İçeriğe geç

Ders 22.8 · Seviye 4 · İslam Düşünce Tarihi

Türkiye'de dinî düşünce

1.895 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta Ders 17.8'de gördüğün Mecelle'yi, Ders 15.7'de gördüğün Elmalılı tefsirini ve Ders 22.5'te gördüğün medreselerin 1924'te kapatılmasını hatırladın. Ardından Türkiye'de dinî düşünce tarihiyle ilgili bildiğin üç isim ya da kurum yazıp her birinin hangi döneme ait olduğunu not ettin. Son olarak bir ülkenin dinî düşünce tarihini anlatırken siyasi tartışmaların içine düşmeden dengeli bir anlatım kurmak için iki ilke yazdın. Muhtemelen şu ilkeleri buldun: her düşünürü ve kurumu kendi metinlerinden ve belgelerinden anlatmak, övgü ya da yergi yerine açıklama ve bağlam vermek. Bu iki ilke, bu dersin yöntemidir. Bu ders Modül 22'nin son dersidir. Bu derste Tanzimat ve Meşrutiyet dönemindeki fikir akımlarını, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki kurumsal dönüşümü, ilahiyat eğitiminin yeniden kuruluşunu, farklı çizgilerden dinî şahsiyetlerin ve toplulukların toplumsal etkisini ve bugünün akademik tartışmalarını göreceksin. Bütün bunları herhangi bir siyasi görüşü ya da dinî topluluğu öne çıkarmadan ya da yermeden, akademik literatüre dayanarak öğreneceksin.

Ana anlatım

Dengeli anlatımın ilkeleri. Bu ders, akademinin en hassas konularından birini işler, çünkü burada anlatılan tarih bugünkü toplumsal ve siyasi tartışmalarla doğrudan ilişkilidir. Bu yüzden dersin baştan bazı ilkeleri vardır. Her düşünür ve kurum, kendi metinleri ve belgeleriyle tanıtılır. Bir olayın ya da kararın değerlendirilmesinde farklı görüşler varsa, bunlar adil biçimde aktarılır. Ders, okura bir görüşü benimsetmeyi değil, bu tarihi kendi kaynaklarından okuyup kendi değerlendirmesini yapabilmesini amaçlar. Ders 22.7'de gördüğün "hiçbir akımı yüceltmeden ya da karikatürleştirmeden" ilkesi burada da geçerlidir.

Tanzimat ve Mecelle. Ders 17.8'de gördüğün Mecelle, Tanzimat döneminde Osmanlı'nın hukuk alanında yaşadığı dönüşüme bir cevaptı. Ahmed Cevdet Paşa başkanlığındaki bir heyet tarafından hazırlanan Mecelle, Hanefî fıkhının muamelat hükümlerini modern bir kanun biçiminde maddeleştirdi. Bu, fıkhın bir kanun metnine dönüştürülmesinin ilk büyük örneklerinden biriydi. Aynı dönemde Avrupa'dan alınan kanunlarla birlikte, hukuk sistemi de giderek ikili bir yapıya büründü.

Medresetü'l-mütehassısîn. İkinci Meşrutiyet döneminde medreselerin ıslahı da gündeme geldi. Bu çabanın bir ürünü olan Medresetü'l-mütehassısîn, yani uzmanlar medresesi, medrese eğitiminin üst düzeyinde tefsir, hadis, fıkıh ve kelam gibi alanlarda uzmanlaşmayı amaçlayan bir kurumdu. Bu kurum, klasik medresenin birikimini koruyarak onu daha sistemli ve uzmanlaşmış bir yapıya kavuşturma denemesi olarak görülür.

Üç akım. İkinci Meşrutiyet döneminde, Osmanlı Devleti'nin geleceği üzerine yapılan tartışmalarda üç büyük fikir akımı öne çıktı. Bu akımlar, Ders 22.7'de gördüğün modern dönem tartışmalarının Osmanlı'daki karşılıklarıdır. İslamcılık, devletin ve toplumun kurtuluşunu İslam'ın doğru anlaşılmasında ve Müslümanların birliğinde gördü; en önemli yayın organı Sırâtımüstakîm, sonra Sebîlürreşâd adını alan dergiydi ve bu çizginin en tanınmış ismi, İstiklâl Marşı'nın şairi Mehmed Âkif'tir. Batıcılık, kurtuluşu Avrupa medeniyetinin büyük ölçüde benimsenmesinde gördü; en önemli yayın organı İctihad dergisi, en bilinen temsilcisi ise Abdullah Cevdet'tir. Türkçülük ise kurtuluşu Türk milli kimliğinin güçlendirilmesinde gördü; Ziya Gökalp'in yazılarıyla şekillenen bu akım, İslâm Mecmuası gibi dergilerde dinî konulara da kendi bakış açısından yaklaştı. Bu üç akım birbirinden tamamen ayrı değildi; pek çok düşünür birden fazla akımın fikirlerini taşıyordu.

