Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Have to: bir kuraldan ya da başkasından doğan zorunluluk; must: konuşanın kendi zorunluluğu ya da ısrarı.
- Mustn't: yasak; don't have to: zorunlu değil, karar senin.
- Should: tavsiye; olumsuz tavsiyede olumsuzluk think fiiline geçer: I don't think you should…
- Geçmiş: had to zorunluluk, didn't have to serbestlik; must'ın geçmiş biçimi yoktur.
- Doktorda: My knee hurts; Where does it hurt? How long have you had it?
- Türkçedeki "-malısın" kural da tavsiye de olabilir; "-mamalısın" yasak, "zorunda değilsin" serbestliktir.
Merak sorusu
Doktor dönüşü Edith koltuğuna yerleşiyor, dizinin altına bir yastık koyuyor. Zeynep mutfak masasına oturup buzdolabına asılacak bir kâğıt hazırlıyor: "Edith's week". Edith gözlüklerinin üstünden bakıyor: "Are you writing rules for me, dear? I'm eighty-one, not eight!" Zeynep gülüyor: "Not only rules. Some things are rules, some are just ideas, and some things aren't necessary at all."
Zeynep'in kâğıdı bu modülün küçük bir haritası gibi. Bazı satırlar doktordan gelen zorunlulukları, bazıları yasakları, bazıları serbestlikleri, bazıları da yalnızca dostça tavsiyeleri anlatıyor. Bu tekrar dersi, o kâğıdın satırlarını tek tek okuyor. İki zorunluluk kalıbının farkını, iki olumsuz kalıbın zıtlığını, "should" ile verilen tavsiyeyi ve doktorda öğrendiğin sözcükleri bir arada göreceksin.
Anlatım
Doktorun kuralları: have to
Kâğıdın ilk bölümü doktordan geliyor: "You have to see the doctor again if your knee doesn't get better in two weeks. You have to take your appointment card with you." Bu satırlar "have to" ile yazıldı, çünkü kural Edith'in ya da Zeynep'in değil, doktorun. Dışarıdan gelen bir zorunluluk.
Edith bir satır ekliyor, kendi el yazısıyla: "I must call Tom tonight." Bu satırda "must" var, çünkü karar Edith'in kendi kararı; kimse ona bunu zorunlu kılmadı.
Yasaklar ve serbestlikler: mustn't, don't have to
İkinci bölüm iki sütuna ayrılmış. Sol sütunda kırmızı kalemle yasaklar: "You mustn't carry heavy bags. You mustn't climb on chairs to reach the top shelf." Sağ sütunda yeşil kalemle serbestlikler: "You don't have to go shopping on Tuesday. Tom and I will go. You don't have to make lunch every day, there's soup in the freezer."
Edith kırmızı sütunu okuyunca kaşlarını çatıyor, yeşil sütunu okuyunca gülümsüyor. İki sütunun cümleleri de olumsuz; yine de soldakiler bir sınır çiziyor, sağdakiler bir yükü hafifletiyor.
Tavsiyeler: should
Üçüncü bölüm "Ideas" başlığını taşıyor: "You should keep your knee warm. You should walk a little in the garden every day. I don't think you should watch TV until midnight!" Edith sonuncuya itiraz ediyor: "That's not medicine, that's your opinion!" Zeynep kabul ediyor: tam da bu yüzden o satır "should" ile, "I don't think" diye yumuşatılarak yazıldı.
Geçmişe bakış: had to, didn't have to
Akşam Tom arıyor ve Edith ona günü anlatıyor: "We had to wait forty minutes, but I didn't have to fill in any forms. The doctor looked at my knee and said it isn't serious." Bekleme bir zorunluluktu ve "had to" ile anlatıldı; formlar ise gerekmedi, bu yüzden "didn't have to" geldi.
Türkçe köprüsü
Zeynep'in kâğıdı Türkçe yazılsaydı, satırların çoğu "-malı" ya da "zorunda" ile biterdi. "Randevu kartını yanına almak zorundasın" dışarıdan gelen bir zorunluluk; İngilizcede "have to". "Tom'u aramalıyım" Edith'in kendi kararı; İngilizcede "must".
Yasak ile serbestlik ayrımını Türkçe zaten net yapar: "Ağır çanta taşımamalısın" bir yasaktır, "Salı günü alışverişe gitmek zorunda değilsin" bir serbestliktir. İngilizcede bu iki anlamı iki ayrı olumsuz kalıp taşır. Tuzak, iki kalıbın olumlu hâllerinin birbirine çok benzemesidir.
