Giriş
Hazırlıkta "Ameller ancak niyetlere göredir" hadisini bir kaynakta buldun ve metinden önce gelen isim zincirini olduğu gibi kâğıda yazdın. Belki kitapta beş, belki altı isim saydın; belki çeviri zinciri kısaltmıştı. Bu derste o zincirin adını koyacağız: sened. Bir hadisin iki parçasını, sened ile metni tanıyacak; sened, isnad, ravi, tarîk kavramlarını ayıracak; "haddesenâ", "ahberanâ" ve "an" gibi rivayet kalıplarının ne anlattığını öğreneceksin. Ardından Buhârî'nin Sahîh'ini açan hadisi halka halka okuyacak, bu hadisin nasıl tek bir koldan gelip sonra çok sayıda raviye yayıldığını göreceksin. Son olarak zincirdeki kopuklukların adlarını öğreneceksin: muttasıl, munkatı, mürsel, mu'dal ve muallak. Ders 9.1'de "hadis Peygamber'e nispet edilen sözdür" demiştik; bu derste o nispetin nasıl taşındığını göreceğiz.
Ana anlatım
Sened ve metin. Her hadisin iki parçası vardır. Metin, sözün kendisidir: Peygamber'in söylediği, yaptığı ya da onayladığı şeyin aktarımı. Sened ise o metni bize kadar taşıyan ravilerin zinciridir. Sened kelimesi sözlükte "dayanılan şey" demektir; bir metnin dayandığı yol anlamında kullanılır. İsnad ise çoğu zaman sened ile eş anlamlı kullanılır; teknik olarak bir sözü söyleyenine dayandırma işidir, yani zinciri sıralama eylemidir. Ravi, zincirdeki her bir halkadır: hadisi hocasından alıp talebesine aktaran kişi. Tarîk ise aynı metne ulaşan senedlerden her biridir; bir hadis birden çok farklı zincirle geliyorsa onun birden çok tarîki vardır.
İsnad, İslam ilim geleneğinin en belirgin özelliklerinden biri olarak görülmüştür. Ders 9.1'de Müslim'in Mukaddime'sinden Muhammed b. Sîrîn'in "Bu ilim dindir; dininizi kimden aldığınıza bakın" sözünü görmüştün. Aynı Mukaddime'de Abdullah b. Mübârek'e nispet edilen bir söz de yer alır: isnad dindendir; isnad olmasaydı dileyen dilediğini söylerdi. Bu iki söz, senedin neden bu kadar titizlikle incelendiğini açıklar: sened, bir sözün Peygamber'e nispetinin sınanabilir hâle gelmesini sağlar.
İsnad sorgusunun ne zaman yaygınlaştığına dair de aynı Mukaddime'de İbn Sîrîn'e nispet edilen bir haber vardır: insanlar önceleri isnadı sormazlardı; fitne ortaya çıkınca "bize ravilerinizi söyleyin" demeye başladılar, böylece Ehl-i sünnetin rivayetleri alındı, bid'at ehlininkiler bırakıldı. Bu haber, sened incelemesinin soyut bir merakla değil, siyasi ve mezhebî çatışmaların sözü çarpıttığı bir dönemin somut ihtiyacıyla doğduğunu gösterir. Sahabe kuşağında birbirine güven esastı; güven sarsılınca zincir sorulmaya başlandı.
Rivayet kalıpları. Senedde her ravi, hadisi hocasından nasıl aldığını belli kalıplarla ifade eder ve bu kalıplar rastgele seçilmez. "Haddesenâ" (bize anlattı), çoğunlukla ravinin hadisi hocasının ağzından doğrudan dinlediğini (semâ) bildirir; en güçlü alma yolu kabul edilir. "Ahberanâ" (bize haber verdi), pek çok muhaddisin kullanımında talebenin hocasına okuduğu, hocanın da dinleyip onayladığı yolu (kıraat ya da arz) bildirir; bazı muhaddisler iki kalıbı eş anlamlı da kullanır. Bunların dışında icâzet (hocanın rivayet izni vermesi), münâvele (hocanın kitabını talebesine vermesi) ve mükâtebe (hocanın yazıyla göndermesi) gibi alma yolları da vardır ve her birinin kendine özgü ifadeleri bulunur.
