Giriş
Bu derste Allah'ın varlığına ve birliğine imanın ne demek olduğunu, akaid kitaplarının kullandığı "vacib, mümteni, mümkin" üçlüsünü, Allah'ın zati ve subuti sıfatlarını, Maturidilerin sekizinci sıfat olarak saydığı tekvin sıfatını ve Allah hakkında konuşurken düşülmemesi gereken iki uç hatayı (teşbih ve ta'til) öğreneceksin. Neden önemli? Çünkü diğer bütün iman esasları buna bağlıdır: melekler Allah'ın elçileri, kitaplar O'nun kelamı, peygamberler O'nun resulleri, ahiret O'nun hükmü, kader O'nun takdiridir. Allah'ı yanlış tanıyan, geri kalan her şeyi de eğri kurar. Bu ders modülün en yoğun dersidir; acele etme, iki oturumda çalış.
Ana anlatım
Allah'a iman ne demektir? Allah'a iman, O'nun var ve bir olduğuna, bütün kemal sıfatlarıyla muttasıf, bütün noksan sıfatlardan münezzeh olduğuna kalp ile inanmaktır. Bu tanımın iki kanadı vardır: isbat (Allah'a layık olanı O'na nisbet etmek) ve tenzih (layık olmayanı O'ndan uzak tutmak). Kelime-i tevhid de aynı yapıdadır: "Lâ ilâhe" (ilah yoktur) bir nefiy, "illallah" (ancak Allah vardır) bir isbattır. Önce kalbi sahte ilahlardan boşaltırsın, sonra hakiki olanla doldurursun.
Allah'ın varlığının delilleri: kısa bir bakış. Kur'an Allah'ın varlığını tartışmaya açılacak bir soru gibi değil, fıtratın zaten bildiği bir gerçek gibi ele alır: "Sen yüzünü hanif olarak dine, Allah'ın insanları üzerine yarattığı fıtrata çevir" (Rum, 30). Kelamcılar ise aklî delilleri sistemleştirir. Hudus delili: âlem değişir; değişen şey sonradan olmuştur (hadis); sonradan olan her şeyin bir yaratıcısı (muhdis) vardır; o yaratıcı âlemden olamaz, öyleyse Allah'tır. İmkân delili: âlemdeki her şey var olabilir de olmayabilir de; bu tür bir varlık kendi kendini var edemez, onu varlığa tercih eden zorunlu bir varlık gerekir. Nizam (inayet) delili: âlemdeki düzen, ölçü ve amaçlılık, bilen ve dileyen bir yaratıcıyı gösterir; "Yaratan bilmez mi?" (Mülk, 14). Bu deliller Modül 11'de ayrıntılı işlenecek; burada bilmen gereken, Ehl-i Sünnet'in Allah'ın varlığının akılla da bilinebileceğini kabul ettiğidir. Maturidi âlimler bu konuda daha ileri gider: onlara göre peygamber gelmemiş olsa bile akıl sahibi bir insanın Allah'ın varlığını bilmesi gerekir. Eş'arilere göre ise mükellefiyet peygamberin tebliğiyle başlar; akıl bilmenin aracıdır ama yükümlülüğü doğuran vahiydir.
Aklî hükmün üç kısmı: vacib, mümteni, mümkin. Akaid kitapları bir şey hakkında aklın verebileceği üç hükmü ayırır. Vacib (vacibü'l-vücud): varlığı zorunlu olan, yokluğu düşünülemeyen; bu yalnızca Allah'tır. Mümteni (muhal): varlığı imkânsız olan; örneğin Allah'ın bir ortağının olması, bir şeyin aynı anda hem var hem yok olması. Mümkin (caiz): var da olabilir, yok da; Allah dışındaki her şey budur. Bu üçlü neden önemli? Çünkü sıfatları doğru anlamanın anahtarıdır. Allah için vacib olan sıfatlar (kemal sıfatları), muhal olan sıfatlar (bunların zıtları, yani noksanlıklar) ve caiz olan fiiller (yaratıp yaratmamak, rızık verip vermemek) vardır. İlmihallerde "Allah hakkında vacib, müstahil ve caiz olanlar" başlığı bu yüzden bulunur.
