Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kendini tanıtmak: This is Zeynep / It's Zeynep; seni sorduklarında: Speaking.
- Birini istemek: Can I speak to…? / Is … there? / resmî: May I speak to…?
- Bekletmek: Hold on, please / Just a moment; kim arıyor: Who's calling, please?
- Kişi yoksa: I'm afraid she's not here. Can I take a message? / Can you ask her to call me back?
- Anlamadığında: Can you say that again? Can you spell that? Could you speak more slowly?
- Türkçedeki "Ben Zeynep" telefonda This is Zeynep olur; "Kim arıyor?" = Who's calling?, "Who are you?" değil.
Merak sorusu
Arayan ses kibar ama aceleci: "Hi, is that Zeynep? This is Karen from the health centre." Zeynep elindeki kaşığı bırakıyor ve refleksle Türkçedeki gibi cevap veriyor: "Yes, I am Zeynep." Karen bir an duraksıyor, sonra devam ediyor: "Great. I'm calling about Mrs Edith Brown's appointment." Konuşma iyi gidiyor, ta ki Karen bir tarih ve bir kod söyleyene, Zeynep de hiçbirini yakalayamayana kadar.
Telefonda konuşmak, yüz yüze konuşmaktan daha zordur: karşındakinin yüzünü, ellerini, dudaklarını göremezsin. Bu yüzden İngilizce telefonda kendine özgü, kısa ve kalıplaşmış ifadeler kullanır: kendini tanıtmak için, birini istemek için, beklemek için, anlamadığını söylemek için ve mesaj bırakmak için. Zeynep'in "I am Zeynep" cevabı yanlış değildi, ama telefonun alışılmış dili başkadır. Bu ders telefonda en sık kullanılan kalıpları anlatıyor.
Anlatım
Kendini tanıtmak: this is, speaking
Telefonda kendini tanıtırken "I am" yerine "This is" ya da "It's" kullanılır: "Hello, this is Zeynep." "Hi, it's Zeynep." Biri seni sorduğunda, telefonu açan sensen, tek bir sözcük yeter: "Speaking." Yani "benim, buyurun". Karşındakinin kim olduğunu sormak için "Who's calling, please?" denir. "Who are you?" sorusu telefonda kaba duyulur; bunun nedenini Türkçe köprüsünde göreceksin.
Birini istemek ve bekletmek
Aradığın kişiyi istemek için "Can I speak to Sophie, please?" ya da daha gündelik "Is Sophie there?" kullanılır. Daha resmî bir kalıp da vardır: "May I speak to…?" Bu kalıbı bir şirket ya da resmî bir kurum aradığında sık duyarsın.
Karşındakinden beklemesini istemek için "Hold on, please", "Just a moment" ya da "One moment, please" denir. Kişiyi çağırırken "I'll get her for you" denir; burada bir önceki dersteki "get" fiili "getirmek, çağırmak" anlamında çalışıyor.
Kişi yoksa: mesaj almak ve bırakmak
Aranan kişi evde değilse kibarca söylenir: "I'm afraid she's not here at the moment." "I'm afraid" burada korkmak değil, "maalesef" anlamındadır. Ardından mesaj teklif edilir: "Can I take a message?" Mesaj bırakan kişi şöyle der: "Can you tell her Karen called?" ya da "Can you ask her to call me back?" Mesajı alan kişi de söz verir: "Sure, I'll tell her."
Anlamadığında
Telefonda duymadığın ya da anlamadığın bir şey olduğunda sormaktan çekinme: "Sorry, can you say that again?", "Can you speak more slowly, please?", "Can you spell that, please?" Hat kötüyse: "Sorry, the line is bad" ya da "You're breaking up." Aynı sorunun daha kibar bir biçimi de sık duyulur: "Could you say that again, please?" Bu kalıbı şimdilik hazır bir ifade olarak öğrenebilirsin.
Sayıları ve adları kontrol etmek için duyduğunu tekrar et: "So that's Thursday the fourteenth at ten thirty?" Telefon numaralarının rakam rakam söylendiğini, sıfırın "oh", çift rakamların "double" diye okunduğunu Seviye 0'dan hatırlıyorsun.
Türkçe köprüsü
Türkçede telefonu "Alo?" diye açarız; İngilizcede "Hello?" denir. Kendini tanıtırken Türkçede "Ben Zeynep" deriz ve bu, İngilizceye kelime kelime "I am Zeynep" diye taşınır. İngilizce ise telefonda sesi bir nesne gibi gösterir: "This is Zeynep", "It's Zeynep", yani "bu ses Zeynep'in". Karşındakine "Is that Karen?" diye sorulur, "Are you Karen?" diye değil.
