Giriş
Hazırlıkta Tirmizî'nin Sünen'inden üç hadis seçtin ve her birinin sonundaki kısa hükmü olduğu gibi yazdın: belki "bu hadis hasendir", belki "hasen sahihtir", belki "garîbdir". Bu derste o kısa cümlelerin ne anlama geldiğini çözeceğiz. Ders 9.2'de bir senedi halka halka okumayı öğrendin; şimdi bu halkaların nitelik bakımından nasıl değerlendirildiğini göreceksin. İbnü's-Salâh'ın sahih hadis tanımını ve beş şartını, hasen hadisin tanımı etrafındaki tartışmayı, hasen li-zâtihî ile hasen li-gayrihî ayrımını, zayıf hadisin türlerini, zayıf hadisle amel etme meselesini ve Tirmizî'nin birleşik ifadelerini öğreneceksin. Dersin sonunda Ders 1.1'de karşılaştığın "ilim talep etmek her Müslümana farzdır" rivayetine dönüp onun hakkında söylenenleri artık terimleriyle anlayabileceksin.
Ana anlatım
İbnü's-Salâh ve tanımın önemi. Hadis usulünün terimleri erken dönemde farklı âlimler tarafından farklı biçimlerde kullanıldı; bir muhaddisin "sahih" dediğini bir başkası daha dar ya da daha geniş anlayabiliyordu. Yedinci hicri asırda İbnü's-Salâh, Ulûmü'l-hadîs adıyla da bilinen Mukaddime'sinde bu terimleri toplayıp tanımladı ve eser sonraki yüzyıllarda hadis usulünün ders kitabı hâline geldi. Pek çok şerhi, özeti ve manzum hâli yazıldı; İbn Hacer'in Nuhbetü'l-fiker'i gibi sonraki kısa usul metinleri de bu çerçeveyi izler. Bu yüzden sahih hadisin tanımını İbnü's-Salâh'tan öğrenmek, sonraki bütün literatürün anahtarını elde etmek demektir.
İbnü's-Salâh'ın tanımına göre sahih hadis, senedi muttasıl olan, baştan sona âdil ve zâbıt ravilerin aynı nitelikteki ravilerden naklettiği, şâz ve illetli olmayan hadistir. Bu tek cümlenin içinde beş şart vardır ve her biri bir soruya karşılık gelir: zincir kesintisiz mi, raviler dürüst mü, raviler sağlam aktarıyor mu, rivayet daha güvenilir olana aykırı mı, rivayette gizli bir kusur var mı? Beş sorunun beşine de olumlu cevap veren hadis sahihtir; birine bile olumsuz cevap veren hadis sahih olmaktan çıkar.
Birinci şart: ittisâl. Senedin muttasıl olması, Ders 9.2'de öğrendiğin gibi her ravinin hadisi bir öncekinden gerçekten almış olmasıdır. Mürsel, munkatı, mu'dal ve muallak rivayetler bu şartı taşımaz. Bu şartı sınamak için muhaddisler ravilerin doğum ve ölüm tarihlerini, yaşadıkları şehirleri, yolculuklarını ve hocalarını kaydetmiş; iki ravinin karşılaşmış olmasının mümkün olup olmadığını bu bilgilerle araştırmıştır. Buhârî ile Müslim arasında bu konuda bilinen bir fark vardır: Müslim, güvenilir iki ravinin aynı dönemde yaşamasını (muâsara) yeterli sayarken, Buhârî'nin iki ravinin en az bir kez karşılaştığının (likâ) bilinmesini şart koştuğu kabul edilir. Buhârî'nin Sahîh'inin daha üst derecede görülmesinin sebeplerinden biri budur.
İkinci ve üçüncü şart: adâlet ve zabt. Adâlet, ravinin dinî ve ahlaki güvenilirliğidir: Müslüman, akıllı, ergen olması; büyük günahlardan ve insanın itibarını düşüren davranışlardan (mürûeti bozan hâllerden) uzak durması. Adâlet, ravinin bilerek yalan söylemeyeceğine dair güvenceyi sağlar. Zabt ise ravinin aktarımındaki sağlamlıktır: duyduğunu doğru anlaması, doğru hatırlaması ve doğru aktarması. Zabt iki türlüdür: hafızaya dayanan zabt (zabt-ı sadr) ve yazılı nüshaya dayanan zabt (zabt-ı kitâb). İkisi birbirinden bağımsızdır; son derece dürüst bir insan zayıf hafızası yüzünden hatalı rivayet edebilir. Bu yüzden bir ravinin "sika" (güvenilir) sayılması için adâlet ve zabtın ikisi birden gerekir. Ravilerin bu niteliklerinin nasıl tespit edildiğini Ders 9.5'te, cerh ve ta'dîl bahsinde göreceksin.