İsimler ve sıfatlar. Allah'ın isimleri (esma-i hüsna) ve sıfatları vardır. "En güzel isimler Allah'ındır; O'na onlarla dua edin" (A'raf, 180). Haşr suresinin son üç ayeti (22-24) bu isimlerin yoğun biçimde anıldığı yerdir. Sıfat, Allah'ın zatıyla kaim olan bir anlamdır; isim ise o sıfattan türeyen addır: ilim sıfatından "el-Alîm", kudret sıfatından "el-Kadîr". Ehl-i Sünnet'e göre sıfatlar ne zatın aynısıdır ne de zattan ayrı, başka varlıklardır ("lâ hüve ve lâ gayruh"). Bu formül, sıfatları zatın aynısı sayarak sıfat kavramını boşaltan Mu'tezile'ye karşı ve sıfatları zattan ayrı birer varlık sayıp Allah'ı çokluğa düşürme tehlikesine karşı bir denge formülüdür.
Zati sıfatlar. Yalnız Allah'a ait olan, hiçbir yaratılmışta benzeri bulunmayan sıfatlardır. Ehl-i Sünnet ilmihallerinde altı tane sayılır:
- Vücud: Allah vardır; varlığı başkasından değil, zatının gereğidir.
- Kıdem: Varlığının başlangıcı yoktur, ezelidir. "O evveldir, ahirdir, zahirdir, batındır" (Hadid, 3).
- Beka: Varlığının sonu yoktur, ebedidir. "Yeryüzünde bulunan her şey fanidir; ancak celal ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalır" (Rahman, 26-27).
- Vahdaniyet: Zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birdir, ortağı ve benzeri yoktur. "De ki: O Allah birdir" (İhlas, 1). Aklî delili Kur'an'da geçer: "Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı, ikisi de kesinlikle bozulurdu" (Enbiya, 22). Kelamcılar buna "temanu' delili" der: iki mutlak iradenin çatışması ya birinin acziyle ya düzenin bozulmasıyla sonuçlanır.
- Muhalefetün li'l-havadis: Sonradan olan hiçbir şeye benzemez. "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur; O işitendir, görendir" (Şura, 11).
- Kıyam bi-nefsihi: Varlığı için hiçbir şeye muhtaç değildir; mekâna, zamana, yaratıcıya ihtiyacı yoktur. "Allah ganidir (hiçbir şeye muhtaç değildir), siz ise Allah'a muhtaçsınız" (Fatır, 15).
Bir not: Bazı kelam kitapları vücudu "nefsi sıfat", diğer beşini "selbi (olumsuzlayıcı) sıfatlar" olarak ayırır; çünkü kıdem "başlangıcı yoktur", beka "sonu yoktur" gibi bir şeyi Allah'tan nefyeder. Hangi tasnifi görürsen gör, liste aynıdır.
Subuti sıfatlar. Allah'ın zatına eklenen, olumlu anlam taşıyan kemal sıfatlarıdır. Bunların yaratılmışlarda da sınırlı ve sonradan verilmiş benzerleri bulunur (insan da bilir, işitir), ama Allah'taki ezeli, sınırsız ve mahiyeti bilinmezdir. Maturidilere göre sekiz tanedir:
- Hayat: Allah diridir; ölüm, uyku, uyuklama O'na arız olmaz (Bakara, 255).
- İlim: Olmuş, olacak ve olmayacak her şeyi ezelde bilir; gizli-açık fark etmez.
- Semi': İşitir; işitmesi kulak gibi bir alete muhtaç değildir.
- Basar: Görür; görmesi göz gibi bir alete muhtaç değildir.
- İrade: Diler; dilediği olur, dilemediği olmaz. "O, dilediğini yapandır" (Buruc, 16).
- Kudret: Her şeye gücü yeter; mümkin olan her şey O'nun kudretinin alanındadır.
- Kelam: Konuşur; konuşması harf ve sese muhtaç değildir. "Allah Musa ile gerçekten konuştu" (Nisa, 164).
- Tekvin: Yaratır, yoktan var eder.
