İçeriğe geç

Ders EN4.31 · B2 · Modül 4.5

Tartışmak ve ikna etmek

1.463 kelime · yaklaşık 7 dakika okuma · seslendirme 10 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Argüman: iddia + gerekçe + örnek; because, since, for example, take … as an example.
  2. Teslim etmek: That's a fair point, I take your point, Admittedly …; sonra but, however, at the same time.
  3. Yumuşak itiraz: I'm not sure I agree, I see it a bit differently; You're wrong demekten kaçın.
  4. İkna: ortak hedef, We all want …; soru biçiminde öneri, What if we …? Would it help if …?
  5. Söz almak ve korumak: Can I just come in here? Sorry to interrupt, but … Could I just finish my point?
  6. Toparlamak: So, if I've understood correctly, we all agree that …

Merak sorusu

Perşembe akşamı toplum merkezinin salonu dolu. Önde Helen oturuyor, yanında belediyeden gelen genç bir görevli. Mrs Patel ellerini kucağında kenetlemiş, sırasını bekliyor. Zeynep ile Ryan iki gün boyunca onunla birlikte kısa bir konuşma hazırladılar, ama ilk sözü alan Mr Collins oluyor: "Every morning I push my granddaughter's pushchair down that street, and every morning I have to step into the road. I like the café, but the pavement belongs to everyone." Salonda başlar sallanıyor. Mrs Patel'in sırası geldiğinde, karşısındaki görüşün de haklı yanları olduğunu biliyor. Masalarını savunurken komşusunu nasıl kırmadan ikna edebilir?

Bir fikir bildirmek ile bir tartışmayı yürütmek aynı şey değildir. Fikir bildirmek, "I think" ya da "In my opinion" ile başlayan tek bir cümle olabilir. Tartışmak ise bir iddiayı gerekçe ve örnekle desteklemeyi, karşı görüşü dinleyip kabul edilebilir yanını teslim etmeyi ve sonunda herkesin yaşayabileceği bir öneriye varmayı gerektirir. Bu derste bir argümanın iskeletini kuracak, karşı görüşe saygıyla cevap vermenin kalıplarını öğrenecek ve bir toplantıda söz almanın, sözü korumanın yollarına bakacağız.

Anlatım

Bir argümanın iskeleti

İkna edici bir argüman üç parçadan oluşur: iddia, gerekçe ve örnek. İddia ne düşündüğünü söyler: "The tables are good for our street." Gerekçe nedenini açıklar: "They bring people together and keep the street lively in the evenings." Örnek ise gerekçeyi somut hâle getirir: "Last Friday, more than a hundred neighbours met there for a good cause." Üç parça birlikte, dinleyenin hem aklına hem de hafızasına seslenir.

Gerekçeyi bağlamak için "because", "since", "that's why" gibi araçlar, örneği sunmak için "for example", "for instance", "take … as an example" gibi ifadeler kullanılır. Gerekçesiz bir iddia yalnızca bir görüştür; örneksiz bir gerekçe ise dinleyenin aklında kolayca silinir.

Karşı görüşü teslim etmek

İkna etmenin en güçlü araçlarından biri, karşı görüşün haklı yanını açıkça kabul etmektir. Buna İngilizcede "concession", yani teslim etme denir. "That's a fair point", "I take your point" ya da "Admittedly, …" gibi ifadeler, dinleyene onu duyduğunu gösterir. Ardından "but", "however" ya da "at the same time" ile kendi görüşüne dönülür.

Bu yapı zayıflık değil, güçtür. Karşısındakinin kaygısını ciddiye alan biri, kendi fikrini söylediğinde daha kolay dinlenir. "You're wrong" diye başlayan bir cümle ise dinleyeni savunmaya iter ve konuşma bir tartışmadan bir kavgaya döner.

İkna etmenin dili

İkna ederken ortak bir hedefe işaret etmek işe yarar: "We all want a street that is safe and friendly." Bu cümle iki tarafı karşı karşıya değil, yan yana koyar. Bir öneriyi yumuşak bir soruyla sunmak da kapıyı açık tutar: "What if we kept one side of the pavement completely clear?" ya da "Would it help if the tables went out only after ten?"