"An" (-den, -dan) kalıbı ise en belirsiz olanıdır: "falan, falandan" demek, ravinin hocasından doğrudan duyduğunu açıkça söylemez. Bu şekilde rivayete an'ane denir. Ravi güvenilirse ve hocasıyla görüştüğü biliniyorsa an'ane genellikle doğrudan dinleme gibi kabul edilir. Ama ravi, görüşmediği ya da duymadığı birinden duymuş gibi rivayet etme alışkanlığıyla tanınıyorsa (tedlîs), onun "an" diye rivayet ettiği hadis kuşkuyla karşılanır; zincirde gizli bir kopukluk olabilir. Tek bir kelimenin, bir hadisin derecesini değiştirebilmesi, sened incelemesinin ne kadar ince bir iş olduğunu gösterir.
Buhârî'nin ilk hadisi. Bu kavramları somut bir zincirde görelim. İmam Buhârî, Sahîh'ini "Ameller ancak niyetlere göredir" hadisiyle açar. Hadisin oradaki senedi şöyledir: Buhârî der ki, bize Humeydî Abdullah b. Zübeyr anlattı; o dedi ki, bize Süfyân (b. Uyeyne) anlattı; o dedi ki, bize Yahyâ b. Saîd el-Ensârî anlattı; o dedi ki, bana Muhammed b. İbrâhîm et-Teymî haber verdi; o, Alkame b. Vakkâs el-Leysî'yi şöyle derken işittiğini söyledi: Ömer b. Hattâb'ı minber üzerinde "Resulullah'ı şöyle derken işittim" derken dinledim. Ardından metin gelir.
Zinciri halka halka tanıyalım. Humeydî, Mekkeli bir muhaddis ve Buhârî'nin hocalarındandır; Buhârî onun ağzından dinlediği için "haddesenâ" der. Süfyân b. Uyeyne, Mekke'nin büyük hadis âlimlerindendir. Yahyâ b. Saîd el-Ensârî, Medine'nin fakih ve muhaddislerindendir ve bu hadisin yayılmasında kilit bir halkadır. Muhammed b. İbrâhîm et-Teymî ve Alkame b. Vakkâs tâbiûndandır. Zincirin son halkası Hz. Ömer'dir ve hadisi minberde, bir hutbe sırasında aktardığı bildirilir. Hazırlıkta saydığın isimleri bu listeyle karşılaştır: Buhârî'yi saymazsan altı ravi, Peygamber'le Buhârî arasında altı halka.
Tek koldan çok sayıda raviye. Bu hadisin sened tarihinde ilginç bir özelliği vardır. Hz. Ömer'den bu hadisi sahih bir yolla yalnız Alkame rivayet etmiştir; Alkame'den yalnız Muhammed b. İbrâhîm, ondan da yalnız Yahyâ b. Saîd. Yani zincirin ilk dört halkasında hadis tek bir koldan gelir. Böyle tek bir ravinin tek başına rivayet ettiği hadise hadis usulünde garîb denir. Yahyâ b. Saîd'den sonra ise hadisi çok sayıda ravi almış ve hadis İslam dünyasının her yanına yayılmıştır; kaynaklar Yahyâ'dan rivayet edenlerin sayısını çok yüksek rakamlarla verir.
Bu durum iki önemli usul dersi taşır. Birincisi, "garîb" bir zayıflık damgası değildir; bir hadis tek koldan gelip yine de sahih olabilir, yeter ki o koldaki her ravi güvenilir ve zincir kesintisiz olsun. Ders 9.3'te sahih hadisin şartlarını öğrendiğinde bu hadisin neden bütün muhaddislerce sahih kabul edildiğini göreceksin. İkincisi, bir hadisin sonraki yüzyıllarda çok yaygın olması, onun başlangıçta da çok kişi tarafından aktarıldığı anlamına gelmez. Ders 9.4'te mütevatir ve âhâd ayrımını işlerken bu ayrım önem kazanacak: bu hadis ne kadar meşhur olursa olsun, ilk halkalarındaki yapı nedeniyle mütevatir değil âhâd sayılır.
Muttasıl ve kopukluklar. Senedin her ravisi hadisi bir önceki raviden gerçekten almışsa sened muttasıldır, yani kesintisizdir. Zincirde bir ya da daha çok halka eksikse sened kopuktur ve kopukluğun yeri ve biçimine göre farklı adlar alır. Bu adları ezberlemek yerine bir şema üzerinde düşünmek işini kolaylaştırır: sağ uçta hadisi kitabına alan müellif (Buhârî, Müslim), sol uçta Peygamber, aralarında ravi halkaları.
