Giriş
Bu derste imanın hangi durumlarda ortadan kalktığını (küfür ve irtidad), küfrün türlerini, imanı bozan inanç, söz ve fiil türlerini, şirkin anlamını ve bunlarla birlikte en az onlar kadar önemli olan ikinci konuyu, yani tekfir ihtiyatını öğreneceksin: Bir sözün veya fiilin küfür olması ile onu söyleyen belirli bir kişinin kâfir olması arasındaki farkı, tekfirin şartlarını ve engellerini. Neden önemli? Çünkü bu konuda iki tehlike vardır. Biri imanın sınırlarını hiç bilmemek ve farkında olmadan imanı zedeleyen tutumlara kapılmak; diğeri, bu bilgiyi başkalarını yargılamak için bir silaha dönüştürmek. İslam tarihinde Haricilerden bu yana tekfir dili, en büyük fitnelerin kaynağı olmuştur. Bu dersi, kendi imanını korumak için öğren; başkasını mahkûm etmek için değil.
Ana anlatım
Küfür ve kâfir kelimeleri. "Küfür" kelimesinin kök anlamı "örtmek"tir; çiftçiye de tohumu toprakla örttüğü için Arapçada "kâfir" dendiği olur. Terim olarak küfür, Hz. Peygamber'in getirdiği ve dinden olduğu kesin olarak bilinen şeylerin (zarurat-ı diniyye) hepsini veya bir kısmını inkâr etmek, yani imanın zıddıdır. Aynı kök "nankörlük" (küfran-ı nimet) anlamında da kullanılır; bu yüzden Kur'an ve hadislerde geçen her "küfür" kelimesi, dinden çıkaran küfür anlamına gelmez. Âlimler "küfür dûne küfr" (küfürden aşağı küfür) diyerek, bazı günahlara nankörlük anlamında küfür denmesinin kişiyi dinden çıkarmadığını belirtmiştir.
Küfrün türleri. Klasik kitaplar küfrü birkaç türe ayırır. İnkâr küfrü: Allah'ı veya iman esaslarını hiç tanımamak, kabul etmemek. Cuhud (bile bile inkâr): Kalben bildiği halde dili ile inkâr etmek; Firavun ve kavminin durumu (Neml, 14). İnad küfrü: Kalben bilip diliyle de kabul ettiği halde kıskançlık, kibir veya taassup yüzünden dini benimseyip teslim olmaktan kaçınmak. İblis'in bildiği halde kibirle emre boyun eğmemesi de bazı kaynaklarda bu türe yakın (istikbar küfrü) olarak anılır. Nifak: Diliyle kabul edip kalben inkâr etmek; münafıkların durumu. Bir de irtidad vardır: Müslüman olan birinin dinden dönmesi.
Şirk. Şirk, Allah'ın zatında, sıfatlarında, fiillerinde veya ibadete layık olmasında O'na ortak koşmaktır. Kur'an'a göre en büyük günahtır: "Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bunun dışındakileri dilediği kimse için bağışlar" (Nisa, 48; ayrıca 116). Bu ayet aynı zamanda Ehl-i Sünnet'in büyük günah işleyen mü'min hakkındaki ümitli tavrının da delilidir: Şirk dışındaki günahlar Allah'ın dilemesine bağlıdır. Âlimler şirki ikiye ayırır: büyük şirk (dinden çıkaran; Allah'tan başkasına ilah olarak ibadet etmek) ve küçük şirk (riya gibi, ameli bozan ama dinden çıkarmayan).
İmanı bozan başlıca durumlar. İlmihallerde bu konu uzun listelerle anlatılır; ama hepsi birkaç ana ilkeye döner.
- Zarurat-ı diniyyeyi inkâr: Dinden olduğu herkesçe kesin bilinen bir esası reddetmek; örneğin Allah'ın birliğini, Hz. Muhammed'in peygamberliğini, ahireti, Kur'an'ın Allah kelamı olduğunu veya namaz, oruç gibi farzların farz olduğunu inkâr etmek.
- İstihlal: Haramlığı kesin olarak bilinen bir şeyi helal saymak veya helal olduğu kesin olanı haram saymak. Dikkat: Haramı işlemek günahtır; onu "helal" saymak ise inanç meselesidir. Aradaki fark hayati önemdedir.
- İstihfaf ve istihza: Allah'ı, peygamberi, Kur'an'ı veya dinin kesin hükümlerini alaya almak, küçümsemek. Kur'an bu tutum hakkında şöyle der: "Allah ile, O'nun ayetleriyle ve Peygamberiyle mi alay ediyordunuz? Boşuna özür dilemeyin; iman ettikten sonra kâfir oldunuz" (Tevbe, 65-66).
- Şirk: Allah'tan başkasına ilah olarak ibadet etmek, O'na ortak koşmak.
- Peygamberlerden birini inkâr etmek veya Hz. Muhammed'den sonra peygamber geleceğini kabul etmek.
