İçeriğe geç

Ders 3.1 · Seviye 1 · Temel Akaid (İman Esasları)

İman ve İslam'ın tanımı

1.590 kelime · yaklaşık 7 dakika okuma

Giriş

Bu derste "iman" ve "İslam" kelimelerinin sözlük ve terim anlamlarını, imanın hangi unsurlardan oluştuğunu, amelin imanla ilişkisini, imanın artıp eksilmesi ve "inşallah mü'minim" demek gibi klasik meseleleri öğreneceksin. Neden önemli? Çünkü bu dersten sonraki altı dersin (3.2-3.7) hepsi "iman etmek" fiilinin nesnesidir: Allah'a, meleklere, kitaplara... Fiilin kendisini anlamadan nesneleri sıralamak, anahtarı olmayan bir kapının önünde beklemek gibidir. Üstelik günümüzde en çok karışıklık da buradan çıkar: "Namaz kılmayan Müslüman mıdır?", "İnanıyorum ama yaşayamıyorum, imanım var mı?", "Kalbim inanıyor, dile getirmesem olur mu?" Bu soruların hepsinin cevabı bu dersin içindedir.

Ana anlatım

İman kelimesi. Arapça "e-m-n" kökünden gelir. Aynı kökten "emn" (güven), "emanet" ve "emin" türer. Sözlükte iman, bir şeyi doğrulamak, birine güvenip onun sözünü kabul etmek demektir; kök anlamı "güvende olmak"tır. Yani iman eden kişi hem söyleneni doğrular hem de o doğrulama sayesinde güvene kavuşur. Kur'an'da Allah'ın isimlerinden biri de "el-Mü'min"dir (Haşr, 23): güven veren, kullarını emniyette kılan. Kul Allah'a iman ederek güvenir, Allah da kuluna güven verir; kelimenin iki yönü böyle birbirine bakar.

Terim olarak iman. Ehl-i Sünnet âlimlerinin ortak tanımı şudur: İman, Hz. Muhammed'in Allah'tan getirdiği kesin olarak bilinen şeyleri kalp ile tasdik etmektir. Bu tanımdaki her kelime önemlidir. "Hz. Peygamber'in getirdikleri" kaydı, imanın kişinin kendi kafasından ürettiği bir inanç değil, vahye dayalı bir tasdik olduğunu gösterir. "Kesin olarak bilinen" (zarurat-ı diniyye) kaydı, herkesin bildiği temel esasları kasteder: Allah'ın birliği, Hz. Muhammed'in peygamberliği, ahiret, namazın farz oluşu gibi. "Kalp ile tasdik" ise imanın yerinin kalp olduğunu söyler. Tasdik, sadece "bilmek" değildir; bilgiye teslim olmak, onu kabullenip boyun eğmektir. Bu yüzden Kur'an, bildiği halde inkâr edenlerden söz eder: "Kalpleri kesin olarak kabul ettiği halde zulüm ve büyüklenme yüzünden onları inkâr ettiler" (Neml, 14). Bilgi var, tasdik yok; bu yüzden iman da yok.

Tasdik ve ikrar. Hanefi-Maturidi geleneğin meşhur formülü şudur: iman "kalp ile tasdik, dil ile ikrar"dır. Ebu Hanife'ye nisbet edilen el-Fıkhu'l-Ekber'de iman, ikrar ve tasdik olarak tarif edilir. Burada ince bir ayrım vardır. Maturidi âlimlerin çoğuna göre imanın asıl rüknü tasdiktir; ikrar ise ya "zaid (ikincil) rükün" ya da dünyadaki hükümlerin uygulanması için bir şarttır. Yani bir insan kalben tasdik etmiş ama dile getirmeye fırsat bulamadan ölmüşse, Allah katında mü'mindir. Eş'arilerin yaygın görüşü de buna yakındır: iman tasdiktir, ikrar ise insanların o kişiye Müslüman muamelesi yapabilmesi için gereklidir. Pratik sonuç şudur: Kalben tasdik edip imkânı olduğu halde inatla ikrar etmeyen kişinin durumu tehlikelidir, çünkü ikrardan kaçınmak çoğu zaman tasdikin eksik olduğunun işaretidir. Tersine, sadece dil ile ikrar edip kalben inkâr eden kişi Kur'an'ın "münafık" dediği kişidir (Münafikun, 1); dünyada Müslüman muamelesi görür, ama Allah katında mü'min değildir.

