Giriş
Bu derste peygamberliğin (nübüvvet) ne olduğunu, neden gerekli olduğunu, nebi ile resul farkını, peygamberlerde bulunması gereken beş sıfatı, mucize kavramını ve onu keramet, irhas, istidrac gibi olağanüstü hallerden ayıran ölçüleri, Kur'an'da adı geçen peygamberleri ve Hz. Muhammed'in son peygamber olmasının anlamını öğreneceksin. Neden önemli? Çünkü Allah'ı, melekleri, kitapları ve ahireti bize bildiren peygamberdir. Peygambere güven sarsılırsa, onun haber verdiği her şey sarsılır. Ayrıca bu ders, "Peygamber de insandı, hata yapardı" veya tam tersine "Peygamber insanüstü bir varlıktı" gibi iki uç yaklaşımı dengelemeyi öğretir.
Ana anlatım
Nübüvvet ve peygamber. "Peygamber" Farsça "haber getiren" demektir. Arapçada iki kelime kullanılır. Nebi: "haber" anlamındaki "nebe'" kökünden gelir; Allah'tan haber alan ve haber veren kişidir. Resul: "gönderilen, elçi" demektir. Terim olarak peygamber, Allah'ın vahyini insanlara bildirmek üzere seçtiği insandır. Peygamberlik çalışarak, ibadetle, riyazetle kazanılan bir mertebe değildir (kesbi değil), Allah'ın dilediğine verdiği bir lütuftur (vehbi): "Allah elçiliğini kime vereceğini daha iyi bilir" (En'am, 124). Bu ilke, sonradan "peygamberlik makamına eriştiğini" iddia eden her girişimin temelini baştan çürütür.
Nebi ile resul farkı. Yaygın görüşe göre resul, kendisine yeni bir kitap veya şeriat verilen peygamberdir; nebi ise kendisinden önceki bir resulün şeriatını tebliğ etmekle görevlendirilen peygamberdir. Bu görüşe göre her resul nebidir, ama her nebi resul değildir. Bu tanımlar üzerinde âlimler arasında başka yaklaşımlar da vardır (örneğin resulün inkârcı bir kavme gönderilen, nebinin mü'minleri irşad eden olması gibi); temel noktada birleşirler: iki kavram da Allah'tan vahiy alan seçkin insanları ifade eder.
Peygamberlik neden gerekli? Akıl Allah'ın varlığını bulabilir, ama O'na nasıl ibadet edileceğini, ahiretin ayrıntılarını, helal ve haramın sınırlarını tek başına bilemez. Kur'an peygamber göndermenin bir amacını şöyle açıklar: "Müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir mazereti olmasın" (Nisa, 165). Ayrıca: "Andolsun biz her ümmete 'Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının' diye bir peygamber gönderdik" (Nahl, 36). Peygamber, vahyi getiren olduğu kadar onu yaşayan, somut bir örnektir; Kur'an'ın "güzel örnek" (üsve-i hasene, Ahzab, 21) dediği budur.
Peygamberlerin sayısı ve Kur'an'da adı geçenler. Allah'ın gönderdiği peygamberlerin sayısını kesin olarak bilmiyoruz: "Sana daha önce anlattığımız peygamberler de gönderdik, anlatmadığımız peygamberler de" (Nisa, 164; ayrıca Mü'min/Ğafir, 78). Yaygın olarak bilinen yüksek sayılar zayıf rivayetlere dayandığı için, sayı konusunda kesin konuşmamak ihtiyatlı olandır. Kur'an'da adı geçen ve ilmihallerde yaygın olarak sayılan yirmi beş peygamber şunlardır (bunlardan Zülkifl'in peygamberliği hakkında da farklı görüşler nakledilir): Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakub, Yusuf, Eyyub, Şuayb, Musa, Harun, Davud, Süleyman, İlyas, Elyesa, Yunus, Zülkifl, Zekeriya, Yahya, İsa ve Muhammed (aleyhimüsselam). Üzeyr, Lokman ve Zülkarneyn'in adları Kur'an'da geçer, ama peygamber olup olmadıkları âlimler arasında tartışmalıdır; bu yüzden onlar için "peygamberdir" veya "değildir" diye kesin konuşulmaz. Ehl-i Sünnet'in çoğunluk görüşüne göre peygamberler erkeklerden seçilmiştir; delil olarak "Senden önce de şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik" (Yusuf, 109) ayeti gösterilir.
Ülü'l-azm peygamberler. Kur'an Hz. Peygamber'e "Azim sahibi peygamberlerin sabrettiği gibi sabret" der (Ahkaf, 35). Bu azim sahibi (ülü'l-azm) peygamberler, yaygın görüşe göre Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed'dir; bu beş isim Ahzab 7 ve Şura 13'te birlikte anılır. Peygamberler arasında üstünlük farkı bulunduğunu Kur'an söyler: "Bu peygamberlerin bir kısmını diğerlerine üstün kıldık" (Bakara, 253). Ancak iman bakımından aralarında ayırım yapılmaz (Bakara, 285): birine inanıp diğerini inkâr etmek hepsini inkâr etmek gibidir.
