İçeriğe geç

Ders 22.7 · Seviye 4 · İslam Düşünce Tarihi

Modern dönem

1.879 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta Ders 10.8'de gördüğün "içtihad kapısı kapandı mı?" tartışmasını hatırladın. Ardından on dokuzuncu yüzyılda Batı'nın bilim, teknoloji ve siyasi güç bakımından İslam dünyasının önüne geçtiği bir dönemde yaşayan bir Müslüman âlimin aklına gelebilecek soruları yazdın. Muhtemelen şu tür sorular buldun: bu üstünlüğün sebebi nedir, İslam ile modern bilim arasında bir çelişki var mıdır, içtihad yeniden canlandırılmalı mıdır, kadının toplumdaki yeri nasıl düşünülmelidir, yönetim biçimi nasıl olmalıdır? Belki bu sorulardan birini en önemli olarak seçtin. Bu sorular, bu dersin konusu olan modern dönem düşünürlerinin cevaplamaya çalıştığı sorulardır. Ders 22.6'da on sekizinci yüzyıl ıslah hareketlerinin sorunun kaynağını büyük ölçüde İslam dünyasının iç dinamiklerinde aradığını gördün. Bu derste on dokuzuncu yüzyılın sonundan itibaren Batı'yla karşılaşmanın sorulara eklediği yeni boyutu göreceksin. Önce bu dönemin farklı yaklaşımlarını, sonra Efgânî, Abduh, Reşîd Rızâ, İkbâl ve Fazlurrahman gibi düşünürleri, ardından içtihad, kadın, bilim ve siyaset tartışmalarını öğreneceksin. Bu tartışmaları hiçbir akımı yüceltmeden ya da karikatürleştirmeden, her birini kendi gerekçeleriyle tanıyacaksın.

Ana anlatım

Karşılaşmanın niteliği. On dokuzuncu yüzyılda İslam dünyasının büyük bölümü ya Avrupa devletlerinin doğrudan yönetimine girdi ya da onların güçlü etkisi altına girdi. Bu karşılaşma yalnız askerî ve siyasi değildi: Avrupa'nın bilimi, eğitim kurumları, hukuk sistemleri ve fikirleri de İslam dünyasına girdi. Müslüman düşünürler bu duruma farklı cevaplar verdi. Bazıları Batı'nın üstünlüğünü bilim ve teknolojiye bağlayıp İslam'ın bunlara açık olduğunu göstermeye çalıştı; bazıları bu üstünlüğü bir ahlakî ve manevi çözülmenin işareti saydı; bazıları ise Batı'nın fikirlerini bütünüyle benimsemek gerektiğini savundu.

Üç yaklaşım. Akademik literatürde bu dönemin yaklaşımları genellikle üç başlıkta toplanır, ama bu ayrımın kesin sınırları olmadığını baştan bilmek gerekir. Gelenekçi yaklaşım, klasik ilim geleneğinin, mezheplerin ve medresenin birikimini korumayı ve modern sorulara bu birikimin içinden cevap vermeyi önceler. Islahçı yaklaşım, geleneği taklitten arındırıp kaynaklara, yani Kur'an'a ve sünnete dönerek İslam'ı modern dünyaya uygun biçimde yeniden yorumlamayı amaçlar. Modernist yaklaşım ise modern dünyanın değerlerini ve yöntemlerini daha geniş ölçüde benimseyerek dinî düşünceyi bunlara göre yeniden kurmaya çalışır. Pek çok düşünür bu kategorilerden birden fazlasına yakın durur ve bir düşünürün ömrü boyunca bir kategoriden ötekine geçtiği de görülür.

Cemâleddîn Efgânî. Bu dönemin en etkili isimlerinden biri, İslam dünyasının farklı ülkelerinde dolaşan Cemâleddîn Efgânî'dir (ö. 1314/1897). Efgânî, Müslümanların sömürgeciliğe karşı birleşmesi gerektiğini savundu ve bu fikir İttihâd-ı İslâm, yani İslam birliği diye anıldı. Ona göre Müslümanların geri kalmasının sebebi İslam değil, Müslümanların akla ve bilime sırt çevirmesiydi. Efgânî'nin Fransız düşünür Ernest Renan ile İslam ve bilim üzerine yaptığı tartışma, bu dönemin tartışmalarının bir sembolü hâline geldi. Efgânî'nin etkisi yazdığı eserlerden çok, yetiştirdiği talebeler ve uyandırdığı siyasi bilinç üzerinden oldu.

