Giriş
Bu derste kader ve kaza kavramlarının tanımlarını (ve Maturidi-Eş'ari tanım farkını), Allah'ın ilmi, iradesi ve yaratmasının insan fiilleriyle ilişkisini, tarihteki iki uç görüşü (cebriye ve kaderiyye), Ehl-i Sünnet'in cüz'i irade, külli irade ve kesb kavramlarıyla kurduğu orta yolu; ayrıca ecel, rızık, hidayet, tevekkül ve "kadere rıza" konularını öğreneceksin. Neden önemli? Çünkü kader, iman esaslarının en çok yanlış anlaşılanıdır. Yanlış anlaşıldığında iki zarar doğurur: ya insan her şeyi kadere yükleyip sorumluluktan kaçar ("Allah böyle yazmış"), ya da kaderi inkâr edip her şeyi kendi elinde sanır ve başına gelen her musibette yıkılır. Doğru kader inancı ise hem sorumluluk hem huzur verir.
Ana anlatım
Kelimeler ve iman esası olarak kader. Kader "ölçü, miktar, takdir" demektir; kaza ise "hüküm vermek, yerine getirmek, tamamlamak" anlamına gelir. Kadere iman Cibril hadisinde iman esaslarının sonuncusu olarak sayılır: "... ve kadere, hayrına ve şerrine iman etmendir" (Müslim, İman 1). Kur'an'da: "Şüphesiz biz her şeyi bir kader (ölçü) ile yarattık" (Kamer, 49); "Her şeyi yaratmış ve ona bir ölçü vermiştir" (Furkan, 2); "Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız her musibet, biz onu yaratmadan önce mutlaka bir kitapta yazılıdır" (Hadid, 22).
Maturidi ve Eş'ari tanımları. Burada iki ekolün tanımları birbirinin tersidir; bu yüzden kitaplarda karışıklık görebilirsin. Maturidilere göre kader, Allah'ın ezelde olacak her şeyi zamanını, yerini ve niteliklerini bilip takdir etmesidir; kaza ise vakti gelince bunların o takdire uygun olarak yaratılmasıdır. Diyanet İlmihali de bu tanımı esas alır. Eş'arilere göre ise kaza, Allah'ın ezeldeki iradesi ve hükmüdür; kader ise bu iradenin vakti geldiğinde belli bir ölçüyle gerçekleşmesidir. Yani iki ekol aynı iki aşamayı (ezeli takdir ve zamanında yaratma) kabul eder; yalnız hangisine "kader", hangisine "kaza" deneceğinde ayrılır. Sınavda sorulduğunda iki tanımı da ekol adlarıyla vermelisin.
Kaderin dört unsuru. Kader meselesini anlamak için şu dört unsuru (ilim, yazma, irade, yaratma) birlikte düşünmek gerekir. İlim: Allah olacak her şeyi ezelde bilir. Yazma: Bu bilgi "Levh-i Mahfuz"da kayıtlıdır (Buruc, 22). İrade (meşiet): Allah'ın dilemediği hiçbir şey olmaz. Yaratma (halk): Her şeyin, kulların fiilleri de dahil, yaratıcısı Allah'tır: "Sizi de yaptığınız şeyleri de Allah yaratmıştır" (Saffat, 96).
İlim zorlamaz. En önemli anahtar şudur: Allah'ın ilmi, olacak olanı zorlayan bir sebep değil, olacak olanı olduğu gibi kuşatan bir bilgidir. Klasik ifadeyle: "İlim malûma tabidir." Yani Allah bir şeyi, o şey nasıl olacaksa öyle bilir; sen bir işi kendi seçiminle yapacağın için Allah onu senin seçiminle yapacağın şekilde ezelde bilmiştir. Bir öğretmenin öğrencisini iyi tanıyıp "bu çocuk sınavda başarısız olacak" demesi ve öyle olması, öğrenciyi başarısızlığa zorlamaz; ama bu benzetme bile eksiktir, çünkü Allah'ın ilmi tahmin değil, kesin ve kuşatıcı bilgidir. Önemli olan ilkedir: bilmek, zorlamak değildir.
