İçeriğe geç

Ders EN6.2 · C2 · Modül 6.1

İngiliz mizahı neden anlaşılmaz? İroni ve alay

1.252 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Sözel ironi: kastedilenin tersini söylemek: Lovely weather for a picnic.
  2. Alay, sarcasm: hedefi olan keskin ironi; düz, uzatılmış bir tonla: Oh, great. Just brilliant.
  3. Kendini tiye almak, self-deprecation: I'm hopeless at cooking; dostça takılmak, banter: taking the mickey, pulling your leg.
  4. İpuçları: sözcük ile durum arasındaki uyumsuzluk, düz yüz, abartı, ses tonu; emin değilsen sor.
  5. Karşılık: oyuna katıl; alayı dikkatli, doğru kişiyle ve yüz yüze kullan.
  6. Türkçe köprüsü: dalga geçmek, tiye almak, iğnelemek, laf sokmak; İngiliz mizahı daha sık düz yüzle yapılır.

Merak sorusu

Cumartesi sabahı Zeynep, öykü kitabını Mr Wright'a geri veriyor ve öyküleri ne kadar sevdiğini anlatıyor. Mr Wright kitabı alıyor, kapağına bakıyor ve yüzünde tek bir çizgi oynamadan cevap veriyor: "Dreadful book. I've only read it eleven times." Zeynep bir an donup kalıyor. Kitabı sevmiyor mu? O zaman neden hediye etti? Sonra Mr Wright'ın gözlerinin kenarındaki küçük kırışıklıkları görüyor ve anlıyor: şaka yapıyordu. Söylediğinin tam tersini, hiç gülmeden söylemişti. İngilizlerin bu mizahı neden bu kadar zor anlaşılır?

İngiliz mizahının en belirgin özelliklerinden biri ironidir: bir şeyi, kastedilenin tersini ya da ondan çok farklı bir şeyi söyleyerek anlatmak. Bu mizah çoğu zaman düz bir yüzle, gülmeden yapılır ve dinleyenin şakayı kendisinin fark etmesi beklenir. Anadili İngilizce olmayanlar için bu, dilin en zor katmanlarından biridir, çünkü sözcüklerin hepsini anlasan bile asıl anlamı kaçırabilirsin. Bu derste ironiyi, alayı, kendini tiye almayı ve dostça takılmayı tanımayı, ipuçlarını okumayı ve bu mizaha nasıl karşılık vereceğini öğreneceğiz.

Anlatım

İroni: tersini söylemek

Sözel ironi, İngilizcede "verbal irony", bir şeyi kastedilenin tersiyle anlatmaktır. Sağanak yağmurda dışarı bakıp "Lovely weather for a picnic" demek, havanın berbat olduğunu söylemenin ironik bir yoludur. Mr Wright'ın "Dreadful book. I've only read it eleven times" cümlesi de bu türdendir: "dreadful" sözcüğü sevgisini, "only eleven times" ise bu sevginin ne kadar derin olduğunu gizler.

İronide sözcükler ile durum arasında bir uyumsuzluk vardır ve bu uyumsuzluk şakanın kendisidir. Dinleyen, söylenen ile gerçek arasındaki farkı fark ettiğinde gülümser. Bu yüzden ironiyi anlamanın ilk adımı, bağlama bakmak ve "Bu cümle bu durumda gerçekten mantıklı mı?" diye sormaktır.

Alay: ironinin keskin kenarı

Alay, İngilizcede "sarcasm", ironinin bir hedefi olan, biraz daha keskin biçimidir. Birini ya da bir durumu eleştirmek, iğnelemek için kullanılır. Otobüs yarım saat geciktiğinde, düz ve uzatılmış bir sesle söylenen "Oh, great. Just brilliant." bir alaydır: konuşan gerçekte sinirlidir.

Alayın en güçlü ipucu ses tonudur. Düz, alçak ve uzatılmış bir tonlama, abartılı bir coşku ya da göz devirme, sözcüklerin tersinin kastedildiğini gösterir. Önceki bir derste, düz bir tonla söylenen "Thanks a lot" cümlesinin nasıl alaycı duyulabileceğini görmüştün; alay, bu etkinin bilinçli kullanımıdır.