Muhammed Abduh. Efgânî'nin en önemli talebesi, Mısırlı âlim Muhammed Abduh'tur (ö. 1323/1905). Ders 18.8'de Risâletü't-tevhîd'ini gördüğün Abduh, Ezher'de okumuş, sonra Mısır müftülüğüne kadar yükselmiştir. Abduh'un temel tezleri şunlardır: akıl ile vahiy uyumludur; taklit terk edilmeli, içtihad canlandırılmalıdır; İslam'ın özü, sonradan eklenen bid'atlardan ve hurafelerden arındırılmalıdır; eğitim sistemi, özellikle Ezher, modern ilimlere açılmalıdır. Abduh'un Kur'an derslerinden doğan ve talebesi Reşîd Rızâ'nın tamamladığı Tefsîru'l-Menâr, bu yaklaşımın tefsirdeki ifadesidir. Abduh ıslahçı çizginin en önemli temsilcisi olarak anılır.

Reşîd Rızâ. Abduh'un talebesi Reşîd Rızâ (ö. 1354/1935), el-Menâr dergisini çıkardı ve hocasının fikirlerini İslam dünyasına yaydı. Ders 11.4'te gördüğün gibi, Rızâ "selefin yoluna dönüş" çağrısını, taklidi aşmak ve İslam'ı yeniden yorumlamak anlamında kullandı. Ama Rızâ zamanla, hocasına göre daha muhafazakâr bir çizgiye yöneldi ve hadise ve selefin görüşlerine daha fazla ağırlık verdi. Hilafetin kaldırılması tartışmalarında da hilafeti savunan bir eser yazdı. Rızâ'nın gelişimi, ıslahçı çizginin içinde de farklı yönlerin bulunduğunu gösterir.

Matbaa ve dergiler. Modern dönemin düşünce tartışmalarını mümkün kılan yeni bir araç da matbaa ve dergilerdi. Efgânî ile Abduh'un Paris'te birlikte çıkardığı el-Urvetü'l-vüskâ dergisi ve Rızâ'nın uzun yıllar yayımladığı el-Menâr, fikirlerin İslam dünyasının bir ucundan öbür ucuna hızla taşınmasını sağladı. Bu, ilmin yayılma biçimini de değiştirdi: Ders 22.5'te gördüğün medresenin hocadan talebeye aktarılan ilminin yanında, dergi okuyan geniş bir okur kitlesi ortaya çıktı. Bu yeni okur kitlesi, düşünürlerin dilini sadeleştirmesini ve tartışmaları âlimlerin dar çevresinden kamusal alana taşımasını gerektirdi.

Muhammed İkbâl. Hint alt kıtasında yaşayan Muhammed İkbâl (ö. 1938), hem şair hem de filozoftur. İkbâl'in en önemli düşünce eseri, Türkçeye "İslam'da Dinî Düşüncenin Yeniden Doğuşu" adıyla çevrilen kitabıdır. Bu kitabın içtihad bölümünde İkbâl, içtihadı İslam'ın yapısındaki hareket ilkesi olarak tanımlar: İslam değişmeyen ilkelerle değişen hayat arasındaki dengeyi içtihad yoluyla kurar. İkbâl, içtihadın tarihte donuklaşmasının sebeplerini tartışır ve bu ilkenin yeniden canlandırılması gerektiğini savunur. Ayrıca icmâın, Ders 10.4'te gördüğün klasik anlamının ötesinde, modern bir toplumun seçilmiş meclisleri aracılığıyla da işleyebileceğini önerir. Bu öneri, Ders 21.1'de gördüğün kolektif içtihadın farklı bir biçimidir ve hem destek hem de eleştiri görmüştür.