Mürsel, zincirin Peygamber tarafındaki ucunda sahabinin düşmesidir: bir tâbiî, arada kimden duyduğunu söylemeden doğrudan "Resulullah şöyle dedi" der. Munkatı, zincirin ortasında, sahabeden sonraki herhangi bir yerde bir ravinin düşmesidir. Mu'dal, arka arkaya iki ya da daha fazla ravinin düşmesidir; kopukluk büyüdükçe güven azalır. Muallak ise zincirin müellif tarafındaki ucundan bir ya da daha çok ravinin atlanmasıdır: müellif hadisi kendi hocasından değil, doğrudan daha yukarıdaki bir raviden ya da Peygamber'den aktarır. Buhârî'nin Sahîh'inde, bab başlıklarında ve açıklamalarda senedsiz ya da kısaltılmış senedle andığı rivayetler böyledir; bunlara Buhârî'nin ta'lîkleri denir ve Sahîh'in senedleri tam verilen hadisleriyle aynı konumda değerlendirilmez.
Mürsel hadisin değeri. Kopuk senedler kural olarak zayıf sayılır, çünkü düşen ravinin kim olduğu ve güvenilir olup olmadığı bilinemez. Ancak mürsel hadis konusunda mezhepler arasında önemli bir fark vardır ve bu fark Modül 10'da sünnetin delil değerini tartışırken yeniden karşına çıkacak. Hanefî ve Mâlikî âlimlerin önemli bir kısmı, güvenilir bir tâbiînin mürselini delil olarak kabul eder; onların gerekçesi, güvenilir bir tâbiînin güvenmediği birinden duyduğu bir sözü kesin bir dille Peygamber'e nispet etmeyeceğidir. İmam Şâfiî ise mürseli ancak belli şartlarla, örneğin başka bir yoldan desteklendiğinde ya da büyük tâbiîlerden geldiğinde kabul eder. Muhaddislerin çoğunluğu ise mürseli zayıf hadis türleri arasında sayar. Bir fıkıh kitabında bir mürsel hadisin delil olarak kullanıldığını gördüğünde, bunun o mezhebin usulüne göre tutarlı bir tercih olduğunu bilmelisin.
Metin de incelenir. Sened tenkidi hadis usulünün en görünür yanıdır, ama muhaddisler metni de incelemiştir. Bir metin Kur'an'ın açık bir hükmüyle, mütevatir sünnetle, kesin tarihî bilgiyle ya da aklın zorunlu verileriyle çelişiyorsa, senedi ne kadar parlak görünürse görünsün kuşkuyla karşılanır. Aynı hadisin farklı tarîklerinde metnin nasıl değiştiğine bakmak da bir inceleme yoludur: bir ravi metne kendi açıklamasını eklemiş olabilir ya da metni anlamıyla, kendi kelimeleriyle aktarmış olabilir. Muhaddislerin çoğu, lafzı birebir korumayı esas almakla birlikte, anlamı bozmamak şartıyla anlamla rivayete de izin vermiştir. Metin tenkidinin ölçülerini Ders 9.6'da, uydurma hadisleri işlerken ayrıntısıyla göreceksin; şimdilik şunu akılda tut: sağlam bir sened gerekli ama tek başına yeterli değildir.
Örnekler
- Basit: Bir talebe bir Kırk Hadis kitabında hadislerin yalnızca metnini ve "Buhârî, Müslim" kaydını görür, senedi göremez. Hocası ona kitabın senedleri kısalttığını, asıl senedin kaynak eserde durduğunu anlatır ve Buhârî'nin ilk hadisinin tam senedini tahtaya yazar. Talebe "Buhârî rivayet etti" kaydının arkasında altı halkalık bir zincir olduğunu görür.
- Orta: Bir talebe bir fıkıh kitabında "Saîd b. Müseyyeb, Resulullah'ın şöyle dediğini rivayet etti" cümlesini okur. Hocası Saîd b. Müseyyeb'in bir tâbiî olduğunu, arada sahabinin adının geçmediğini, bu yüzden rivayetin mürsel olduğunu gösterir. Ardından mürselin Hanefî, Mâlikî ve Şâfiî usulündeki farklı değerini anlatır. Talebe aynı rivayetin bir mezhepte delil, bir başkasında destekleyici kabul edilebileceğini öğrenir.
