İçeriğe geç

Ders 9.4 · Seviye 2 · Hadis Usulü

Mütevatir ve âhâd

1.855 kelime · yaklaşık 8 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta beş vakit namazın rekât sayılarını nereden öğrendiğini geriye doğru yazdın: annenden, babandan ya da bir hocadan; onlar kendi büyüklerinden; o büyükler de bir önceki kuşaktan. Muhtemelen fark ettin ki zincirin hiçbir halkasında tek bir kişi yok; her kuşakta milyonlarca insan aynı sayıları aynı biçimde uygulamış. Bu derste bu sezginin adını koyacağız: tevatür. Ders 9.3'te bir hadisin ravilerinin niteliğine göre sahih, hasen ya da zayıf sayıldığını gördün; burada ravilerin sayısına göre yapılan ayrımı öğreneceksin. Mütevatirin tanımını ve şartlarını, lafzî ve mânevî tevatürü, âhâd haberin meşhur, azîz ve garîb kısımlarını, Hanefîlerin ayrı bir kategori olarak gördüğü meşhur haberi ve âhâd haberin inançta ve amelde delil değeri üzerindeki tartışmayı göreceksin. Bu ders, Modül 10'da sünnetin delil değerini işleyeceğimiz derse doğrudan bağlanır.

Ana anlatım

Tevatür kelimesi ve tanımı. Tevatür, sözlükte bir şeyin ardı ardına, aralıklarla gelmesi demektir. Terim olarak mütevatir haber, yalan üzerinde birleşmeleri akıl ve âdet bakımından imkânsız olan kalabalık bir topluluğun, kendileri gibi kalabalık bir topluluktan naklettiği ve sonunda bir duyu tecrübesine (görme ya da işitme) dayanan haberdir. Bu tanımdaki her unsur bir şart taşır ve her şartın bir gerekçesi vardır.

Birinci şart kalabalıktır: haberi aktaranlar, aralarında anlaşıp yalan uyduramayacak kadar çok olmalıdır. İkinci şart, bu kalabalığın zincirin her halkasında, yani her kuşakta bulunmasıdır; bir kuşakta kalabalık olup bir başkasında birkaç kişiye inen haber mütevatir değildir. Ders 9.2'de Buhârî'nin ilk hadisinin Yahyâ b. Saîd'den sonra çok yaygınlaştığını ama ilk halkalarında tek koldan geldiğini gördün; bu yüzden o hadis ne kadar meşhur olursa olsun mütevatir sayılmaz. Üçüncü şart, haberin sonunda duyuya dayanmasıdır: ilk kuşak olayı görmüş ya da sözü işitmiş olmalıdır. Bir akıl yürütmenin sonucu, ne kadar çok insan tarafından tekrarlanırsa tekrarlansın, tevatür yoluyla kesinleşmez; çünkü kalabalıklar aynı hatalı akıl yürütmede birleşebilir.

Sayı meselesi. Tevatür için gereken kalabalığın sayısı hakkında âlimler dört, beş, on, on iki, kırk, yetmiş gibi farklı rakamlar ileri sürmüş, her biri bir ayete ya da olaya dayanmaya çalışmıştır. Âlimlerin çoğunluğu ise belli bir sayı şart koşmamış, ölçüyü sonuca bağlamıştır: haberi dinleyen kişide şüpheye yer bırakmayan kesin bir bilgi oluşuyorsa, o haberi aktaranların sayısı tevatür için yeterlidir. Bu yaklaşımın mantığı açıktır: yalan üzerinde birleşmenin imkânsızlığı yalnız sayıya değil, aktaranların farklı yerlerden, farklı çevrelerden ve farklı eğilimlerden gelmesine de bağlıdır. Birbirini tanımayan, farklı şehirlerde yaşayan yirmi kişinin aynı haberi vermesi, aynı odada toplanmış yüz kişinin haberinden daha güçlü olabilir.