Kendini tiye almak ve dostça takılmak

İngiliz mizahının bir başka sevilen biçimi, kendini tiye almaktır, İngilizcede "self-deprecation". İnsanlar kendi başarılarını küçümser, kendi hatalarıyla şakalaşır: "I'm hopeless at cooking. I once burnt a salad." Bu, alçakgönüllülüğün ve rahatlığın bir işareti olarak görülür; kendini övmek ise çoğu zaman soğuk karşılanır.

Arkadaşlar arasında dostça takılmak da çok yaygındır; buna "banter" denir. Birine "taking the mickey" ya da "pulling your leg" demek, onunla şakalaşmak, ona takılmak anlamına gelir. Bu takılmalar genellikle sevginin ve yakınlığın işaretidir; İngilizler çoğu zaman sevdikleri insanlara daha çok takılır.

İpuçlarını okumak ve karşılık vermek

İroniyi fark etmek için birkaç ipucu vardır: sözcüklerle durum arasındaki uyumsuzluk, düz ve gülmeyen bir yüz, abartı, uzatılmış ya da düz bir ses tonu ve gözlerde küçük bir pırıltı. Emin değilsen, bunu nazikçe sormak her zaman doğrudur: "You're pulling my leg, aren't you?" ya da "Are you being serious?"

İronik bir şakaya karşılık vermenin en iyi yolu, çoğu zaman oyuna katılmaktır. Mr Wright'a "Only eleven? You should read it properly one day" demek, şakayı anladığını ve onun mizahına ortak olduğunu gösterir. Alayı ise kendin kullanırken dikkatli olmak gerekir; yanlış tonla ya da yanlış kişiye söylendiğinde kırıcı olabilir.

Türkçe köprüsü

Türkçe de ironiyi ve alayı çok iyi tanır. Yağmurlu bir günde "Ne güzel hava!" demek ya da bir aksilik karşısında "Tam da bunu bekliyorduk!" diye söylenmek, Türkçe konuşanların her gün kullandığı ironik cümlelerdir. Türkçedeki "dalga geçmek", "tiye almak", "iğnelemek" ve "laf sokmak" deyimleri, İngilizcedeki "sarcasm", "taking the mickey" ve "banter" kavramlarının yakın akrabalarıdır.

Fark, İngiliz mizahının daha sık ve daha düz bir yüzle yapılmasıdır. Türkçede bir şaka çoğu zaman bir gülümseme, bir ses tonu ya da bir "şaka şaka" ile işaretlenir. İngilizcede ise konuşan hiç gülmeyebilir ve şakayı fark etmek tamamen dinleyene bırakılır. Türkçe konuşanlar bu yüzden bir İngiliz'in ciddi göründüğü bir anı gerçekten ciddi sanabilir.

Kendini tiye almak da iki kültürde farklı ölçülerde kullanılır. Türkçede de "Ben yemek yapmayı hiç beceremem" gibi şakalar yapılır, ama İngiliz kültüründe bu alçakgönüllü mizah çok daha merkezîdir. Bir İngiliz'in kendi başarısını küçümsemesini gerçek bir başarısızlık itirafı sanmamak gerekir.

Gerçek hayattan örnekler

Aynı gün öğleden sonra stüdyoda yazıcı bir kez daha bozuluyor ve bütün taslakları buruşturuyor. Hannah kâğıtlara bakıp düz bir sesle konuşuyor.

Hannah'nın iki cümlesinde iki ironi katmanı var. İlki, "that went well", açık bir felaketi başarı gibi anlatıyor. İkincisi, yazıcının "gerçek mesleğini" bulduğunu söyleyerek bir abartıyla durumu şakaya çeviriyor. Owen gülüyor, Zeynep de bu kez şakayı hemen anlıyor ve oyuna katılıyor.

Sık yapılan hata

Yaygın yanlış✗ Mr Wright'ın "Dreadful book" şakasına: "Oh, I'm so sorry you didn't like it." ✓ "Only eleven times? You'll have to read it properly one day." İroniyi kelimesi kelimesine almak, konuşanı ve durumu tuhaf bir noktaya getirir; Mr Wright kitabı gerçekten sevmiyormuş gibi bir cevap, şakayı ıskalamak demektir.
Doğrusu

Hata, sözcüklere odaklanıp düz yüzün ve bağlamın verdiği ipuçlarını gözden kaçırmaktan gelir.