1924 dönüşümü. Cumhuriyet'in ilanından sonra, 1924 yılında, din ile devlet arasındaki ilişkiyi kökten değiştiren bir dizi karar alındı. Aynı gün kabul edilen kanunlarla hilafet kaldırıldı, dinî işlerden ve vakıflardan sorumlu olan Şer'iyye ve Evkaf Vekâleti lağvedildi, Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu ile eğitim tek bir çatı altında birleştirildi ve bu kanunun uygulanmasıyla medreseler kapatıldı. Aynı tarihte, inanç, ibadet ve ahlak alanındaki işleri yürütmek ve camileri yönetmek üzere Diyanet İşleri Reisliği kuruldu. Bu kararlar, Türkiye'nin modern din-devlet ilişkisinin kurumsal temelini oluşturdu.

Tekkeler ve tasavvufi gelenekler. 1924 kararlarından kısa bir süre sonra, 1925'te çıkarılan bir kanunla tekke ve zaviyeler de kapatıldı ve tarikatların kurumsal faaliyetleri yasaklandı. Ders 22.5'te gördüğün, medrese ile tekkenin yan yana yaşadığı Osmanlı düzeni böylece sona erdi. Bununla birlikte tasavvufi gelenekler, kişisel ilişkiler, sohbetler ve kitaplar aracılığıyla toplumsal hayatta varlığını sürdürdü. Bu sürekliliğin biçimleri ve toplumsal etkileri, sosyoloji ve din bilimleri alanındaki akademik çalışmaların önemli bir konusu olmuştur.

Darülfünun ve Elmalılı. Medreselerin kapatılmasından sonra, dinî ilimlerin yüksek öğretimi için İstanbul Darülfünunu'nda bir İlahiyat Fakültesi kuruldu; bu fakülte bir süre sonra kapatıldı. Ders 15.7'de gördüğün gibi, Elmalılı Hamdi Yazır'ın Hak Dini Kur'an Dili adlı tefsiri, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ayırdığı bir bütçeyle Diyanet İşleri Riyâseti tarafından yaptırıldı. Bu dönemin bir başka önemli eseri, Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslâm İlmihali'dir; bu eser uzun yıllar boyunca Türkiye'de en çok okunan ilmihal kitaplarından biri oldu ve bu akademinin Modül 4'teki ibadet derslerinin kaynakları arasında da yer alır.

İlahiyat eğitiminin yeniden kuruluşu. Dinî yüksek öğretim, 1949'da Ankara Üniversitesi bünyesinde bir İlahiyat Fakültesi'nin açılmasıyla yeniden başladı. 1950'lerde din görevlisi yetiştirmek amacıyla imam-hatip okulları ve daha sonra Yüksek İslam Enstitüleri açıldı. Bu kurumlar zamanla genişledi ve bugünkü ilahiyat fakültelerinin temelini oluşturdu. Bu süreç, dinî ilimlerin medreseden sonra modern üniversite yapısı içinde nasıl yeniden kurulduğunun hikâyesidir.

Farklı çizgilerden şahsiyetler. Cumhuriyet döneminde, resmî kurumların yanında, farklı çizgilerden dinî şahsiyetler de toplumsal hayatta önemli bir etki bıraktı. Said Nursi, Risale-i Nur adını verdiği eserlerinde iman esaslarını modern dönemin sorularına cevap verecek biçimde anlattı. Süleyman Hilmi Tunahan, Kur'an öğretimi alanındaki faaliyetleriyle tanındı. Mehmed Zahid Kotku ise, Ders 19.6'da gördüğün Nakşibendî-Hâlidî geleneğinin İstanbul'daki temsilcilerinden biri olarak bilinir. Bu şahsiyetlerin ve onların etrafında oluşan toplulukların toplumsal, eğitimsel ve siyasi etkileri, akademik literatürde farklı açılardan incelenmiş ve farklı biçimlerde değerlendirilmiştir. Bu ders, bu değerlendirmelerden birini benimsemez; bu konuları araştırmak isteyen talebenin, hem bu şahsiyetlerin kendi eserlerini hem de onlar hakkında yazılmış akademik çalışmaları birlikte okuması gerekir.