Mütevatirin bilgi değeri. Âlimlerin çoğunluğuna göre mütevatir haber zarûrî, yani kesin ve kendiliğinden oluşan bir bilgi verir. Hiç görmediğin bir şehrin var olduğunu, tarihte yaşamış büyük bir hükümdarın varlığını, kendi doğumundan önce yaşanmış büyük olayları bu yolla bilirsin; bu bilgiler için delil aramaz, onlardan şüphe etmezsin. Ders 8.4'te Kur'an'ın tevatürle nakledildiğini gördün; Kur'an'ın her harfinin kesinliği bu bilgi türüne dayanır. Bu yüzden mütevatir bir haberi inkâr etmek, kesin bir bilgiyi inkâr etmek anlamına gelir.

Lafzî ve mânevî tevatür. Tevatür iki biçimde gerçekleşir. Lafzî tevatürde aynı söz, aynı ya da çok yakın kelimelerle kalabalık topluluklar tarafından aktarılır. Hadisler arasında lafzî tevatürün en bilinen örneği "Kim bana bilerek yalan isnat ederse cehennemdeki yerine hazırlansın" hadisidir. Bu hadisi çok sayıda sahabi rivayet etmiştir; kaynaklar sahabe sayısını altmışın üzerinde verir ve aralarında cennetle müjdelenen on sahabinin de bulunduğunu belirtir. Bu hadisin kendisinin, Peygamber'e yalan isnat etmeyi yasaklayan bir hadis olması, hadis usulünün neden var olduğunu da özetler.

Mânevî tevatürde ise farklı rivayetler farklı kelimelerle, farklı olaylar üzerinden gelir ama hepsinde ortak bir anlam bulunur; tek tek rivayetler âhâd olsa da bu ortak anlam tevatür derecesine ulaşır. Klasik örnek, Peygamber'in dua ederken ellerini kaldırmasıdır: bu konudaki rivayetler farklı olaylarda, farklı dualarda geçer; hiçbiri tek başına mütevatir değildir, ama Peygamber'in duada ellerini kaldırdığı bilgisi hepsinin ortak anlamı olarak kesinleşir. Namazın vakitleri, rekât sayıları, zekâtın temel oranları gibi bilgiler ise bir adım öteye geçer: bunlar yalnız rivayetlerle değil, her kuşakta bütün ümmetin fiilen uygulamasıyla aktarılmıştır. Bazı âlimler buna amelî tevatür der. Hazırlıkta çizdiğin zincir, bu türün tam bir örneğidir.

Âhâd haber ve kısımları. Tevatür şartlarını taşımayan her haber âhâd haberdir. "Âhâd" kelimesi "birler" demektir, ama bu, haberin mutlaka tek bir kişiden geldiği anlamına gelmez; tevatür sayısına ulaşmayan her haber bu gruba girer. İbn Hacer'in Nuhbetü'l-fiker'de yaptığı ve sonraki usul kitaplarında yaygınlaşan tasnife göre âhâd, zincirin en dar halkasındaki ravi sayısına göre üçe ayrılır. Meşhur haber, zincirin her halkasında en az üç ravinin bulunduğu haberdir. Azîz haber, en dar halkasında iki ravinin bulunduğu haberdir. Garîb haber ise zincirin en az bir halkasında tek bir ravinin bulunduğu haberdir; Ders 9.2'de gördüğün "Ameller niyetlere göredir" hadisi bu türe örnektir.

Bu tasnif ile Ders 9.3'teki tasnifi birbirine karıştırmamalısın. Meşhur, azîz ve garîb, ravilerin sayısını; sahih, hasen ve zayıf ise ravilerin niteliğini ölçer. İki eksen birbirinden bağımsızdır: garîb bir hadis sahih olabilir, meşhur bir hadis zayıf olabilir. Ayrıca usul terimi olan "meşhur" ile halk arasında "dillerde dolaşan" anlamındaki "meşhur" farklıdır; halk arasında meşhur olan pek çok söz, Ders 9.6'da göreceğin gibi hiç de hadis değildir.

