İçeriğe geç

Ders 22.6 · Seviye 4 · İslam Düşünce Tarihi

Islah hareketleri

1.873 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta Ders 8.6 ve 19.6'da adını gördüğün Şah Veliyyullah Dihlevî'yi ve Ders 19.6'da gördüğün Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin Hâlidiyye kolunu hatırladın. Ardından "tecdit", yani yenileme kavramını düşündün ve bir dinin yenilenmesinin ne anlama gelebileceğini sordun: dinin kendisinin mi, yoksa onu anlayan ve yaşayan insanların mı yenilenmesi söz konusudur? Muhtemelen şu sonuca vardın: geleneğin anlayışına göre dinin aslı değişmez; yenilenen, insanların dine bakışı, onu yaşama biçimi ve zamanla dine eklenmiş ya da unutulmuş şeylerdir. Ebû Dâvûd'un rivayet ettiği bir hadiste, Allah'ın bu ümmete her yüz yılın başında dinini yenileyecek birini göndereceği bildirilir; âlimler bu hadisi, dinin özüne dönüşü ve onun canlı tutulmasını anlatan bir müjde olarak yorumlamıştır. Bu derste, on sekizinci yüzyıldan itibaren İslam dünyasının farklı bölgelerinde ortaya çıkan ıslah ve tecdit hareketlerini göreceksin. Her hareketin hangi soruna cevap olarak doğduğunu, temel tezlerini ve kendi içindeki çeşitliliği, kendi kaynaklarına ve akademik değerlendirmelere dayanarak, dengeli biçimde öğreneceksin.

Ana anlatım

Ortak bağlam. On sekizinci yüzyıl, İslam dünyasının büyük devletlerinin, yani Osmanlıların, Safevîlerin ve Bâbürlülerin farklı ölçülerde siyasi ve askerî güç kaybettiği bir dönemdir. Bu dönemde Avrupa devletlerinin ekonomik ve askerî etkisi artmaya başladı. İslam dünyasının farklı bölgelerindeki âlimler bu duruma farklı teşhisler koydu. Bazıları sorunun kaynağını dinî hayatın sünnetten uzaklaşmasında, bazıları ilmin donuklaşmasında, bazıları ise ahlakî ve manevi bir çözülmede gördü. Ortak nokta, bir şeylerin yolunda gitmediği ve bir dönüşe, bir ıslaha ihtiyaç olduğu duygusuydu. Bu derste göreceğin hareketler, aynı sıkıntıya farklı bölgelerde verilmiş farklı cevaplardır.

Islah kavramı. Islah, bozulmuş olanı düzeltmek demektir; Kur'an'da peygamberlerin görevlerinden biri olarak da anılır. Tecdit ise yenilemek demektir. İki kavram da, bu derste göreceğin hareketlerin kendilerini nasıl anladığını gösterir: onlar yeni bir din değil, dinin özüne bir dönüş, onu zamanla kaplayan şeylerden arındırma iddiasındadır. Ama neyin "öz", neyin "sonradan eklenen" olduğu sorusuna verdikleri cevaplar birbirinden çok farklıdır. Bu farklılık, hareketleri birbirinden ayıran asıl noktadır. Bu yüzden her hareketi incelerken ilk soru şu olmalıdır: bu hareket neyi dinin özü, neyi sonradan eklenmiş bir şey sayıyor?

Şah Veliyyullah Dihlevî. Hindistan'da Bâbürlü devletinin dağıldığı bir dönemde yaşayan Şah Veliyyullah Dihlevî (ö. 1176/1762), en etkili ıslah düşünürlerinden biridir. Onun en önemli eseri Huccetullâhi'l-bâliğa, yani Allah'ın kesin delili adını taşır. Bu eserde Dihlevî, şeriatın hükümlerinin ardındaki hikmetleri sistemli biçimde açıklamaya çalışır; Ders 21.2'de gördüğün makâsıd düşüncesine yakın bir yaklaşımla, ibadetlerin, ahlakın ve toplumsal düzenin birbirine nasıl bağlandığını gösterir. Dihlevî, Ders 8.6'da gördüğün gibi nesih meselesinde mensuh ayetlerin sayısını azaltmış, Ders 19.6'da gördüğün gibi vahdet-i vücûd ile vahdet-i şühûdu uzlaştırmaya çalışmıştır. Kur'an'ı halkın anlayabilmesi için Farsçaya çevirmesi de, ilmi geniş kitlelere ulaştırma amacının bir göstergesidir. Dihlevî'nin ıslahı bir uzlaştırma ıslahıdır: mezhepleri, ekolleri ve gelenekleri birbirine yaklaştırarak bir bütünlük kurmaya çalışır.