Fazlurrahman. Pakistanlı düşünür Fazlurrahman (ö. 1988), modern dönemde Kur'an'ın yorumlanması üzerine en çok tartışılan yöntemlerden birini önerdi. Onun "çifte hareket" diye anılan yöntemine göre yorumcu önce Kur'an'ın indiği tarihsel ortama giderek ayetlerin o ortamdaki somut hükümlerinden genel ilkeleri çıkarır, sonra bu genel ilkeleri bugünün somut şartlarına uygular. Bu yöntem, Ders 21.2'de gördüğün makâsıd düşüncesiyle bazı benzerlikler taşır. Fazlurrahman'ın yöntemi, Türkiye'deki ilahiyat akademisinde de geniş ilgi gördü ve tartışıldı. Eleştirmenler ise bu yöntemin, nasların bağlayıcılığını tarihsel bir yorumla zayıflatma riski taşıdığını ileri sürmüştür.

Gelenekçi cevaplar. Bu dönemin tartışmalarını yalnız ıslahçı ve modernist düşünürlerden okumak, tablonun yarısını görmek olur. Gelenekçi âlimler de modern sorulara ciddi cevaplar verdi. Osmanlı'nın son şeyhülislamlarından Mustafa Sabri Efendi, hayatının son yıllarında Mısır'da yazdığı eserlerinde modernist yorumları ve onların akıl anlayışını klasik kelamın ölçüleriyle eleştirdi. Yine Osmanlı'dan Mısır'a giden Zâhid el-Kevserî, Hanefî fıkıh ve hadis geleneğini yayımladığı ve şerh ettiği eserlerle savundu ve modern dönemin bazı ıslahçı ve Selefî yorumlarına karşı çıktı. Bu âlimlerin eleştirileri, modernleşmenin geleneği bir kenara iterek değil, onu derinlemesine bilerek tartışılması gerektiği uyarısını taşır. Gelenekçi cevaplar da kendi gerekçeleriyle okunmayı hak eder.

Kadın tartışması. Modern dönemin en canlı tartışmalarından biri, kadının toplumdaki yeriydi. Kızların eğitimi, aile hukukundaki düzenlemeler ve kadının toplumsal hayata katılımı gibi konular, farklı düşünürler tarafından farklı biçimlerde ele alındı. Abduh'un çevresinden Kâsım Emîn'in kadının eğitimini ve toplumsal hayattaki yerini savunan kitapları büyük tartışmalara yol açtı. Gelenekçi âlimler ise ailenin ve toplumun korunmasında klasik fıkhın düzenlemelerinin gerekçelerini vurguladı. Bu tartışmanın bir boyutu, Ders 10.8'de gördüğün gibi, Osmanlı'nın 1917 tarihli aile kararnamesinde farklı mezheplerin görüşlerinden yararlanılmasıdır.

Bilim tartışması. Bilim konusunda da farklı tutumlar ortaya çıktı. Abduh ve onun çizgisindeki düşünürler, İslam'ın akla ve ilme verdiği önemi vurgulayarak modern bilimle bir çelişki bulunmadığını savundu. Bu tutumun bir uzantısı, Ders 8.7'de gördüğün ve klasik ölçütlerle dikkatle değerlendirilmesi gereken "bilimsel i'câz" yaklaşımıdır. Başka düşünürler ise modern bilimin bir dünya görüşü de taşıdığını, bu dünya görüşünün bilimin bulgularından ayrı olarak eleştirel biçimde değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdü.

Siyaset tartışması. Siyaset alanında en büyük tartışma, hilafetin geleceği üzerine oldu. 1924'te hilafetin kaldırılması, İslam dünyasında yoğun bir tartışma başlattı. Mısırlı âlim Ali Abdürrâzık, yazdığı bir kitapta İslam'ın belirli bir yönetim biçimini öngörmediğini savundu ve bu görüş Ezher âlimlerinin sert tepkisiyle karşılaştı. Reşîd Rızâ ise, yukarıda gördüğün gibi, hilafetin gerekliliğini savundu. Bu tartışma, din ile devlet arasındaki ilişkinin modern dönemde nasıl yeniden düşünüldüğünü gösterir ve Ders 22.8'de Türkiye bağlamında yeniden karşına çıkacaktır.

Ortak sorular. Bu dersteki düşünürler ve âlimler farklı cevaplar verdiler, ama aynı soruların etrafında döndüler: gelenek ile değişim arasındaki ilişki nasıl kurulmalı, içtihadın sınırı nerede başlar ve nerede biter, akıl ve bilim dinî bilgiye nasıl yerleştirilmeli ve din ile devlet arasındaki ilişki nasıl düşünülmeli? Bu sorular, Modül 21'de gördüğün içtihad ve fetva tartışmalarının tarihsel arka planıdır. Bugün bir fetva ya da bir dinî görüş değerlendirilirken sorulan pek çok soru, bu dönemde ilk kez bu biçimde sorulmuştur.