Hanefîlerin meşhur haberi. Hanefî usulcüler haberleri ikiye değil üçe ayırır: mütevatir, meşhur ve âhâd. Onların "meşhur" (ya da "müstefîz") dediği haber, sahabe kuşağında âhâd olarak başlayan, ama tâbiûn ve tebeu't-tâbiûn kuşaklarında tevatür derecesinde yayılan ve ümmetin kabulünü gören haberdir. Hanefîlere göre bu haber, âhâddan güçlü, mütevatirden aşağı bir bilgi verir; bazı Hanefî usulcüler bunu "gönül huzuru veren bilgi" diye niteler. Bu ara kategorinin pratik bir sonucu vardır: Hanefîlere göre meşhur haberle Kur'an'ın genel bir hükmü daraltılabilir ya da mutlak bir hükmü kayıtlanabilir; âhâd haberle bu yapılamaz.

Bu tartışmanın Ders 8.6'da gördüğün bir meseleyle bağlantısı vardır. Vasiyet ayetinin (Bakara 2/180) hükmünün miras ayetleriyle kaldırıldığı görüşünde, "Vârise vasiyet yoktur" hadisi önemli bir yer tutar. Hanefî usulcüler bu hadisi meşhur sayar ve Kur'an'ın bir hükmü üzerinde etkili olabilecek güçte görür. Mestler üzerine mesh hakkındaki rivayetler de Hanefîlerin meşhur saydığı ve bu yüzden abdest ayetindeki ayak yıkama hükmüne ek bir ruhsat olarak kabul ettiği haberlere örnek gösterilir.

Âhâd haberin delil değeri. Âhâd haber, tevatür gibi zarûrî bir kesinlik vermez; âlimlerin çoğunluğuna göre sahih bir âhâd haber "ağır basan zan" (zann-ı gâlib) ifade eder, yani doğru olma ihtimali çok yüksek bir bilgidir. Amel konusunda âlimlerin büyük çoğunluğu, sahih âhâd haberin bağlayıcı olduğunda birleşir: namazın ayrıntıları, alışverişin kuralları, aile hukukunun pek çok hükmü âhâd haberlerle sabittir. Günlük hayatta da insanlar güvenilir tek bir kişinin haberiyle hareket eder; bir doktorun teşhisi ya da bir tanığın ifadesi böyledir. Usulcülerin bu konudaki klasik delillerinden biri de Peygamber'in uygulamasıdır: Buhârî'de geçtiği üzere Muâz b. Cebel'i Yemen'e tek başına göndermiş ve halka İslam'ın esaslarını, namazı ve zekâtı onun aracılığıyla bildirmiştir; tek bir elçinin haberi, gönderildiği topluluk için bağlayıcı kabul edilmiştir.

Asıl tartışma inanç (itikat) alanındadır. Kelamcıların çoğunluğu, inancın esaslarının kesin bilgiye dayanması gerektiğini, âhâd haberin tek başına böyle bir esası kuramayacağını savunur; âhâd haber inanç konularında ancak kesin delillerle sabit olan bir esası açıklayıcı ve destekleyici olarak kullanılabilir. Muhaddislerin bir kısmı ise sahih âhâd haberin inanç konularında da kabul edilmesi gerektiğini söyler; İbnü's-Salâh gibi bazı âlimler, Buhârî ve Müslim'de yer alıp ümmetin kabulünü görmüş hadislerin kesin bilgi ifade ettiğini ileri sürmüş, Nevevî gibi âlimler ise bu görüşe katılmamıştır. Bu tartışmayı taraf tutmadan izlemen gerekir: iki taraf da sahih hadisin değerini kabul eder; ayrıldıkları nokta, bilginin kesinlik derecesi ve bu derecenin hangi alanda yeterli olduğudur.

