İçeriğe geç

Ders EN6.11 · C2 · Modül 6.2

Çeviri teknikleri (Türkçe ↔ İngilizce)

1.241 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Çeviri sözcüğü değil, anlamı, tonu ve etkiyi taşır; alışkanlık bildiren past simple Türkçede çoğu zaman -ardı olur.
  2. Transposition: sözcük türü değişir. Modulation: bakış açısı değişir.
  3. Equivalence: kalıp ifadenin yerine hedef dildeki kalıp. Adaptation: kültürel durumun uyarlanması.
  4. Türkçeden İngilizceye: he veya she, a veya the, -miş için apparently gibi açık seçimler.
  5. İngilizceden Türkçeye: sen ile siz ayarı; kaybolan bilgiyi başka yerde telafi etmek.
  6. Türkçe köprüsü: 1940 Tercüme Bürosu; eklemeli tek sözcük İngilizcede birkaç sözcüğe açılır.

Merak sorusu

Pazar sabahı Zeynep, İzmir'deki annesi için Mrs Doyle öyküsünü Türkçeye aktarmaya oturuyor. Öykünün ikinci cümlesini hızla çeviriyor ve sonucu yüksek sesle okuyor: "Her sabah yeşil bir sürahiyle yolun karşısına geçti ve ona kimsenin vermediği bir ağacı suladı." Sözcüklerin hepsi doğru, hiçbiri eksik değil. Yine de cümle kulağa bir öykü gibi değil, bir tutanak gibi geliyor. Her sözcüğü doğru çevirdiğin hâlde cümle neden yanlış duyulur?

Çünkü çeviri sözcükleri değil, anlamı, tonu ve etkiyi taşır. İki dil aynı dünyayı farklı kalıplarla anlatır; bir dilin kalıbını ötekine olduğu gibi taşımak, okura "bu metin çeviri" diye bağıran bir yabancılık bırakır. Bu derste çevirmenlerin yıllardır kullandığı temel teknikleri öğrenecek, Türkçe ile İngilizce arasındaki en sık tuzakları tanıyacak ve kendi metnini iki yönde de doğal biçimde aktarmayı çalışacaksın.

Anlatım

Sözcüğe değil, anlama sadakat

Zeynep'in ilk denemesinde iki sorun var. İngilizce past simple, burada bir alışkanlığı anlatıyor; Türkçede alışkanlık bildiren geçmiş zaman ise "-ardı" ekiyle kurulur. Ayrıca "ona kimsenin vermediği" ifadesi belirsiz kalıyor, çünkü "ona" başka birini de gösterebilir; Türkçe burada dönüşlü "kendisine" ister. Düzeltilmiş cümle bir öykü gibi akar.

Sözcük sözcük çeviri, İngilizcede "literal translation" diye anılır ve yalnızca iki dilin kalıbının örtüştüğü yerlerde işe yarar. Örtüşmediği yerlerde çevirmenin başka araçlara ihtiyacı vardır. Fransız dilbilimciler Jean-Paul Vinay ile Jean Darbelnet'nin 1958'de sınıflandırdığı çeviri yöntemleri, bugün hâlâ çeviri eğitiminin temel sözlüğüdür; aşağıda bunların en kullanışlı dördünü göreceğiz.

Dört temel teknik

Sözcük türünü değiştirmeye "transposition" denir: anlam aynı kalır, dilbilgisel kılık değişir. İngilizcenin isimle kurduğu bir öbeği Türkçe çoğu zaman fiille kurar. "On her arrival, the café opened" cümlesi Türkçede "O gelir gelmez kafe açıldı" olur; "arrival" ismi, "gelir gelmez" fiil yapısına dönüşür.

Bakış açısını değiştirmek ise "modulation" diye bilinir. Aynı gerçeklik başka bir yönden anlatılır: İngilizcedeki "It's not unusual" Türkçede çoğu zaman olumlu kurulur ve "Bu sık görülür" olur. "Equivalence" ise kalıplaşmış bir ifadenin yerine, hedef dilde aynı durumda söylenen kalıbı koymaktır. Türkçede hasta birine söylenen "Geçmiş olsun", İngilizcede "I hope you feel better soon" olarak karşılık bulur; tek tek sözcüklerin hiçbiri örtüşmez, ama işlev tam olarak aynıdır.

Son teknik "adaptation"dır: kaynak dilin kültüründeki bir durum hedef kültürde yoksa, okurun tanıyacağı bir duruma uyarlanır. Bir İngiliz öyküsünde çaya eklenen süt, Türkçe çeviride olduğu gibi kalabilir; ama bir mizah metninde espri bu ayrıntıya dayanıyorsa, çevirmen Türk okurun güleceği bir karşılık aramak zorunda kalabilir.