Dördüncü ve beşinci şart: şâz ve illet. Şâz, güvenilir bir ravinin, kendisinden daha güvenilir ya da daha kalabalık ravilere aykırı rivayetidir. Ravi güvenilirdir ama bu rivayetinde yanılmıştır; bunu gösteren şey, aynı hadisi rivayet eden daha güçlü ravilerin farklı aktarmasıdır. İllet ise görünüşte sağlam bir senedde, ancak uzman muhaddislerin fark edebildiği gizli bir kusurdur: aslında mürsel olan bir hadisin muttasıl gibi, aslında bir sahabinin sözü olan bir rivayetin Peygamber'in sözü gibi aktarılması bunun tipik örnekleridir. İllet bilgisi (ilelü'l-hadîs), hadis ilminin en ince dalı kabul edilir; bir hadisin bütün tarîklerini toplamayı ve birbirleriyle karşılaştırmayı gerektirir. Bu son iki şart, sened tenkidinin yalnız tek tek ravilere bakmak olmadığını, aynı hadisin farklı yollarını birbiriyle sınamak olduğunu gösterir.
Hasen: tartışmalı bir tanım. Sahih ile zayıf arasında bir derece olarak hasen terimini yaygınlaştıran isim Tirmizî'dir. Tirmizî, Sünen'inin sonundaki Kitâbü'l-ilel bölümünde hasen dediği hadisi şöyle tarif eder: senedinde yalanla itham edilen bir ravi bulunmayan, şâz olmayan ve başka bir yoldan da benzeri rivayet edilen hadis. Hattâbî ise haseni, kaynağı bilinen ve ravileri tanınan, hadislerin çoğunun kendisine döndüğü ve âlimlerin çoğunun kabul ettiği hadis olarak tanımlamıştır. İbnü's-Salâh bu tanımların her birinin haseni bir yönüyle yakaladığını düşünmüş ve iki tür hasen ayırmıştır. İbn Hacer'in formülüyle hasen li-zâtihî, sahih hadisin bütün şartlarını taşıyan ama ravilerinden birinin zabtı sahih hadis ravilerinin zabtından biraz hafif olan hadistir. Yani hasen, zabttaki küçük bir eksiklik dışında sahih gibidir.
Hasen li-gayrihî ve sahih li-gayrihî. İkinci tür hasen, kendi başına zayıf olup başka yollarla güçlenen hadistir. Zayıflığı hafif olan, örneğin ravisinin hafızası zayıf olan ya da senedinde küçük bir kopukluk bulunan bir hadis, benzer ya da daha güçlü başka tarîklerle geldiğinde bu tarîklerin toplamıyla hasen li-gayrihî derecesine yükselir. Aynı mantıkla, hasen li-zâtihî bir hadis başka sağlam yollarla desteklendiğinde sahih li-gayrihî olur. Bu yükselmenin bir sınırı vardır: ravisi yalancılıkla itham edilen ya da çok ağır kusurlu olan bir hadis, ne kadar çok yoldan gelirse gelsin yükselmez; zayıf halkaları üst üste koymak sağlam bir zincir yapmaz.
Ders 1.1'deki rivayete şimdi dönebilirsin. "İlim talep etmek her Müslümana farzdır" rivayetinin İbn Mâce'deki senedinde zayıf bir ravi bulunduğunu, bu yüzden tek başına zayıf sayıldığını, ama pek çok farklı yoldan geldiği için bazı muhaddislerin onu bu yolların toplamıyla hasen, hatta sahih li-gayrihî derecesine yükselttiğini okumuştun. O cümlenin her kelimesini artık biliyorsun: bu, hasen li-gayrihî ya da sahih li-gayrihî kavramının somut bir uygulamasıdır.
Zayıf hadis. Sahih ve hasenin şartlarından birini ya da birkaçını taşımayan hadis zayıftır. Zayıflık iki ana kaynaktan gelir. Birincisi senedde kopukluktur: mürsel, munkatı, mu'dal, muallak ve tedlîs yüzünden gizli kopukluk taşıyan rivayetler. İkincisi ravide kusurdur: ravinin adâletinde ya da zabtında bir zaaf. Bu ikinci gruptan münker (zayıf bir ravinin güvenilir ravilere aykırı rivayeti), metrûk (yalancılıkla itham edilen bir ravinin rivayeti) ve muzdarib (aynı hadisin birbiriyle uzlaştırılamayan farklı biçimlerde aktarılması) gibi türler ayrılır. Zayıflığın da dereceleri vardır: hafızası biraz zayıf bir ravinin rivayeti ile yalancılıkla itham edilen bir ravinin rivayeti aynı kefeye konmaz. En ağır derece olan uydurma (mevzû) hadisi ayrı bir ders olarak, Ders 9.6'da işleyeceğiz; çünkü İbnü's-Salâh gibi usulcüler onu zayıfın en kötüsü diye zayıf içinde saysa da, mevzû gerçekte Peygamber'e ait olmayan, yalnız ona yakıştırılmış bir sözdür.