İki uç görüş: cebriye ve kaderiyye. İslam düşünce tarihinde kader meselesinde iki uç doğdu. Cebriye (Cehm b. Safvan'a nisbet edilen görüş): insanın hiçbir iradesi yoktur; rüzgârın önündeki yaprak gibidir, yaptıkları aslında onun fiili değildir. Bu görüş, sorumluluğu, emir ve yasağın anlamını, cennet ve cehennemin adaletini ortadan kaldırır. Kaderiyye (ve onu devralan Mu'tezile): insan kendi fiillerinin yaratıcısıdır; Allah'ın iradesi insanın kötü fiillerine taalluk etmez. Bu görüş ise Allah'ın yaratıcılığını ve iradesinin kapsayıcılığını sınırlar; âlemde Allah'ın dilemediği şeylerin olduğunu söylemiş olur.
Ehl-i Sünnet'in orta yolu: cüz'i irade, külli irade ve kesb. Ehl-i Sünnet bu iki uç arasında şu yolu izler. Külli irade, Allah'ın her şeyi kuşatan iradesidir; O dilemedikçe hiçbir şey olmaz: "Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz" (Tekvir, 29). Cüz'i irade, Allah'ın insana verdiği sınırlı seçme gücüdür; insan iki yoldan birine yönelir, niyet eder, karar verir: "Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin" (Kehf, 29). Kesb (kazanma), insanın cüz'i iradesiyle bir fiile yönelmesi ve o fiili "kazanması"dır; fiili varlığa getiren (yaratan) ise Allah'tır. İnsan seçer ve yönelir, Allah yaratır; insan, seçtiği ve kazandığı şeyden sorumludur. Kur'an bu kavramı kullanır: "Allah hiç kimseyi gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz. Herkesin kazandığı (iyilik) kendi lehine, kazandığı (kötülük) kendi aleyhinedir" (Bakara, 286). Bir benzetme: Suyu, elektriği, arabayı yaratan ve çalıştıran sen değilsin; ama direksiyonu hangi yöne çevireceğine sen karar verirsin ve kaza yaparsan sorumlu olan sensin.
Maturidi ve Eş'ari vurgu farkı. Bu ortak çerçeve içinde iki ekolün vurgusu farklıdır ve adil aktarılmalıdır. Eş'arilere göre kulun fiille birlikte bir "sonradan yaratılmış kudreti" (kudret-i hadise) vardır, ama bu kudretin fiilin meydana gelişinde etkisi yoktur; fiil tamamen Allah'ın kudretiyle yaratılır, kul o fiili kesbeder. Eleştirenler bu yaklaşımın cebre yakın durduğunu söylemiştir. Maturidiler ise kulun seçimine (ihtiyar) daha belirgin bir rol verir: Kulun cüz'i iradesi ve seçimi gerçektir; Allah, kulun seçtiği yönde fiili yaratır; fiilin nitelenmesi (itaat mi, isyan mı) kulun seçimine bağlıdır. Böylece sorumluluğun temeli daha açık biçimde kurulmuş olur. İki ekol de şu iki önermeyi birlikte kabul eder: Her şeyin yaratıcısı Allah'tır; insan seçiminden sorumludur. Aralarındaki fark, bu iki önermenin nasıl bir arada tutulacağının açıklamasındadır.
İrade ile rıza farkı. Allah her şeyi diler (irade), ama her şeye razı değildir. "Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz Allah size muhtaç değildir; ama kullarının inkârına razı olmaz" (Zümer, 7). Allah kötülüğü de yaratır, çünkü yaratmanın tek sahibi O'dur; ama kötülüğü emretmez, ondan razı olmaz ve kulun kötülüğü seçmesinden hoşnut olmaz. Bu yüzden "hayır ve şer Allah'tandır" cümlesi, "yaratma" anlamında doğrudur; "Allah şerri istiyor ve seviyor" anlamında yanlıştır. Kötülüğü seçen kuldur; Kur'an da iyiliği Allah'a, kötülüğü kulun kendisine nisbet etmeyi öğretir (Nisa, 79).
