Giriş
Hazırlıkta son bir ay içinde "hadis" diye karşına çıkan beş sözü topladın ve her birinin yanına verilen kaynağı not ettin. Muhtemelen bir kısmının yanında hiçbir kaynak yoktu, bir kısmında yalnızca "hadis-i şerif" yazıyordu, belki biri bir kitap adı taşıyordu. Bu derste o listeyle çalışacağız. Uydurma (mevzû) hadisin ne olduğunu, insanların Peygamber'e neden söz uydurduğunu, muhaddislerin uydurmayı hangi işaretlerle tanıdığını ve bu alanda yazılmış başlıca eserleri öğreneceksin. Ardından Türkiye'de çok yaygın iki sözü, "İlim Çin'de de olsa arayınız" ve "Vatan sevgisi imandandır" sözlerini, hadis kaynaklarındaki durumlarıyla birlikte inceleyeceğiz. Ders 9.4'te lafzî tevatürün örneği olarak gördüğün hadis, "Kim bana bilerek yalan isnat ederse cehennemdeki yerine hazırlansın" hadisi, bu dersin her satırının arkasında duruyor.
Ana anlatım
Tanım ve ağırlık. Mevzû, sözlükte "konulmuş, uydurulmuş, düşürülmüş" demektir. Terim olarak mevzû hadis, bir kimsenin uydurup Hz. Peygamber'e isnat ettiği sözdür. Ders 9.3'te gördüğün gibi usulcüler mevzûyu zayıfın en kötü derecesi olarak sayar; ama asıl anlamıyla mevzû bir hadis değil, hadis kılığına sokulmuş bir sözdür. Bu yüzden mevzû bir rivayet, zayıf hadisle amel için sayılan şartların hiçbirinden geçemez: fezâilde de, terğîb ve terhîbde de kullanılamaz. Âlimler mevzû bir sözü, uydurma olduğunu açıkça belirtmeden aktarmayı da yasaklamıştır; çünkü aktaran kişi, farkında olmadan yalanın ortağı olur.
Bu titizliğin dayanağı, lafzî tevatürle gelen o hadistir: Peygamber'e bilerek yalan isnat etmek cehennemle tehdit edilmiştir. Müslim, Sahîh'inin Mukaddime'sini bu uyarıyla açar ve yalan olduğu bilinen ya da yalan olduğu sanılan bir sözü aktaranın da yalancılardan biri olduğunu bildiren rivayeti aktarır. Bir mesaj grubunda kaynaksız bir sözü "hadis" diye iletmeden önce durman gereken yer tam burasıdır.
Birinci sebep: siyasi ve mezhebî taassup. Uydurmanın tarihi, Ders 9.2'de gördüğün fitne dönemiyle başlar. Hz. Osman'ın şehadetinden sonra yaşanan iç çatışmalar, taraflardan bazılarının kendi önderlerini yüceltmek, karşı tarafı ise yermek için Peygamber'e sözler yakıştırmasına yol açtı. Belli bir sahabinin ya da ailenin faziletini abartılı biçimde anlatan, belli bir şehri ya da kavmi yücelten, bir hanedanın hilafetini önceden haber veren sözlerin önemli bir kısmı bu kaynaktan doğmuştur. Sonraki dönemlerde itikadî ve fıkhî mezhepler arasındaki rekabet de benzer uydurmalar üretmiş, bir mezhebin imamını öven ya da ötekini yeren sözler dolaşıma girmiştir. Muhaddisler bu nedenle bir ravinin mezhebine ve bir rivayetin kimin işine yaradığına dikkat etmeyi bir inceleme ölçüsü hâline getirmiştir.
İkinci sebep: kıssacılık. Camilerde ve pazarlarda halka vaaz eden kıssacılar (kussâs), dinleyiciyi etkilemek için olağanüstü hikâyeler, peygamberlerin hayatına dair abartılı ayrıntılar ve cennet-cehennem tasvirleri anlatırdı. Bu anlatıların bir kısmı İsrâiliyattan, bir kısmı hayal gücünden geliyordu ve Peygamber'e isnat edildiğinde daha çok etki bırakıyordu. Muhaddisler kıssacılara karşı uyarıda bulunmuş, onların anlattıklarını ayrı bir dikkatle değerlendirmiştir. Ders 8.8'de rivayet tefsirlerinin İsrâilî haberler taşıyabildiğini görmüştün; kıssacılık, bu haberlerin halka ulaştığı başlıca kanallardan biridir.