Zayıf hadisle amel. Zayıf hadisin dindeki yeri, bu dersin en çok tartışılan konusudur. Âlimlerin çoğunluğuna göre zayıf hadis, inanç esaslarında ve helal-haram gibi hükümlerde tek başına delil olmaz. Amellerin faziletini, yani zaten başka delillerle sabit olan bir amelin sevabını teşvik eden konularda (fezâil-i a'mâl) ise pek çok âlim zayıf hadisin kullanılmasına belli şartlarla izin vermiştir. Bu şartlar İbn Hacer'e nispet edilir ve öğrencisi Sehâvî tarafından nakledilir: hadisin zayıflığı şiddetli olmamalı, yani ravisi yalancılıkla itham edilmemiş olmalıdır; hadisin içeriği dinin genel ve sağlam bir aslının altına girmelidir; amel eden kişi hadisin Peygamber'den sabit olduğuna inanmamalı, onunla ihtiyaten amel etmelidir.
Bu şartlar ciddiye alındığında zayıf hadisle amel meselesi sanıldığı kadar geniş bir kapı değildir. Uydurma ya da çok zayıf bir rivayet bu kapıdan giremez; zayıf bir hadisle yeni bir ibadet, yeni bir inanç ya da yeni bir helal-haram kurulamaz. Ayrıca zayıf bir hadisi aktaran kişinin, onu sahih bir hadis gibi kesin bir dille ("Peygamber buyurdu ki") değil, çekingen bir ifadeyle ("şöyle rivayet edilir") aktarması gerektiği de vurgulanmıştır. Ders 1.1'deki rivayetin "buyurduğu rivayet edilir" diye aktarılması, bu ihtiyatın bir uygulamasıdır.
Tirmizî'nin birleşik ifadeleri. Tirmizî, Sünen'inde hadislerin çoğunun sonuna kısa bir hüküm cümlesi ekler ve bazen iki hatta üç terimi birleştirir: "hasenün sahîhun", "hasenün garîbun", "hasenün sahîhun garîbun" gibi. Bu ifadelerin ne anlama geldiği usulcüler arasında uzun süre tartışılmıştır, çünkü sahih ile hasen, tanım gereği farklı derecelerdir. İleri sürülen görüşlerden birine göre hadisin iki ayrı senedi vardır: biri sahih, öbürü hasen derecesindedir ve Tirmizî ikisini birlikte anmıştır. Bir başka görüşe göre hadisin tek senedi vardır ve Tirmizî, ravilerden birinin durumu hakkında âlimlerin tereddüdünü yansıtır: bir kısmına göre sahih, bir kısmına göre hasendir. Bir üçüncü görüş ise "hasen" kelimesinin burada teknik anlamda değil, "güzel, makbul" anlamında sözlük anlamıyla kullanıldığını söyler. İbn Hacer bu görüşleri değerlendirerek ilk ikisini öne çıkarır. "Garîb" ise Ders 9.2'de gördüğün gibi hadisin bir yerde tek koldan geldiğini bildirir ve tek başına zayıflık anlamı taşımaz.
Örnekler
- Basit: Bir talebe bir kitapta "Buhârî ve Müslim rivayet etti" kaydını görür ve bunun ne anlama geldiğini sorar. Hocası iki imamın sahih için koyduğu şartları anlatır, Buhârî'nin likâ şartını ve Müslim'in muâsara ile yetinmesini gösterir ve iki kitapta birlikte yer alan hadislerin (müttefekun aleyh) âlimlerce sahihin en üst derecesi sayıldığını söyler.
- Orta: Bir talebe bir fezâil kitabında belli bir gecede kılınacak özel bir namazın sevabını anlatan bir rivayet okur. Hocası zayıf hadisle amelin üç şartını sayar ve rivayetin senedine bakar: ravilerinden biri yalancılıkla itham edilmişse zayıflık şiddetlidir ve rivayet bu kapıdan giremez; üstelik rivayet genel bir aslın altına girmeyen, yeni bir ibadet biçimi tarif etmektedir. Talebe "zayıf hadisle amel edilir" cümlesinin şartsız bir izin olmadığını öğrenir.