Kaderi bahane etmek. Kur'an müşriklerin şu sözünü kınar: "Allah dileseydi ne biz ne de atalarımız şirk koşardık" (En'am, 148). Yani kaderi günaha bahane etmek, müşriklerin mantığıdır. Kader, olmuş bir musibet karşısında teselli için hatırlanır; henüz yapılmamış bir günah için mazeret olarak kullanılmaz.
Ecel, rızık ve hidayet. Ecel (ölüm vakti) Allah'ın takdiriyle belirlidir: "Ecelleri geldiğinde onu ne bir saat geciktirebilirler ne de öne alabilirler" (A'raf, 34). Maktul (öldürülen) kişi de kendi eceliyle ölmüştür; ama katil, cüz'i iradesiyle bu fiili seçtiği için sorumludur ve cezalandırılır. Ehl-i Sünnet'e göre rızık, helal olsun haram olsun, kişinin faydalandığı şeydir ve Allah tarafından yaratılır; ama haram yoldan elde etmek kulun seçimidir ve ondan hesaba çekilir. Hidayet (doğru yolu bulmak) de Allah'ın lütfudur; ama Allah, yönelen kuluna hidayet verir: "Bizim uğrumuzda cihad edenleri (çaba gösterenleri) elbette yollarımıza ileteceğiz" (Ankebut, 69).
Tevekkül ve sebepler. Tevekkül, sebeplere sarılıp sonucu Allah'a bırakmaktır; sebepleri terk etmek değildir. "Karar verdiğin zaman Allah'a tevekkül et" (Âl-i İmran, 159): önce karar ve çaba, sonra tevekkül. Tirmizi'de yer alan bir rivayette Hz. Peygamber, devesini bağlamadan tevekkül ettiğini söyleyen kişiye "Onu bağla, sonra tevekkül et" demiştir. Ayrıca "Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez" (Ra'd, 11) ve "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır" (Necm, 39) ayetleri, kadere imanın pasifliği değil çabayı gerektirdiğini gösterir.
Kazaya rıza. Mü'min başına gelen musibete (kazaya) rıza gösterir, sabreder: "De ki: Allah'ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez" (Tevbe, 51). Ama bu, zulme ve kötülüğe rıza göstermek demek değildir. Âlimler bunu şöyle ayırır: Kazaya (Allah'ın takdirine) rıza gerekir; makziyye (takdir edilen kötü şeyin kendisine, örneğin bir zulme) rıza gerekmez, aksine onu değiştirmeye çalışmak gerekir. Hastalık kazadır, ona sabredilir; ama tedavi olmak sünnettir.
Yaygın yanlış anlamalar. Birincisi: "Her şey yazılmış, çalışmanın anlamı yok." Kader, Allah'ın ilmidir; bizim bilgimiz değildir. Ne yazıldığını bilmediğimiz için bize düşen, emredileni yapmaktır. Hadislerde bu soruya verilen cevap, "Çalışın, herkes ne için yaratıldıysa ona kolaylaştırılmıştır" anlamındadır (Buhari ve Müslim, Kader bölümleri). İkincisi: "Kader zorlamadır." İlim zorlamaz. Üçüncüsü: "İnsan kendi fiilinin yaratıcısıdır." Bu Mu'tezile görüşüdür; Ehl-i Sünnet'e göre yaratma Allah'a, kesb kula aittir. Dördüncüsü: "Kaderi sorgulamak küfürdür." Anlamak için sormak ilmin gereğidir; yasak olan, kaderi Allah'a itiraz etmek veya günaha bahane yapmaktır.
Örnekler
- Basit: Bir öğrenci sınava çalışmadı ve "Kaderimde kalmak varmış" dedi. Bu, kaderi bahane etmektir (En'am, 148'deki mantık). Doğrusu: "Çalışmamayı ben seçtim; sonucun sorumlusu benim."
- Orta: Bir kaza sonucu yakınını kaybeden biri "Allah neden buna izin verdi?" diye sorar. Ona kazaya rıza ile sabrı (Tevbe, 51) hatırlatırsın; ama kazaya sebep olan sürücünün cüz'i iradesiyle dikkatsizliği seçtiği için hukuken ve ahlaken sorumlu olduğunu da söylersin. İkisi çelişmez.
