Giriş
Modül 9'a hoş geldin. Bu modülün amacı tek bir cümlede toplanabilir: "hadiste geçiyor" cümlesini "şu kaynakta, şu senedle, şu derecede geçiyor" cümlesine dönüştürmek. Hazırlıkta Seviye 1'de öğrendiğin beş hadisi yazdın ve her birinin yanına bir söz mü, bir davranış mı, bir onay mı olduğunu tahmin ederek not düştün. Bu derste o tahminleri terimlerle sınayacağız. Hadis, sünnet, haber ve eser kelimelerinin ne anlama geldiğini; muhaddisin, usulcünün ve fakihin aynı "sünnet" kelimesiyle neden farklı şeyler kastettiğini; bir rivayetin kime ulaştığına göre merfû, mevkûf ve maktû diye nasıl ayrıldığını; kudsî hadisin Kur'an'dan farkını ve sünnetin dindeki yerini gösteren ayetleri öğreneceksin. Kavramlar ilk bakışta kuru görünebilir, ama modülün geri kalanı bu kelimelerin üzerine kurulur.
Ana anlatım
Hadis kelimesi. Hadis, Arapçada "yeni" demektir; aynı kökten "hudûs" (sonradan olma) kelimesi türer ve Modül 11'de kelamda âlemin hudûsunu tartışırken bu kelimeyle yeniden karşılaşacaksın. Kelime "söz, haber, konuşma" anlamında da kullanılır; Kur'an kendisini de "söz" anlamında hadis diye anar. Terim olarak hadis, Hz. Peygamber'e nispet edilen söz, fiil, takrir (onay) ve vasıflardır. Bu tanımdaki "nispet edilen" kaydı önemlidir: bir sözün hadis diye anılması, onun gerçekten Peygamber'e ait olduğunu göstermez; yalnız ona nispet edildiğini söyler. Nispetin doğru olup olmadığını sınamak, Ders 9.2'den itibaren göreceğin sened ve metin tenkidinin işidir.
Tanımdaki dört unsur, hazırlıkta yaptığın tahminlerin karşılığıdır. Kavlî (sözlü) hadis, Peygamber'in söylediği bir sözdür: "Ameller ancak niyetlere göredir" sözü, Buhârî ve Müslim'de geçen kavlî bir hadistir. Fiilî hadis, Peygamber'in bir davranışının sahabe tarafından aktarılmasıdır: Hz. Osman'ın, Peygamber'in abdest alışını adım adım gösterdiği ve Buhârî ile Müslim'de yer alan rivayet böyledir. Takrîrî hadis, Peygamber'in huzurunda yapılan ya da haberi ona ulaşan bir davranışa ses çıkarmaması, onu onaylamasıdır. Vasfî rivayetler ise Peygamber'in yaratılışını (boyu, yüzü, yürüyüşü) ve ahlakını anlatır; Tirmizî'nin Şemâil'i bu tür rivayetleri toplar.
Takrir: sessiz onay. Üç türün en ince olanı takrirdir ve usul bakımından önemi büyüktür, çünkü Peygamber'in bir davranışı görüp susması, o davranışın caiz olduğunu gösterir. Buhârî'de geçen bir olay bunun bilinen örneğidir. Hendek'ten sonra Peygamber sahabeye, ikindi namazını Benî Kurayza yurduna varmadan kılmamalarını söyledi. Yolda vakit daraldı; bir grup emri lafzıyla anlayıp ikindiyi Benî Kurayza'ya varınca kıldı, bir başka grup emrin acele etmek için verildiğini düşünüp namazı yolda kıldı. Olay Peygamber'e anlatıldığında iki grubun hiçbirini kınamadı. Bu sessizlik bir takrirdir ve fıkıh usulünde bir emrin lafzı ile amacı arasındaki ilişkiye dair tartışmaların klasik delillerinden biri olmuştur; Modül 10'da ona döneceksin. Bir başka bilinen örnek, Peygamber'in kendisi yemediği hâlde sofrasında keler yenmesine ses çıkarmamasıdır; bu rivayet de Buhârî ve Müslim'dedir.
Sünnet kelimesi ve üç meslek. Sünnet, sözlükte yol, gidişat, âdet demektir; iyi ya da kötü, izlenen yol anlamına gelir. Terim olarak ise aynı kelimeyi üç ilim ehli farklı anlamlarda kullanır ve bu fark, pek çok tartışmanın kaynağıdır. Muhaddis için sünnet, hadisle hemen hemen eş anlamlıdır: Peygamber'e nispet edilen söz, fiil, takrir ve vasıflar, hatta nübüvvetten önceki hayatına dair haberler. Muhaddisin sorusu "Peygamber'den ne nakledildi?" sorusudur ve ilgisi her rivayete uzanır.
