Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Saatin ortası: will be + -ing; At eleven, we'll be walking.
- Son tarihe kadar kapanan iş: will have + üçüncü hâl; By lunchtime, we'll have seen it.
- Geçmişe dair çıkarım: kesinliğe göre must, can't ya da might, ardından have ve üçüncü hâl.
- Pişmanlık ve eleştiri: should have, shouldn't have, could have + üçüncü hâl.
- Olmayan planlar üç biçimde anlatılır: going to, about to ve supposed to; üçünde de önce was, sonda yalın fiil.
- Türkçedeki "-iyor olacak, -miş olacak, -miş olmalı, -meliydi, -ecekti" = İngilizcede her biri ayrı bir yardımcı fiil ve fiil biçimi.
Merak sorusu
Pazar sabahı saat dokuz. Aile nihayet yolda, arabanın arka koltuğunda piknik sepeti, ön koltukta babası direksiyonda. Babası İngilizce pratik yapmak istediği için Zeynep ona günün planını İngilizce anlatıyor: "At eleven, we'll be walking down the old marble street. By lunchtime, we'll have seen the library and the big theatre." Babası gülüyor: "And by the evening, you'll have taken three hundred photos!" Annesi arkadan Türkçe ekliyor: "Dün gidecektik, unutmayın."
Bu sabahın cümlelerinde son modülün bütün zamanları yan yana duruyor. Geleceğe uzanan iki farklı bakış, geçmişe dair tahminler, pişmanlıklar ve gerçekleşmeyen planlar. Bu tekrar, Efes'te geçen bir pazar gününü sabahtan akşama izliyor ve her durakta hangi zaman yapısının iş başında olduğunu gösteriyor.
Anlatım
Sabah: Future Continuous ve Future Perfect
Zeynep'in planında iki gelecek biçimi vardı. "At eleven, we'll be walking down the old marble street" cümlesi, saat on birde sürüyor olacak bir işi gösterdi: Future Continuous. "By lunchtime, we'll have seen the library" ise öğlene kadar tamamlanmış olacak bir işi: Future Perfect. Biri o saatin ortasını, öbürü o saate varılmadan önce kapanan işleri gösterdi.
Babasının şakası da aynı yapıyı kullandı: "By the evening, you'll have taken three hundred photos!" Burada "by" bir son tarihi, "will have taken" ise o son tarihe kadar birikmiş işi anlattı.
Öğlen: çıkarımlar
Otoparka vardıklarında her yer dolu. Zeynep etrafa bakıyor: "Lots of people must have come early." Kalabalık bir ipucuydu; "must have come" neredeyse kesin bir tahmin. Babası mermer taşlara bakıp başını sallıyor: "This street can't have been easy to build." İmkânsıza yakın bir güçlüğü "can't have been" anlattı.
Bir rehber grubunun yanından geçerken annesi bir taşın üstündeki oymayı gösteriyor. Zeynep emin değil: "It might have been a sign for a shop." Burada bir olasılık açık bırakıldı; "might have been" ne kesin ne imkânsızdı.
Öğleden sonra: pişmanlık ve eleştiri
Güneş yükseldikçe Zeynep terliyor: "We should have brought hats." Babası da kendi pişmanlığını ekliyor: "I shouldn't have worn these shoes. My feet are killing me." Annesi ise ikisine de hafif bir sitemle bakıyor: "You could have listened to me. I told you it would be hot!"
Üç cümle üç farklı işi gördü. "Should have brought" yapılması gereken ama yapılmayan işi, "shouldn't have worn" yapılan ama yanlış olan işi, "could have listened" ise kullanılmayan bir fırsatı ve bir sitemi anlattı.
Akşam: gerçekleşmeyen planlar
Dönüş yolunda deniz kenarında balık yiyorlar. Zeynep dünkü karışıklığı hatırlıyor: "We were going to come here yesterday, but the airline called. Mum was about to make the sandwiches!" Babası gülüyor: "And that orange suitcase was supposed to come on Friday." "Were going to" gerçekleşmeyen bir planı, "was about to" başlamak üzereyken yarım kalan bir işi, "was supposed to" ise boşa çıkan bir beklentiyi anlattı.
Türkçe köprüsü
Günün cümlelerini Türkçe söylemeyi denersen, iki dilin nerede buluşup nerede ayrıldığını yeniden görürsün. "Saat on birde yürüyor olacağız" cümlesindeki "-iyor olacak" Future Continuous'a, "öğlene kadar kütüphaneyi görmüş olacağız" cümlesindeki "-miş olacak" ise Future Perfect'e karşılık geldi. Türkçede de iki gelecek biçimi aynı ayrımı yapıyordu: biri anın içini, öbürü anın öncesini gösteriyordu.