- Gerçek hayat: Bir aile sohbetinde biri "Tirmizî bu hadise hasen demiş, yani zayıf" der. Sen hasenin zayıf değil, makbul hadisin bir derecesi olduğunu, ahkâmda delil olarak kullanıldığını anlatırsın; hasen li-zâtihî ile sahih arasındaki farkın ravilerden birinin zabtındaki küçük bir eksiklik olduğunu eklersin. Terimi yanlış anlamak, makbul bir hadisi gereksiz yere değersizleştirmek demektir.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Hazırlıkta Tirmizî'den seçtiğin üç hadisin hüküm ifadelerini bir tabloya yaz. Tablonun sütunları şunlar olsun: hadisin kısa metni, Tirmizî'nin Arapça hükmü (örneğin "hasenün sahîhun") ve Türkçe karşılığı, bu ifadenin bu derste öğrendiğin görüşlere göre ne anlama gelebileceği ve hadis hakkında bir şerhte ya da bir hadis veri tabanında başka bir muhaddisin hükmü varsa o hüküm. Üç hadisten biri "garîb" kaydı taşıyorsa, bunun neden tek başına bir zayıflık hükmü olmadığını bir cümleyle açıkla. Son satıra, üç hadisten hangisini hangi amaçla (ahkâm, fezâil, ahlak eğitimi) kullanabileceğini ve neden kullanabileceğini yaz. Hedef: bir hadis kitabındaki kısa hüküm ifadelerini terimleriyle çözebilmek ve bir hadisin derecesine göre hangi amaçla kullanılabileceğine karar verebilmek.
Mini test
- İbnü's-Salâh'ın tanımına göre sahih hadisin beş şartı nedir?
- Adâlet ile zabt arasındaki fark nedir ve neden ikisi birden gerekir?
- Şâz ile illet arasındaki fark nedir?
- Hasen li-zâtihî ile hasen li-gayrihî nasıl ayrılır?
- Fezâil-i a'mâlde zayıf hadisle amel için İbn Hacer'e nispet edilen üç şart nedir?
Cevapları göster
- Senedin muttasıl olması, ravilerin âdil olması, ravilerin zâbıt olması, hadisin şâz olmaması ve illetli olmaması.
- Adâlet ravinin dinî ve ahlaki güvenilirliği, zabt ise aktarımındaki sağlamlıktır (hafıza ya da yazı). Dürüst bir ravi zayıf hafızası yüzünden hata yapabileceği için ikisi birden gerekir.
- Şâz, güvenilir bir ravinin daha güvenilir ya da daha kalabalık ravilere aykırı rivayetidir; illet ise görünüşte sağlam bir senedde uzmanların fark edebildiği gizli bir kusurdur.
- Hasen li-zâtihî, sahihin bütün şartlarını taşıyıp ravilerinden birinin zabtı biraz hafif olan hadistir; hasen li-gayrihî ise kendi başına hafif zayıf olup başka yollarla desteklenerek yükselen hadistir.
- Zayıflığın şiddetli olmaması, hadisin içeriğinin dinin genel ve sağlam bir aslının altına girmesi, amel ederken hadisin Peygamber'den sabit olduğuna inanmayıp ihtiyaten amel etmek.
Özet
- İbnü's-Salâh'a göre sahih hadis beş şart taşır: ittisâl, adâlet, zabt, şâz olmama ve illetli olmama.
- Tirmizî'nin yaygınlaştırdığı hasen, sahih ile zayıf arasında makbul bir derecedir; hasen li-zâtihî ve hasen li-gayrihî diye ikiye ayrılır.
- Zayıf hadis, sened kopukluğundan ya da ravi kusurundan kaynaklanır ve dereceleri vardır; hafif zayıf olan başka yollarla yükselebilir, ağır zayıf olan yükselmez.
- Zayıf hadis inanç ve hükümlerde tek başına delil olmaz; fezâilde üç şartla ve çekingen bir ifadeyle kullanılabilir.
- Tirmizî'nin "hasen sahih" gibi birleşik ifadeleri iki sened ya da âlimlerin tereddüdü gibi görüşlerle açıklanır; "garîb" tek başına zayıflık değildir.
Sonraki derse hazırlık
Ders 9.4'te bir haberin kaç kişi tarafından aktarıldığına göre mütevatir ve âhâd diye nasıl ayrıldığını ve bu ayrımın bir haberin bilgi değerini nasıl etkilediğini işleyeceğiz. Hazırlık: gün içinde yaptığın beş vakit namazın rekât sayılarını düşün. Bu sayıları nereden öğrendiğini, sana kimlerin öğrettiğini ve onların kimden öğrendiğini geriye doğru bir zincir hâlinde yaz; zincirin her halkasında kaç kişi olduğunu tahmin et.