Tavsiyede ise Türkçenin "-malısın" eki yine iki anlama gelebilir: "Dizini sıcak tutmalısın" hem bir kural hem bir öneri olabilir. İngilizcede öneri için "should" seçilir; olumsuz öneride olumsuzluk "think" fiiline taşınır. Doktordaki "dizim ağrıyor" cümlesi ise "My knee hurts" olur; iyelik sözcüğü "my" atlanmaz.
Gerçek hayattan örnekler
Aynı akşam Zeynep eve dönünce Ryan'ın yüzme çantasını kapının önünde buluyor. Ryan havuzun yeni kurallarını okuyor.
Üç cümlede üç farklı kalıp: bir kural, bir yasak ve bir serbestlik. Ryan sonra Zeynep'e dönüyor: "My back hurts a bit. What should I do?" Zeynep gülüyor: "You should stop asking me and start stretching!"
Gece Zeynep annesine kısa bir mesaj yazıyor.
Mesajda modülün beş kalıbı arka arkaya geldi: "had to", "hurts", "has to", "mustn't" ve "should".
Sık yapılan hata
Yaygın yanlış✗ "You mustn't make lunch every day, there's soup in the freezer." ✓ "You don't have to make lunch every day, there's soup in the freezer." Zeynep, Edith'e yemek yapmayı yasaklamıyor; yalnızca her gün yapmasına gerek olmadığını söylüyor.
"Mustn't" kullanmak bu dostça cümleyi bir yasağa çevirir.
Tavsiye cümlelerinde de bir kayma sık görülür: "You must keep your knee warm" demek, bir arkadaşın ağzından emir gibi çıkabilir. Doktorun kesin bir kuralı değilse, "You should keep your knee warm" daha doğal ve daha naziktir.
Mini alıştırma
- "You have to take your appointment card with you" cümlesindeki zorunluluk kimden geliyor?
- Edith "I must call Tom tonight" derken neden "must" kullanıyor?
- "Salı günü alışverişe gitmek zorunda değilsin" cümlesini İngilizceye çevir.
- "Bence bu gece geç yatmamalısın" tavsiyesini en doğal biçimde İngilizce kur.
- "Dün kırk dakika beklemek zorunda kaldık" nasıl söylenir?
Cevaplar
- Doktordan: dışarıdan gelen bir kural.
- Bu Edith'in kendi kararı; kimse onu zorunlu kılmadı.
- "You don't have to go shopping on Tuesday."
- "I don't think you should stay up late tonight."
- "Yesterday we had to wait forty minutes."
Sesli tekrar görevi
Üçüncü bölüme iki tavsiye yaz; bir de yapılmamasını önerdiğin bir şeyi, olumsuzluğu "think" fiiline taşıyarak ekle. Dördüncü bölümde geçen hafta yapmak zorunda kaldığın bir şeyi "had to" ile, yapmana gerek kalmayan bir işi de "didn't have to" kalıbıyla anlat. Kaydını dinlerken yasak ile serbestliği karıştırmadığından ve arkadaşça önerilerde "should" kullandığından emin ol.
Özet kartı
- Have to: bir kuraldan ya da başkasından doğan zorunluluk; must: konuşanın kendi zorunluluğu ya da ısrarı.
- Mustn't: yasak; don't have to: zorunlu değil, karar senin.
- Should: tavsiye; olumsuz tavsiyede olumsuzluk think fiiline geçer: I don't think you should…
- Geçmiş: had to zorunluluk, didn't have to serbestlik; must'ın geçmiş biçimi yoktur.
- Doktorda: My knee hurts; Where does it hurt? How long have you had it?
- Türkçedeki "-malısın" kural da tavsiye de olabilir; "-mamalısın" yasak, "zorunda değilsin" serbestliktir.
Sonraki derse köprü
Zeynep kâğıdı buzdolabına asarken Edith çayını yudumlayıp bir anı anlatmaya başlıyor: "It was raining that day. I was standing in a little shop, and I was waiting for the rain to stop, when a young man walked in with a broken umbrella." Bu cümlelerde yeni bir yapı var: "was raining", "was standing", "was waiting". Hikâyenin arka planını, bir olay başlamadan önce süren durumu anlatıyor. Sıradaki modülde hikâye anlatmayı öğreneceksin; ilk durak geçmişte süreklilik, yani past continuous.