Tekvin sıfatı ve Maturidi-Eş'ari farkı. Eş'ariler subuti sıfatları yedi sayar; tekvini ayrı bir sıfat olarak kabul etmez. Onlara göre yaratma, kudret sıfatının varlıklarla ilişkiye girmesidir (taalluk); dolayısıyla yaratmak, rızık vermek, diriltmek gibi "fiili sıfatlar" ezeli değil, yaratılanla birlikte ortaya çıkan ilişkilerdir. Maturidiler ise şöyle der: Kudret, yaratmaya "güç yetirmek"tir; yaratmanın kendisi başka bir şeydir. Güç yetirmek başka, fiilen yapmak başkadır. Eğer yaratma ezeli bir sıfat olmasaydı, Allah'ın âlemi yaratmadan önce "Halık" (yaratıcı) olmadığını, sonra olduğunu söylemek gerekirdi ki bu Allah'ta değişiklik demektir. Bu yüzden tekvin ezeli bir sıfattır; yaratma, rızık verme (terzik), diriltme (ihya), öldürme (imate) gibi bütün fiili sıfatlar tekvinin farklı taalluklarıdır. Tekvin ezelidir, yaratılan (mükevven) ise hadistir; her şey vakti geldiğinde, ezeli tekvin ile varlığa çıkar. Maturidilerin bu konuda başvurduğu ayet: "Bir şeyi dilediği zaman O'nun emri sadece 'Ol!' demektir; o da hemen oluverir" (Yasin, 82). İki görüş de Ehl-i Sünnet içidir; ikisi de Allah'ta değişiklik olmadığını ve her şeyin O'nun yaratmasıyla olduğunu kabul eder. Fark, bir kavramın nereye yerleştirileceğiyle ilgilidir. Bu nedenle sınavlarda "subuti sıfatlar kaç tanedir?" sorusunun doğru cevabı "Maturidilere göre sekiz, Eş'arilere göre yedi"dir.
Haberi sıfatlar ve iki yöntem. Kur'an'da Allah için "el" (yed), "yüz" (vech), "istiva" gibi ifadeler geçer: "Allah'ın eli onların ellerinin üstündedir" (Fetih, 10); "Rahman arşa istiva etti" (Taha, 5). Bunlara haberi sıfatlar denir, çünkü akılla değil yalnızca haberle (nakil) bilinir. Ehl-i Sünnet içinde iki meşru yöntem vardır. Tefviz (Selef yöntemi): Bu ifadelere olduğu gibi inanılır, keyfiyeti (nasıl olduğu) sorulmaz, anlamı Allah'a bırakılır ve kesinlikle bir yaratılmışa benzetilmez. Tevil (Halef yöntemi): Arap dilinin imkânları içinde Allah'a layık bir anlam verilir; "el" kudret veya nimet, "istiva" hâkimiyet olarak anlaşılır. İki yöntemin ortak noktası, teşbihin (Allah'ı yaratılmışa benzetmenin) reddidir. Ebu Hanife'ye nisbet edilen el-Fıkhu'l-Ekber'deki tavır, bu ifadelerin keyfiyetsiz olarak kabul edilmesi ve benzetmeden sakınılması yönündedir.
İki uç hata: teşbih ve ta'til. Teşbih, Allah'ı yaratılmışlara benzetmektir: O'nu bir cisim, bir yerde oturan, organları olan bir varlık gibi düşünmek. Ta'til ise tenzih adına sıfatları boşaltmak, "Allah'ın ilmi yoktur, zatı bilir" gibi sözlerle sıfatları inkâr etmektir. Şura 11 iki hatayı tek ayette reddeder: "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur" teşbihi, "O işitendir, görendir" ta'tili reddeder. Ehl-i Sünnet'in yolu, bu iki uç arasında dengeli tenzih ve isbattır.
Yaygın yanlış anlamalar. Birincisi: "Allah gökyüzünde bir yerde oturur." Allah mekândan münezzehtir; "gök" yüceliğin ifadesidir. İkincisi: "Allah her şeyi bildiğine göre ben ne yaparsam yapayım önceden belli." İlim zorlamaz; bu konuyu Ders 3.7'de açacağız. Üçüncüsü: "Sıfatları saymak kuru bir ezber." Hayır; her sıfat bir kulluk tavrı doğurur: Semi'i bilen dilini, Basar'ı bilen gözünü, İlim'i bilen niyetini gözetir. Dördüncüsü: "Esma ile sıfat aynı şey." İlişkilidirler ama aynı değildir; sıfat anlamdır, isim o anlamdan doğan addır.
