Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İngilizce sorar: bu gelecek, şimdiki durumla nasıl bağlantılı?
- Going to: önceden verilmiş karar ya da gözle görülen belirtiden çıkan tahmin.
- Will: anlık karar, teklif, söz, fikre dayanan tahmin.
- Şimdiki zaman + zaman ifadesi: ayarlanmış, takvime yazılı buluşma.
- Türkçe de birden çok araç kullanır: "-ecek" çoğu zaman going to, "-ır" ve "-eyim" will, "-yor" randevu.
- Sınırlar yumuşaktır; en önemli iki hata anlık teklifte "going to" ve randevuda geniş zaman.
Merak sorusu
Daniel Türkçe öğreniyor ve Zeynep'e bir soru soruyor: "In Turkish, how do you say 'I'm going to call my mum', 'I'll call my mum' and 'I'm calling my mum tomorrow'?" Zeynep üçünü de düşünüyor ve gülerek cevap veriyor: "Annemi arayacağım. Annemi arayacağım. Yarın annemi arayacağım. Hepsi aynı!" Daniel şaşırıyor: "Really? Then how do you know which one I mean?"
Daniel'in sorusu yerinde. İngilizce geleceği üç ayrı kalıpla anlatıyor ve her biri başka bir şey söylüyor: bir karar, anlık bir teklif, ayarlanmış bir buluşma. Türkçede ise çoğu zaman tek bir ek, "-ecek", hepsini karşılıyor gibi görünüyor. Ama gerçekten öyle mi? Bu Türkçe Köprüsü dersi, iki dilin geleceği nasıl böldüğünü karşılaştırıyor ve Türkçenin de aslında birden çok araç kullandığını gösteriyor.
Anlatım
İngilizcenin sorduğu soru
İngilizcede gelecek zamanı seçerken asıl soru "ne zaman olacak?" değildir; olay zaten gelecekte. Asıl soru şudur: "bu gelecek, şu anki durumla nasıl bağlantılı?" Kararı konuşmadan önce mi verdin, yoksa şimdi mi? Olay takvime yazılmış mı? Tahminin görünen bir işarete mi, yoksa kendi fikrine mi dayanıyor?
Bu soruların cevabına göre kalıp değişir. Önceden verilmiş bir karar ya da gözle görülen bir belirtiye bakarak yapılan tahmin "going to" ister: "I'm going to call my mum", "Look at the sky, it's going to snow". Konuşma anında verilen bir karar, bir teklif, bir söz ya da fikre dayanan bir tahmin "will" ister: "I'll call you later", "I think she'll love it". Başkalarıyla ayarlanmış, günü belli bir buluşma ise şimdiki zamanı ister: "I'm meeting Daniel tomorrow".
Aynı cümle, üç durum
Aynı olayı üç farklı durumda düşün. Sabah uyandın ve bugün annemi arayayım dedin; akşam arkadaşın sorunca "I'm going to call my mum tonight" dersin, çünkü karar önceden verildi. Arkadaşın "Annen seni merak ediyor" dediği anda karar verirsen "Oh, I'll call her now" dersin, çünkü karar o anda doğdu. Annenle önceden konuşup "saat sekizde görüntülü konuşalım" diye sözleştiyseniz "I'm calling my mum at eight" dersin, çünkü bu ayarlanmış bir buluşmadır.
Olay aynı, gelecek aynı. Değişen, konuşanın o olaya nereden baktığıdır. İngilizce bu bakış açısını dilbilgisine yazar.
Sınırlar yumuşaktır
Bu üç kalıp birbirinden duvarlarla ayrılmaz. "I'm going to see Edith on Sunday" ile "I'm seeing Edith on Sunday" çoğu zaman aynı şeyi söyler. Tahminlerde "It will get hot" ile "It's going to get hot" arasındaki fark çoğu konuşmada hissedilmez. İngilizce konuşanlar bu kalıpları bir kural kitabından değil, bir his olarak seçer.
Bu yüzden yanlış kalıbı seçmek genellikle anlamı bozmaz; yalnızca biraz yabancı duyulur. En belirgin hata, anlık bir teklifte "going to" kullanmak ya da bir randevuyu geniş zamanla anlatmaktır. Bunların dışında, üç kalıptan hangisini seçersen seç, dinleyen seni anlar.
Türkçe köprüsü
Türkçe gerçekten tek bir gelecek zamanla mı yetiniyor? Günlük konuşmaya dikkatle bakınca cevap hayırdır. Türkçe de geleceği birden çok araçla anlatır, sadece bunlara dilbilgisi kitaplarında "gelecek zaman" adını vermeyiz.
"-ecek" eki çoğu zaman bir niyeti ya da tahmini anlatır: "Yarın annemi arayacağım", "Yağmur yağacak". Bu, İngilizcedeki "going to" ve tahmin anlamındaki "will" ile örtüşür. "-yor" eki ise ayarlanmış yakın bir geleceği anlatır: "Haftaya Ankara'ya gidiyoruz", "Akşam Edith'le yemek yiyoruz". Bu, İngilizcedeki randevu anlamlı şimdiki zamanın tam karşılığıdır.