Diyanet'in gelişimi. 1924'te kurulan Diyanet İşleri Reisliği, zaman içinde kurumsal yapısını değiştirdi ve 1965'te çıkarılan bir kanunla bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görev ve teşkilat yapısı düzenlendi. Başkanlık bünyesinde, Ders 21.4'te gördüğün Din İşleri Yüksek Kurulu, dinî soruları cevaplandıran ve kurumsal görüş bildiren bir organ olarak çalışır. Diyanet'in yayımladığı meal, tefsir ve ilmihal eserleri, Türkiye'de dinî bilginin yayılmasında önemli bir yer tutar; bu akademinin ayet meallerini aldığı kaynak da bu birikimin bir parçasıdır.

Laiklik ve din-devlet ilişkisi. Türkiye'de laiklik kavramı ve din ile devlet arasındaki ilişki, farklı yaklaşımlarla tartışılmıştır. Bazı yaklaşımlar laikliği, devletin bütün inançlar karşısında tarafsız kalması ve bireylerin din ve vicdan hürriyetinin güvence altına alınması olarak yorumlar. Bazıları ise onu, dinin kamusal alandaki görünürlüğünün sınırlanması olarak anlar. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bir devlet kurumu olarak varlığı da bu tartışmanın bir parçasıdır; bazıları bunu dinî hizmetlerin düzenli sunulmasının bir güvencesi, bazıları ise devletin din üzerindeki denetiminin bir aracı olarak görür. Bu farklı yaklaşımları kendi gerekçeleriyle tanımak, bu tartışmayı anlamanın ön şartıdır.

İlahiyat akademisindeki tartışmalar. Türkiye'deki ilahiyat akademisi, Ders 22.7'de gördüğün modern dönem tartışmalarının yerel bir sahnesi oldu. Bu tartışmaların en çok bilineni, Fazlurrahman'ın yönteminden etkilenen ve Kur'an'ın hükümlerinin indiği tarihsel bağlamla birlikte okunması gerektiğini savunan tarihselcilik tartışmasıdır. Bu yaklaşımı savunanlar, onun nasların amacını daha iyi anlamaya yardım ettiğini; eleştirenler ise nasların bağlayıcılığını zayıflattığını ileri sürer. Daha genel olarak, gelenek ile modernlik arasındaki gerilim, Türkiye'deki ilahiyat çalışmalarının en canlı tartışma alanlarından biridir.

Kurumsal ilmî birikim. Bu dönemin en büyük ilmî kazanımlarından biri, Türkiye Diyanet Vakfı'nın kurduğu İslâm Araştırmaları Merkezi, yani İSAM ve bu merkezin hazırladığı TDV İslâm Ansiklopedisi'dir. Uzun yıllar süren bir çalışmayla tamamlanan bu ansiklopedi, İslam ilimleri, tarihi ve kültürü alanında Türkçede yazılmış en kapsamlı başvuru eseridir. Bu akademinin pek çok dersinde verilen bilgilerin doğrulanması için başvurulabilecek temel kaynaklardan biridir.

