İçeriğe geç

Ders 8.5 · Seviye 2 · Ulûmu'l-Kur'an

Muhkem-müteşâbih

1.945 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta Âl-i İmrân suresinin 7. ayetini iki kez okudun ve bir durağın yerini değiştirince anlamın nasıl değiştiğini iki cümleyle yazdın. Bu derste o iki cümlenin arkasındaki bin yıllık tartışmayı açacağız. Muhkem ve müteşâbih kelimelerinin ne anlama geldiğini, Kur'an'ın neden bir yerde "bütünüyle muhkem", başka bir yerde "bütünüyle müteşâbih", Âl-i İmrân'da ise "bir kısmı muhkem, bir kısmı müteşâbih" diye nitelendiğini, ayetteki durak yerinin nasıl iki yorum ekolü doğurduğunu ve "te'vil" kelimesinin iki anlamının bu tartışmayı nasıl yumuşattığını göreceksin. Ders 3.2'de haberî sıfatlar karşısında tefvîz ve te'vil yollarını bir iman meselesi olarak öğrenmiştin; burada aynı konunun Kur'an ilimlerindeki usul zeminini kuracağız.

Ana anlatım

Kelimeler. Muhkem, "ihkâm" kökünden gelir; sağlam kılınmış, kesinleştirilmiş, bozulmaya ve karışmaya kapalı hâle getirilmiş demektir. Arapçada hayvanı yönlendirmek için ağzına takılan geme "hakeme" denmesi bu kökün "engelleme, sınır koyma" anlamını gösterir. Müteşâbih ise "şebeh" kökünden gelir; birbirine benzeyen, benzerliği yüzünden ayırt edilmesi güçleşen, birden çok ihtimale açık olan demektir. Kelimenin içindeki "benzerlik" anlamı önemlidir: müteşâbih bir ayet anlamsız değildir, aksine birden çok anlama benzediği için hangisinin kastedildiği tek başına kesinleşmez.

Terim anlamlarında âlimler farklı tanımlar vermiştir ve bu farklılık tartışmanın kendisini yansıtır. Yaygın bir tanıma göre muhkem, anlamı açık olan, tek bir anlama delalet eden ve başka bir açıklamaya muhtaç olmayan ayettir. Müteşâbih ise birden çok anlama ihtimali olan ya da anlamının hakikati insan bilgisinin sınırları dışında kalan ayettir. Bazı âlimler tanımı daha dar tutar ve müteşâbihi yalnız bilgisini Allah'ın kendine ayırdığı şeylerle, örneğin kıyametin vakti ve bazı gaybî hakikatlerle sınırlar. Hangi tanımı esas aldığın, Âl-i İmrân 3/7'yi nasıl okuyacağını da belirler.

Kur'an'ın üç vasfı. İlk bakışta şaşırtıcı bir durumla karşılaşırsın: Kur'an kendisini üç farklı biçimde niteler. Hûd suresinin başında bütün ayetlerinin muhkem kılındığı söylenir: "Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır." (Hûd 11/1). Zümer suresinde ise bütünü müteşâbih diye nitelenir: "Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitap'ı sözlerin en güzeli olarak indirmiştir." (Zümer 39/23). Âl-i İmrân 3/7 ise ayetleri ikiye ayırır.

Âlimler bu üç ifadeyi kolayca uzlaştırır, çünkü her birinde kelimeler başka bir anlamda kullanılmıştır. Hûd 11/1'deki ihkâm, bütün Kur'an'ın lafız ve anlam bakımından sağlam, kusursuz ve çelişkisiz olmasıdır; bu anlamda her ayet muhkemdir. Zümer 39/23'teki teşâbüh, ayetlerin güzellikte, doğrulukta ve birbirini tasdik etmede birbirine benzemesidir; bu anlamda da her ayet müteşâbihtir. Âl-i İmrân 3/7'deki ayrım ise üçüncü, teknik bir anlamdır: anlamı açık ayetlerle anlamı birden çok ihtimale açık ayetler arasındaki fark. Bu çözüm, usulde sık kullanacağın bir yöntemin ilk örneğidir: aynı kelime farklı bağlamlarda farklı anlam taşıyabilir ve çelişki görünen yerde önce kelimenin hangi anlamda kullanıldığı sorulur.

