Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Mustn't = yasak, yapma: You mustn't run on the wet floor.
- Don't have to = gerek yok, zorunlu değil, seçim senin: You don't have to carry a towel.
- Geçmiş serbestlik: didn't have to. Aynı anlam: don't need to.
- Günlük konuşmada yasak için sık sık can't: You can't park here.
- "Mustn't" okunurken ilk "t" düşer: masınt.
- Türkçedeki "-mamalısın" = mustn't, "zorunda değilsin / gerek yok" = don't have to; olumsuzluğun yeri anlamı belirler.
Merak sorusu
Ryan'ın ilk yüzme dersi. Soyunma odasının kapısında iki tabela asılı. Birinde kırmızı harflerle "You mustn't run on the wet floor" yazıyor, ötekinde mavi harflerle "You don't have to carry a towel. Ask at reception!" Ryan havlusunu çantadan çıkarıp gülüyor: "So I carried this for nothing." Eğitmen Jess yanına geliyor: "You don't have to use ours, it's fine. But please, walk. Last week someone slipped."
İki tabela da olumsuz ve ikisi de bir önceki dersteki kalıplardan geliyor. Olumlu hâllerinde "must" ile "have to" birbirine çok yakındı: ikisi de bir zorunluluk anlatıyordu. Olumsuz hâllerinde ise yolları tamamen ayrılır. "Mustn't" bir yasak koyar: koşma. Öteki tabeladaki "don't have to" bir yükü kaldırır: havlu getirmen gerekmez, istersen getir. Bu ders, bu iki olumsuzun neden zıt anlamlar taşıdığını anlatıyor.
Anlatım
Mustn't: yapma, yasak
"Mustn't", yani "must not", bir şeyin yapılmaması gerektiğini, yasak olduğunu anlatır: "You mustn't run on the wet floor" ıslak zeminde koşmamalısın, koşmak yasak. Kural bazen bir tabeladan, bazen konuşanın kendi uyarısından gelir: "You mustn't tell Sophie about the party!" Sophie'ye partiden söz etmemelisin.
Okunuşa dikkat: "mustn't" sözcüğünde ilk "t" okunmaz. Sözcük "masınt" gibi söylenir, iki "t" sesi art arda duyulmaz.
Don't have to: gerek yok, sen bilirsin
Buna karşılık "don't have to", ortada bir zorunluluk bulunmadığını söyler: "You don't have to carry a towel" havlu getirmen gerekmez. Yasak değildir; getirebilirsin, ama mecbur değilsin. Seçim sana kalmıştır. Üçüncü tekil kişide "doesn't have to" olur: "Ryan doesn't have to buy goggles, the pool gives them".
Geçmişte "didn't have to" kullanılır: "I didn't have to pay for the first lesson" ilk ders için ödeme yapmam gerekmedi. Aynı anlam için "don't need to" da sık duyulur: "You don't need to carry a towel".
Günlük konuşmada can't
Günlük konuşmada yasaklar için "mustn't" yerine çoğu zaman "can't" duyulur: "You can't park here" buraya park edemezsin, "You can't eat in the pool" havuzda yemek yiyemezsin. "Mustn't" biraz daha resmî ve güçlü bir tondadır; yazılı kurallarda ve ciddi uyarılarda daha sık görülür.
İki cümle yan yana
Farkı en iyi aynı fiille görürsün. "You mustn't swim here" burada yüzmek yasak. "You don't have to swim today" bugün yüzmek zorunda değilsin, istersen yalnızca izleyebilirsin. Aynı fiil, aynı özne; ama biri bir kapıyı kapatıyor, öteki bir kapıyı açık bırakıyor.
Türkçe köprüsü
İyi haber şu: Türkçe bu farkı zaten çok net yapar. "Koşmamalısın" bir yasak anlatır; olumsuzluk eki "-ma" doğrudan fiile eklenir. "Havlu getirmek zorunda değilsin" ise bir serbestlik anlatır; olumsuzluk "değil" sözcüğüyle "zorunda" kalıbına eklenir. Türkçede olumsuzluğun nereye bağlandığı anlamı değiştirir.
İngilizce de aynı mantıkla çalışır. "Mustn't" fiilin kendisini olumsuz yapar gibi düşünülebilir: yapmamalısın. "Don't have to" kalıbında olumsuzluk zorunluluğun üstüne düşer: yapman gerekmiyor. Yani "koşmamalısın" = "you mustn't run", "koşmak zorunda değilsin" = "you don't have to run".