Türkçeden İngilizceye: gizli seçimler

Türkçeden İngilizceye çeviride dilbilgisi seni, Türkçenin söylemediği şeyleri söylemeye zorlar. Türkçedeki "o" zamiri cinsiyet taşımaz, İngilizce ise "he" ya da "she" diye seçim ister. Türkçede tanımlık yoktur, İngilizce her isimde "a" ile "the" arasında karar bekler. Duyulan geçmiş zaman eki "-miş" ise İngilizcede tek bir karşılığa sahip değildir; bağlama göre "apparently", "it turned out that" ya da "I heard that" gibi bir ifadeyle açık edilmesi gerekir.

Tersi yönde ise İngilizcenin taşıdığı bazı bilgiler Türkçede kaybolur. "She" sözcüğü çevrildiğinde "o" olur ve cinsiyet bilgisi, gerekiyorsa bir isimle ya da bağlamla geri kazanılmalıdır. İyi çevirmen hangi bilginin kaybolduğunu fark eder ve onu başka bir yerde telafi eder; İngilizcede buna "compensation" denir.

Çeviri kokusu

Türkçede "çeviri kokan" diye anılan metin, sözcükleri doğru ama kalıpları yabancı olan metindir. İngilizceden gelen "Bu, onun hayatının en güzel günüydü" gibi gereksiz "bu" ile başlayan cümleler, "tarafından" yığılmış edilgen yapılar ve her cümlede tekrarlanan "onun" iyeliği, Türkçe bir okura hemen yabancı gelir. İngilizcedeki karşılığına "translationese" denir.

Çeviriyi bitirdikten sonra onu kaynak metni kapatarak, yalnız hedef dilde yüksek sesle okumak, bu kokuyu yakalamanın en güvenilir yoludur. Kulağa ilk kez o dilde yazılmış gibi gelmeyen her cümle yeniden kurulmalıdır.

Türkçe köprüsü

Türkiye'de çevirinin bir kültür politikası olarak ele alındığı dönemlerden biri, 1940'ta Maarif Vekili Hasan Âli Yücel'in öncülüğünde kurulan Tercüme Bürosu'dur. Büro, dünya klasiklerini Türkçeye kazandırmak için çalıştı ve çevirmenler, yabancı metinleri Türkçenin kendi sesiyle aktarmanın yollarını tartıştı. Bu tartışmalar, bugün hâlâ geçerli olan bir soruyu gündeme getirdi: çeviri okura mı yaklaşmalı, yoksa okuru kaynağa mı götürmeli?

Türkçe konuşan bir öğrenci için en büyük avantaj, bu iki dilin ne kadar farklı kurulduğunu içeriden bilmektir. Türkçe yüklemi sona koyar, İngilizce hemen başa yakın yerleştirir. Türkçe bir anlamı tek sözcükte eklerle toplar, İngilizce aynı anlamı birkaç ayrı sözcüğe dağıtır. "Gelemeyeceklermiş" tek bir sözcüktür; İngilizcede "Apparently, they won't be able to come" diye yedi sözcüğe açılır. Bu farkı bilen çevirmen, cümleyi kopyalamaz, yeniden inşa eder.

Gerçek hayattan örnekler

Zeynep öykünün ortasındaki bir diyaloğu çevirirken takılıyor. Kız, ağacı ilk kez suladığı sabah Mrs Doyle'a "Sorry, I didn't know it was yours" diyor. Zeynep önce bunu "Üzgünüm, senin olduğunu bilmiyordum" diye aktarıyor, sonra cümlenin genç bir kızın yaşlı bir komşuya söylediği bir söz olduğunu düşünüyor.

Burada iki seçim var. "Sorry" gündelik bir özür olduğu için "üzgünüm" yerine Türkçede aynı durumda söylenen "Kusura bakmayın" seçiliyor; bu bir eşdeğerlik tercihi. İngilizcede tek bir "you" olduğu için saygı ilişkisi görünmüyor, ama Türkçede kızın yaşlı bir kadına "siz" diye seslenmesi gerekiyor. Çevirmen, İngilizcenin söylemediği bir ilişkiyi bağlamdan okuyup Türkçeye taşıyor.

Annesi çeviriyi okuduktan sonra Zeynep'e kısa bir mesaj yazıyor: "Sanki Türkçe yazılmış gibi, kızım." Zeynep bunu çevirinin alabileceği en iyi övgü olarak kaydediyor.