Fıkıh usulcüsü için sünnet, Kur'an'dan sonra gelen ikinci delildir: Peygamber'den sadır olan ve dinî bir hükme delil olabilecek söz, fiil ve takrirler. Usulcünün sorusu "bu rivayetten bir hüküm çıkar mı?" sorusudur; bu yüzden Peygamber'in boyunu anlatan vasfî bir rivayet onun ilgi alanına girmez. Fakih için ise sünnet bir hüküm derecesidir: farz ve vacip olmayan, yapılması sevap olan ve Peygamber'in devamlı ya da çoğunlukla yaptığı fiillerdir. Ders 4.2 ve 4.3'te namazın farzlarını, vaciplerini ve sünnetlerini ayırırken kullandığın "sünnet" bu fakih anlamıdır. Aynı kelime bir de bid'atın karşıtı olarak, dinde yeni bir şey icat etmemenin adı olarak kullanılır.
Bu farkı bilmezsen şöyle bir yanılgıya düşebilirsin: bir fıkıh kitabında "sabah namazının iki rekât sünneti vardır" cümlesini okuyan ile bir usul kitabında "sünnet ikinci delildir" cümlesini okuyan, aynı kelimeyi okur ama farklı kavramları öğrenir. Bir metinde "sünnet" kelimesini gördüğünde ilk sorman gereken soru, metni yazanın muhaddis mi, usulcü mü, fakih mi olduğudur.
Haber ve eser. Haber, sözlükte "bilgi, haber" demektir. Hadis usulündeki kullanımı konusunda üç görüş vardır: bir kısım âlimler haberi hadisle eş anlamlı sayar; bir kısmı hadisi Peygamber'den gelen rivayete, haberi ise başkalarından (tarihçilerden, sahabe ve tâbiûndan) gelen rivayete ayırır; bir kısmı da haberi hem hadisi hem ötekileri kapsayan en geniş kelime olarak kullanır. Eser (çoğulu âsâr) ise sözlükte "iz, kalıntı" demektir. Bir kısım âlimler onu hadisle eş anlamlı kullanır; özellikle bazı fakihlerin geleneğinde ise eser, sahabe ve tâbiûndan gelen söz ve fetvalar için kullanılır. Hanefî âlim Tahâvî'nin Şerhu Meâni'l-âsâr adlı eseri hem merfû hadisleri hem sahabe sözlerini "âsâr" başlığı altında toplar.
Bu terimlerin sınırlarının kesin olmaması seni şaşırtmasın; ilim dilleri de canlı dillerdir ve kelimeler çağdan çağa, bölgeden bölgeye farklı kullanılır. Önemli olan, bir eseri okurken yazarın kelimeyi hangi anlamda kullandığını tespit etmek ve kendi yazılarında hangi anlamda kullandığını açıkça belirtmektir.
Nispet: merfû, mevkûf, maktû. Hadis usulünün temel ayrımlarından biri, bir rivayetin kime ulaştığı, yani sözün sahibinin kim olduğudur. Merfû, "yükseltilmiş" demektir: sözü ya da fiili Hz. Peygamber'e nispet edilen rivayettir. Mevkûf, "durdurulmuş" demektir: sahabeye ulaşıp orada duran, yani bir sahabinin sözü ya da fiili olan rivayettir. Buhârî'nin ilim bölümünde Hz. Ali'ye nispet edilen, insanlara anlayabilecekleri biçimde konuşulmasını, aksi hâlde Allah'ın ve Resulü'nün yalanlanmasına yol açılacağını söyleyen söz mevkûf bir rivayettir. Maktû, "kesilmiş" demektir: tâbiûndan birinin sözü ya da fiilidir. Müslim'in Mukaddime'sinde Muhammed b. Sîrîn'e nispet edilen "Bu ilim dindir; dininizi kimden aldığınıza bakın" sözü maktû bir rivayettir ve bütün bu modülün ruhunu özetler.
Bu ayrımın pratik sonucu açıktır: bir sözün hangi dereceye kadar bağlayıcı olduğu, kime ait olduğuna bağlıdır. Merfû sahih bir hadis dinde delildir; mevkûf bir rivayet, sahabenin görüşü olarak değerli bir kaynaktır ve delil değeri mezheplere göre tartışılır; maktû bir söz ise bir tâbiî âlimin görüşüdür. Ancak Ders 8.3'te gördüğün bir istisna vardır: sahabenin görüşle söyleyemeyeceği konulardaki sözü, örneğin açık bir sebeb-i nüzul haberi, merfû hükmünde kabul edilir. Buna "hükmen merfû" denir. Sosyal medyada bir sahabe ya da tâbiî sözünün "Peygamber buyurdu ki" diye paylaşılması, bu ayrımın çiğnenmesinin en yaygın biçimidir.