Dinin istismarı. Bu dersin son konusu, dinin siyasi, ticari ya da kişisel amaçlarla istismar edilmesi meselesidir. Kur'an, Bakara suresinin 2/41. ayetinde "ayetlerimi hiçbir değere karşılık değiştirmeyin ve bile bile hakkı gizlemeyin" der. Dinin bir araç olarak kullanılması, yani dinî kavramların ve duyguların dinin kendi amaçlarına değil, bir kişinin ya da grubun dünyevî çıkarlarına hizmet edecek biçimde kullanılması, tarih boyunca âlimlerin uyardığı bir tehlikedir. Bu tehlike, Ders 21.4'te gördüğün fetva adabının ve Ders 21.7'de gördüğün bilgi ahlakının ihlal edildiği bir alandır. Bu konuyu ilmî bir dille ele almak, belirli bir kişiyi ya da grubu suçlamak değil, istismarın ölçütlerini tanımak demektir: bir dinî söylemin kimin çıkarına hizmet ettiğini, delillerini doğru kullanıp kullanmadığını ve eleştiriye açık olup olmadığını sormak.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe, 1924'te alınan kararlar hakkında bir sosyal medya tartışmasında birbirine zıt iki iddiayla karşılaşır. Hocası ona önce olayları kendi belgelerinden, yani kabul edilen kanunların metinlerinden öğrenmesini, sonra bu kararların farklı değerlendirmelerini kaynaklarıyla okumasını önerir. Talebe, bir değerlendirmeye varmadan önce olayların kendisini doğru bilmesi gerektiğini fark eder.
  • Orta: Bir çalışma grubu, İkinci Meşrutiyet dönemindeki üç akımı karşılaştırmak için Sebîlürreşâd, İctihad ve İslâm Mecmuası'ndan birer yazı okur. Grup, üç akımın da aynı soruya, yani devletin nasıl kurtarılacağı sorusuna cevap aradığını, ama bu cevabı farklı kaynaklarda bulduğunu tespit eder. Ardından bazı yazarların birden fazla akımın fikirlerini taşıdığını fark eder ve akımlar arasındaki sınırların kesin olmadığını not eder.
  • Gerçek hayat: Bir arkadaşın, dinî bir kavramı ticari bir ürünün reklamında kullanan bir kampanya görür ve bunun doğru olup olmadığını sorar. Sen ona dinin istismarı meselesini ilmî bir dille anlatırsın: bir dinî söylemin kimin çıkarına hizmet ettiğini, delillerini doğru kullanıp kullanmadığını ve eleştiriye açık olup olmadığını sormak gerekir. Arkadaşın, bir kişiyi ya da kurumu suçlamadan önce bu ölçütleri uygulamanın daha adil olduğunu görür.

Uygulama

Şimdi sıra sende: Bu dönemden iki düşünürün aynı meseleye yaklaşımını karşılaştıran bir sayfa yaz. Mesele olarak içtihadı ya da dinî eğitimi seç. Düşünürleri bu derste anılan isimlerden ya da bu dönemin başka bir düşünüründen seçebilirsin; örneğin Mehmed Âkif ile Ziya Gökalp'i, ya da Elmalılı ile bir ilahiyat akademisyenini. Her düşünürün bu meseleye yaklaşımını, kendi eserinden ya da güvenilir bir akademik çalışmadan alınan bilgilerle özetle ve kaynağını belirt. Ardından iki yaklaşımı üç ölçütle karşılaştır: meseleyi nasıl tanımlıyorlar, hangi kaynaklara dayanıyorlar ve hangi çözümü öneriyorlar? Karşılaştırmanın sonunda iki yaklaşımın ortak noktalarını ve ayrıldıkları yeri birer paragrafla yaz. Bu dersin ilkelerine uygun olarak, iki düşünürü de onların savunucularının kabul edeceği biçimde tasvir et ve herhangi birini övmekten ya da yermekten kaçın. Hedef: Türkiye'de dinî düşünce tarihinden iki düşünürün yaklaşımını kendi kaynaklarına dayanarak, dengeli ve gerekçeli biçimde karşılaştırabilmek.

Mini test

  1. İkinci Meşrutiyet döneminin üç büyük fikir akımı nelerdir ve bunların başlıca yayın organları hangileridir?
  2. 1924 yılında din ile devlet arasındaki ilişkiyi değiştiren başlıca kararlar nelerdir?
  3. Türkiye'de dinî yüksek öğretim medreselerin kapatılmasından sonra nasıl yeniden kuruldu?
  4. Türkiye'de laiklik kavramı hangi farklı yaklaşımlarla yorumlanmıştır?
  5. Dinin istismarı meselesini ilmî bir dille ele almak ne anlama gelir?
Cevapları göster
  1. İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük. İslamcılığın yayın organı Sırâtımüstakîm, sonra Sebîlürreşâd; Batıcılığın İctihad; Türkçülüğün dinî konulardaki yayın organlarından biri İslâm Mecmuası'dır.
  2. Hilafetin kaldırılması, Şer'iyye ve Evkaf Vekâleti'nin lağvı, Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu ve bu kanunla medreselerin kapatılması ve Diyanet İşleri Reisliği'nin kurulması.
  3. Önce Darülfünun'da bir İlahiyat Fakültesi kuruldu ve bir süre sonra kapatıldı; 1949'da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi açıldı, 1950'lerde imam-hatip okulları ve Yüksek İslam Enstitüleri kuruldu.
  4. Bazı yaklaşımlar laikliği devletin bütün inançlar karşısında tarafsız kalması ve din ve vicdan hürriyetinin güvencesi olarak, bazıları ise dinin kamusal alandaki görünürlüğünün sınırlanması olarak yorumlar.
  5. Belirli bir kişiyi ya da grubu suçlamak değil, istismarın ölçütlerini tanımaktır: bir dinî söylemin kimin çıkarına hizmet ettiğini, delillerini doğru kullanıp kullanmadığını ve eleştiriye açık olup olmadığını sormak.