Üçüncü sebep: iyi niyetli uydurma. Uydurmanın belki en şaşırtıcı sebebi iyi niyettir. Bazı kimseler insanları ibadete teşvik etmek (terğîb) ya da günahtan sakındırmak (terhîb) amacıyla, "iyi bir şey için" söz uydurmanın sakıncasız olduğunu düşünmüştür. Kur'an surelerinin her birinin faziletini tek tek anlatan uzun bir rivayetin uydurucusu olarak bilinen Nûh b. Ebî Meryem'in, sorulduğunda insanların Kur'an'dan yüz çevirip başka ilimlerle meşgul olduğunu görünce onları Kur'an'a yöneltmek için bu hadisleri uydurduğunu söylediği nakledilir. Bu itiraf, niyetin iyi olmasının uydurmayı meşru kılmadığını gösteren klasik bir örnektir: Peygamber'in söylemediği bir sözü ona isnat etmek, amaç ne olursa olsun, onun adına yalan söylemektir.
Dördüncü sebep: zındıklık ve dünyevi çıkar. Bir kısım uydurma, İslam'ı içeriden bozmak isteyen zındıklardan gelir: akla ve dine aykırı, İslam'ı gülünç gösterecek sözleri Peygamber'e isnat ederek inancı sarsmaya çalışmışlardır. Abdülkerîm b. Ebi'l-Avcâ adlı bir zındığın idam edilirken binlerce hadis uydurduğunu itiraf ettiği rivayet edilir. Bir başka kaynak dünyevi çıkardır: yöneticilere yaranmak, bir malı ya da mesleği övmek, bir yemeğin ya da şehrin faziletini anlatmak için sözler uydurulmuştur. Bu son grubun izleri hâlâ yaşar; bazı yiyeceklerin şifası, bazı günlerin ya da ayların özel faziletleri hakkında dolaşan sözlerin bir kısmı bu kaynaktandır.
Tanıma ölçütleri: sened. Muhaddisler uydurmayı tanımak için hem senede hem metne bakmış ve bir dizi karine geliştirmiştir. Sened tarafında en açık karine uydurucunun itirafıdır; Nûh b. Ebî Meryem örneği bunun tipik bir hâlidir. İkinci karine, ravinin yalancılıkla tanınmasıdır: Ders 9.5'te gördüğün "kezzâb" ya da "vaddâ" hükmü verilmiş bir ravinin tek başına aktardığı bir söz, uydurma olarak değerlendirilir. Üçüncü karine, ravinin hocasıyla görüşmüş olmasının imkânsızlığıdır: ravi, kendisi doğmadan ölmüş birinden duyduğunu iddia ediyorsa ya da hiç gitmediği bir şehirdeki bir hocadan rivayet ediyorsa, zincir uydurulmuştur. Bu karineler, cerh ve ta'dîl kitaplarının ve ravilerin doğum-ölüm tarihlerinin neden titizlikle kaydedildiğini açıklar.
Tanıma ölçütleri: metin. Metin tarafındaki karineler de en az sened kadar önemlidir ve senedi parlak görünen bir uydurmayı yakalamanın tek yolu olabilir. Birincisi, sözün Kur'an'ın açık bir hükmüne, mütevatir sünnete ya da icmaya açıkça aykırı olmasıdır. İkincisi, akla ve duyu tecrübesine açıkça aykırı olmasıdır. Üçüncüsü, küçük bir amele akıl almaz bir sevap ya da küçük bir hataya orantısız bir ceza vaat etmesidir; bir defalık basit bir işe binlerce yıllık ibadet sevabı veren sözler bu gruba girer. Dördüncüsü, lafzın ve anlamın bayağılığıdır (rekâketü'l-lafz); muhaddisler Peygamber'in üslubuna aşina oldukları için onun ağzından çıkmayacak bir dili sezebilmiştir. Beşincisi, tarihî bir olguya aykırılık ya da belli bir gelecek olayı tarih vererek ayrıntılı biçimde haber vermektir. İbn Kayyim el-Cevziyye'nin el-Menârü'l-münîf adlı kısa eseri bu metin ölçütlerini örnekleriyle sıralayan bilinen eserlerden biridir.
Bu ölçütleri kullanırken bir tuzağa dikkat etmelisin: bir sözün anlamının güzel ve doğru olması, onun hadis olduğunu göstermez. Pek çok uydurma, İslam'ın genel ilkeleriyle uyumlu, faydalı bir öğüt taşır. "Bu söz güzel, o hâlde hadistir" akıl yürütmesi, uydurmaların yayılmasının en yaygın yoludur. Doğru soru "bu söz güzel mi?" değil, "bu söz Peygamber'e sağlam bir senedle ulaşıyor mu?" sorusudur.