Tuzak, olumlu cümlelerde başlar. Olumlu hâlde Türkçe konuşanlar "must" ile "have to" arasında büyük bir fark görmez; ikisi de "zorundasın" gibi gelir. Bu yüzden olumsuzda da ikisini eşit sanıp "gerek yok" demek isterken "mustn't" kullanabilirler. Oysa "You mustn't come to the party" cümlesi "gelmek zorunda değilsin" değil, "gelme, yasak" demektir ve kulağa oldukça kaba gelir.
Gerçek hayattan örnekler
Ders sonunda Jess, yeni öğrencilere kuralları özetliyor.
Jess'in konuşması iki bölüme ayrıldı: önce yasaklar "mustn't" ile, sonra serbestlikler "don't have to" ile geldi. "But" sözcüğü iki bölüm arasındaki geçişi işaret etti.
Akşam Ryan eve gelip Zeynep'e anlatıyor.
Ryan geçmişteki serbestliği "didn't have to" ile anlattı. Kendine yönelik bir uyarıyı ise "I mustn't forget" ile yaptı: bu kez yasağı koyan, Ryan'ın kendisiydi.
Sık yapılan hata
Yaygın yanlış✗ "You mustn't carry a towel, the pool gives them." ✓ "You don't have to carry a towel, the pool gives them." Havlu getirmek yasak değil, yalnızca gereksiz.
"Mustn't" kullanmak, havlu getiren kişinin bir kuralı çiğnediğini söyler. Hata, olumlu hâlde neredeyse aynı olan iki kalıbın olumsuzda da aynı kaldığını sanmaktan gelir.
Tersine bir karışıklık da görülür: "You don't have to smoke here" diye yazılmış bir tabela, sigara içmenin yalnızca gereksiz olduğunu söyler. Yasak için "You mustn't smoke here" ya da tabela dilinde "No smoking" gerekir.
Mini alıştırma
- "Burada fotoğraf çekmemelisin, yasak" cümlesini İngilizceye çevir.
- "Yarın erken kalkmak zorunda değilim, tatildeyim" nasıl söylenir?
- "You mustn't pay for the first lesson" cümlesi neden tuhaf? Düzelt.
- "She doesn't have to wear a swimming cap" cümlesine göre bone takmak yasak mı?
- "Dün çalışmak zorunda değildim" cümlesini İngilizceye çevir.
Cevaplar
- "You mustn't take photos here."
- "I don't have to get up early tomorrow. I'm on holiday."
- Ödeme yapmak yasak değil, yalnızca gerekmiyor: "You don't have to pay for the first lesson."
- Hayır: bone takmak zorunda değil, ama isterse takabilir.
- "I didn't have to work yesterday."
Sesli tekrar görevi
Ardından geçen hafta yapmak zorunda olmadığın bir şeyi "didn't have to" ile ekle ve bir yasağı günlük dilde "can't" ile yeniden söyle. Kaydını dinlerken "mustn't" sözcüğünde ilk "t" harfini okumadığından ve iki kalıbın anlamını karıştırmadığından emin ol.
Özet kartı
- Mustn't = yasak, yapma: You mustn't run on the wet floor.
- Don't have to = gerek yok, zorunlu değil, seçim senin: You don't have to carry a towel.
- Geçmiş serbestlik: didn't have to. Aynı anlam: don't need to.
- Günlük konuşmada yasak için sık sık can't: You can't park here.
- "Mustn't" okunurken ilk "t" düşer: masınt.
- Türkçedeki "-mamalısın" = mustn't, "zorunda değilsin / gerek yok" = don't have to; olumsuzluğun yeri anlamı belirler.
Sonraki derse köprü
Ryan ertesi sabah kollarının ağrıdığını söylüyor. Zeynep bir öneride bulunuyor: "You should stretch before the lesson. And you should drink more water." Ryan gülümsüyor: "Is that a rule?" Zeynep omuz silkiyor: "No, it's just my advice." Bir kuraldan daha yumuşak, bir zorunluluktan daha nazik bir sözcük var: tavsiye vermek için kullanılan bir sözcük. Sıradaki derste "should" ile tavsiye vermeyi öğreneceksin.