Peygamberlerin beş sıfatı. Akaid kitapları peygamberlerde bulunması zorunlu (vacib) beş sıfat sayar ve her birinin zıddının peygamberlerde bulunmasının imkânsız olduğunu söyler.
- Sıdk (doğruluk): Peygamberler her sözlerinde doğrudur; yalan söylemeleri muhaldir. Mucize, Allah'ın onların doğruluğunu onaylamasıdır.
- Emanet (güvenilirlik): Allah'ın vahyine ve insanların haklarına ihanet etmezler. Hz. Muhammed peygamberlikten önce de Mekke'de "el-Emin" diye anılırdı.
- Tebliğ: Allah'tan aldıkları vahyi eksiksiz ve değiştirmeden bildirirler. "Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et; eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun" (Maide, 67). Veda Haccı'nda Hz. Peygamber'in "Tebliğ ettim mi?" sorusu ve ashabın "Evet" cevabı bu sıfatın canlı bir tanıklığıdır.
- Fetanet (akıl ve zekâ üstünlüğü): Peygamberler akılca, anlayışça, muhakemece insanların en üstünüdür; aptallık, gaflet onlar için muhaldir. Aksi halde tebliğ ettikleri gerçeği muhataplarına savunamaz, itirazları cevaplayamazlardı.
- İsmet (günahtan korunmuşluk): Peygamberler, Allah'ın koruması sayesinde büyük günahlardan ve kasıtlı küçük günahlardan, özellikle tebliğe gölge düşürecek her türlü halden korunmuşlardır. Özellikle vahyi tebliğde yanılmaları asla söz konusu değildir: "O, hevadan konuşmaz; o (söyledikleri) ancak vahyedilen bir vahiydir" (Necm, 3-4).
İsmet ve zelle meselesi. Kur'an'da bazı peygamberlere nisbet edilen hallerden söz edilir; örneğin "Adem Rabbine asi oldu da yolunu şaşırdı" (Taha, 121). Ehl-i Sünnet âlimleri bu tür durumları "zelle" (ayak kayması) olarak adlandırır: kasıtlı bir günah değil, daha iyi olanı terk etmek (tercih hatası) veya unutma türünden hallerdir; ve peygamberler bu hallerden de hemen dönerler. Allah'ın bu durumları büyük ifadelerle anlatması, peygamberlerin yüksek makamı ve "iyilerin iyiliği, mukarreblerin kusuru sayılır" ilkesiyle açıklanır. Denge noktası şudur: peygamberler insandır (yer, içer, hastalanır, ölür), ama sıradan insan değildir; tebliğde ve ahlakta masumdurlar. "De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım; bana vahyolunuyor" (Kehf, 110). Ayetin ilk yarısı insanlığı, ikinci yarısı ayrıcalığı söyler.
Mucize ve diğer olağanüstü haller. Mucize, peygamberlik iddiasında bulunan kişinin elinde, onun doğruluğunu göstermek üzere Allah'ın yarattığı, benzerini getirmekten muhatapların aciz kaldığı olağanüstü olaydır. Şartları: Allah tarafından yaratılması, olağanüstü olması, peygamberlik iddiasıyla birlikte ve ona uygun olması, karşı çıkanların benzerini yapamaması. Hz. Musa'nın asası, Hz. İsa'nın ölüleri Allah'ın izniyle diriltmesi, Hz. Muhammed'in en büyük ve kalıcı mucizesi olan Kur'an bunlardandır. Diğer olağanüstü haller şöyle ayrılır:
- Keramet: Peygambere tam bağlı, salih bir mü'minin elinde Allah'ın yarattığı olağanüstü hal. Ehl-i Sünnet kerameti haktır kabul eder; ama keramet peygamberlik iddiasıyla gelmez ve dinde delil (hüküm kaynağı) olmaz.
- İrhas: Peygamberlik gelmeden önce, bir peygamberin hayatında görülen olağanüstü haller (örneğin Hz. İsa'nın beşikte konuşması).
- Maunet: Sıradan bir mü'minin sıkıntıdan kurtulması için Allah'ın yardımıyla gerçekleşen olağanüstü durum.
- İstidrac: İnkârcı veya fasık birinin elinde görülen olağanüstü haller. Bu, bir ikram değil, kişiyi derece derece helake götüren bir mühlettir.
Bu ayrım pratikte çok önemlidir: Olağanüstü bir olay, onu gösteren kişinin doğruluğunun tek başına delili değildir. Ölçü, kişinin şeriata bağlılığıdır.
Son peygamber: Hatemü'n-nebiyyin. Hz. Muhammed, peygamberlerin sonuncusudur: "Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; fakat o Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur (hatemü'n-nebiyyin)" (Ahzab, 40). Ayette "resullerin" değil "nebilerin" sonuncusu denmesi dikkat çekicidir: nebi resulden daha kapsamlı olduğuna göre, ondan sonra ne nebi ne resul gelecektir. Onun peygamberliği bütün insanlığa yöneliktir (Sebe, 28) ve âlemlere rahmettir (Enbiya, 107). Hz. İsa'nın ahir zamanda inişi hakkındaki rivayetler Ehl-i Sünnet'te kabul görür; ama o yeni bir şeriatla değil, Hz. Muhammed'in şeriatına tabi olarak ineceği için hatemiyet ilkesine aykırı değildir.