Mevzûat kitapları. Muhaddisler uydurma sözleri tespit edip ayrı eserlerde toplamıştır. İbnü'l-Cevzî'nin el-Mevzûât'ı bu türün en bilinen ve en kapsamlı eserlerindendir; ancak İbnü'l-Cevzî bazı zayıf, hatta hasen rivayetleri de uydurma diye kaydetmekle eleştirilmiş, Suyûtî gibi âlimler onun hükümlerini yeniden gözden geçiren eserler yazmıştır. Bu eleştiri, bir mevzûat kitabındaki her hükmün de tek başına kesin kabul edilmemesi gerektiğini gösterir. Aliyyü'l-Kârî'nin el-Esrârü'l-merfûa'sı, halk arasında hadis diye bilinen uydurma sözleri toplayan ve Osmanlı ilim çevrelerinde de çok okunan bir eserdir. Aclûnî'nin Keşfü'l-hafâ'sı ise insanların dilinde dolaşan sözleri alfabetik olarak sıralayıp her birinin hadis kaynaklarındaki durumunu gösterir; bu eser, Sehâvî'nin el-Makâsıdü'l-hasene'si üzerine kuruludur. Türkçede M. Yaşar Kandemir'in uydurma hadisler üzerine yaptığı çalışmalar bu alanda başvurulan temel kaynaklardandır. Bugün bir sözü kontrol ederken bu klasik eserlere ek olarak iki yoldan daha yararlanabilirsin: Arapça metnin bir parçasıyla arama yapılabilen hadis veri tabanları, sözün hangi kitaplarda ve hangi senedlerle geçtiğini birkaç dakikada gösterir; Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayımladığı Hadislerle İslâm gibi Türkçe derlemeler ise konulara göre seçilmiş hadisleri kaynak ve derece bilgisiyle verir. Bir sözü bu kaynakların hiçbirinde bulamıyorsan, onu hadis diye aktarmamak en güvenli yoldur.
İki yaygın söz. "İlim Çin'de de olsa arayınız" sözü Türkiye'de ilmin önemini anlatmak için çok sık kullanılır. Söz bazı hadis kitaplarında bir senedle geçer, ama bu senedde güvenilmeyen bir ravi bulunur. İbnü'l-Cevzî onu el-Mevzûât'ına almış, başka muhaddisler de onu çok zayıf ya da asılsız saymıştır. Doğru ifade şudur: bu sözün Peygamber'e sağlam bir senedle ulaştığı sabit değildir. İlim öğrenmenin fazileti ise Ders 1.1'de gördüğün ayetlerle ve sahih hadislerle zaten sabittir; bu sözün yerine onları kullanmak hem daha sağlam hem daha dürüsttür.
"Vatan sevgisi imandandır" sözünün durumu daha açıktır: bu söz hadis kaynaklarında bir senedle bulunamamıştır. Aclûnî ve Sehâvî gibi âlimler sözün hadis olarak bir aslını bulamadıklarını belirtmiş, bazı âlimler ise onu açıkça uydurma saymıştır. Bu âlimlerin bazıları sözün anlamının doğru olabileceğini de not eder; ama bu, onu Peygamber'e isnat etmeyi meşru kılmaz. Bir sözü "Peygamber buyurdu ki" diye değil, "bir söz vardır" ya da "atalarımız şöyle demiştir" diye aktarmak, ilmî dürüstlüğün asgarisidir.
Örnekler
- Basit: Bir talebe bir kuruma asılmış tabelada "İlim Çin'de de olsa arayınız. (Hadis-i şerif)" yazısını görür. Hocası ona sözün hadis kaynaklarındaki durumunu anlatır ve tabelanın yerine Zümer 39/9'daki "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" ifadesinin ya da ilmin faziletini anlatan sahih bir hadisin yazılabileceğini önerir. Talebe bir mesajı korumakla onun dayanağını düzeltmenin birlikte yapılabileceğini görür.
- Orta: Bir mesaj grubunda belli bir gecede okunacak birkaç ayetin "yetmiş bin yıllık ibadete denk" olduğunu söyleyen bir "hadis" paylaşılır. Talebe metin ölçütlerini uygular: küçük bir amele akıl almaz bir sevap vaat edilmiştir, üslup Peygamber'in bilinen üslubuna benzemez, kaynak verilmemiştir. Ardından Keşfü'l-hafâ ya da Türkçe bir mevzûat çalışmasında sözü arar. Talebe tek bir ölçütle değil, birkaç ölçütü birlikte kullanarak karar vermeyi öğrenir.