Günah ile küfür arasındaki sınır. Ehl-i Sünnet'in temel ilkesi şudur: Ehl-i kıbleden (namazda kıbleye yönelen Müslümanlardan) hiç kimse, işlediği bir günah sebebiyle, o günahı helal saymadıkça tekfir edilmez. Bu ilke hem Ebu Hanife'ye nisbet edilen el-Fıkhu'l-Ekber'de hem de Tahavi'nin akide metninde açıkça yer alır. İçki içen, yalan söyleyen, namaz kılmayan kişi fasıktır, büyük günah işlemiştir; tövbe etmesi gerekir; ama bu fiiller onu dinden çıkarmaz. Hariciler büyük günah işleyeni kâfir saymış, Mu'tezile onu "iman ile küfür arasında bir yerde" (el-menzile beyne'l-menzileteyn) görmüştür; Ehl-i Sünnet ise onu günahkâr bir mü'min kabul etmiştir. Delil: Hucurat 9-10 (birbiriyle savaşan gruplara "mü'minler" ve "kardeş" denmesi) ve Nisa 48.
İkrah (zorlama) durumu. Canına kast edilecek derecede zorlanan kişi, kalbi imanla dolu olduğu halde diliyle küfür sözü söylerse dinden çıkmaz: "Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlananlar hariç, kim iman ettikten sonra Allah'ı inkâr eder ve küfre göğsünü açarsa, onlara Allah'tan bir gazap vardır" (Nahl, 106). Bu ayet imanın yerinin kalp olduğunu bir kez daha gösterir.
Söz ile söyleyen arasındaki fark: tekfirin şartları ve engelleri. Burası dersin en önemli kısmıdır. Bir sözün veya fiilin "küfür sözü" olarak nitelenmesi başka, onu söyleyen belirli bir kişinin "kâfir" olduğuna hükmedilmesi başkadır. Bir kişiye kâfir hükmü verebilmek için şartların bulunması ve engellerin (mevani') ortadan kalkması gerekir. Âlimlerin saydığı başlıca engeller şunlardır:
- Cehalet: Kişi o hükmü bilmiyorsa, özellikle yeni Müslüman olmuşsa veya dinî bilginin ulaşmadığı bir ortamda yetişmişse, önce ona bilgi verilir.
- Tevil: Kişi sözünü veya fiilini yanlış da olsa bir delile dayanarak yorumluyorsa (örneğin bir ayeti farklı anlamışsa), bu bir hata olabilir ama küfür hükmü için yeterli değildir.
- Hata ve dil sürçmesi: Kasıtsız, ağızdan kaçan söz. Sahih hadiste sevinçten "Allah'ım, sen benim kulumsun, ben senin Rabbinim" diye hata eden kişinin hali anlatılır ve bu sözün hatadan kaynaklandığı belirtilir (Müslim).
- İkrah: Zorlama altında söylenen söz (Nahl, 106).
Ayrıca kişinin sözünün kastı ve bağlamı da dikkate alınır. Bu yüzden belirli bir şahıs hakkında tekfir hükmü, tarihte de bugün de, ehil âlimlerin ve yetkili makamların, kişinin kendisini dinledikten sonra verebileceği bir hüküm olarak görülmüştür. Sıradan bir Müslümanın, hele sosyal medyada, bir başkası hakkında bu hükmü vermesi ne ilmen ne ahlaken caizdir.
Tekfir ihtiyatının delilleri. Kur'an: "Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınızda iyice araştırın; size selam verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'Sen mü'min değilsin' demeyin" (Nisa, 94). Sünnet: Usame b. Zeyd'in savaşta "Lâ ilâhe illallah" diyen bir adamı "korkudan söyledi" diyerek öldürmesi üzerine Hz. Peygamber'in "Kalbini yarıp da baktın mı?" diye onu şiddetle azarladığı olay (Müslim, İman). Bir başka sahih hadis: "Kim kardeşine 'Ey kâfir' derse, bu söz ikisinden birine döner" (Buhari ve Müslim). Yani haksız tekfir, söyleyene geri döner. Hanefi fıkıh kitaplarında, bir kişinin sözünde küfrü gerektiren birçok ihtimal ve imanı koruyan tek bir ihtimal bile varsa müftünün o tek ihtimali esas alması gerektiği yönünde meşhur bir ihtiyat ilkesi nakledilir. Bu ilke, geleneğin tekfir konusundaki tavrını özetler: Şüphe, iman lehine yorumlanır.
Kendi imanını korumak. Bu dersin asıl muhatabı sensin. Âlimler, farkında olmadan ağızdan çıkabilecek sözler için ihtiyaten sık sık tövbe ve istiğfar etmeyi, Hanefi geleneğinde yaygın uygulamaya göre Amentü ve kelime-i şehadeti tekrar ederek imanı tazelemeyi (tecdid-i iman) tavsiye eder. Dini konularda şaka yapmaktan, kutsal değerleri espri malzemesi yapmaktan uzak durmak da bu korumanın parçasıdır. Asıl koruma ise ilimdir: Bu modülde öğrendiğin esasları bilmek, imanı bozan şeyleri de bilmek demektir.