Âl-i İmrân 3/7. Tartışmanın merkezindeki ayet şudur: "Sana Kitap'ı indiren O'dur. Onda Kitap'ın temeli olan kesin anlamlı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz'in katındandır" derler." (Âl-i İmrân 3/7). Ayetin ilk kısmı iki önemli bilgi verir. Birincisi, muhkemler "Kitap'ın temeli" (ümmü'l-kitâb) olarak nitelenir; yani müteşâbihler muhkemlere göre anlaşılacaktır. İkincisi, müteşâbihlerin peşine düşmenin kınanan yanı ayetin kendisinde değil, niyetindedir: fitne çıkarmak ve kendi arzusuna göre yorumlamak.

Buradan Kur'an ilimlerinin temel bir kaidesi çıkar: müteşâbih muhkeme döndürülür. Anlamı birden çok ihtimale açık bir ayet, anlamı açık ve kesin ayetlerin çizdiği sınır içinde anlaşılır. Allah'ın bir el ya da yüz sahibi olduğunu çağrıştıran bir ifade, "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur." (Şûrâ 42/11) ayetinin çizdiği sınırın dışına taşırılamaz. Ders 3.2'de teşbih ve ta'til hatalarını reddetmek için kullandığın ayet, burada bir usul kaidesinin dayanağı olarak yeniden karşına çıkıyor.

Durak yeri ve iki ekol. Ayetin ikinci kısmı, bir durağın yerine bağlı olarak iki farklı biçimde okunur. Birinci okuyuşta "Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir" cümlesinde, "illallâh" (ancak Allah) kelimesinde durulur. Bu durumda "İlimde derinleşmiş olanlar" yeni bir cümlenin öznesidir ve onların işi müteşâbihleri yorumlamak değil, "Ona inandık, hepsi Rabbimiz'in katındandır" demektir. Bu okuyuşa göre müteşâbihlerin te'vilini yalnız Allah bilir. Selefin çoğunluğunun ve pek çok müfessirin tercihi budur; bazı sahabe kıraatlerinde yer alan ifade farklılıkları da bu okuyuşu destekler biçimde nakledilir.

İkinci okuyuşta durak yapılmaz, "ve'r-râsihûne fi'l-ilm" ifadesi Allah'a bağlanır; bu durumda anlam, müteşâbihlerin yorumunu Allah ile birlikte ilimde derinleşmiş olanların da bildiği ve onların da "Ona inandık" dediği yönüne döner. Bu okuyuşa göre ilimde derinleşmiş âlimler de müteşâbihlerin te'vilini bilebilir. Tâbiûn müfessiri Mücâhid bu görüşle tanınır ve İbn Abbas'a da "ben onun te'vilini bilenlerdenim" dediği bir söz nispet edilir. Sonraki dönemde kelamcıların önemli bir kısmı bu okuyuşu benimsemiştir; gerekçeleri, Allah'ın insanlara hiç anlaşılmayacak bir sözle hitap etmeyeceği ve âlimlerin övülmesinin onlara bir bilgi payı verildiğini gösterdiğidir.

Te'vil kelimesinin iki anlamı. Bu iki ekol arasındaki mesafeyi kısaltan bir ayrım vardır ve Seviye 2'nin en öğretici ayrımlarından biridir. "Te'vil" kelimesi Kur'an'da ve erken dönemde iki anlamda kullanılır. Birincisi bir sözün işaret ettiği gerçeğin kendisi, varacağı son nokta, hakikati ve keyfiyetidir; Yûsuf suresinde rüyanın "te'vili", rüyanın gerçekleşmesi anlamındadır. İkincisi bir sözün açıklanması ve yorumlanmasıdır; erken dönem müfessirleri "te'vil"i tefsirle eş anlamlı kullanmıştır ve Taberî tefsirinde ayetleri "bu ayetin te'vili hakkında görüşler şunlardır" diye açar.