Geniş zaman eki "-ır" ise anlık teklifleri ve sözleri taşır: "Seni sonra ararım", "Ben hallederim", "Merak etme, gelirim". Bu da İngilizcedeki "will" ile örtüşür. İstek eki "-eyim" de aynı işi yapar: "Ben açayım", "Yardım edeyim". Yani Türkçe de geleceğe birden fazla yoldan bakar; farkı, bu yolların adını koymamasıdır.
Bu gözlem işini kolaylaştırır. İngilizce bir gelecek cümlesi kurmadan önce, aynı şeyi Türkçede nasıl söyleyeceğini düşün. "Ararım" diyorsan "will", "arıyorum" diyorsan şimdiki zaman, "arayacağım" diyorsan çoğu zaman "going to" doğru seçimdir. Kural her zaman işlemez, ama başlangıç için güvenilir bir pusuladır.
Gerçek hayattan örnekler
Zeynep, Daniel'e örneklerle açıklıyor.
Daniel hemen not alıyor. Zeynep'in açıklaması, İngilizcenin üç kalıbını Türkçenin kendi içindeki üç aracına bağladı. Daniel artık Türkçe cümle kurarken de İngilizcedeki bakış açısını kullanabilir.
Sonra Daniel denemek istiyor.
Daniel'in Türkçe cümlesi doğruydu. Anlık bir teklif Türkçede geniş zamanla, İngilizcede "will" ile söylendi. İki dil farklı ekler kullansa da aynı bakış açısını paylaştı.
Sık yapılan hata
Yaygın yanlış✗ "Your bag is heavy. I'm going to carry it." (teklif o anda veriliyorsa) ✓ "Your bag is heavy. I'll carry it." Anlık teklifler "will" ile söylenir.
Hata, Türkçedeki "-ecek" ekini her gelecek cümlesinde "going to" ile karşılamaktan gelir; oysa Türkçede de bu teklif "Ben taşırım" diye, geniş zamanla söylenir.
Ters yönde bir kayma da görülür: ayarlanmış bir buluşmayı "will" ile anlatmak: "I will meet my doctor tomorrow at ten." Anlaşılır, ama doğal değildir. Takvimdeki bir randevu için "I'm seeing my doctor tomorrow at ten" demek daha doğaldır; Türkçede de "Yarın saat onda doktora gidiyorum" deriz.
Mini alıştırma
- Türkçedeki "Seni sonra ararım" cümlesi İngilizcede hangi kalıpla söylenir?
- "Haftaya Ankara'ya gidiyoruz" cümlesi İngilizcede hangi kalıba karşılık gelir?
- Kara bulutlara bakarak "Fırtına çıkacak" demek İngilizcede nasıl söylenir?
- Arkadaşının elleri dolu; "Kapıyı ben açayım" nasıl söylenir?
- "I'm going to study Italian" ile "I'm starting an Italian course on Monday" arasındaki fark nedir?
Cevaplar
- "Will" ile: "I'll call you later."
- Randevu anlamlı şimdiki zamana: "We're going to Ankara next week."
- "There's going to be a storm."
- "I'll get the door."
- Birincisi bir niyet ya da karar, ikincisi günü belli, ayarlanmış bir iş.
Sesli tekrar görevi
Ardından iki olay daha seç, örneğin "annemi aramak" ve "bir film izlemek", ve her biri için aynı üçlüyü kur. Kaydını dinlerken her cümlede kendine sor: bu kararı ne zaman verdim, bu olay takvimde mi? Cevap, doğru kalıbı gösterir.
Özet kartı
- İngilizce sorar: bu gelecek, şimdiki durumla nasıl bağlantılı?
- Going to: önceden verilmiş karar ya da gözle görülen belirtiden çıkan tahmin.
- Will: anlık karar, teklif, söz, fikre dayanan tahmin.
- Şimdiki zaman + zaman ifadesi: ayarlanmış, takvime yazılı buluşma.
- Türkçe de birden çok araç kullanır: "-ecek" çoğu zaman going to, "-ır" ve "-eyim" will, "-yor" randevu.
- Sınırlar yumuşaktır; en önemli iki hata anlık teklifte "going to" ve randevuda geniş zaman.
Sonraki derse köprü
Zeynep'in İzmir yolculuğuna iki hafta kaldı ve Sophie de yaz tatili için bir plan yapmaya başladı. Uçak bileti almak, otel ayırtmak, bavul hazırlamak, pasaportu kontrol etmek: bir tatil planının her adımı kendine özgü sözcükler ister. Üstelik bu derste gördüğün üç gelecek kalıbı, bir tatil planını anlatırken hep birlikte iş başındadır. Sıradaki derste tatil planlamanın sözcüklerini öğrenip bir planı dinleyeceksin.