İçeriğe geç

Ders EN1.35 · A1 · Modül 1.4

Restoranda sipariş vermek (diyalog)

1.221 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Karşılama: Do you have a booking? Do you have a table for two?
  2. İçecek: Can I get you something to drink? A bottle of water, please.
  3. Menü: İngiltere'de starters, mains, desserts; Amerika'da appetizers ve entrées, yani ana yemekler.
  4. Sipariş: Are you ready to order? I'd like the soup. Can I have the fish?
  5. Yemek sırası ve hesap: Is everything OK? Can we have some more bread? Can we have the bill / check, please?
  6. Türkçedeki "Bakar mısınız?" İngilizcede "Excuse me" olur; "Afiyet olsun" yerine "Enjoy your meal" denir.

Merak sorusu

Cumartesi akşamı Zeynep ve Sophie küçük bir restorana giriyor. Zeynep masaya oturunca, Türkiye'de yaptığı gibi elini kaldırıp yüksek sesle sesleniyor: "Waiter!" Birkaç masa dönüp bakıyor. Sophie hafifçe gülümsüyor ve fısıldıyor: "Just catch his eye and say 'Excuse me'."

Zeynep'in İngilizcesi yanlış değildi; "waiter" garson demektir. Ama restoranın kendine ait bir dili, bir sırası ve küçük görgü kuralları vardır. Masaya oturmaktan hesabı ödemeye kadar her aşamanın birkaç kalıplaşmış cümlesi bulunur ve bu cümleler, bir önceki derslerde öğrendiğin "I'd like", "Can I have…?" ve "some" gibi parçalardan kurulur. Bu ders bir restoran akşamını baştan sona izliyor.

Anlatım

Karşılama ve masa

Restorana girince çoğu zaman kapıda bir görevli karşılar: "Good evening. Do you have a booking?" iyi akşamlar, rezervasyonunuz var mı. "Booking" İngiltere'de, "reservation" ise iki kıyıda da kullanılır. Rezervasyonun yoksa "No, we don't. Do you have a table for two?" diyebilirsin. Görevli seni masaya götürür: "This way, please" bu taraftan, lütfen.

Masaya oturduktan sonra garson menüyü getirir ve çoğu zaman önce içecek sorar: "Can I get you something to drink?" size içecek bir şey getireyim mi. Buradaki "get" getirmek anlamındadır.

Menü: başlangıç, ana yemek, tatlı

İngilizce menüler genellikle üç bölüme ayrılır. İngiltere'de başlangıçlara "starters", ana yemeklere "mains" ya da "main courses", tatlılara "desserts" denir. Amerika'da başlangıçlar "appetizers" diye anılır.

Burada küçük bir tuzak var: "entrée". Amerika'da "entrée" ana yemektir. İngiltere'de ve Fransızcada ise aynı sözcük başlangıç yemeğini anlatabilir. Emin olmadığında garsona sormaktan çekinme: "Is this a starter or a main?"

Sipariş

Garson "Are you ready to order?" diye sorduğunda, sipariş vermeye hazır mısınız demektir. Hazır değilsen "Not yet, can we have a few more minutes?" diyebilirsin. Sipariş için iki kalıp yeter; biri "I'd like the soup, please", öteki "Can I have the chicken, please?". Menüdeki belirli bir yemeği istediğin için burada genellikle "the" kullanılır: "the soup", "the fish".

Garson bazen bir seçim sunar: "Would you like chips or salad with that?" yanında patates mi, salata mı istersiniz. Cevap kısa olabilir: "Salad, please."

Yemek sırasında

Yemek sırasında garson genellikle bir kez uğrar ve sorar: "Is everything OK?" her şey yolunda mı. En sık cevap "Yes, it's lovely, thank you" ya da "It's delicious" olur. Bir şey eksikse "Excuse me, can we have some more water?" diyebilirsin; "some" burada rica sözcüğü olarak geri gelir.

Garsonu çağırmak için yüksek sesle seslenmek yerine göz teması kurup hafifçe elini kaldırmak ve "Excuse me" demek yeterlidir.

Hesap

Yemeğin sonunda hesap istenir. İngiltere'de "Can we have the bill, please?", Amerika'da "Can we have the check, please?" denir. Kartla ödemek için "Can I pay by card?" diye sorabilirsin. Garson bazen "Would you like to pay together or separately?" diye sorar: birlikte mi, ayrı ayrı mı ödeyeceksiniz.

Bahşiş kuralları ülkeye göre değişir. Amerika'da bahşiş neredeyse beklenen bir ödemedir. İngiltere'de ise hesaba çoğu zaman bir servis ücreti eklenmiş olur; eklenmemişse bahşiş isteğe bağlıdır. Hesaptaki "service charge" satırına bakmak bu soruyu çözer.

Türkçe köprüsü

Türk restoranlarında garsonu "Bakar mısınız?" diye çağırmak son derece doğaldır ve bu cümle kibar bir çağrıdır. İngilizcedeki karşılığı "Excuse me"dir. "Waiter!" diye seslenmek ise kulağa eski moda ve biraz buyurgan gelir; İngilizce konuşulan bir restoranda pek duyulmaz. Garsonun adını biliyorsan, adıyla seslenmek de olağandır.