Amelin imanla ilişkisi. Bu, mezhepler arasında en çok konuşulan meselelerden biridir ve adil aktarılmalıdır. Hanefi-Maturidi görüşe göre amel (namaz, oruç, zekât...) imanın bir parçası (cüz'ü) değildir; imandan ayrı, onun meyvesi ve gereğidir. Delilleri: Kur'an çoğu yerde "iman edip salih amel işleyenler" der (örneğin Asr, 3); bir şey kendisine atfedilmez, atıf ayrılığı gösterir. Ayrıca Kur'an günah işleyenlere hâlâ "mü'minler" diye hitap eder: "Eğer mü'minlerden iki grup birbiriyle vuruşursa aralarını bulun" (Hucurat, 9). Birbirini öldürmeye kalkan iki gruba bile "mü'min" denmesi, büyük günahın imanı yok etmediğini gösterir. Muhaddisler ve bazı Eş'ari âlimler ise Selef'ten gelen "iman söz, amel ve itikaddır" formülünü benimser (Eş'ari kelamcıların yaygın tanımı ise imanı tasdik olarak belirler). Ancak onlar da amelsiz kişinin imandan çıktığını söylemez; ameli imanın "kemal" (olgunluk) parçası sayarlar. Yani iki görüş arasındaki fark büyük ölçüde lafzidir: her ikisine göre de namaz kılmayan ama namazın farz olduğuna inanan kişi mü'mindir, fakat büyük bir günah işlemektedir. Bu nokta, amel ile imanı tamamen özdeşleştirip büyük günah işleyeni kâfir sayan Haricilerden ve "iman varken günah zarar vermez" diyen aşırı Mürcie'den Ehl-i Sünnet'i ayıran çizgidir.

İman artar mı, eksilir mi? Yine iki bakış vardır. Hanefi-Maturidi âlimlere göre imanın konusu (mü'menün bih), yani inanılacak şeyler açısından iman artmaz, eksilmez: ya altı esasın hepsine inanırsın ya da imanın yoktur; yüzde elli iman olmaz. Ancak imanın kuvveti, nuru ve kalpteki etkisi artar ve azalır. Eş'ariler ve muhaddisler ise ayetlerin açık ifadesini öne çıkarır: "Onlara Allah'ın ayetleri okunduğunda imanlarını artırır" (Enfal, 2); "İmanlarına iman katsınlar diye mü'minlerin kalplerine sekineti indiren O'dur" (Fetih, 4). Maturidi âlimler bu ayetleri, yeni inen her ayete iman edildikçe imanın kapsamının genişlemesi veya yakinin kuvvetlenmesi olarak yorumlar. Sonuçta ikisi de aynı gerçeği kabul eder: Hz. Ebubekir'in imanı ile benim imanım aynı esaslara yöneliktir ama aynı kuvvette değildir.

"İnşallah mü'minim" (istisna) meselesi. Eş'ari âlimlerin çoğu "Ben inşallah mü'minim" demeyi caiz görür; çünkü bu ifade şüpheden değil, hayatın sonunu (hatime) bilmemekten ve tevazudan kaynaklanır. "Son nefesimi iman ile vereceğimi Allah bilir" anlamındadır. Hanefi-Maturidi âlimler ise bu ifadeyi hoş görmez; çünkü iman bir kesinliktir ve şimdiki iman hakkında "inşallah" demek şüphe ima eder. Onlar "Ben gerçekten mü'minim (hakkan)" demeyi tercih eder. Burada da mesele bir anlama meselesidir: kimse kendi imanından şüphe etmeyi, kimse de hatimesinden emin olmayı öğütlemez.