- Gerçek hayat: Bir mesaj grubunda "Hz. Peygamber şöyle buyurdu" diye başlayan bir söz paylaşılır; altında kaynak olarak yalnız "hadis" yazmaktadır. Sen iki soru sorarsın: bu söz hangi kitapta, hangi senedle geçiyor; senedinde kopukluk var mı? Kaynağı olmayan bir sözün senedi de yoktur ve ona "hadis" demek, nispeti sınanmamış bir sözü Peygamber'e yüklemektir.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Riyâzü's-sâlihîn'den ya da bir Kırk Hadis şerhinden, senedi tam verilmiş iki hadis seç; Türkçe çevirilerin çoğu senedi kısalttığı için senedin tam verildiği bir baskıya ya da bir hadis sitesinin Arapça metnine bakman gerekebilir. Her hadisin senedini yatay bir şema hâlinde çiz: sağ uçta hadisi kitabına alan müellif, sol uçta Peygamber, aralarında her ravi bir kutu. Her iki kutu arasındaki oka rivayet kalıbını yaz (haddesenâ, ahberanâ, an). Sonra her şemanın altına üç satır yaz: sened muttasıl mı, bir kopukluk varsa hangi türden (mürsel, munkatı, mu'dal, muallak), "an" ile aktarılan bir halka varsa bunun neden dikkat gerektirdiği. Hedef: bir senedi göz kararıyla değil, halka halka ayrıştırarak okuyabilmek ve zincirdeki kopukluğu adıyla tespit edebilmek.
Mini test
- Sened, metin, ravi ve tarîk kavramlarını tanımla.
- "Haddesenâ", "ahberanâ" ve "an" kalıpları arasındaki fark nedir?
- Buhârî'nin ilk hadisinin senedinde Hz. Ömer'den sonraki ilk üç halka kimlerdir ve bu yapı hadise hangi niteliği kazandırır?
- Mürsel, munkatı, mu'dal ve muallak arasındaki farkı zincirdeki yerlerine göre açıkla.
- Mürsel hadisin delil değeri konusunda Hanefî-Mâlikî ve Şâfiî görüşleri nasıl ayrılır?
Cevapları göster
- Metin sözün kendisi, sened onu taşıyan raviler zinciridir; ravi zincirdeki her halka, tarîk ise aynı metne ulaşan senedlerden her biridir.
- "Haddesenâ" çoğunlukla hocadan doğrudan dinlemeyi (semâ), "ahberanâ" çoğu kullanımda talebenin hocaya okumasını (kıraat, arz) bildirir; "an" ise doğrudan duymayı açıkça söylemez ve ravi tedlîsle tanınıyorsa gizli bir kopukluk ihtimali doğurur.
- Alkame b. Vakkâs, Muhammed b. İbrâhîm et-Teymî ve Yahyâ b. Saîd el-Ensârî. Her halkada tek ravi bulunduğu için hadis bu kısımda garîbdir; Yahyâ'dan sonra çok sayıda raviye yayılmıştır.
- Mürselde Peygamber tarafındaki uçta sahabi düşmüştür; munkatıda sahabeden sonraki bir yerde bir ravi düşmüştür; mu'dalda arka arkaya iki ya da daha fazla ravi düşmüştür; muallakta ise müellif tarafındaki uçtan bir ya da daha çok ravi atlanmıştır.
- Hanefî ve Mâlikî âlimlerin önemli bir kısmı güvenilir tâbiînin mürselini delil kabul eder; Şâfiî ise mürseli ancak başka yollarla desteklenmesi gibi belli şartlarla kabul eder.
Özet
- Her hadis sened ve metinden oluşur; ravi zincirin halkası, tarîk aynı metne ulaşan yollardan her biridir.
- Rivayet kalıpları alma yolunu bildirir: haddesenâ doğrudan dinleme, ahberanâ çoğunlukla hocaya okuma; "an" tedlîs ihtimali taşır.
- Buhârî'nin ilk hadisi Ömer'den Yahyâ b. Saîd'e kadar tek koldan gelir (garîb), sonra yayılır; garîb olması sahih olmasına engel değildir.
- Kopukluklar yerine göre mürsel, munkatı, mu'dal ve muallak adını alır; mürselin değeri mezheplere göre farklıdır.
- Sağlam sened gereklidir ama yeterli değildir; metin de Kur'an, sünnet, tarih ve akılla sınanır.
Sonraki derse hazırlık
Ders 9.3'te bir hadisin sahih, hasen ya da zayıf sayılmasının şartlarını işleyeceğiz; İbnü's-Salâh'ın saydığı beş şartı ve Tirmizî'nin "hasen sahih" gibi birleşik ifadelerini öğreneceksin. Hazırlık: Tirmizî'nin Sünen'inin bir Türkçe çevirisinden rastgele üç hadis seç ve her birinin sonunda Tirmizî'nin hadis hakkında söylediği kısa hükmü ("bu hadis hasendir" gibi) olduğu gibi not et; bu ifadeleri derste birlikte çözeceğiz.