Mezhepler âhâd haberin amelde kabulü için de bazı ek şartlar koymuştur. Hanefîler, herkesi ilgilendiren ve herkesin bilmesi gereken bir konuda (umûmü'l-belvâ) tek kişiden gelen bir haberi kuşkuyla karşılar; bir ravinin kendi rivayetine aykırı amel etmesini de haberin sıhhatine dair bir soru işareti sayar. Mâlikîler ise Medine halkının yerleşik uygulamasına (amel-i ehl-i Medîne) aykırı âhâd haberi genellikle geri çevirir; onlara göre bu uygulama, Peygamber'den kuşaktan kuşağa aktarılan bir tür amelî tevatürdür. Bu farklar Modül 10'da sünnet delilini ve Modül 17'de mezheplerin usulünü işlerken ayrıntılı biçimde karşına çıkacak.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe "Peygamber'in dua ederken ellerini kaldırdığını gösteren hadislerin hiçbiri tek başına mütevatir değilse, bu bilgi nasıl kesin olabilir?" diye sorar. Hocası mânevî tevatürü anlatır: farklı olaylarda, farklı lafızlarla gelen pek çok rivayetin ortak anlamı, tek tek rivayetlerin gücünü aşan bir kesinlik kazanır. Talebe ormanı ağaçlardan ayrı görmeyi öğrenir.
  • Orta: Bir talebe "Ameller niyetlere göredir hadisi çok meşhur, o hâlde mütevatirdir" der. Sen ona tevatürün her halkada kalabalık şartını hatırlatırsın ve Ders 9.2'deki senedi gösterirsin: ilk dört halkada tek ravi vardır. Hadis sahihtir, usul terimiyle garîbdir, sonradan halk arasında son derece meşhur olmuştur; ama mütevatir değildir. Talebe "meşhur" kelimesinin iki anlamını ayırmayı öğrenir.
  • Gerçek hayat: Bir tartışmada biri "Tek kişinin rivayet ettiği hiçbir habere güvenilmez, o hâlde hadislerin çoğu geçersiz" der. Sen iki ayrımı hatırlatırsın: amelde sahih âhâd haberin bağlayıcılığı âlimlerin çoğunluğunun kabulüdür ve günlük hayatta da güvenilir tek bir tanığın haberiyle hareket ederiz; inanç esaslarında ise kesin delil arandığı için âhâd haberin yeri tartışmalıdır. Konuşma "hepsi ya da hiçbiri" düzleminden çıkıp alanlara göre derecelendirilmiş bir düzleme taşınır.

Uygulama

Şimdi sıra sende: Namazın rekât sayılarının mânevî ve amelî tevatürle sabit olduğunu gösteren yarım sayfalık bir akıl yürütme yaz. Hazırlıkta çizdiğin zinciri kullan ve metnini dört adımda kur. Birinci adımda rekât sayılarının Kur'an'da açıkça yer almadığını ve sünnetle öğrenildiğini belirt. İkinci adımda bu bilginin her kuşakta bütün ümmet tarafından günde beş kez fiilen uygulandığını ve farklı bölgelerde, farklı mezheplerde aynı kaldığını göster. Üçüncü adımda tevatürün üç şartını (kalabalık, her halkada kalabalık, duyuya dayanma) tek tek bu zincire uygula. Dördüncü adımda, bu bilgiyi tek bir hadisin senedine bağlayan bir yaklaşımla karşılaştır ve hangisinin daha güçlü bir kesinlik verdiğini gerekçesiyle yaz. Hedef: tevatür kavramını soyut bir tanım olarak değil, kendi dinî hayatındaki somut bir bilginin dayanağı olarak görebilmek.