Alayı yanlış yerde kullanmak da bir kaymadır. İyi tanımadığın biriyle, resmî bir toplantıda ya da yazılı bir e-postada alay, çoğu zaman yanlış anlaşılır ve kırıcı olabilir, çünkü ses tonu ve yüz ifadesi kaybolur. Bir de kendini tiye alan birine hemen katılmaktan kaçın: "I'm hopeless at cooking" diyen birine "Yes, you are" demek, şakayı değil kişiyi hedef alır.

Mini alıştırma

  1. Yağmurlu bir günde söylenen "What a beautiful day!" cümlesi hangi mizah türüne örnektir?
  2. İroni ile alay arasındaki temel fark nedir?
  3. "Self-deprecation" ne demektir? Kendinle ilgili küçük bir şakayla göster.
  4. Bir cümlenin ironik olup olmadığından emin değilsen nasıl sorarsın?
  5. "Taking the mickey" ifadesinin Türkçe karşılığı nedir?

Cevaplar

  1. Sözel ironi.
  2. Alay, hedefi olan ve daha keskin, eleştirel bir ironidir.
  3. Kendini tiye almak: I'm hopeless at maps. I once got lost in my own street.
  4. You're pulling my leg, aren't you? ya da Are you being serious?
  5. Birine takılmak, dalga geçmek, tiye almak.

Sesli tekrar görevi

Ardından kendini tiye alan bir cümle kur: "I'm so good at …, I once …". Son olarak bir arkadaşının ironik bir şakasına oyuna katılarak cevap ver ve bir kez de emin olmadığında nazikçe sor: "You're pulling my leg, aren't you?" Kaydını dinlerken düz tonun ironiyi ne kadar güçlendirdiğini ve alaycı tonun ne kadar kolayca sertleşebileceğini fark et.

Özet kartı

  1. Sözel ironi: kastedilenin tersini söylemek: Lovely weather for a picnic.
  2. Alay, sarcasm: hedefi olan keskin ironi; düz, uzatılmış bir tonla: Oh, great. Just brilliant.
  3. Kendini tiye almak, self-deprecation: I'm hopeless at cooking; dostça takılmak, banter: taking the mickey, pulling your leg.
  4. İpuçları: sözcük ile durum arasındaki uyumsuzluk, düz yüz, abartı, ses tonu; emin değilsen sor.
  5. Karşılık: oyuna katıl; alayı dikkatli, doğru kişiyle ve yüz yüze kullan.
  6. Türkçe köprüsü: dalga geçmek, tiye almak, iğnelemek, laf sokmak; İngiliz mizahı daha sık düz yüzle yapılır.

Sonraki derse köprü

Pazartesi sabahı Mrs Patel, kafenin kapısındaki kara tahtaya yeni bir yazı yazıyor ve Zeynep önünden geçerken bir an duruyor. Yazıda bir sözcük, iki farklı anlama birden göz kırpıyor: biri kahveyle, öbürü güzellikle ilgili. Zeynep önce yazım hatası sanıyor, sonra kasıtlı olduğunu anlıyor. İngilizcede sözcüklerin sesi ve anlamıyla oynayan, aynı anda iki anlam taşıyan esprilerin uzun bir geleneği vardır. Sıradaki derste kelime oyunlarını ve çift anlamlılığı öğreneceksin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

  • Açılış: cumartesi sabahı, kafenin önündeki bank; Mr Wright kitabı alıyor, yüzü tamamen ciddi. Sonra gözlerinin kenarında küçük bir kırışıklık belirir ve ekranda minik bir pırıltı parlar.
  • İki katman: Mr Wright'ın cümlesi ekranda iki kat olarak çizilir; üstte "Dreadful book", altta soluk bir yazıyla "I love this book".
  • Ton ölçer: "Oh, great" cümlesi söylenirken bir ton göstergesi düz ve alçak bölgeye iner ve yanında "sarcasm" etiketi belirir.
  • Yazıcı: Hannah konuşurken yazıcı kâğıtları bir öğütücü gibi şeritlere ayırır; Owen'ın kahkahası duyulur.
  • Seslendirme Matilda'nın; ironik cümleler düz, alaycı olanlar uzatılmış bir tonla okunur. Mr Wright kuru ve sevecen, Hannah düz yüzlü ve esprili, Zeynep önce şaşkın sonra oyuna katılan.
  • Karakterler kurgusaldır; kafe ve stüdyonun adı geçmez.

Modül 6.1 — Dilin İncelikleri

Hedef: Mizahı, ironiyi ve kültürel göndermeleri anlar.