"Erkenden gelmiş olmalı", "kolay yapılmış olamaz", "bir dükkân tabelası olabilir" cümleleri "-miş olmalı / olamaz / olabilir" ekleriyle kuruldu; İngilizcede de sırasıyla "must", "can't" ve "might" arkasına bir "have" yapısı geldi. "Şapka getirmeliydik" ve "bu ayakkabıları giymemeliydim" cümlelerindeki "-meliydi" ve "-memeliydi" ekleri "should have" ve "shouldn't have" ile, "beni dinleyebilirdiniz" cümlesindeki "-ebilirdi" ise "could have" ile karşılandı.
Annesinin sabahki "Dün gidecektik" cümlesi ise "-ecekti" ekiyle bir planın gerçekleşmediğini gösterdi; İngilizcede "We were going to go yesterday" oldu. Türkçenin tek bir ekle taşıdığı zaman ve anlam, İngilizcede her seferinde bir yardımcı fiil, "have" ya da "going to" ve bir fiil biçimine dağıldı.
Gerçek hayattan örnekler
Akşam eve dönerken arabanın arka koltuğunda Zeynep, Londra'daki ev arkadaşına yazıyor.
Zeynep'in kısa mesajında modülün dört yapısı birlikte çalıştı: "should have brought" bir pişmanlık, "must have walked" bir çıkarım, "I'll be flying" gelecekteki bir anın içindeki iş, "I'll have eaten" ise bir son tarihe kadar birikmiş iş.
Sophie'nin cevabı kısa ama yine zaman dolu.
Sık yapılan hata
Yaygın yanlış✗ "By the evening, I will take three hundred photos." ✓ "By the evening, I'll have taken three hundred photos." "By" ile bir son tarih verildiğinde, o tarihe kadar tamamlanmış olacak iş için Future Perfect kullanılır.
"Will take" bu cümlede işin akşam yapılacağını anlatır, akşama kadar birikeceğini değil.
Modülün diğer tuzakları da bir günde kolayca birleşir. "The road mustn't have been cheap" yerine "The road can't have been cheap"; "We should brought hats" yerine "We should have brought hats"; "They were going to visited us" yerine "They were going to visit us"; "When you will arrive" yerine "When you arrive".
Mini alıştırma
- "Gelecek pazar bu saatte denizde yüzüyor olacağım" cümlesini İngilizceye çevir.
- "Gelecek cumaya kadar kitabı okumuş olacağım" cümlesini İngilizceye çevir.
- "Kapıyı kilitlemeyi unutmuş olmalıyım" cümlesini "must have" ile kur.
- "Daha erken kalkmalıydım" cümlesini İngilizceye çevir.
- "Sana mektup yazacaktım, ama vakit bulamadım" cümlesini İngilizceye çevir.
Cevaplar
- This time next Sunday, I'll be swimming in the sea.
- I'll have read the book by next Friday.
- I must have forgotten to lock the door.
- I should have got up earlier.
- I was going to write you a letter, but I didn't have time.
Sesli tekrar görevi
Ardından o gün gördüğün bir şey hakkında iki çıkarım yap: biri "must have", biri "can't have" ile. Sonra iki pişmanlık ekle: biri "should have", biri "shouldn't have" ile. Son olarak gerçekleşmeyen bir planı "was going to … but" ile söyle. Kaydını dinlerken her yapıda yardımcı fiili ve fiil biçimini doğru eşleştirdiğinden emin ol: "will be" ile "-ing", "will have" ile üçüncü hâl, "going to" ile yalın fiil.
Özet kartı
- Saatin ortası: will be + -ing; At eleven, we'll be walking.
- Son tarihe kadar kapanan iş: will have + üçüncü hâl; By lunchtime, we'll have seen it.
- Geçmişe dair çıkarım: kesinliğe göre must, can't ya da might, ardından have ve üçüncü hâl.
- Pişmanlık ve eleştiri: should have, shouldn't have, could have + üçüncü hâl.
- Olmayan planlar üç biçimde anlatılır: going to, about to ve supposed to; üçünde de önce was, sonda yalın fiil.
- Türkçedeki "-iyor olacak, -miş olacak, -miş olmalı, -meliydi, -ecekti" = İngilizcede her biri ayrı bir yardımcı fiil ve fiil biçimi.
Sonraki derse köprü
Gece yatarken Zeynep hafta sonunu bir kez daha düşünüyor. Bavul cuma günü gelseydi, Efes'e cumartesi gidebilirlerdi; o zaman pazar günü dinlenirlerdi, babasının ayakları da bu kadar ağrımazdı. Değiştirilemeyecek bir geçmişi hayal etmek, "keşke şöyle olsaydı" diye düşünmek için İngilizcenin özel bir koşul yapısı var. Yeni modülde, ileri koşul yapılarına geçiyoruz. Sıradaki derste Third Conditional ile geçmişi hayalde değiştirmeyi öğreneceksin.