İslam kelimesi ve iman-İslam ilişkisi. İslam "s-l-m" kökündendir; aynı kökten "selam" (esenlik) ve "teslim" gelir. İslam, Allah'a teslim olmak, O'nun emirlerine boyun eğmektir. Cibril hadisinde (Müslim, İman 1, Hz. Ömer rivayeti; benzer bir rivayet Ebu Hureyre'den Buhari, İman 37'de) Hz. Peygamber'e insan suretinde gelen Cebrail İslam, iman ve ihsan hakkında sorular sorar (ardından kıyametin vakti ve alametlerini de sorar). İslam nedir sorusuna şehadet, namaz, oruç, zekât ve hac ile cevap verilir; iman nedir sorusuna "Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve kadere, hayrına ve şerrine iman etmendir" cevabı verilir (kadere dair bu ifade Müslim'deki lafızdır); ihsan nedir sorusuna "Allah'ı görüyormuş gibi kulluk etmendir; sen O'nu görmesen de O seni görür" denir. Hadis, gelenin "size dininizi öğretmeye gelen Cebrail" olduğunun bildirilmesiyle biter. Yani din üç katmandır: iç (iman), dış (İslam) ve derinlik (ihsan).

Hanefi-Maturidi görüşe göre iman ile İslam anlam bakımından farklı, ama varlık bakımından ayrılmaz: İslam'sız iman, imansız İslam olmaz; biri iç teslimiyet, diğeri dış teslimiyettir. Bir mü'min aynı zamanda Müslüman, bir Müslüman aynı zamanda mü'mindir. Eş'arilerin önemli bir kısmı ise ikisini daha çok ayırır ve şu ayete dayanır: "Bedeviler 'iman ettik' dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama 'Müslüman olduk' deyin; iman henüz kalplerinize girmedi" (Hucurat, 14). Maturidiler bu ayetteki "İslam"ın terim anlamında değil, sözlük anlamında (dış boyun eğme, siyasi teslimiyet) kullanıldığını söyler. Her iki görüş de dinin kabul edilmiş tek adının İslam olduğunda birleşir: "Allah katında din İslam'dır" (Âl-i İmran, 19).

İmanın dereceleri. Klasik kitaplar iki tür iman ayırır. İman-ı icmali (toplu iman): "Allah'tan gelen her şeye inandım" diyerek bütün esasları topluca kabul etmek. İman-ı tafsili (ayrıntılı iman): esasları tek tek bilmek ve tasdik etmek; Amentü bunun formülüdür. Bir de taklidi iman ile tahkiki iman ayrımı vardır. Taklidi iman, delilini bilmeden anne-babadan, çevreden alınmış imandır; Ehl-i Sünnet âlimlerinin çoğuna göre sahihtir, ama delil öğrenme imkânı olduğu halde öğrenmemek bir kusurdur. Tahkiki iman, delille bilinen ve sarsılmayan imandır. Bu akademinin hedefi seni taklitten tahkike taşımaktır.

Yaygın yanlış anlamalar. Birincisi: "Kalbim temiz, gerisi önemli değil." Kalpteki tasdik esastır, doğru; ama tasdik, emirleri kabullenmeyi de içerir. Namazı inkâr eden ile namazı kılmayan aynı değildir; birincisi imanı bozar, ikincisi günahtır. İkincisi: "Günah işleyen imandan çıkar." Bu Haricilerin görüşüdür, Ehl-i Sünnet'in değil. Üçüncüsü: "İman sadece bir bilgi kabulüdür." Hayır; iman bilgiye boyun eğmektir. İblis Allah'ı biliyordu, ama emre boyun eğmedi (Bakara, 34). Dördüncüsü: "Mü'min ve Müslüman farklı insanlardır." Terim anlamında iki yüzü olan tek bir kimliktir.

