Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ayarlanmış buluşma: şimdiki zaman + zaman ifadesi: Dad's picking me up at six.
- Tarife: geniş zaman: My flight leaves at ten. The train leaves at eight.
- Verilmiş karar: going to: I'm going to practise every day.
- Anlık teklif ve söz: will: I'll send it to you. I'll text you when I land.
- Tahmin: fikre dayanan will, görünen işarete dayanan going to.
- Yolculuk sözcükleri: departures, check in, suitcase, hand luggage, boarding pass, gate.
Merak sorusu
Yolculuk günü geldi. Zeynep sabah altıda Londra'daki evden çıkıyor, elinde valiz, cebinde pasaport. Havalimanına giden trende telefonu hiç susmuyor: annesi arıyor, Sophie mesaj atıyor, Daniel sesli not bırakıyor. Her konuşma geleceğe dair, ama her biri geleceğe başka bir yerden bakıyor.
Bu tekrar dersi, Zeynep'in yolculuk sabahındaki dört konuşmayı izliyor. Her konuşmada modülün bir parçası iş başında: ayarlanmış buluşmalar, verilmiş kararlar, anlık teklifler, tahminler ve yolculuğun sözcükleri. Dersin sonunda sen de bir yolculuk öncesi kendi telefon konuşmalarını kuracaksın.
Anlatım
Anneyle konuşma: ayarlanmış buluşmalar
Annesi Türkçe konuşuyor ama Zeynep, İngilizce pratik yapmak için planı sonradan İngilizce not ediyor: "Mum says Dad's picking me up at the airport at six. We're eating at my aunt's house tonight." İki cümle de günü ve saati belli, ayarlanmış işler; bu yüzden şimdiki zamanla kuruldu. "At six" ve "tonight" cümleleri geleceğe taşıdı.
Zeynep bir de kendi uçuşunu yazıyor: "My flight leaves at ten." Burada geniş zaman kullanıldı, çünkü kalkış saati bir tarifeye bağlı; kimsenin kararına değil, havayolunun saat çizelgesine. Tarifeler, tren ve uçak saatleri İngilizcede çoğu zaman bu kısa kalıpla söylenir.
Sophie'yle mesajlaşma: anlık teklifler
Sophie'den bir mesaj geliyor: "Did you take your charger? It's on the kitchen table!" Zeynep çantasına bakıyor; şarj aleti yok. Sophie hemen ekliyor: "No problem, I'll post it to you. Or I'll bring it when I come to İzmir!" İki teklif de o anda, konuşurken verildi; bu yüzden "will" geldi.
Zeynep teşekkür ediyor ve bir söz veriyor: "Thank you! I'll bring you some Turkish delight." Söz de bir anlık karardır ve "will" ister.
Daniel'in sesli notu: kararlar ve tahminler
Daniel'in sesli notu uzun ve neşeli: "Have a great trip! While you're away, I'm going to practise my Turkish every day. When you come back, I'm going to surprise you!" Daniel bu kararları önceden vermiş; "going to" bunu gösteriyor.
Ardından bir tahmin ekliyor: "I bet you'll come back with ten kilos of baklava!" Bu tahmin kendi fikrine dayanıyor; bu yüzden "will" ile kuruldu. Zeynep havalimanının camından dışarı bakıp kendi tahminini yazıyor: "Those clouds are very dark. We're going to have a bumpy flight!" Bu kez tahmin görünen bir işarete dayandı ve "going to" ile söylendi.
Havalimanında: yolculuğun sözcükleri
Zeynep havalimanında "Departures" levhasını takip ediyor, bavulunu teslim ediyor ve biniş kartını alıyor. Görevli soruyor: "How many bags are you checking in?" Zeynep cevap veriyor: "Just one suitcase and some hand luggage." "Luggage" sayılamadığı için "some hand luggage" dedi. Görevli biniş kartını uzatıyor: "Your gate is twelve. Boarding starts at nine thirty."
Türkçe köprüsü
Zeynep'in bu sabahki konuşmalarını Türkçeye çevirdiğinde, dört farklı İngilizce yapının Türkçede de farklı eklerle karşılandığı görülür. "Babam beni altıda alıyor" cümlesinde "-yor" eki ayarlanmış bir buluşmayı anlatır; İngilizcede "Dad's picking me up". "Uçağım onda kalkıyor" ya da "onda kalkar" cümlesi bir tarifeyi anlatır; İngilizcede "My flight leaves at ten".