Muhammed b. Abdülvehhâb. Arap Yarımadası'nın Necid bölgesinde ortaya çıkan Muhammed b. Abdülvehhâb (ö. 1206/1792) ise çok farklı bir teşhis koydu. Ona göre sorunun kaynağı, tevhidin halkın dinî hayatında zayıflaması, türbelere, ağaçlara ya da ölülere yöneltilen ve onun şirk saydığı uygulamalardı. Kitâbü't-tevhîd adlı eseri bu konuları ele alır. Ders 11.4'te gördüğün İbn Teymiyye'nin düşüncesinden derinden etkilenmiştir. Hareket, yerel bir yönetici olan Muhammed b. Suûd ile kurulan ittifak sayesinde siyasi bir güce dönüştü. Hareketin takipçileri kendilerini genellikle "muvahhidler" ya da "selefîler" diye adlandırır; "Vehhâbî" adı ise çoğunlukla dışarıdan verilmiş bir addır. Ders 11.4'te gördüğün gibi, "Selefî" kelimesi bugün birbirinden çok farklı eğilimleri kapsar ve hepsini aynı kefeye koymak bir etiket hatasıdır.

Eleştiriler. Muhammed b. Abdülvehhâb'ın hareketi, kendi döneminden itibaren ciddi eleştirilerle karşılaştı. Osmanlı âlimlerinin ve Hicaz, Şam ve Mısır âlimlerinin önemli bir kısmı, hareketin tevessül ve ziyaret gibi uygulamaları şirk saymasını ve bu uygulamaları yapan Müslümanları kolayca tekfir etmesini sert biçimde eleştirdi. Kendi kardeşi Süleyman b. Abdülvehhâb'a da bir reddiye nispet edilir. Bu eleştirilerin merkezinde, Ders 3.8'de gördüğün tekfir ihtiyatının ihlal edildiği iddiası vardır. Hareketin savunucuları ise amaçlarının tevhidi korumak olduğunu ve eleştirilen uygulamaların dinin özüne aykırı olduğunu ileri sürer. Bu tartışmayı anlamak için iki tarafın da kendi metinlerini okumak gerekir.

Senûsiyye. Kuzey Afrika'da ise Muhammed b. Ali es-Senûsî'nin (ö. 1276/1859) kurduğu Senûsiyye, ıslahı tasavvufla birleştiren farklı bir model sundu. Senûsî, Mekke'de bir tarikat kurdu ve tarikatın merkezini sonra bugünkü Libya'nın çöl bölgelerine taşıdı. Senûsiyye, Sahra'nın ticaret yolları boyunca kurduğu zâviyeler, yani tekke ve eğitim merkezleri ağıyla, hem dinî eğitimi hem de toplumsal düzeni sağladı. Senûsiyye sünnete bağlılığı ve içtihadın gerekliliğini vurgularken tasavvufun manevi terbiyesini de korudu. Yirminci yüzyılın başında İtalyan işgaline karşı direnişte de önemli bir rol oynadı.

Deobend. Hindistan'da ise İngiliz yönetiminin güçlendiği ve 1857 ayaklanmasının bastırıldığı bir dönemde, Deobend kasabasında bir medrese, Dârululûm kuruldu. Deobend medresesi, Dihlevî'nin ilim mirasını sürdürmeyi, Hanefî fıkhını ve hadis ilmini korumayı ve Müslümanların dinî kimliğini, devletin desteği olmadan, halkın bağışlarıyla ayakta tutmayı amaçladı. Bu model, devlete bağlı olmayan bir medrese ağının nasıl kurulabileceğini gösterdi ve Güney Asya'da binlerce medreseye örnek oldu. Deobend geleneği tasavvufu da reddetmez; kurucularının önemli bir kısmı tarikat silsilelerine bağlıydı.