Özet

  • Türkiye'de dinî düşünce tarihi, hiçbir siyasi görüşü ya da topluluğu öne çıkarmadan veya yermeden, kendi kaynaklarından okunmalıdır.
  • Tanzimat ve Meşrutiyet döneminde Mecelle, Medresetü'l-mütehassısîn ve İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük akımları öne çıktı.
  • 1924'te hilafet kaldırıldı, medreseler kapatıldı ve Diyanet İşleri Reisliği kuruldu; Elmalılı tefsiri ve Bilmen'in ilmihali bu dönemin önemli eserleridir.
  • Dinî yüksek öğretim 1949'da Ankara'da yeniden başladı; farklı çizgilerden şahsiyetler ve topluluklar toplumsal hayatta etkili oldu.
  • Laiklik, tarihselcilik ve dinin istismarı gibi tartışmalar farklı yaklaşımlarla ele alınır; İSAM ve TDV İslâm Ansiklopedisi bu dönemin büyük ilmî kazanımlarıdır.

Sonraki derse hazırlık

Ders 23.1 ile Modül 23'e, öğretmenlik ve ders verme konusuna geçeceğiz; ilk ders ta'lim ve terbiye kavramlarını işleyecek. Hazırlık: Ders 1.3'te gördüğün talebe adabını hatırla. Ardından Bakara suresinin 2/129. ayetini bir mealden oku; bu ayette Hz. İbrâhim'in duasında bir peygamberin gönderilmesi ve onun insanlara ayetleri okuması, Kitap'ı ve hikmeti öğretmesi ve onları arındırması istenir. Bu ayette öğretme ile arındırmanın birlikte anılmasının, bir öğretmenin görevi hakkında ne söylediğini iki cümleyle not et. Son olarak, kendi hayatında seni en çok etkileyen bir öğretmeni düşün ve onu etkileyici kılan bir özelliği yaz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 22.8

Tanzimat ve Meşrutiyet döneminde Mecelle, Medresetü'l-mütehassısîn, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük akımları ve bunların yayın organları (Sırâtımüstakîm/Sebîlürreşâd, İctihad, İslâm Mecmuası) üzerinden temsilcileri (Mehmed Âkif, Abdullah Cevdet, Ziya Gökalp); Cumhuriyet'in ilk yıllarında hilafetin kaldırılması, Şer'iyye ve Evkaf Vekâleti'nin lağvı, Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu ve medreselerin kapatılması ile Diyanet İşleri Reisliği'nin kuruluşu (1924), Darülfünun İlahiyat Fakültesi, Elmalılı tefsiri ve Ömer Nasuhi Bilmen'in ilmihali; 1949'da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin, 1950'lerde imam-hatip okullarının ve Yüksek İslam Enstitüleri'nin açılması anlatılır. Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan ve Mehmed Zahid Kotku gibi farklı çizgilerden şahsiyetlerin, tasavvufi geleneklerin ve dinî toplulukların toplumsal etkisi; laiklik ve din-devlet ilişkisi üzerine farklı yaklaşımlar; ilahiyat akademisindeki farklı yöntem tartışmaları (tarihselcilik tartışması, gelenek-modernlik gerilimi); İSAM ve TDV İslâm Ansiklopedisi gibi kurumsal ilmî birikim ve dinin siyasi, ticari veya kişisel amaçlarla istismarı meselesine dair ilmî değerlendirmeler, herhangi bir siyasi görüşü veya dinî topluluğu öne çıkarmadan ya da yermeden ve akademik literatüre dayanarak ele alınır. Uygulama: bu dönemden iki düşünürün aynı bir meseleye (örneğin ictihad veya dinî eğitim) yaklaşımını karşılaştıran bir sayfa.