Sophie'nin "Ben gönderirim" teklifi Türkçede geniş zamanla söylenir; İngilizcede "I'll send it". Daniel'in "Her gün Türkçe çalışacağım" kararı ise Türkçede "-ecek" ile, İngilizcede "I'm going to practise" ile kurulur. Türkçenin üç aracı ile İngilizcenin üç kalıbı bu sabahın konuşmalarında birebir buluştu.
Tek bir yerde Türkçe ile İngilizce ayrıştı: tarifeler. Türkçede "Uçak onda kalkıyor" ya da "kalkacak" demek doğaldır. İngilizcede tarife saati için en doğal seçim geniş zamandır: "The plane leaves at ten". Tren, otobüs ve uçak saatlerinde bu kısa kalıbı hatırlamak işini kolaylaştırır.
Gerçek hayattan örnekler
Aşağıda Zeynep'in yolculuk sabahı kısa bir özet hâlinde var. Oku ya da dinle ve her cümlenin hangi gelecek kalıbıyla kurulduğunu fark et.
Beş cümlede dört farklı yapı: tarife için geniş zaman, randevu için şimdiki zaman, verilmiş söz için "will", karar için "going to" ve fikre dayanan tahmin için yine "will". Zeynep bu sabah, farkında olmadan, modülün bütün kalıplarını kullandı.
Uçak kalkmadan önce Zeynep, Daniel'e son bir mesaj yazıyor: "I'm boarding now. I'll text you when I land!" Birincisi şu anda olan bir eylem, ikincisi bir söz.
Sık yapılan hata
Yaygın yanlış✗ "My flight is going to leave at ten." (tarife saatini söylerken) ✓ "My flight leaves at ten." Tarifeye bağlı saatler için geniş zaman kullanılır.
Hata, her gelecek olayı "going to" ile anlatma alışkanlığından gelir; oysa uçağın kalkışı bir karar değil, bir programdır.
Uzun bir konuşmada bir başka yaygın kayma, teklif ve sözlerde "will" yerine geniş zamanı kullanmaktır: "No problem, I post it to you." Anlık bir teklif ya da söz "will" ister: "No problem, I'll post it to you."
Mini alıştırma
- "Babam beni saat altıda alıyor" cümlesini İngilizceye çevir.
- Tren saatini söylerken hangi zaman en doğaldır? Bir örnek ver.
- Arkadaşın şarj aletini unuttuğunu söylüyor; "Ben gönderirim" nasıl söylenir?
- Kara bulutlara bakarak "Sarsıntılı bir uçuş olacak" demek İngilizcede nasıl söylenir?
- "How many bags are you checking in?" sorusuna bir valiz ve biraz el bagajıyla cevap ver.
Cevaplar
- "Dad's picking me up at six."
- Geniş zaman: "The train leaves at eight."
- "I'll send it to you."
- "We're going to have a bumpy flight."
- "Just one suitcase and some hand luggage."
Sesli tekrar görevi
Konuşmalara yolculuğun tarife saatini de ekle: "My train leaves at…". En az dört yolculuk sözcüğü kullan: "ticket", "luggage", "check in", "gate" gibi. Kaydını dinlerken her cümle için kendine sor: bu bir tarife mi, bir randevu mu, bir karar mı, bir teklif mi, bir tahmin mi?
Özet kartı
- Ayarlanmış buluşma: şimdiki zaman + zaman ifadesi: Dad's picking me up at six.
- Tarife: geniş zaman: My flight leaves at ten. The train leaves at eight.
- Verilmiş karar: going to: I'm going to practise every day.
- Anlık teklif ve söz: will: I'll send it to you. I'll text you when I land.
- Tahmin: fikre dayanan will, görünen işarete dayanan going to.
- Yolculuk sözcükleri: departures, check in, suitcase, hand luggage, boarding pass, gate.
Sonraki derse köprü
Zeynep İzmir'e iniyor, ama bavul bandında valizi görünmüyor. Kayıp eşya bürosundaki görevli soruyor: "Can you describe your suitcase?" Zeynep düşünüyor: büyük müydü, eski miydi, mavi miydi? Cevabı "It's a big old blue suitcase" oluyor. İngilizcede bir ismin önüne birden çok sıfat geldiğinde, bu sıfatlar rastgele değil, belirli bir sırayla dizilir. Sıradaki modülde karşılaştırmaya geçerken önce bu sırayı öğreneceksin.