Yaygın yanlış anlamalar. Birincisi: "Peygamber sadece bir postacıydı; mesajı getirdi, gerisi bize kalmış." Kur'an peygamberi hem tebliğci hem açıklayıcı hem de örnek olarak tanıtır (Nahl, 44; Ahzab, 21). İkincisi: "Peygamberler hiç insan değildi, yemez içmezdi." Kur'an, müşriklerin "Bu ne biçim peygamber, yemek yiyor, çarşıda dolaşıyor" itirazını aktarır (Furkan, 7) ve peygamberlerin beşer olduğunu vurgular. Üçüncüsü: "Keramet gösteren kişi peygamber gibi dinde söz sahibidir." Keramet delil değildir. Dördüncüsü: "Peygamberlik çalışarak elde edilebilir." En'am 124'e göre tamamen vehbidir.
Örnekler
- Basit: Hz. Muhammed'in peygamberlikten önce "el-Emin" diye anılması, emanet sıfatının peygamberliğe hazırlık dönemindeki görünümüdür.
- Orta: Bir kişi olağanüstü şeyler gösteriyor, ama namaz kılmıyor ve haramları rahatça çiğniyor. Bu, keramet değil istidrac veya hile olabilir; ölçü olağanüstülük değil, şeriata bağlılıktır.
- Gerçek hayat: Biri sosyal medyada "Peygamber de hata yapardı, hadislerdeki öğütleri bu yüzden önemsemeyebiliriz" der. Tebliğ ve ismet sıfatlarıyla, özellikle Necm 3-4 ile, peygamberin dinî tebliğde yanılmadığını; dünyevi tecrübe alanındaki kişisel görüşleriyle (örneğin bir tarım uygulaması hakkındaki görüşü) tebliğ ettiği din arasında âlimlerin ayrım yaptığını açıklayabilirsin.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Yirmi beş peygamberin adını, Kur'an'daki sırasına değil kronolojik yaklaşık sıraya göre yaz ve üç gün içinde ezberle. Ardından beş sıfatın her biri için Hz. Muhammed'in hayatından bir örnek bul (siyer kitabından veya güvenilir bir kaynaktan). Son olarak "mucize, keramet, irhas, maunet, istidrac" kavramları için bir karşılaştırma tablosu hazırla: kimin elinde görülür, amacı nedir, dinde delil midir? Hedef: peygamberlik kavramını hem isimler hem sıfatlar hem ölçüler düzeyinde kavramak.
Mini test
- Nebi ile resul arasındaki yaygın ayrım nedir?
- Peygamberlerin beş sıfatını say ve fetanetin neden gerekli olduğunu açıkla.
- Ahzab 40'ta "hatemü'n-nebiyyin" denmesinin önemi nedir?
- Mucize ile keramet arasındaki fark nedir?
- Taha 121'de Hz. Adem hakkında geçen ifade ismet sıfatıyla nasıl bağdaştırılır?
Cevapları göster
- Resul yeni bir kitap/şeriat verilen peygamberdir; nebi önceki bir resulün şeriatını tebliğ eden peygamberdir. Her resul nebidir, her nebi resul değildir.
- Sıdk, emanet, tebliğ, fetanet, ismet. Fetanet olmasaydı peygamber tebliğ ettiği hakikati savunamaz, itirazlara cevap veremezdi.
- Nebi resulden daha kapsamlı olduğu için "nebilerin sonuncusu" ifadesi, ondan sonra ne nebi ne resul geleceğini gösterir.
- Mucize peygamberlik iddiasıyla birlikte peygamberin elinde görülür ve doğruluğunun delilidir; keramet salih bir velinin elinde görülür, peygamberlik iddiası yoktur ve dinde delil değildir.
- Bu tür durumlar kasıtlı günah değil "zelle"dir (tercih hatası veya unutma); peygamberlerin yüksek makamları nedeniyle büyük ifadelerle anlatılmıştır ve hemen tövbe ile dönülmüştür.
Özet
Peygamberlik Allah'ın dilediğine verdiği bir lütuftur; peygamberler sıdk, emanet, tebliğ, fetanet ve ismet sıfatlarına sahiptir. Mucize peygamberin doğruluğunu onaylar, keramet ise delil değildir. Kur'an'da adı geçen yirmi beş peygambere ayrıntılı, diğerlerine toplu iman ederiz; Hz. Muhammed son peygamberdir.
Sonraki derse hazırlık
Ders 3.6'da ölümle başlayan ve ebediyete uzanan yolculuğu, ahirete imanı işleyeceğiz. Hazırlık: Zilzal suresini (99. sure) mealinden oku ve sekiz ayetinde anlatılan sahneleri sırasıyla listele. Ayrıca kendine şunu sor: "Bugün öleceğimi bilsem neyi değiştirirdim?" Cevabını bir kenara yaz; derste döneceğiz.