Örnekler
- Basit: "Allah bir şeye muhtaç mıdır?" sorusuna cevap kıyam bi-nefsihi sıfatıdır: Hayır, varlığı için hiçbir şeye muhtaç değildir; biz ise her an O'na muhtacız (Fatır, 15).
- Orta: Bir öğrenci "Allah her şeye kadirse, kendisi gibi ikinci bir ilah yaratabilir mi?" diye sorar. Cevap vacib-mümteni-mümkin ayrımındadır: Kudret mümkin olana taalluk eder; "yaratılmış ezeli ilah" kavramı kendi içinde çelişkilidir (yaratılan ezeli olamaz), yani mümtenidir. Muhal olan bir şeyin yapılamaması acizlik değil, sorunun anlamsızlığıdır.
- Gerçek hayat: Yalnız kaldığında kimse görmediği için bir hakkı çiğnemek aklına geliyor. Semi' ve Basar sıfatlarının bilgisi burada devreye girer. Cibril hadisindeki ihsan tanımı tam bunu söyler: "Sen O'nu görmesen de O seni görür." Sıfat bilgisi, ahlaka dönüşmüş olur.
Uygulama
Şimdi sıra sende: On dört sıfatın (6 zati + 8 subuti) her biri için bir kart hazırla. Kartın ön yüzüne sıfatın adını, arka yüzüne üç şey yaz: bir cümlelik anlamı, varsa bir ayet delili (sure ve numarasıyla) ve bu sıfatı bilmenin günlük hayatında doğurduğu bir davranış. Tekvin kartına ayrıca "Eş'arilere göre durumu" notunu ekle. Kartları Modül 1'de öğrendiğin aralıklı tekrar yöntemiyle 1-3-7 gün aralıklarla tekrar et. Hedef: bir hafta sonunda on dört sıfatı sırasıyla, anlamlarıyla ve tekvin farkıyla birlikte hatasız sayabilmek.
Mini test
- Vacib, mümteni ve mümkin kavramlarını birer örnekle tanımla.
- Altı zati sıfatı say.
- Maturidilere göre subuti sıfatlar kaç tanedir; Eş'ariler hangisini ayrı sıfat saymaz ve neden?
- Şura suresi 11. ayet hangi iki uç hatayı reddeder?
- Haberi sıfatlar karşısında Ehl-i Sünnet içindeki iki yöntem nedir?
Cevapları göster
- Vacib: varlığı zorunlu olan (Allah). Mümteni: varlığı imkânsız olan (Allah'ın ortağı). Mümkin: var da olabilir yok da (Allah dışındaki her şey; örneğin yarın yağmur yağması).
- Vücud, kıdem, beka, vahdaniyet, muhalefetün li'l-havadis, kıyam bi-nefsihi.
- Sekiz. Eş'ariler tekvini ayrı sıfat saymaz; yaratmayı kudretin varlıklara taalluku olarak görürler.
- "Benzeri yoktur" ifadesiyle teşbihi, "işitendir, görendir" ifadesiyle ta'tili reddeder.
- Tefviz (anlamı Allah'a bırakıp keyfiyetsiz iman) ve tevil (dilin imkânları içinde Allah'a layık anlam verme); ikisinde de teşbih reddedilir.
Özet
Allah'a iman, O'nu kemal sıfatlarıyla isbat ve noksanlıklardan tenzih etmektir. Zati sıfatlar altı, subuti sıfatlar Maturidilere göre sekiz (tekvin dahil), Eş'arilere göre yedidir. Ehl-i Sünnet teşbih ile ta'til arasında dengeli bir yol izler ve her sıfat bilgisinin bir kulluk tavrına dönüşmesini hedefler.
Sonraki derse hazırlık
Ders 3.3'te gözle görmediğimiz ama varlıklarına iman ettiğimiz bir âleme, meleklere geçeceğiz. Hazırlık: Bakara suresinin 30-34. ayetlerini (Hz. Adem'in yaratılışı ve meleklerin secdesi) mealinden oku; meleklerin Allah'a ne sorduğunu ve neden sorduğunu kendi cümlenle yaz.