Bu ayrımla bakınca iki okuyuş birbirini dışlamaz. Durak yapan birinci okuyuşta "te'vil" birinci anlamdadır: sıfatların hakikatini ve keyfiyetini, kıyametin vaktini, gaybın özünü yalnız Allah bilir. Durak yapmayan ikinci okuyuşta "te'vil" ikinci anlamdadır: ilimde derinleşmiş olanlar müteşâbih ayetlerin dil bakımından ne ifade ettiğini, muhkemlere nasıl döndürüleceğini açıklayabilir. Bu uzlaştırmayı öğrenmen, sonraki modüllerde bir kelimenin terim anlamını ararken tarihî kullanımını da sorma alışkanlığı kazandıracak.

Müteşâbihin türleri. Klasik kitaplar müteşâbihi birkaç grupta ele alır. Birinci grup haberî sıfat ayetleridir: istivâ, yed (el), vech (yüz), ayn (göz) gibi ifadeler. İkinci grup gaybî haberlerin hakikatidir: kıyametin vakti, ruhun mahiyeti, ahiret hâllerinin keyfiyeti. Üçüncü grup, bazı surelerin başındaki kesik harflerdir (hurûf-ı mukattaa). Kimi âlimler lafzı birden çok anlama açık olan her ayeti, örneğin birden çok anlamı olan bir kelimenin geçtiği hüküm ayetlerini de geniş anlamda müteşâbih sayar; bu geniş kullanımda müteşâbihin bir kısmı âlimlerin içtihadıyla açıklığa kavuşur.

Sıfat ayetleri: tefvîz ve te'vil. Sıfat ayetleri karşısındaki iki yolu Ders 3.2'de gördün; burada onları Âl-i İmrân 3/7'nin iki okuyuşuyla birlikte düşün. Tefvîz yolu, durak yapan okuyuşla uyumludur: ifade olduğu gibi kabul edilir, bir yaratılmışa benzetilmez ve anlamının hakikati Allah'a bırakılır. İmam Mâlik'e nispet edilen meşhur söz bu tavrı özetler: istivâ bilinmektedir, keyfiyeti bilinmemektedir, ona inanmak vaciptir, hakkında soru sormak bid'attır. Te'vil yolu ise ikinci okuyuşla uyumludur: Arap dilinin imkânları içinde Allah'a layık bir anlam verilir; istivâ hükümranlık ve hâkimiyet, yed kudret ya da nimet, vech zat olarak anlaşılır. Selefin çoğunluğu birinci yolu, sonraki kelamcıların önemli bir kısmı ikinci yolu izlemiştir; iki yolun ortak noktası teşbihin reddidir.

Bunun somut bir izini mealde görebilirsin. İstivâ Kur'an'da Arş ile birlikte yedi yerde geçer; Tâhâ suresindeki ayet bizim kullandığımız mealde şöyle verilmiştir: "Rahman arşa hükmetmektedir." (Tâhâ 20/5). Ders 3.2'de aynı ayeti "Rahman arşa istiva etti" diye, kelimeyi çevirmeden okumuştun. İkinci çeviri tefvîze, birinci çeviri te'vile yakındır; meal yazarı istivâ kelimesini "hükmetmek" diye aktarırken bir te'vil tercihi yapmıştır. Aynı mealde Rahmân suresinin 27. ayetindeki "vech" kelimesi de "varlık" diye aktarılır. Meal okurken bu tür tercihleri fark etmek, Ders 1.5'te konan ve Ders 6.1'de yeniden hatırlatılan "her meal bir yorumdur" kuralının somut bir uygulamasıdır.

Hurûf-ı mukattaa. Yirmi dokuz sure elif-lâm-mîm, yâ-sîn, kâf-hâ-yâ-ayn-sâd gibi ayrı ayrı okunan harflerle başlar. Bu harfler hakkında âlimler çok sayıda görüş ileri sürmüştür. Bir görüşe göre bunlar Allah'ın bildiği ve bilgisini kendine ayırdığı sırlardır; bu görüş onları müteşâbihin en açık örneği sayar. Bir başka görüşe göre surelerin isimleridir. Zemahşerî gibi âlimlerin öne çıkardığı bir görüşe göre ise Kur'an'ın, Arapların kendi konuştuğu harflerden oluştuğunu hatırlatarak onlara meydan okuyan bir işarettir; bu harflerle başlayan surelerin çoğunda hemen ardından Kitap'tan söz edilmesi bu görüşe dayanak yapılır. Harflerin bir kelimenin kısaltması olduğu yönündeki rivayetler ise zayıf kabul edilir. Âlimlerin ortak tavrı, bu harfler hakkında bir görüşü kesin bilgi gibi sunmamaktır.

