski bir metni okuyor: Platon'un Theaitetos adlı diyaloğu. Bir yeri iki kez okuduktan sonra telefonu çıkarıp Feride Hanım'a yazıyor, sonra arıyor.

Nehir: Sokrates kendini ebeye benzetiyor. Kendisinin bir bilgeliği yokmuş, başkalarının düşüncelerini dünyaya getirmesine yardım ediyormuş. Bu koçluğun ta kendisi değil mi?
Feride Hanım: Okumaya devam ettin mi? Theaitetos'un fikirleri doğduktan sonra Sokrates ne yapıyor?
Nehir: Onları sınıyor. Birer birer çürütüyor. Hepsine "rüzgâr yumurtası" diyor.
Feride Hanım: Peki diyalog nasıl bitiyor?
Nehir: Bir cevap olmadan. Bilginin ne olduğunu bulamıyorlar.
Feride Hanım: O zaman bir ebe mi, bir sınav görevlisi mi? Belki ikisi birden. Bunu düşün.

Sokrates'in kendine dair benzetmesi, koçluğun en eski ve en sık anılan atalarından biri. Ama Feride Hanım'ın sorusu yerinde: bir benzetme bir kimlik değildir. Bu ders Sokrates'in ebelik sanatını yakından okuyor, onu bugünkü koçluk sorusuyla karşılaştırıyor ve ikisinin nerede buluşup nerede kesin biçimde ayrıldığını gösteriyor.

Kavram

Theaitetos'ta Sokrates, genç bir matematikçiye bilginin ne olduğunu soruyor. Theaitetos ilk cevaplarında zorlanınca Sokrates kendini anlatıyor: annesi bir ebeydi ve kendisi de aynı sanatı ruhlar için yapıyor. Kendisi bir bilgelik doğurmuyor; başkalarının içinde taşıdığı düşüncelerin doğmasına yardım ediyor. Ama bir ebeden fazlasını da yapıyor: doğan şeyin gerçek bir düşünce mi, yoksa içi boş bir görüntü mü olduğunu sınıyor.

Diyalog boyunca Theaitetos üç ayrı tanım öneriyor ve üçü de sınanıp düşüyor. Sonunda konuşma bir cevaba varmadan bitiyor.

Bu iki kavram, Sokrates ile bugünkü koç arasındaki benzerliğin sınırını gösteriyor. Benzerlik gerçek. İkisi de soru soruyor. İkisi de cevabı kendisi vermiyor ve karşısındakinin kendi düşüncesini ortaya çıkarmasına çalışıyor. İkisi de bilmemeyi değerli buluyor. Ama farklar en az benzerlikler kadar önemli ve üçü özellikle göze çarpıyor.

Birincisi yargı. Sokratik ebe doğan düşünceyi sınar ve onun doğru mu yanlış mı olduğuna hüküm verir; bir rüzgâr yumurtasını bir kenara bırakır. Bir koç ise danışanın değer ve seçim sorularında onun düşüncesine hüküm vermez. İkincisi gündem. Theaitetos'ta konuyu, "bilgi nedir?" sorusunu, Sokrates getiriyor; Theaitetos ona cevap arıyor. Koçlukta konu danışanın kendisidir. Üçüncüsü amaç. Sokrates evrensel bir tanım, bir doğru arıyor; koç danışanın kendi hayatında bir adım atmasına eşlik ediyor. Bir felsefi açmaz değerli olabilir, ama bir koçluk görüşmesinde danışan çoğu zaman bir yere varmak ister.

Sokratik soru koçluktan silinmiş değil; biçim değiştirmiş olarak yaşıyor. Bugün bir koç bir varsayımı sorgulatan bir soru sorduğunda, "bunu nereden biliyorsun?" ya da "bunun tersi hiç oldu mu?" dediğinde, Sokrates'in sorusunu kullanıyor; ama onu bir çürütme zincirine değil, danışanın kendi düşüncesine bir kez daha bakmasına bağlıyor.

Perde arkası

Diyaloğun nasıl bittiği, benzetmenin koçluğa ne kadar taşınabileceğini anlamak için önemli. Felsefe tarihinin bu diyalog üzerine yazılmış standart başvuru kaynaklarından biri bu sonucu açıkça not ediyor.