Kudsî hadis. Hz. Peygamber'in Allah'a nispet ederek aktardığı, "Allah Teâlâ buyuruyor ki" diye başlayan sözlere hadis-i kudsî denir. Müslim'de Ebû Zer'den gelen "Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım, onu sizin aranızda da haram kıldım; birbirinize zulmetmeyin" diye başlayan uzun rivayet bunun bilinen örneğidir ve Nevevî'nin Kırk Hadis'inde de yer alır. Ders 8.1'de vahyi okunan ve okunmayan diye ayırmıştın; kudsî hadis bu ayrımda okunmayan vahye yakındır. Âlimlerin çoğuna göre kudsî hadisin anlamı Allah'tan, lafzı Peygamber'dendir.
Kudsî hadisi Kur'an'dan ayıran farklar şöyle sıralanır. Kur'an'ın lafzı da anlamı da Allah'tandır; kudsî hadisin lafzı Peygamber'e aittir. Kur'an namazda okunur ve okunmasıyla ibadet edilir; kudsî hadis namazda okunmaz. Kur'an tevatürle nakledilmiştir; kudsî hadisler ise diğer hadisler gibi senedleriyle incelenir ve aralarında sahih, hasen ve zayıf olanları vardır. Kur'an meydan okuma konusudur, Ders 8.7'de gördüğün i'câz bahsi ona aittir; kudsî hadis için böyle bir meydan okuma yoktur. Kudsî hadisin "Allah buyuruyor" diye başlaması, onu sened incelemesinden muaf kılmaz.
Sünnetin dindeki yeri. Kur'an, Peygamber'e itaati ve onun yolunu izlemeyi pek çok ayette emreder. Nisâ suresinde itaat, Allah'a itaatle birlikte anılır: "Ey İnananlar! Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz, Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız onun halini Allah'a ve Peygambere bırakın." (Nisâ 4/59). Aynı surenin 80. ayeti daha kısa ve keskindir: "Peygamber'e itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur." (Nisâ 4/80). Ahzâb suresi ise Peygamber'i müminler için "en güzel örnek" diye niteler (Ahzâb 33/21).
Haşr suresindeki ayet ise ayrıca öğreticidir: "Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun" (Haşr 59/7). Ayetin başı, savaşsız ele geçen mallardan (fey) söz eder; yani ifade bir mal paylaşımı bağlamında gelmiştir. Âlimler bu ifadeyi sünnetin bağlayıcılığına genel bir delil olarak kullanır ve bunu Ders 8.3'te öğrendiğin kaideye dayandırır: hükümde itibar lafzın genelliğinedir, sebebin özelliğine değil. Bir ayetin bağlamını bilmek ile onu bağlamına hapsetmek arasındaki farkı burada bir kez daha görüyorsun. Nahl 16/44'ün Peygamber'e Kur'an'ı insanlara açıklama görevi vermesiyle birlikte düşünüldüğünde, sünnet Kur'an'ı açıklayan, ayrıntılandıran ve uygulamaya döken bir kaynak olarak ortaya çıkar; namazın rekât sayıları ve zekâtın nisapları bunun en bilinen örnekleridir.
Örnekler
- Basit: Bir talebe "Beş vakit namazın rekât sayıları Kur'an'da yok, o hâlde nereden biliyoruz?" diye sorar. Hocası sünnetin Kur'an'ı açıklayan kaynak olduğunu anlatır, Nisâ 4/80 ve Nahl 16/44'ü gösterir ve Peygamber'in namazı fiilen kılarak öğrettiğini, sahabenin bunu fiilî sünnet olarak aktardığını söyler. Talebe fiilî sünnet kavramını kendi ibadetinin içinde bulur.
- Orta: Bir talebe bir kitapta "Ali şöyle dedi" diye başlayan bir sözün, bir sosyal medya görselinde "Peygamberimiz buyurdu ki" diye paylaşıldığını görür. Sen ona merfû ile mevkûf arasındaki farkı gösterirsin: söz sahabeye ait, yani mevkûftur; onu Peygamber'e nispet etmek, bir sahabinin sözünü Peygamber'in sözü yapmak olur. Talebe paylaşımın altına kaynağı ve doğru nispeti yazar.