Müteşâbihin hikmeti. Allah neden bütün ayetleri muhkem kılmadı? Âlimler birkaç cevap verir. Birincisi imtihandır: Âl-i İmrân 3/7'nin kendisi, müteşâbihler karşısında iki tavrı, eğrilik ve teslimiyeti ayırır. İkincisi düşünmeye sevktir: müteşâbih ayetler talebeyi muhkemlere dönmeye, dili incelemeye, ilimde derinleşmeye çağırır. Üçüncüsü insan dilinin sınırıdır: gaybî hakikatleri insanın bildiği kelimelerle anlatmak, bir miktar kapalılığı kaçınılmaz kılar. Bu yüzden müteşâbih bir ayetle karşılaştığında hedefin onu "çözmek" değil, muhkemlerin çizdiği sınırda doğru anlamak ve bilmediğin yerde durmayı bilmektir.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe Fetih 48/10'daki "Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir" ifadesini okuyup "Allah'ın bizimki gibi eli mi var?" diye sorar. Hocası önce muhkem ayeti, Şûrâ 42/11'i gösterir: O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. Sonra iki yolu anlatır: ifadeyi benzetmeden kabul edip hakikatini Allah'a bırakmak ya da bağlamdaki biat sahnesinden hareketle onu Allah'ın kudreti ve desteği olarak anlamak. Talebe müteşâbihin muhkeme döndürülmesini ilk kez somut bir ayette görür.
  • Orta: İki talebe tartışır: biri "Âl-i İmrân 7'ye göre müteşâbihin anlamını kimse bilemez, o yüzden sıfat ayetleri hakkında hiçbir şey söylenemez", öbürü "âlimler bilir, o yüzden her müteşâbihin kesin bir açıklaması vardır" der. Sen "te'vil" kelimesinin iki anlamını gösterirsin: hakikati ve keyfiyeti yalnız Allah bilir, dil bakımından anlamı ve muhkemlerle ilişkisi ise âlimlerce açıklanabilir. İki talebe de yarı haklıdır.
  • Gerçek hayat: Bir video, surelerin başındaki kesik harflerin "gizli bir şifre" olduğunu, belli bir hesapla bugünkü olayları haber verdiğini iddia ediyor. Sen önce âlimlerin bu harfler hakkındaki görüşlerini sayarsın, sonra ayetin uyarısını hatırlatırsın: müteşâbihin peşine fitne ve kendine göre yorum için düşmek kınanmıştır. Bir görüşü kesin bilgi gibi sunmamak, bu alanda ilmî dürüstlüğün asgari şartıdır.

Uygulama

Şimdi sıra sende: Tâhâ 20/5 için iki paragraflık, taraf tutmayan bir özet yaz. Birinci paragraf tefvîz yaklaşımını anlatsın: ayet nasıl okunur, hangi ilkeye dayanır, İmam Mâlik'e nispet edilen söz bu yaklaşımı nasıl özetler. İkinci paragraf te'vil yaklaşımını anlatsın: istivâ kelimesine hangi anlam verilir, bu anlam Arap dilinde nereye dayanır, hangi muhkem ayetle desteklenir. Her paragraf en az beş cümle olsun ve iki yaklaşımın ortak noktasını üçüncü, kısa bir paragrafta göster. Son olarak elindeki iki farklı mealde Tâhâ 20/5'in nasıl çevrildiğine bak ve her çevirinin hangi yaklaşıma yakın durduğunu bir cümleyle yaz. Hedef: bir müteşâbih ayet karşısındaki iki meşru yolu, birini öbürüne karşı kullanmadan, adil biçimde aktarabilmek.