Bu metnin felsefi tartışması, Sokrates'in gerçekten hiçbir görüş taşımadığı iddiasının ne kadar inandırıcı olduğu da dahil, Felsefe Akademisi'nde soru sormak ile görüş bildirmek arasındaki farkı işleyen derste ayrıntılı olarak ele alınıyor. Bu ders aynı metne yalnızca koçun gözüyle bakıyor.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Koçluk, Sokrates'in yöntemidir."
Doğrusu

Koçluk Sokratik sorudan esinlenir, ama Sokrates'in yöntemi bir sınama yöntemidir: karşısındakinin tanımını alır, onu çürütmeye çalışır ve çoğu zaman bir açmaza götürür. Bir koçun danışanının hayat seçimlerini bu biçimde sınaması, danışanı savunmaya iter ve gündemi koçun eline geçirir. Esin ile yöntem aynı şey değildir.

Yaygın yanlış"Açmaz her zaman değerlidir; danışan bir yere varmasa da önemli değil."
Doğrusu

Bir felsefe diyaloğunda açmaz kişinin bilmediğini bilmesini sağlar ve bu değerli bir kazanımdır. Bir koçluk görüşmesinde ise danışan kendi hayatında bir şeyi değiştirmek için gelmiştir. Kısa bir belirsizlik dönemi işe yarayabilir, ama görüşmeyi kalıcı bir açmazda bırakan bir koç, danışanın gündemini kendi felsefi zevkine feda etmiş olabilir.

İki sürüm

Pratik üçlüsü. Tuba, eczanedeki sorumluluk teklifini düşünmeye devam ediyor. Koç Nehir, gözlemci Ozan.

Zayıf sürüm

Tuba: İyi bir sorumlu olmak için her şeyi bilmen gerekir. Ben her şeyi bilmiyorum.
Nehir: Her şeyi bilen biri var mı?
Tuba: Yok herhalde.
Nehir: O zaman senin ölçütüne göre kimse sorumlu olamaz. Demek ki inancın tutarsız, değil mi?
Tuba: Öyle oluyor galiba. Ama yine de kendimi hazır hissetmiyorum.

Güçlü sürüm

Tuba: İyi bir sorumlu olmak için her şeyi bilmen gerekir. Ben her şeyi bilmiyorum.
Nehir: Her şeyi bilmen gerekir. Bu düşünce sana nereden geliyor?
Tuba: İlk işe başladığımda sorumlu olan abla her soruyu cevaplardı. Ben de ona bakıp öyle olmak gerektiğini düşündüm.
Nehir: O abla bilmediği bir şey olduğunda ne yapardı?
Tuba: Eczacı Hanım'a sorardı. Hiç aklıma gelmemişti, o da her şeyi bilmiyormuş.

İlk konuşmada Nehir bir Sokratik sınayıcı gibi davranıyor: Tuba'nın inancını alıyor, mantıksal sonucuna götürüyor ve tutarsız olduğunu gösteriyor. Mantık doğru, ama sonuç boş. Tuba tartışmayı kaybediyor, "öyle oluyor galiba" diyor, yine de kendini hazır hissetmiyor. İnanç çürütüldü ama yerinden oynamadı; çünkü inanç bir tanım değil, bir deneyimden geliyordu. İkinci konuşmada Nehir inancı sınamıyor, kaynağını merak ediyor: bu düşünce nereden geliyor? Tuba'nın cevabı bir anı: her soruyu cevaplayan bir sorumlu. Nehir'in ikinci sorusu o anıyı bir gözlem alanına çeviriyor ve Tuba kendi gözleminden yeni bir şey buluyor: o abla da her şeyi bilmiyormuş. İnancı Tuba kendisi gevşetiyor. Fark burada: Sokrates düşünceyi çürütür, koç danışanın kendi düşüncesine yeniden bakmasına yer açar.

Sınır notu

Seçimi kim yapıyor? Sokratik sınama, karşıdakinin vardığı yeri belirlemeye çok yakın durur: sorular bir çürütmeye doğru dizilir ve karşıdaki adım adım oraya götürülür. 0.1'de konuştuğumuz soru kılığındaki tavsiyenin felsefi bir akrabası bu. Bir koç danışanın bir inancını sorgulatırken, inancın yanlış olduğunu göstermeyi değil, danışanın ona yeniden bakmasını amaçlar; varılacak yer danışanındır.