- Gerçek hayat: İş kurmak üzeresin. Önce araştırır, plan yapar, istişare edersin (sebep ve cüz'i irade); sonra kararını verip tevekkül edersin (Âl-i İmran, 159). İş istediğin gibi gitmezse kendini yıpratmadan dersini çıkarırsın; giderse kibirlenmezsin. Hadid 22-23 tam bunu söyler: "Elinizden çıkana üzülmeyesiniz, size verdiğiyle de şımarmayasınız diye."
Uygulama
Şimdi sıra sende: Hayatından yakın zamanda yaşadığın bir olayı seç (iyi veya zor). Bir sayfayı dörde böl ve olayı şu dört başlıkla analiz et: (1) Benim seçimim ve sorumluluğum neydi (cüz'i irade, kesb)? (2) Benim elimde olmayan neydi (külli irade, kaza)? (3) Burada rıza göstermem gereken nedir, değiştirmeye çalışmam gereken nedir? (4) Bu olaydan sonra ne yapacağım? Ardından önceki derste yazdığın "Her şey yazılmışsa neden sorumluyum?" cevabını tekrar oku ve yeni cevabını üç cümleyle yaz. Hedef: kader bilgisini soyut bir tartışmadan çıkarıp kendi hayatını yorumlayan bir çerçeveye dönüştürmek.
Mini test
- Maturidilere ve Eş'arilere göre kader ve kaza tanımlarını ver.
- "İlim malûma tabidir" ilkesi ne anlama gelir?
- Cebriye ile kaderiyyenin görüşlerini ve her birinin temel hatasını yaz.
- Kesb nedir; Bakara 286 bu kavramla nasıl ilişkilidir?
- İrade ile rıza arasındaki farkı Zümer 7 ile açıkla.
Cevapları göster
- Maturidi: kader ezeldeki takdir, kaza vakti gelince takdire uygun yaratma. Eş'ari: kaza ezeli irade ve hüküm, kader bunun vakti gelince belli ölçüyle gerçekleşmesi.
- Allah'ın ilmi olacak şeyi zorlamaz; şey nasıl olacaksa Allah onu öyle bilir. Bilmek zorlamak değildir.
- Cebriye: insanın iradesi yoktur; hatası sorumluluğu ve ilahi adaleti ortadan kaldırmasıdır. Kaderiyye/Mu'tezile: insan fiilinin yaratıcısıdır; hatası Allah'ın yaratıcılığını ve iradesinin kapsayıcılığını sınırlamasıdır.
- Kulun cüz'i iradesiyle fiile yönelip onu kazanması; fiili yaratan Allah'tır. Bakara 286 "kazandığı lehine, kazandığı aleyhine" diyerek sorumluluğu kulun kazanmasına bağlar.
- Allah her şeyi diler (irade), ama her şeye razı olmaz; Zümer 7'ye göre kullarının inkârına razı değildir. Küfür Allah'ın yaratmasıyla olur ama O'nun rızasıyla olmaz.
Özet
Kader Allah'ın ezeli ilim ve takdiri, kaza onun zamanında yaratılmasıdır (Eş'arilerde tanımlar yer değiştirir). Ehl-i Sünnet cebriye ile kaderiyye arasında, yaratmanın Allah'a, seçim ve kesbin kula ait olduğu orta yolu izler. Kader sorumluluktan kaçmanın bahanesi değil, çaba sonrası huzurun ve musibet karşısında sabrın kaynağıdır.
Sonraki derse hazırlık
Ders 3.8'de, bu modülde kurduğumuz iman yapısını neyin yıkabileceğini ve bu konuda nasıl ihtiyatlı konuşulacağını işleyeceğiz. Hazırlık: Sosyal medyada veya çevrende birinin başka birine "kâfir", "dinden çıktın" dediği bir örneği hatırla. O kişi bu hükmü neye dayanarak verdi? Bir kenara not et.