Türkçedeki sofra dilinin bazı kalıplarının İngilizcede birebir karşılığı yoktur. "Afiyet olsun" için garsonlar genellikle "Enjoy your meal" der. Yemekten sonra ev sahibine ya da aşçıya söylediğimiz "Ellerinize sağlık" ise İngilizcede bir kalıpla değil, bir övgüyle karşılanır: "That was delicious, thank you." Kalıp olmasa da düşünce aynıdır: yemeği ve emeği övmek.

Hesap istemek iki dilde de benzer: Türkçede "Hesap lütfen" ya da "Hesabı alabilir miyiz?" deriz. İngilizcede de aynı yol izlenir: "The bill, please" ya da "Can we have the bill?". Türkçedeki "alabilir miyiz" kalıbı, İngilizcedeki "Can we have…?" ile neredeyse sözcük sözcük örtüşür.

Gerçek hayattan örnekler

Zeynep ve Sophie'nin akşamı baştan sona şöyle geçiyor.

Diyalog boyunca hiçbir cümlede "I want" geçmedi. Her istek "I'd like", "Can I have…?" ya da "Can we have…?" ile kuruldu ve çoğu "please" ile bitti. Zeynep bu akşam garsona bir kez daha "Waiter!" diye seslenmedi.

Sık yapılan hata

Yaygın yanlış✗ "Waiter! I want the bill!" ✓ "Excuse me, can we have the bill, please?" Garsonu çağırırken "Excuse me", hesap isterken "Can we have…?" kullanılır.
Doğrusu

Hata, Türkçedeki "Garson! Hesap!" kısa çağrısını İngilizceye birebir aktarmaktan gelir.

Menüde de bir karışıklık olur: Amerikan bir menüde "entrées" başlığı altındaki yemekleri başlangıç sanmak. Amerika'da bu başlık ana yemekleri gösterir; başlangıçlar "appetizers" başlığı altındadır.

Mini alıştırma

  1. Restoranda garsonu kibarca nasıl çağırırsın?
  2. "Dört kişilik bir masa, lütfen" İngilizcede nasıl söylenir?
  3. İngiltere'de hesap istemek için hangi sözcük kullanılır, Amerika'da hangisi?
  4. Garson "Is everything OK?" diye sorduğunda olumlu bir cevap ver.
  5. Amerikan menüsünde "entrée" ne demektir?

Cevaplar

  1. Göz teması kurup "Excuse me" diyerek.
  2. "A table for four, please."
  3. İngiltere'de "bill", Amerika'da "check".
  4. "Yes, it's delicious, thank you."
  5. Ana yemek.

Sesli tekrar görevi

Garson olarak da aynı sırayı soru cümleleriyle kur: "Do you have a booking?", "Can I get you something to drink?", "Are you ready to order?", "Is everything OK?". İki kaydı art arda dinle; akşamın bütün aşamaları sırayla geçiyor mu ve hiçbir yerde "I want" kalmış mı, kontrol et.

Özet kartı

  1. Karşılama: Do you have a booking? Do you have a table for two?
  2. İçecek: Can I get you something to drink? A bottle of water, please.
  3. Menü: İngiltere'de starters, mains, desserts; Amerika'da appetizers ve entrées, yani ana yemekler.
  4. Sipariş: Are you ready to order? I'd like the soup. Can I have the fish?
  5. Yemek sırası ve hesap: Is everything OK? Can we have some more bread? Can we have the bill / check, please?
  6. Türkçedeki "Bakar mısınız?" İngilizcede "Excuse me" olur; "Afiyet olsun" yerine "Enjoy your meal" denir.

Sonraki derse köprü

Bu modülde yapabildiklerini "can" ile, sevdiklerini "like" ile anlattın; yiyecekleri adlandırdın, sayılabilen ile sayılamayanı ayırdın, miktar sordun ve kibarca istemeyi öğrendin. Zeynep'in restoran akşamı bunların hepsini bir araya getirdi. Sıradaki tekrar dersinde modülü yeni bir sipariş sahnesini dinleyip ardından kendi siparişini yüksek sesle vererek kapatacaksın.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

  • Açılış: loş ışıklı küçük bir restoran. Zeynep elini kaldırıp "Waiter!" dediğinde birkaç masa başını çevirir; Sophie'nin fısıltısı küçük bir balonda belirir.
  • Aşama şeridi: ekranın üstünde beş simge; kapı, bardak, menü, tabak, hesap fişi. Diyalog ilerledikçe ilgili simge yanar.
  • Menü bölümü: bir İngiliz ve bir Amerikan menüsü yan yana; "starters" ile "appetizers", "mains" ile "entrées" satırları renkli oklarla eşleşir.
  • Türkçe köprüsü: "Bakar mısınız?" balonu "Excuse me" balonuna dönüşür; "Afiyet olsun" balonunun yanında "Enjoy your meal" belirir.
  • Türkçe anlatım yine Matilda'nın sesiyle. Garson sakin ve profesyonel bir İngiliz tınısıyla; diyalog önce doğal hızda, sonra cümle cümle yavaş okunur.
  • Restoranın adı, menüsü ve kişiler uydurmadır; tabelada gerçek bir işletme yer almaz.

Modül 1.4 — İstekler ve Yetenekler

Hedef: Ne yapabildiğini ve neyi sevdiğini söyler, sipariş verir.