Sonuçları göstermek de ikna edicidir: "If we lose the tables, we might lose the only place where neighbours meet." Burada "might" iddiayı aşırıya kaçmadan sunar. Abartılı bir cümle, örneğin "The whole street will die", dinleyenin güvenini sarsar; ölçülü bir cümle ise ciddiye alınır.

Söz almak ve sözü korumak

Bir toplantıda söz almak için kibar kalıplar vardır: "Can I just come in here?", "Sorry to interrupt, but …" ya da "If I could add something …". Sözün kesildiğinde ise kibarca devam etmek mümkündür: "Could I just finish my point?" ya da "Let me just finish, and then I'd love to hear your view." Bu kalıpların ortak yanı, sözü alırken ya da korurken karşındakine saygıyı elden bırakmamaktır.

Bir tartışmayı toparlarken ortak zemini özetlemek iyi bir kapanıştır: "So, if I've understood correctly, we all agree that the pavement needs to be clear in the mornings." Bu cümle, farklı görüşleri tek bir karara doğru yönlendirir.

Türkçe köprüsü

Türkçede de bir tartışmada karşı tarafa hak vermenin kalıpları vardır: "Haklısınız, ama …", "Orası doğru, fakat …", "Kabul ediyorum, yine de …". İngilizcedeki "That's a fair point, but …" yapısı bunlarla neredeyse birebir örtüşür. Fark, İngilizcenin bu teslim cümlesini bir tartışmada daha sık ve neredeyse zorunlu bir nezaket adımı olarak kullanmasıdır.

Türkçede bir karşı çıkış bazen doğrudan başlar: "Hayır, öyle değil." İngilizcede aynı doğrudanlık, özellikle resmî bir toplantıda, kaba duyulabilir. "I'm not sure I agree" ya da "I see it a bit differently" gibi yumuşatılmış girişler, Türkçedeki "Açıkçası ben biraz farklı düşünüyorum" cümlesine yakındır ve toplantı dilinde daha doğaldır.

Öneriyi soru biçiminde sunmak da iki dilde ortak bir nezaket yoludur. Türkçedeki "Şöyle yapsak nasıl olur?" ile İngilizcedeki "What if we …?" aynı işi görür. İngilizcede "what if" yapısından sonra çoğu zaman geçmiş zaman biçimi gelir: "What if we kept one side clear?" Bu, bir kuralı değil, bir olasılığı sunduğunu gösterir.

Gerçek hayattan örnekler

Mrs Patel sırası gelince ayağa kalkıyor. Hazırladıkları konuşmayı kâğıda bakmadan, sakin bir sesle yapıyor.

Mrs Patel'in kısa konuşmasında bir argümanın bütün parçaları vardı. Önce karşı görüşü teslim etti, sonra ortak bir hedef koydu, ardından kendi gerekçesini söyledi ve sonunda bir soruyla öneride bulundu. Mr Collins'in yüzündeki gerginlik yumuşuyor.

Helen tartışmayı toparlıyor. Sonra belediye görevlisine dönüp bir öneri yapıyor.

Sık yapılan hata

Yaygın yanlış✗ "You are wrong. The tables are not a problem." ✓ "I see your point, but I don't think the tables are the real problem." Doğrudan "You are wrong" demek, İngilizce bir toplantıda kaba ve kışkırtıcı duyulur.
Doğrusu

Hata, Türkçedeki doğrudan karşı çıkış alışkanlığını İngilizceye aynen taşımaktan gelir; oysa İngilizcede itiraz çoğu zaman yumuşatılmış bir girişle başlar.

Gerekçesiz iddia da sık görülen bir kaymadır: "The tables are good. Everybody likes them." Buradaki ikinci cümle bir gerekçe değil, bir genellemedir ve kanıtı yoktur. Bir de "What if we move" yerine, öneriyi bir olasılık olarak sunmak için "What if we moved" demenin daha doğal olduğunu unutma; iki biçim de duyulur, ama geçmiş biçim daha nazik bir öneri gibi durur.