Hâlidiyye. Ders 19.6'da adını gördüğün Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî (ö. 1242/1827) ise Irak'ın kuzeyinde doğmuş, Hindistan'da Müceddidî bir şeyhten icazet almış ve döndükten sonra Nakşibendiyye'nin Hâlidiyye kolunu kurmuştur. Hâlidiyye, Osmanlı coğrafyasında, özellikle Anadolu, Irak, Suriye ve Kafkasya'da hızla yayıldı. Mevlânâ Hâlid'in ıslahı, İmam Rabbânî'nin şeriatın önceliği vurgusunu sürdüren, sünnete bağlılığı ve tarikatın disiplinini birleştiren bir ıslahtır. Hâlidiyye, Ders 19.6'da gördüğün gibi, bugün Türkiye'deki Nakşibendî çevrelerin büyük kısmının silsilesidir.

Başka bölgelerden örnekler. Islah çabaları bu derste ayrıntılı gördüğün beş örnekle sınırlı değildir. Batı Afrika'da, Kâdirî bir âlim olan Osman dan Fodio, on dokuzuncu yüzyılın başında bölgedeki yöneticilerin dinî uygulamalarını eleştiren bir ıslah hareketi başlattı ve bu hareket Sokoto'da bir halifelik kurulmasıyla sonuçlandı; hareket hem tasavvufî hem de fıkhî bir kimlik taşıyordu. Osmanlı dünyasında ise ıslah tartışmasının daha eski bir kökü vardı: on altıncı yüzyılın âlimi Birgivî Mehmed Efendi, et-Tarîkatü'l-Muhammediyye adlı eserinde bid'at saydığı uygulamaları eleştirmiş, Ders 22.5'te gördüğün Kadızâdeliler hareketi de onun düşüncelerinden beslenmiştir. Bu örnekler, ıslah düşüncesinin tek bir merkezden yayılmadığını, farklı bölgelerde kendi kaynaklarından ve kendi sorunlarından doğduğunu gösterir.

Ortaklıklar ve farklılıklar. Bu hareketler arasında bazı ortaklıklar vardır: hepsi sünnete dönüşü vurgular, hepsi dinî hayatın bozulduğu teşhisinden yola çıkar ve hepsi ilmi ve eğitimi ıslahın aracı olarak görür. Ama aralarındaki farklar da derindir. Dihlevî, Senûsiyye, Deobend ve Hâlidiyye tasavvufu ıslahın bir parçası olarak korurken, Muhammed b. Abdülvehhâb'ın hareketi tasavvufun pek çok uygulamasına karşı sert bir tutum aldı. Dihlevî mezhepler arası uzlaşmayı ararken, Deobend Hanefî fıkhına bağlılığı öne çıkardı. Bazı hareketler siyasi bir güçle ittifak kurdu, bazıları ise devletten bağımsız kurumlar inşa etti.

Islah ve tasavvuf. Bu hareketlerin tasavvufla ilişkisi, onları anlamanın anahtarlarından biridir. Yaygın bir görüş, on sekizinci yüzyıl ıslahını tasavvufa karşı bir tepki olarak görür. Ama bu derste gördüğün örneklerin çoğu bu görüşü doğrulamaz: Dihlevî, Senûsî, Mevlânâ Hâlid ve Deobend'in kurucuları tarikat silsilelerine bağlı kişilerdi. Bazı araştırmacılar bu dönemin tasavvufunu, şeriata ve sünnete bağlılığı daha çok vurgulayan bir "yeni tasavvuf" olarak nitelendirmiştir; ama bu nitelendirmenin kendisi de tartışılmıştır. Daha güvenli bir ifade şudur: ıslah hareketlerinin çoğu tasavvufu reddetmedi, onu Ders 12.8'de gördüğün şeriat-tasavvuf dengesine yeniden bağlamaya çalıştı.

Islah ve modernleşme. Bu derste gördüğün hareketlerle Ders 22.7'de göreceğin modern dönem düşünürleri arasında önemli bir fark vardır. On sekizinci yüzyıl ıslah hareketleri, sorunun kaynağını büyük ölçüde İslam dünyasının iç dinamiklerinde aradı: bozulmuş uygulamalar, donuklaşmış ilim, zayıflamış ahlak. On dokuzuncu yüzyılın sonundan itibaren ise Batı'nın bilim, teknoloji ve siyasi güç bakımından açıkça öne geçmesi, sorulara yeni bir boyut ekledi: İslam ile modern bilim, demokrasi ve hukuk arasındaki ilişki nedir? Islah ile modernleşme bu yüzden birbirine bağlı ama ayrı iki dönemdir.