Dengeli değerlendirme. Bu dönemi değerlendirirken iki hatadan kaçınmak gerekir. Birincisi, modern dönem düşünürlerini ya geleneği kurtaran kahramanlar ya da onu yıkan sapkınlar olarak görmektir. İkincisi, gelenekçi âlimleri ya bilgeliğin son temsilcileri ya da çağın gerisinde kalmış kişiler olarak görmektir. Her iki taraf da kendi döneminin gerçek sorularına cevap aramıştır. Onları kendi metinlerinden okumak, gerekçelerini anlamak ve sonra kendi değerlendirmeni yapmak, bu modülün yöntemidir.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe, Muhammed Abduh'u bir "modernist" olarak tanıtan bir yazı okur ve onun geleneği tamamen reddettiğini düşünür. Hocası ona Abduh'un Ezher'de okuduğunu, Mısır müftüsü olduğunu ve Ders 18.8'de gördüğün Risâletü't-tevhîd'de klasik kelamın temel tezlerini savunduğunu hatırlatır. Talebe, Abduh'un daha çok ıslahçı bir çizgide durduğunu ve etiketlerin bir düşünürü tam olarak tanımlamadığını fark eder.
  • Orta: Bir çalışma grubu, İkbâl'in içtihad anlayışını incelemek için kitabının içtihad bölümünü okur. Grup, İkbâl'in içtihadı İslam'ın hareket ilkesi olarak tanımladığını ve icmâın modern meclisler aracılığıyla işleyebileceğini önerdiğini tespit eder. Ardından bu öneriyi Ders 21.1'de gördüğün fıkıh akademilerinin kolektif içtihadıyla karşılaştırır ve iki model arasındaki farkın, kararı verenlerin ilmî ehliyeti meselesinde olduğunu not eder.
  • Gerçek hayat: Bir arkadaşın, bir sosyal medya tartışmasında birinin "modern dönem düşünürlerinin hepsi Batı'nın ajanıydı" dediğini, bir başkasının ise "gelenekçilerin hepsi bağnazdı" diye cevap verdiğini anlatır. Sen ona bu dersteki dengeli değerlendirme ilkesini anlatırsın: her iki taraf da kendi döneminin gerçek sorularına cevap aramıştır ve onları kendi metinlerinden okumadan hüküm vermek, Ders 11.1'de gördüğün etiket hatasına düşmektir.

Uygulama

Şimdi sıra sende: Bir modern düşünürün içtihad anlayışını, Modül 21'deki klasik ölçütlerle karşılaştır. Bu dersteki düşünürlerden birini seç: Abduh, İkbâl ya da Fazlurrahman. Seçtiğin düşünürün içtihad hakkındaki görüşlerini, kendi eserinden ya da eserinin güvenilir bir tercümesinden oku ve kaynağını belirt; İkbâl'i seçersen kitabının içtihad bölümünü kullan. Önce düşünürün içtihad anlayışını beş altı cümleyle özetle: içtihadı nasıl tanımlıyor, kimin yapabileceğini düşünüyor ve hangi yöntemi öneriyor? Ardından bu anlayışı Ders 21.1'de gördüğün Gazzâlî ve Şâtıbî'nin müctehid şartlarıyla ve Ders 21.2'de gördüğün makâsıd kuramıyla karşılaştır. Benzerlikleri ve farkları ayrı ayrı yaz. Son olarak bir paragraf yaz: bu düşünürün önerisine klasik bir usulcü hangi itirazı yöneltebilir ve düşünür bu itiraza nasıl cevap verebilir? Her iki tarafı da onların savunucularının kabul edeceği biçimde yazmaya dikkat et. Hedef: Modern bir düşünürün içtihad anlayışını klasik usulün ölçütleriyle adil ve gerekçeli biçimde karşılaştırabilmek.