Yaygın yanlış anlamalar. Birincisi: "Günah işleyen dinden çıkar." Hayır; helal saymadıkça günah küfür değildir. İkincisi: "Bir ayette veya hadiste 'küfür' kelimesi geçiyorsa, o fiili yapan kâfirdir." Hayır; kelime nankörlük veya küçük küfür anlamında da kullanılır. Üçüncüsü: "Küfür sözü söyleyen herkes kâfirdir." Hayır; şartlar ve engeller dikkate alınmadan kişi hakkında hüküm verilemez. Dördüncüsü: "Tekfir etmemek, küfre göz yummaktır." Hayır; yanlışı yanlış olarak söylemek ile bir kişiyi dinden çıkmış ilan etmek farklı şeylerdir. Hatayı ilimle ve güzel dille düzeltmek (Nahl, 125) her zaman açıktır.
Örnekler
- Basit: Oruç tutmayan bir kişi günahkârdır; "Ramazan orucu farz değil" diyen kişi ise dinin zaruri bir hükmünü inkâr etmektedir. Fiil aynı, hüküm farklı: Biri amel eksikliği, diğeri inanç meselesi.
- Orta: Bir arkadaşın bir sohbette öfkeyle dine aykırı bir söz söyledi. Onu hemen "dinden çıktı" diye yargılamak yerine, sakinleştiğinde ne kastettiğini sorarsın; büyük ihtimalle öfke ve dil sürçmesidir. Ona kırmadan, sözün yanlışlığını hatırlatır, birlikte istiğfar etmeyi önerirsin.
- Gerçek hayat: Sosyal medyada farklı mezhepten veya görüşten birine topluca "kâfir" diyen bir paylaşım görüyorsun. Nisa 94'ü, Usame hadisini ve "Kim kardeşine 'Ey kâfir' derse..." hadisini hatırlayarak ona katılmaz, paylaşmaz; gerekirse ilmi ve nazik bir dille bu dilin Ehl-i Sünnet'in yolu olmadığını belirtirsin.
Uygulama
Şimdi sıra sende: İki sütunlu bir tablo hazırla: "Günah (imanı bozmaz, tövbe gerektirir)" ve "İnanç meselesi (imanı zedeler)". Aşağıdaki durumları doğru sütuna yerleştir ve her birinin yanına tek cümlelik gerekçe yaz: namaz kılmamak; namazın farziyetini inkâr etmek; içki içmek; içkinin haram olduğunu kabul etmemek; yalan söylemek; Kur'an ayetiyle alay etmek; riya ile ibadet etmek; Hz. Muhammed'den sonra peygamber geldiğine inanmak. Ardından, hazırlıkta not ettiğin "kâfir" örneğini tekfirin dört engeline göre değerlendir: Bu hüküm verilirken hangi engeller göz ardı edildi? Hedef: günah ile küfür arasındaki sınırı net görmek ve kişiler hakkında hüküm dilinden kaçınan bir bakış kazanmak.
Mini test
- Küfrün sözlük anlamı nedir ve "küfür dûne küfr" ne demektir?
- Günah işlemek ile istihlal arasındaki fark nedir?
- Nahl 106 hangi durumu istisna eder ve bu imanın yeri hakkında neyi gösterir?
- Tekfirin başlıca dört engeli nedir?
- Nisa 94 ve Usame b. Zeyd olayı tekfir konusunda neyi öğretir?
Cevapları göster
- Örtmek; bazı günahlara nankörlük anlamında "küfür" denebileceğini, ama bunun dinden çıkaran küfür olmadığını ifade eder.
- Günah haram bir fiili işlemektir, kişiyi dinden çıkarmaz; istihlal haramlığı kesin olan bir şeyi helal saymaktır ve inanç meselesi olduğu için imanı bozar.
- Zorlama (ikrah) altında, kalbi imanla dolu olduğu halde küfür sözü söyleyeni; imanın yerinin kalp olduğunu gösterir.
- Cehalet, tevil, hata (dil sürçmesi), ikrah.
- Zahiren iman beyan edene "mü'min değilsin" denmemesi gerektiğini ve kimsenin kalbini yarıp bakamayacağımız için hükmün zahire göre verileceğini; tekfirde son derece ihtiyatlı olunması gerektiğini.
Özet
İman, zarurat-ı diniyyenin inkârı, istihlal, dinî değerlerle alay ve şirk ile bozulur; günah ise helal sayılmadıkça imanı yok etmez. Bir sözün küfür olması ile söyleyenin kâfir olması farklıdır; cehalet, tevil, hata ve ikrah gibi engeller dikkate alınmadan kimse hakkında hüküm verilemez. Ehl-i Sünnet'in yolu, kendi imanını titizlikle korumak ve başkası hakkında hükümde son derece ihtiyatlı olmaktır.
Sonraki derse hazırlık
Bu ders ile Modül 3'ün dersleri tamamlandı. Şimdi aşağıdaki modül projesine geç. Ardından Modül 4'te (Temel İbadet Fıkhı) bu imanın günlük hayattaki ilk meyvesi olan ibadetleri öğreneceğiz. Hazırlık: Modül 4 için abdestini nasıl aldığını adım adım yaz; derste bunu ilmihal ile karşılaştıracağız.