- Gerçek hayat: Bir aile sohbetinde biri "Sabah namazının sünnetini kılmasan günah olur mu? Sünnet de Peygamber'in emri değil mi?" diye sorar. Sen üç meslek ayrımını hatırlatırsın: fakihin "sünnet" dediği şey bir hüküm derecesidir, farz ve vacipten farklıdır; usulcünün "sünnet" dediği ise dinin ikinci delilidir. Aynı kelimenin iki anlamını ayırınca tartışma sakinleşir ve soru doğru yere, ilmihal kitabının hüküm tablosuna gider.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Hazırlıkta yazdığın beş hadisi bir tabloya taşı. Tablonun sütunları şunlar olsun: hadisin metni (kısaca), kaynağı (eser adı), nispet türü (merfû, mevkûf ya da maktû), içerik türü (kavlî, fiilî, takrîrî ya da vasfî) ve kısa gerekçen. Listende yalnız merfû ve kavlî hadisler varsa, bu dersteki örneklerden yararlanarak listeye bir fiilî, bir takrîrî ve bir mevkûf rivayet ekle; her birinin kaynağını dersteki bilgiyle ya da bir hadis kitabının Türkçe çevirisinden doğrula. Tablonun altına, hazırlıktaki tahminlerinden hangisinin tuttuğunu ve hangisinin değiştiğini iki cümleyle yaz. Hedef: bir rivayeti kime ait olduğuna ve ne tür bir sünnet olduğuna göre sınıflandırabilmek; "hadiste geçiyor" cümlesini kurmadan önce ilk iki soruyu sormayı alışkanlık hâline getirmek.
Mini test
- Hadisin terim anlamı nedir ve tanımdaki dört unsur hangileridir?
- Benî Kurayza olayı hangi tür sünnete örnektir ve neden?
- Muhaddis, fıkıh usulcüsü ve fakih "sünnet" kelimesiyle neyi kastederler?
- Merfû, mevkûf ve maktû rivayetler arasındaki fark nedir? Birer örnek ver.
- Kudsî hadis Kur'an'dan hangi yönlerden ayrılır? En az üç fark say.
Cevapları göster
- Hz. Peygamber'e nispet edilen söz, fiil, takrir ve vasıflardır; dört unsur kavlî, fiilî, takrîrî ve vasfî rivayetlerdir.
- Takrîrî sünnete örnektir, çünkü Peygamber ikindi namazını farklı vakitlerde kılan iki grubun davranışını öğrenmiş ve hiçbirini kınamamıştır; bu sessizlik onay anlamı taşır.
- Muhaddis için sünnet, Peygamber'e nispet edilen her türlü rivayettir; usulcü için hükme delil olan söz, fiil ve takrirlerdir; fakih için farz ve vacip olmayan, yapılması sevap olan fiillerdir.
- Merfû Peygamber'e (örneğin "Ameller ancak niyetlere göredir"), mevkûf sahabeye (Hz. Ali'nin insanlara anlayacakları biçimde konuşulması sözü), maktû tâbiîye (İbn Sîrîn'in "Bu ilim dindir" sözü) nispet edilen rivayettir.
- Kudsî hadisin lafzı Peygamber'e aittir; namazda okunmaz ve okunmasıyla ibadet edilmez; tevatürle değil senedlerle nakledilir ve sahih, hasen, zayıf olanları vardır; meydan okuma konusu değildir.
Özet
- Hadis, Peygamber'e nispet edilen söz, fiil, takrir ve vasıflardır; "nispet edilen" kaydı sıhhati değil yalnız nispeti bildirir.
- Sünnet kelimesini muhaddis rivayetin tamamı, usulcü ikinci delil, fakih bir hüküm derecesi anlamında kullanır.
- Haber ve eser kelimelerinin kullanımı âlimlere göre değişir; eser çoğunlukla sahabe ve tâbiûn sözleri için kullanılır.
- Rivayet kime ulaşıyorsa ona göre merfû, mevkûf ya da maktûdur; görüşle söylenemeyen sahabe sözü hükmen merfûdur.
- Kudsî hadisin anlamı Allah'tan, lafzı Peygamber'dendir; Kur'an gibi okunmaz ve senediyle incelenir. Sünnetin yerini Nisâ 4/59 ve 80, Ahzâb 33/21 ve Haşr 59/7 gösterir.
Sonraki derse hazırlık
Ders 9.2'de bir hadisin iki parçasını, sened ve metni işleyeceğiz ve Buhârî'nin Sahîh'ini açan ilk hadisi, "Ameller ancak niyetlere göredir" hadisini senediyle birlikte, halka halka okuyacağız. Hazırlık: bu hadisi bir Türkçe Buhârî çevirisinde ya da bir Kırk Hadis şerhinde bul. Metinden önce gelen isimleri, yani "bize falan anlattı, o falandan..." diye sıralanan zinciri olduğu gibi bir kâğıda yaz ve kaç isim saydığını not et.