Bir inancı sınamak bazen gerçekten işe yarar. Bilişsel yaklaşımlarda, bir düşüncenin kanıtını danışanın kendisine sordurmak bilinen ve ileride ayrıca işlenecek bir araçtır. Ama oradaki sınama da danışanın kendi hedefi için yapılır ve danışanın onayıyla yürür. Danışanın inancı bir ruh sağlığı sorununun parçası gibi görünüyorsa, örneğin derin ve yaygın bir değersizlik duygusu taşıyorsa, koçun bu inancı mantıkla çürütmeye çalışması doğru yardım değildir; orada koçluğun alanında mı sorusu öne geçer.

Pratik

Günlük sorusu

Bir tartışmayı kazandığın ama karşındakinin fikrini değiştirmediğin son anı hatırlıyor musun?

Kapanış

  1. Sokrates'in ebelik benzetmesi koçluğun en eski atalarından biri: ikisi de soru sorar, cevabı kendisi vermez ve bilmemeyi değerli bulur.
  2. Ayrıldıkları yer yargı, gündem ve amaçtır: Sokratik ebe doğan düşünceyi sınar ve hükmeder, konuyu kendisi getirir ve evrensel bir doğru arar; koç danışanın değer ve seçimlerine hüküm vermez, gündemi danışana bırakır ve onun bir adım atmasına eşlik eder.
  3. Bir inancı çürütmek, onu yerinden oynatmakla aynı şey değildir; koç inancın kaynağını merak ederek danışanın kendi düşüncesine yeniden bakmasına yer açar.

Beş soru

  1. Sokrates kendini neden bir ebeye benzetiyor ve bu benzetmenin koçlukla örtüşen yanı nedir?
  2. "Rüzgâr yumurtası" kavramı, Sokrates'in rolüne bir ebenin rolünden ne ekliyor?
  3. Theaitetos bir açmazla bitiyor. Bir koçluk görüşmesinin kalıcı bir açmazla bitmesi neden sorunlu olabilir?
  4. Zayıf sürümde Nehir'in mantığı doğru olduğu hâlde Tuba'nın inancı neden değişmedi?
  5. Bir koçun danışanın bir inancını sorgulatması hangi koşulda koçluğun sınırı içinde kalır?

Yanıtlar

  1. Çünkü kendisinin bir bilgelik doğurmadığını, başkalarının içinde taşıdığı düşüncelerin doğmasına yardım ettiğini söylüyor. Koçlukla örtüşen yan bu: cevabı kendisi vermiyor, karşısındakinin kendi düşüncesini ortaya çıkarmasına çalışıyor.
  2. Sınama ve yargı işlevini. Bir ebe yalnızca doğuma yardım eder; Sokrates ayrıca doğanın gerçek bir düşünce mi, yoksa içi boş bir görüntü mü olduğunu sınar ve boş olanı bir kenara bırakır. Koçun danışanın değer ve seçim sorularında böyle bir hüküm yetkisi yoktur.
  3. Çünkü danışan kendi hayatında bir şeyi değiştirmek için gelmiştir. Kısa bir belirsizlik işe yarayabilir, ama kalıcı bir açmaz danışanın gündemini bir felsefi sonuca feda edebilir. Felsefi bir konuşmada değerli olan, bir koçluk görüşmesinde aynı değeri taşımayabilir.
  4. Çünkü inanç bir tanımdan değil, bir deneyimden, her soruyu cevaplayan bir sorumlunun anısından geliyordu. Mantıksal çürütme tartışmayı kazandı ama deneyime dokunmadı; Tuba "öyle oluyor galiba" dedi, yine de kendini hazır hissetmedi.
  5. Sorgulama danışanın kendi hedefi için ve onun onayıyla yapıldığında, amaç inancı yanlış göstermek değil danışanın ona yeniden bakmasını sağlamak olduğunda ve inanç bir ruh sağlığı sorununun parçası gibi görünmediğinde.

Sonraki derse köprü

Sokrates'ten yirmi beş yüzyıl sonra, yine yardım etmek için soru soran ama karşısındakinin düşüncesini sınamayı reddeden bir psikolog koçluğun ikinci büyük atası oldu. 2.2, hümanist psikolojinin ve Carl Rogers'ın danışan merkezli yaklaşımının koçluğa bıraktığı mirası ele alıyor: yargısız kabulün, empatik anlayışın ve içtenliğin bugünkü koçluk görüşmesinde nasıl yaşadığını.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.