Dengeli okuma. Bu hareketleri değerlendirirken iki hatadan kaçınmak gerekir. Birincisi, onları tek bir kategoriye, örneğin "köktencilik" ya da "reformculuk" gibi bir etikete indirgemektir; Ders 11.1'de gördüğün etiket hatası burada da geçerlidir. İkincisi, her hareketi yalnız dostlarının ya da yalnız düşmanlarının anlatımından tanımaktır. Doğru yol, her hareketin kendi metinlerini okumak, onların hangi soruna cevap verdiğini anlamak ve akademik değerlendirmelerle bu okumayı desteklemektir.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe, bir makalede bütün ıslah hareketlerinin tasavvufa karşı olduğunu okur. Hocası ona Senûsiyye'nin bir tarikat olarak kurulduğunu, Hâlidiyye'nin bir Nakşibendî kolu olduğunu ve Deobend'in kurucularının tarikat silsilelerine bağlı olduğunu hatırlatır. Talebe, makaledeki genellemenin yalnız bir hareketi esas alıp onu bütün ıslah hareketlerine yaydığını fark eder.
  • Orta: Bir çalışma grubu, Dihlevî ile Muhammed b. Abdülvehhâb'ı karşılaştırır. Grup, ikisinin de aynı yüzyılda yaşadığını ve ikisinin de İbn Teymiyye'yi okuduğunu, ama birinin mezhepleri ve tasavvuf ekollerini uzlaştırmaya, ötekinin ise tevhid adına pek çok uygulamaya karşı sert bir tutum almaya yöneldiğini tespit eder. Grup, aynı kaynaktan beslenen düşünürlerin farklı bağlamlarda çok farklı sonuçlara varabileceğini not eder.
  • Gerçek hayat: Bir arkadaşın, bir haber programında bir grubun "Vehhâbî" diye anıldığını ve bu kelimenin bir hakaret gibi kullanıldığını fark eder. Sen ona bu adın çoğunlukla dışarıdan verilmiş bir ad olduğunu, hareketin takipçilerinin kendilerini başka adlarla andığını ve "Selefî" kelimesinin bugün çok farklı eğilimleri kapsadığını anlatırsın. Arkadaşın, bir etiketi kullanmadan önce onun neyi kastettiğini sorması gerektiğini görür.

Uygulama

Şimdi sıra sende: Bu derste gördüğün ıslah hareketlerinden ikisini "sorun teşhisi, önerilen çözüm, bilgi kaynağına yaklaşım" açısından karşılaştır. Örneğin Dihlevî ile Muhammed b. Abdülvehhâb'ı, ya da Deobend ile Senûsiyye'yi seçebilirsin. Her hareket için şu üç soruyu cevapla. Sorun teşhisi: hareket, İslam dünyasındaki sıkıntının kaynağını neyde gördü? Önerilen çözüm: bu soruna hangi yolla, örneğin eğitimle, tasavvufî terbiyeyle, siyasi bir güçle ya da metinlere dönüşle cevap verdi? Bilgi kaynağına yaklaşım: Kur'an'a, sünnete, mezhep geleneğine, tasavvufa ve akla nasıl bir yer verdi? Bilgileri hareketin kendi metinlerinden ya da güvenilir bir akademik çalışmadan al ve kaynağını belirt. Karşılaştırmanın sonuna bir paragraf ekle: iki hareket arasındaki en önemli ortaklık ve en önemli fark nedir ve bu fark hangi tarihsel bağlamla açıklanabilir? Her iki hareketi de onların savunucularının kabul edeceği biçimde tasvir etmeye dikkat et. Hedef: Islah hareketlerini sorun teşhisi, çözüm önerisi ve bilgi kaynağına yaklaşım açısından adil ve gerekçeli biçimde karşılaştırabilmek.