Mini alıştırma

  1. "Bu park çocuklar için önemli" iddiasına bir gerekçe ve bir örnek ekleyerek üç cümlelik bir argüman kur.
  2. "You're wrong about the parking" cümlesini yumuşatılmış bir itirazla yeniden yaz.
  3. Karşı görüşü teslim eden iki İngilizce kalıp yaz.
  4. "Otobüsleri akşam dokuza kadar çalıştırsak nasıl olur?" önerisini "What if" ile kur.
  5. Sözün kesildiğinde kibarca devam etmek için ne dersin?

Cevaplar

  1. This park is important for children because it's the only green space nearby. For example, the school uses it every afternoon. Without it, they would have nowhere to play.
  2. I'm not sure I agree about the parking. ya da I see it a bit differently.
  3. That's a fair point. ya da Admittedly, … ya da I take your point.
  4. What if the buses ran until nine in the evening?
  5. Could I just finish my point?

Sesli tekrar görevi

Ardından karşı görüşü savunan birini hayal et ve onun en güçlü cümlesini söyle. Sonra bu cümleye bir teslim kalıbıyla başlayarak cevap ver: "That's a fair point, but …". Konuşmayı ortak bir hedefe işaret eden bir cümle ve "What if we …?" ile bir öneriyle bitir. Kaydını dinlerken sesinin sakin kaldığını ve hiçbir cümlenin abartıya kaçmadığını kontrol et.

Özet kartı

  1. Argüman: iddia + gerekçe + örnek; because, since, for example, take … as an example.
  2. Teslim etmek: That's a fair point, I take your point, Admittedly …; sonra but, however, at the same time.
  3. Yumuşak itiraz: I'm not sure I agree, I see it a bit differently; You're wrong demekten kaçın.
  4. İkna: ortak hedef, We all want …; soru biçiminde öneri, What if we …? Would it help if …?
  5. Söz almak ve korumak: Can I just come in here? Sorry to interrupt, but … Could I just finish my point?
  6. Toparlamak: So, if I've understood correctly, we all agree that …

Sonraki derse köprü

Toplantının sonunda belediye görevlisi Mrs Patel'e bir şey daha söylüyor: deneme ayının sonunda meclisin küçük bir kurulu önünde, beş dakikalık bir sunumla sonuçları anlatması gerekecek. Mrs Patel'in yüzü bir anda soluyor; kalabalık önünde konuşmaktan hiç hoşlanmıyor. Zeynep gönüllü oluyor: sunumu birlikte hazırlayacaklar. Bir sunumun açılışı, bölümleri arasındaki geçişler, görsellerle konuşma ve soruları karşılama, her biri kendine özgü bir dil ister. Sıradaki derste sunum yapmayı öğreneceksin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

  • Açılış: toplum merkezinin salonu, perşembe akşamı; sıralar dolu. Mr Collins ayakta konuşuyor, arkasındaki pencereden sokağın kaldırımı ve masalar görünüyor.
  • Argüman kulesi: üç blok üst üste konur: altta "example", ortada "reason", en üstte "claim". Alttaki blok çekilince kule sallanır.
  • Teslim köprüsü: iki kıyı arasında bir köprü kurulur; ilk tahta "That's a fair point", ikincisi "but", üçüncüsü kendi görüşü.
  • Kaldırım planı: yukarıdan görülen bir sokak; masalar bir tarafa kayar, öbür tarafta bir bebek arabası ve bir tekerlekli sandalye rahatça geçer.
  • Seslendirme Matilda'nın. Mr Collins kararlı ama kibar, Mrs Patel önce gergin sonra sakin ve sıcak, Helen dengeli.
  • Kişiler, toplantı ve belediye kurgu; sokak ve kafe adsızdır.

Modül 4.5 — Gerçek Hayatta İngilizce

Hedef: Gerçek içerikleri anlar, tartışır, sunum yapar.