Sık yapılan hata

Yaygın yanlış✗ "Kolay gelsin" ifadesini "Let it come easy" diye çevirmek.
Doğrusu

✓ Durumu düşünmek: çalışan birine içtenlikle söylenen bu söz için İngilizcede tek bir kalıp yoktur; bağlama göre "Hope it's going well" ya da yalnızca sıcak bir "Hi, how's it going?" doğal karşılıktır. Kalıp ifadeyi sözcük sözcük aktarmak, İngilizce bir okur için anlamsız bir cümle ortaya çıkarır. Bu yanlışın arkasında, her ifadenin öteki dilde bir ikizi olduğu varsayımı yatar.

Ters yönde de benzer bir kayma görülür: İngilizce "I'm fine, thanks" cümlesini her bağlamda "İyiyim, teşekkürler" diye çevirmek. Türkçe bir diyalogda bu yanıt çoğu zaman "İyiyim, sağ ol" ya da "İyiyim, sen nasılsın?" olarak daha doğal durur. Resmî ile samimi arasındaki ayar, çevirinin en kolay kaçırılan katmanıdır.

Mini alıştırma

  1. "Transposition" hangi değişikliği anlatır?
  2. "Geçmiş olsun" ifadesini "I hope you feel better soon" diye çevirmek hangi tekniğe örnektir?
  3. Türkçeden İngilizceye çeviride "o" zamiri neden bir seçim gerektirir?
  4. "Gelemeyeceklermiş" nasıl çevrilebilir?
  5. Çeviri kokusunu yakalamanın en güvenilir yolu nedir?

Cevaplar

  1. Anlam korunurken sözcük türünün değişmesini, örneğin isimden fiile geçişi.
  2. Eşdeğerlik, yani equivalence.
  3. Türkçe "o" cinsiyet taşımaz, İngilizce ise he ya da she arasında karar ister.
  4. Apparently, they won't be able to come.
  5. Kaynağı kapatıp çeviriyi yalnız hedef dilde yüksek sesle okumak.

Sesli tekrar görevi

Ardından kendi yazdığın kısa bir Türkçe paragrafı İngilizceye çevir. Çevirini bitirince Türkçe metni kapat ve yalnız İngilizce metni yüksek sesle oku. Kulağa ilk kez İngilizce yazılmış gibi gelmeyen her cümleyi işaretle ve yeniden kur.

Özet kartı

  1. Çeviri sözcüğü değil, anlamı, tonu ve etkiyi taşır; alışkanlık bildiren past simple Türkçede çoğu zaman -ardı olur.
  2. Transposition: sözcük türü değişir. Modulation: bakış açısı değişir.
  3. Equivalence: kalıp ifadenin yerine hedef dildeki kalıp. Adaptation: kültürel durumun uyarlanması.
  4. Türkçeden İngilizceye: he veya she, a veya the, -miş için apparently gibi açık seçimler.
  5. İngilizceden Türkçeye: sen ile siz ayarı; kaybolan bilgiyi başka yerde telafi etmek.
  6. Türkçe köprüsü: 1940 Tercüme Bürosu; eklemeli tek sözcük İngilizcede birkaç sözcüğe açılır.

Sonraki derse köprü

Çeviri üzerinde çalışırken Zeynep kendi İngilizce öyküsünde de gözünden kaçmış birkaç küçük pürüz buluyor: yanlış yerde duran bir "only", Türkçeden taşınmış bir edat, bir yerde gereksiz bir "the". Yıllardır İngilizce konuşan birinin bile yapabildiği bu tür yanlışlar, dikkat edilmezse metnin inceliğini bozuyor. Sıradaki derste ileri seviyede bile yapılan hataları ele alacağız.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

  • Açılış: pazar sabahı, Zeynep'in masası; bir yanda İngilizce öykü, öbür yanda boş bir Türkçe sayfa.
  • Tutanak ve öykü: aynı cümlenin iki çevirisi yan yana; ilki gri ve katı, ikincisi sıcak renklerle akıyor.
  • Dört teknik: sözcük türünün kılık değiştirmesi, bakış açısının dönmesi, kalıbın kalıpla yer değiştirmesi ve kültürel sahnenin değişmesi dört küçük animasyonla gösterilir.
  • Tek sözcük, yedi sözcük: "Gelemeyeceklermiş" sözcüğü eklerine ayrılır ve her ek İngilizce bir sözcüğe dönüşür.
  • Seslendirme Matilda'nın; Türkçe ve İngilizce cümleler ayrı seslerle, aralarında kısa bir duraklamayla okunur. Zeynep önce kararsız, sonra memnun; annesinin mesajı sıcak.
  • Mrs Doyle, yeşil sürahi ve kızla geçen diyalog uydurmadır; hiçbir yayımlanmış öyküden alınmamıştır.

Modül 6.2 — Ustalık

Hedef: Etkileyici, özgün ve kusursuz metin üretir.