Mini test

  1. On sekizinci yüzyılda ıslah hareketlerinin ortaya çıktığı ortak bağlam nedir?
  2. Şah Veliyyullah Dihlevî'nin ıslahını hangi özellik karakterize eder ve en önemli eseri nedir?
  3. Muhammed b. Abdülvehhâb'ın teşhisi nedir ve hareketine yöneltilen başlıca eleştiri nedir?
  4. Senûsiyye ve Deobend hangi yollarla ıslah çabasını kurumsallaştırmıştır?
  5. Bu hareketleri değerlendirirken hangi iki hatadan kaçınmak gerekir?
Cevapları göster
  1. İslam dünyasının büyük devletlerinin güç kaybettiği ve Avrupa'nın etkisinin arttığı bir dönemde, farklı bölgelerdeki âlimlerin dinî hayatın bozulduğu duygusuyla bir dönüş ve ıslah araması.
  2. Bir uzlaştırma ıslahıdır: mezhepleri, ekolleri ve gelenekleri birbirine yaklaştırmaya çalışır. En önemli eseri, şeriatın hükümlerinin hikmetlerini açıklayan Huccetullâhi'l-bâliğa'dır.
  3. Sorunun kaynağını tevhidin zayıflamasında ve onun şirk saydığı uygulamalarda görmüştür. Başlıca eleştiri, tevessül ve ziyaret gibi uygulamaları şirk sayması ve bunları yapan Müslümanları kolayca tekfir etmesidir.
  4. Senûsiyye, Sahra'nın ticaret yolları boyunca kurduğu zâviyeler ağıyla; Deobend ise devlet desteği olmadan halkın bağışlarıyla ayakta duran ve pek çok medreseye örnek olan bir medrese modeliyle.
  5. Hareketleri tek bir etikete indirgemek ve onları yalnız dostlarının ya da yalnız düşmanlarının anlatımından tanımak.

Özet

  • On sekizinci yüzyılda büyük İslam devletlerinin güç kaybettiği bir dönemde, farklı bölgelerde ıslah ve tecdit hareketleri ortaya çıktı.
  • Dihlevî uzlaştırıcı bir ıslah önerdi; Muhammed b. Abdülvehhâb tevhid vurgusuyla sert bir çizgi izledi ve geniş eleştiri gördü.
  • Senûsiyye zâviyeler ağıyla, Deobend devletten bağımsız medreselerle, Hâlidiyye Nakşibendî disipliniyle ıslahı kurumsallaştırdı.
  • Hareketler sünnete dönüşte buluşur, ama tasavvufa, mezhebe ve siyasete yaklaşımda derin farklılıklar taşır.
  • Bu hareketleri tek bir etikete indirgemeden, kendi metinlerinden ve akademik değerlendirmelerden okumak gerekir.

Sonraki derse hazırlık

Ders 22.7'de modern dönemi, yani Batı'yla karşılaşma bağlamında ortaya çıkan düşünürleri ve tartışmaları işleyeceğiz. Hazırlık: Ders 10.8'de gördüğün "içtihad kapısı kapandı mı?" tartışmasını hatırla. Ardından on dokuzuncu yüzyılda Batı'nın bilim, teknoloji ve siyasi güç bakımından İslam dünyasının önüne geçtiği bir dönemde yaşayan bir Müslüman âlimin aklına gelebilecek üç soruyu yaz. Örneğin: bu üstünlüğün sebebi nedir, İslam ile modern bilim arasında bir çelişki var mıdır, içtihad yeniden canlandırılmalı mıdır? Bu sorulardan hangisinin sana en önemli göründüğünü ve nedenini bir cümleyle not et.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 22.6

On sekizinci yüzyıldan itibaren ortaya çıkan ıslah ve tecdit çabaları: Şah Veliyyullah Dihlevî'nin Huccetullâhi'l-bâliğa'sı, Muhammed b. Abdülvehhâb hareketi, Kuzey Afrika'daki Senûsiyye ve Hindistan'daki Deobend medresesi, Nakşibendî-Hâlidî yayılışı ve Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin etkisi anlatılır. Her hareketin hangi soruna cevap olarak doğduğu, temel tezleri ve kendi içindeki çeşitlilik kendi kaynaklarına ve akademik değerlendirmelere dayanarak dengeli biçimde sunulur. Uygulama: iki ıslah hareketini "sorun teşhisi, önerilen çözüm, bilgi kaynağına yaklaşım" açısından karşılaştırmak.