"Kim arıyor?" sorusu Türkçede gayet doğaldır. İngilizcede aynı soru "Who's calling, please?" olur. "Who are you?" ise telefonda kaba ve şüpheci duyulur; sokakta bir yabancıya sorar gibidir.
"Bir dakika" Türkçede hem gerçek bir dakikayı hem de "biraz bekle" anlamını taşır. İngilizcede telefonda "Just a moment" ya da "Hold on" kullanılır. Türkçedeki "maalesef" ise telefonda çoğu zaman "I'm afraid" ile başlar: "I'm afraid he's busy." Bu kalıp kötü haberi yumuşatır ve konuşmayı kibar tutar.
Gerçek hayattan örnekler
Zeynep toparlanıyor ve Karen'la konuşmayı baştan düzgünce yürütüyor. Bu kez bir kâğıt kalem de hazırda.
Zeynep önce tekrar istedi, sonra duyduğunu yüksek sesle kontrol etti. Telefonda bir tarihi ya da saati doğrulamanın en güvenli yolu budur.
Bir saat sonra evin sabit telefonu çalıyor. Zeynep açıyor; arayan Sophie'nin iş arkadaşı Mark.
Konuşmada telefonun temel adımlarının hepsi vardı: birini istemek, yokluğunu kibarca söylemek, kimin aradığını sormak, mesaj bırakmak ve söz vermek. Zeynep mesajı hemen buzdolabındaki kâğıda not ediyor.
Sık yapılan hata
Yaygın yanlış✗ "Hello, I am Zeynep." ✓ "Hello, this is Zeynep." ya da "Hi, it's Zeynep." Telefonda kendini tanıtırken "this is" ya da "it's" kullanılır.
Hata, Türkçedeki "Ben Zeynep" kalıbını kelime kelime aktarmaktan gelir.
Bir başka kayma da karşıdakini sorarken çıkar: "Who are you?" sorusu telefonda kaba duyulur. Kibar ve doğal olan "Who's calling, please?" ya da tanıdık birine "Who's this?" sorusudur.
Mini alıştırma
- Telefonu açtın, arayan "Can I speak to Zeynep?" diyor ve Zeynep sensin. Tek sözcükle nasıl cevap verirsin?
- "Sophie orada mı?" sorusunu telefonda nasıl sorarsın?
- "Maalesef şu an burada değil" cümlesini İngilizceye çevir.
- Karşındakinden adını harf harf söylemesini nasıl istersin?
- "Hello, I am Tom" cümlesini telefona uygun hâle getir.
Cevaplar
- "Speaking."
- "Is Sophie there?" ya da "Can I speak to Sophie, please?"
- "I'm afraid she's not here at the moment."
- "Can you spell that, please?"
- "Hello, this is Tom." ya da "Hi, it's Tom."
Sesli tekrar görevi
Ardından arayan olarak bir mesaj bırak: bir saat ve bir tarih ver, geri aranmak istediğini söyle. Ev arkadaşı olarak duyduğun tarihi ve saati "So that's…?" ile kontrol et. Kaydını dinlerken kendini "I am" ile tanıtmadığından ve sayıları rakam rakam, net söylediğinden emin ol.
Özet kartı
- Kendini tanıtmak: This is Zeynep / It's Zeynep; seni sorduklarında: Speaking.
- Birini istemek: Can I speak to…? / Is … there? / resmî: May I speak to…?
- Bekletmek: Hold on, please / Just a moment; kim arıyor: Who's calling, please?
- Kişi yoksa: I'm afraid she's not here. Can I take a message? / Can you ask her to call me back?
- Anlamadığında: Can you say that again? Can you spell that? Could you speak more slowly?
- Türkçedeki "Ben Zeynep" telefonda This is Zeynep olur; "Kim arıyor?" = Who's calling?, "Who are you?" değil.
Sonraki derse köprü
Sophie eve dönünce Zeynep ona haber verecek; ama önce, işte olduğu için kısa bir mesaj yazmaya karar veriyor. Edith'e de randevu bilgisini bir e-postayla göndermek istiyor. İki yazı çok farklı olacak: biri bir arkadaşa hızlı bir not, öteki biraz daha düzenli bir e-posta. Hitap, kapanış ve cümlelerin uzunluğu değişecek. Sıradaki derste kısa e-posta ve mesaj yazmayı öğreneceksin.