Mini test

  1. Muhkem ve müteşâbih kelimelerinin sözlük anlamları nedir?
  2. Kur'an'ın Hûd 11/1'de bütünüyle muhkem, Zümer 39/23'te bütünüyle müteşâbih diye nitelenmesi Âl-i İmrân 3/7 ile nasıl uzlaştırılır?
  3. Âl-i İmrân 3/7'deki durak yeri hangi iki okuyuşa yol açar?
  4. "Te'vil" kelimesinin iki anlamı nedir ve bu ayrım iki okuyuşu nasıl yaklaştırır?
  5. "Müteşâbih muhkeme döndürülür" kaidesini bir örnekle açıkla.
Cevapları göster
  1. Muhkem, sağlam kılınmış, kesinleştirilmiş, karışmaya kapalı demektir; müteşâbih, birbirine benzeyen, benzerliği yüzünden birden çok ihtimale açık olan demektir.
  2. Hûd 11/1'deki ihkâm bütün Kur'an'ın sağlam ve kusursuz olmasıdır; Zümer 39/23'teki teşâbüh ayetlerin güzellikte ve doğrulukta birbirine benzemesidir; Âl-i İmrân 3/7'deki ayrım ise anlamı açık ve birden çok ihtimale açık ayetler arasındaki teknik ayrımdır.
  3. "İllallâh"ta durulursa müteşâbihlerin te'vilini yalnız Allah bilir; durulmazsa ilimde derinleşmiş olanlar da onun te'vilini bilir.
  4. Birinci anlam sözün işaret ettiği hakikat ve keyfiyet, ikinci anlam sözün açıklanması ve yorumudur. Hakikati yalnız Allah bilir, açıklamasını âlimler de yapabilir; böylece iki okuyuş farklı anlamlara işaret eder ve birbirini dışlamaz.
  5. Anlamı birden çok ihtimale açık bir ayet, anlamı açık ayetlerin sınırı içinde anlaşılır. Örneğin Fetih 48/10'daki "Allah'ın eli" ifadesi, Şûrâ 42/11'deki "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur" ayetinin dışına taşırılarak bir yaratılmışa benzetilemez.

Özet

  • Muhkem sağlam ve açık, müteşâbih birden çok ihtimale açık demektir; tanımlardaki fark tartışmanın kendisini yansıtır.
  • Kur'an'ın bütünüyle muhkem, bütünüyle müteşâbih ve kısmen ikisi diye nitelenmesi, kelimelerin farklı anlamlarda kullanılmasıyla uzlaştırılır.
  • Âl-i İmrân 3/7'deki durak yeri iki okuyuş doğurur; "te'vil" kelimesinin hakikat ve açıklama anlamları iki okuyuşu yaklaştırır.
  • Müteşâbih muhkeme döndürülür; sıfat ayetlerinde tefvîz ve te'vil iki meşru yoldur, ortak noktaları teşbihin reddidir.
  • Hurûf-ı mukattaa hakkında birden çok görüş vardır ve hiçbiri kesin bilgi gibi sunulmaz.

Sonraki derse hazırlık

Ders 8.6'da nesih meselesini, yani bir hükmün sonradan gelen bir hükümle kaldırılıp kaldırılmadığı tartışmasını işleyeceğiz. Hazırlık: Bakara suresinin 106. ayetini ve Nahl suresinin 101. ayetini mealleriyle oku. Her iki ayette "ayet" kelimesinin ne anlama gelebileceğini düşün: Kur'an ayeti mi, önceki şeriatların hükümleri mi, mucize mi? Aklına gelen ihtimalleri gerekçesiyle not et.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 8.5

Âl-i İmrân 3/7 ayeti ve ayetteki vakf yerinin ("ve mâ ya'lemu te'vîlehû illallâh" üzerinde durmak ya da "ve'r-râsihûne fi'l-ilm"e bağlamak) iki farklı yorum ekolü doğurduğu anlatılır. Muhkem ve müteşâbihin tanımları, sıfat ayetleri (istivâ, yed, vech) karşısında tefvîz ve te'vil yolları ve hurûf-ı mukattaa hakkındaki görüşler özetlenir. Bu ders Modül 11'deki sıfatlar tartışmasına köprü kurar. Uygulama: talebe Tâhâ 20/5 ayeti için tefvîz ve te'vil yaklaşımlarını birer paragrafla, taraf tutmadan özetler.