Örnekler

  • Basit: Bir çocuk "Allah birdir, Hz. Muhammed O'nun elçisidir" der ve buna içtenlikle inanır, ama delillerini bilmez. Bu, sahih bir taklidi imandır. Büyüdükçe delilleri öğrenerek imanını tahkike taşıması beklenir.
  • Orta: Bir kişi namazın farz olduğuna inanır ama tembellik yüzünden kılmaz. Ehl-i Sünnet'e göre mü'mindir, fakat büyük günah işlemektedir; tövbe etmesi gerekir. Başka biri "namaz bu çağda gereksiz, farz değil" der. Bu ikinci kişi dinin zaruri bir hükmünü inkâr ettiği için durumu çok daha ağırdır. Fiil aynı (namaz kılmamak), tutum farklı; sonuç farklı.
  • Gerçek hayat: Bir arkadaşın sana "Benim imanım var ama bazen çok zayıf hissediyorum, acaba gerçekten inanıyor muyum?" diye sorar. Bu derste öğrendiğin çerçeveyle ona şunu söyleyebilirsin: İmanın özü (altı esasa tasdik) yerinde durdukça imanın vardır; hissettiğin dalgalanma imanın kuvvetiyle ilgilidir ve bu kuvvet ibadet, Kur'an ve zikirle artar. Şüphe ile zayıflık aynı şey değildir.

Uygulama

Şimdi sıra sende: Bir kâğıdı ikiye böl. Sol sütuna "Tasdik (kalpte)", sağ sütuna "İkrar ve amel (dilde ve hayatta)" yaz. Amentü'deki altı esası sol sütuna, her birinin hayatında hangi söz ve davranışa dönüştüğünü sağ sütuna yaz (örneğin "Ahirete iman → bugün kimsenin hakkını yemedim"). Ardından Cibril hadisindeki üç katmanı (İslam, iman, ihsan) kendi günlük hayatından birer somut örnekle doldur. Hedef: imanın sadece bir liste değil, iç ve dış hayatı birleştiren bir yapı olduğunu kendi cümlelerinle göstermek.

Mini test

  1. "İman" kelimesinin kök anlamı nedir ve aynı kökten hangi iki kelime türer?
  2. Maturidi âlimlere göre imanın asıl rüknü nedir; ikrarın yeri nedir?
  3. Hucurat 9'daki "mü'minlerden iki grup vuruşursa" ifadesi hangi meseleye delil gösterilir?
  4. "Ben inşallah mü'minim" demek konusunda Maturidi ve Eş'ari görüşleri nasıl ayrılır?
  5. Cibril hadisinde sayılan üç katman nelerdir?
Cevapları göster
  1. "Güvende olmak, güvenmek"; emanet ve emin (ayrıca emn/güven).
  2. Asıl rükün kalp ile tasdiktir; ikrar ya zaid (ikincil) rükün ya da dünya hükümlerinin uygulanması için şarttır.
  3. Büyük günahın kişiyi imandan çıkarmadığına; birbiriyle savaşan gruplara bile "mü'min" denmiştir.
  4. Eş'ariler hatimeye (son nefese) nispetle ve tevazu için caiz görür; Maturidiler şüphe ima ettiği için hoş görmez, "hakkan mü'minim" demeyi tercih eder.
  5. İslam, iman ve ihsan.

Özet

İman, Hz. Peygamber'in getirdiği kesin esasları kalp ile tasdik etmektir; ikrar dünya hükümleri için gereklidir. Ehl-i Sünnet'e göre amel imanın meyvesi ve kemalidir, büyük günah imanı yok etmez. İman ile İslam iç ve dış teslimiyetin iki yüzüdür; mezhepler arasındaki farklar çoğu zaman bakış açısı farkıdır.

Sonraki derse hazırlık

Ders 3.2'de imanın ilk ve en temel esasına geçeceğiz: Allah'a iman ve O'nun sıfatları. Hazırlık: İhlas suresini (Kur'an'ın 112. suresi) mealinden oku ve dört ayetinin her birinin Allah hakkında ne söylediğini birer cümleyle yaz. Ayrıca "Allah'ı ne ile tanıyorum?" sorusuna aklına gelen ilk üç cevabı not et.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.