Mini test

  1. Modern dönemin üç yaklaşımı nelerdir ve bu ayrım neden kesin sınırlarla düşünülmemelidir?
  2. Efgânî'ye göre Müslümanların geri kalmasının sebebi nedir?
  3. Muhammed Abduh'un temel tezleri nelerdir?
  4. İkbâl içtihadı nasıl tanımlar ve icmâ hakkında ne önerir?
  5. Fazlurrahman'ın "çifte hareket" yöntemi nedir ve ona yöneltilen eleştiri nedir?
Cevapları göster
  1. Gelenekçi, ıslahçı ve modernist yaklaşımlar. Pek çok düşünür birden fazla kategoriye yakın durur ve bazıları ömrü boyunca bir kategoriden ötekine geçer; bu yüzden ayrım kesin değildir.
  2. Sebep İslam değil, Müslümanların akla ve bilime sırt çevirmesidir.
  3. Akıl ile vahyin uyumu, taklidin terk edilip içtihadın canlandırılması, İslam'ın özünün bid'at ve hurafelerden arındırılması ve eğitim sisteminin modern ilimlere açılması.
  4. İçtihadı İslam'ın yapısındaki hareket ilkesi, yani değişmeyen ilkelerle değişen hayat arasındaki dengeyi kuran ilke olarak tanımlar. İcmâın modern bir toplumun seçilmiş meclisleri aracılığıyla da işleyebileceğini önerir.
  5. Yorumcunun önce ayetlerin indiği tarihsel ortamdan genel ilkeleri çıkarması, sonra bu ilkeleri bugünün şartlarına uygulamasıdır. Eleştirmenler bu yöntemin nasların bağlayıcılığını tarihsel bir yorumla zayıflatma riski taşıdığını ileri sürer.

Özet

  • On dokuzuncu yüzyılda Batı'yla karşılaşma, İslam düşüncesine bilim, hukuk, eğitim ve siyaset alanlarında yeni sorular getirdi.
  • Bu döneme verilen cevaplar genellikle gelenekçi, ıslahçı ve modernist olarak sınıflandırılır, ama bu ayrımın kesin sınırları yoktur.
  • Efgânî İslam birliğini, Abduh akıl-vahiy uyumunu ve içtihadı, Rızâ selefe dönüşü, İkbâl içtihadı hareket ilkesi olarak, Fazlurrahman çifte hareket yöntemini savundu.
  • Kadın, bilim ve siyaset tartışmaları, özellikle hilafetin kaldırılmasından sonra, farklı düşünürlerce farklı biçimlerde cevaplandı.
  • Bu dönemi değerlendirirken hiçbir akımı yüceltmeden ya da karikatürleştirmeden, her birini kendi metinlerinden okumak gerekir.

Sonraki derse hazırlık

Ders 22.8'de Türkiye'de dinî düşüncenin gelişimini işleyeceğiz; bu ders Modül 22'nin son dersidir. Hazırlık: Ders 17.8'de gördüğün Mecelle'yi, Ders 15.7'de gördüğün Elmalılı tefsirini ve Ders 22.5'te gördüğün medreselerin 1924'te kapatılmasını hatırla. Ardından Türkiye'de dinî düşünce tarihiyle ilgili bildiğin üç ismi ya da kurumu yaz ve her birinin hangi döneme ait olduğunu not et. Son olarak şu soruyu düşün: bir ülkenin dinî düşünce tarihini anlatırken, siyasi tartışmaların içine düşmeden dengeli bir anlatım kurmak için hangi ilkelere dikkat etmek gerekir? İki ilke yaz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 22.7

Batı'yla karşılaşma ve modernleşme bağlamında Cemâleddîn Efgânî, Muhammed Abduh, Reşîd Rızâ, Muhammed İkbâl ve Fazlurrahman gibi düşünürler; gelenekçi, ıslahçı ve modernist yaklaşımlar; içtihad, kadın, bilim ve siyaset tartışmaları anlatılır. Muhammed İkbâl'in The Reconstruction of Religious Thought in Islam'ından (Türkçede "İslam'da Dinî Düşüncenin Yeniden Doğuşu" adıyla çevrilmiştir) içtihad bölümü okunur. Modern dönemdeki tartışmalar herhangi bir akımı yüceltmeden veya karikatürleştirmeden, her birinin kendi gerekçeleriyle sunulur. Uygulama: bir modern düşünürün içtihad anlayışını Modül 21'deki klasik ölçütlerle karşılaştırmak.