- Gerçek hayat: Bir aile büyüğü "Vatan sevgisi imandandır" sözünü bir bayram sofrasında hadis diye söyler. Sen onu mahcup etmeden, sözün anlamına katıldığını ama hadis kaynaklarında aslının bulunmadığını, âlimlerin bunu belirttiğini nazikçe söylersin. Sonra vatan ve memleket sevgisini anlatmak için sahih kaynaklardan bir örnek önerirsin. Uydurmayı düzeltmek ile konuşanı küçük düşürmemek arasındaki dengeyi korursun.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Hazırlıkta topladığın beş "hadis" için bir kontrol raporu yaz. Her söz için beş satır doldur: sözün metni ve nerede karşına çıktığı; verilen kaynak (varsa) ve bu kaynağın gerçekten bir hadis kitabı olup olmadığı; Keşfü'l-hafâ, el-Esrârü'l-merfûa ya da M. Yaşar Kandemir'in çalışmaları gibi bir mevzûat kaynağında ne bulduğun; dersteki metin ölçütlerinden hangilerinin bu söze uyduğu; ve son olarak hükmün (sahih bir hadis, zayıf bir rivayet, aslı bulunamayan ya da uydurma bir söz). Raporun sonuna, bu sözlerden herhangi birini gelecekte nasıl aktaracağını ya da aktarmayacağını iki cümleyle yaz. Hedef: "hadis" diye dolaşan bir sözü duyduğunda önce kaynağını ve derecesini sorgulama alışkanlığı kazanmak ve bunu somut kaynaklarla yapabilmek.
Mini test
- Mevzû hadis nedir ve neden zayıf hadisle amel şartlarından hiçbirine giremez?
- Uydurmanın dört başlıca sebebini say.
- Nûh b. Ebî Meryem örneği hangi uydurma sebebini gösterir ve neden önemlidir?
- Metin açısından uydurmayı gösteren üç karine söyle.
- "İlim Çin'de de olsa arayınız" ve "Vatan sevgisi imandandır" sözlerinin hadis kaynaklarındaki durumu nedir?
Cevapları göster
- Bir kimsenin uydurup Peygamber'e isnat ettiği sözdür. Asıl anlamıyla hadis değil, Peygamber'e yakıştırılmış bir yalandır; bu yüzden fezâilde de, terğîb ve terhîbde de kullanılamaz ve uydurma olduğu belirtilmeden aktarılamaz.
- Siyasi ve mezhebî taassup, kıssacılık, iyi niyetle terğîb ve terhîb amacı, zındıklık ve dünyevi çıkar.
- İyi niyetli uydurmayı gösterir: insanları Kur'an'a yöneltmek için surelerin faziletine dair sözler uydurduğu nakledilir. Önemi, iyi niyetin Peygamber'e yalan isnat etmeyi meşru kılmadığını göstermesidir.
- Kur'an'ın açık hükmüne, mütevatir sünnete ya da akla aykırılık; küçük bir amele akıl almaz sevap ya da küçük bir hataya orantısız ceza vaat edilmesi; lafzın ve anlamın bayağılığı (rekâketü'l-lafz).
- Birincisi bazı kitaplarda güvenilmeyen bir ravinin bulunduğu bir senedle geçer; İbnü'l-Cevzî onu uydurmalar arasında saymış, başkaları çok zayıf ya da asılsız demiştir. İkincisinin hadis kaynaklarında bir aslı bulunamamıştır; âlimler bunu belirtmiş, bazıları açıkça uydurma saymıştır.
Özet
- Mevzû hadis, uydurulup Peygamber'e isnat edilen sözdür; hiçbir amaçla hadis olarak kullanılamaz ve durumu belirtilmeden aktarılamaz.
- Uydurmanın başlıca sebepleri siyasi ve mezhebî taassup, kıssacılık, iyi niyetli terğîb-terhîb, zındıklık ve dünyevi çıkardır.
- Sened karineleri itiraf, ravinin yalancılığı ve görüşmenin imkânsızlığıdır; metin karineleri Kur'an, sünnet ve akla aykırılık, orantısız sevap-ceza ve lafzın bayağılığıdır.
- Anlamın güzel olması sözün hadis olduğunu göstermez; doğru soru sağlam bir senedle Peygamber'e ulaşıp ulaşmadığıdır.
- İbnü'l-Cevzî, Aliyyü'l-Kârî ve Aclûnî'nin eserleri ile M. Yaşar Kandemir'in çalışmaları bu alanın temel kaynaklarıdır.
Sonraki derse hazırlık
Ders 9.7'de Kütüb-i Sitte'yi, yani hadis literatürünün temelini oluşturan altı kitabı ve yazarlarını tanıyacağız; kitapların nasıl düzenlendiğini ve bir hadisi kitap, bab ve numarasıyla nasıl bulacağını öğreneceksin. Hazırlık: "Din nasihattir" hadisini bir Türkçe Kırk Hadis kitabında bul. Kitabın bu hadis için verdiği kaynak kaydını (hangi eser, hangi bölüm, hangi numara) olduğu gibi not et ve kaydın hangi kısımlarını anladığını, hangilerini anlamadığını işaretle.