Mini test

  1. Mütevatir haberin tanımı nedir ve üç şartı hangileridir?
  2. Tevatür için belli bir sayı şart mıdır? Çoğunluğun görüşünü açıkla.
  3. Lafzî ve mânevî tevatür arasındaki fark nedir? Birer örnek ver.
  4. Meşhur, azîz ve garîb haberler nasıl ayrılır?
  5. Hanefîlerin "meşhur haber" kategorisi nedir ve pratik sonucu ne olur?
Cevapları göster
  1. Yalan üzerinde birleşmeleri imkânsız olan kalabalık bir topluluğun, kendileri gibi kalabalık bir topluluktan naklettiği ve sonunda duyuya dayanan haberdir. Şartları: kalabalık, bu kalabalığın her halkada bulunması, haberin duyu tecrübesine dayanması.
  2. Hayır; farklı sayılar ileri sürülmüştür ama çoğunluğa göre ölçü, dinleyende kesin bilginin oluşmasıdır.
  3. Lafzî tevatürde aynı söz aynı ya da yakın kelimelerle aktarılır ("Kim bana bilerek yalan isnat ederse..." hadisi). Mânevî tevatürde farklı rivayetlerin ortak anlamı kesinleşir (Peygamber'in duada ellerini kaldırması).
  4. Zincirin en dar halkasında en az üç ravi varsa meşhur, iki ravi varsa azîz, tek ravi varsa garîbdir.
  5. Sahabe kuşağında âhâd olup sonraki iki kuşakta tevatür derecesinde yayılan haberdir. Hanefîlere göre bu haberle Kur'an'ın genel bir hükmü daraltılabilir ya da mutlak bir hükmü kayıtlanabilir.

Özet

  • Mütevatir haber, her halkada kalabalık bir topluluğun aktardığı ve duyuya dayanan haberdir; belli bir sayı değil, kesin bilginin oluşması ölçüdür.
  • Mütevatir zarûrî bilgi verir; lafzî ve mânevî tevatür, bir de ümmetin fiilî uygulamasıyla aktarılan amelî tevatür vardır.
  • Âhâd, en dar halkadaki ravi sayısına göre meşhur, azîz ve garîb diye ayrılır; bu tasnif sayıyı, sahih-hasen-zayıf tasnifi niteliği ölçer.
  • Hanefîler mütevatir ile âhâd arasında meşhur haberi ayrı bir kategori sayar ve onunla Kur'an'ın bir hükmünün daraltılabileceğini kabul eder.
  • Sahih âhâd haber çoğunluğa göre amelde bağlayıcıdır; inançtaki delil değeri tartışmalıdır ve mezhepler amelde kabul için ek şartlar koymuştur.

Sonraki derse hazırlık

Ders 9.5'te ravilerin güvenilirliğinin nasıl değerlendirildiğini, yani cerh ve ta'dîl ilmini işleyeceğiz; "sika", "sadûk", "metrûk" gibi kelimelerin ne kadar hassas bir ölçü sistemine ait olduğunu göreceksin. Hazırlık: bir insanın güvenilir olup olmadığına dair günlük hayatta kullandığın ifadeleri düşün ("sözünün eridir", "iyi niyetli ama unutkan", "abartır" gibi). Bunlardan beş tanesini yaz ve her birinin bir insanın dürüstlüğünü mü, yoksa hafızasını ve dikkatini mi ölçtüğünü yanına not et.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 9.4

Tevâtürün şartları, lafzî ve mânevî mütevatir ayrımı ("men kezebe aleyye" hadisi lafzî tevatüre örnek) ve âhâdın meşhur, azîz, garîb kısımları öğretilir. Hanefîlerin meşhur/müstefîz haberi ayrı bir kategori olarak görmesi ve âhâd haberin itikatta ve amelde delil değeri konusundaki tartışmalar dengeli biçimde aktarılır. Bu ders, Modül 10'daki "Sünnet" delili dersine doğrudan bağlanır. Uygulama: talebe namazın rekât sayısı gibi bir amelin mânevî tevatürle sabit olduğunu gösteren kısa bir akıl yürütme yazar.