İçeriğe geç

Ders 22.4 · Seviye 4 · İslam Düşünce Tarihi

Endülüs

1.873 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta bu akademide adını gördüğün Endülüslü âlimleri hatırladın: Ders 15.4'te İbn Hazm'ı, Ders 18.4'te İbn Rüşd'ü, Ders 19.4'te İbnü'l-Arabî'yi, Ders 21.2'de Şâtıbî'yi. Her birinin hangi alanda öne çıktığını ve hangi şehirde yaşadığını yazdın: İbn Hazm Kurtuba'da Zâhirî fıkıhta, İbn Rüşd Kurtuba ve İşbîliye'de felsefe ve fıkıhta, İbnü'l-Arabî Mürsiye'de doğup tasavvufta, Şâtıbî Gırnata'da makâsıdda. Son olarak aynı coğrafyadan bu kadar farklı yönelimlerde bu kadar özgün düşünürlerin çıkmasını neyin açıklayabileceğini düşündün. Muhtemelen birkaç etkeni not ettin: İslam dünyasının merkezlerinden uzak olmanın getirdiği bağımsızlık, Hıristiyan ve Yahudi topluluklarla iç içe yaşamanın yarattığı entelektüel çeşitlilik ve güçlü bir Mâlikî geleneğin hem destek hem de tepki doğurması. Bu derste bu sorunun cevabını tarihin içinde arayacağız. Önce Endülüs'te İslam medeniyetinin kuruluşunu ve Mâlikî geleneği, sonra fıkıh ve hadiste İbn Hazm ile İbn Abdilber'i, ardından felsefede İbn Bâcce, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd'ü göreceksin. Son olarak İbnü'l-Arabî'nin ve Şâtıbî'nin yetiştiği ortamı, Endülüs birikiminin Latin dünyasına aktarılmasını ve Endülüs'ün düşüşünün yankılarını öğreneceksin.

Ana anlatım

Kuruluş. Müslümanlar İber Yarımadası'na hicrî 92 yılında geçti ve kısa sürede yarımadanın büyük bölümünü kontrol altına aldı. Abbâsîler Şam'daki Emevî hanedanını devirdiğinde, Emevî ailesinden kurtulan Abdurrahman, Endülüs'e geçerek Kurtuba merkezli bağımsız bir Emevî emirliği kurdu. Bu emirlik, sonraki yüzyılda III. Abdurrahman döneminde halifelik ilan etti. Kurtuba bu dönemde büyük bir ilim ve kültür merkezi hâline geldi; kütüphaneleri, camileri ve âlimleriyle Bağdat'la yarışan bir şehir oldu. Halifeliğin dağılmasından sonra Endülüs küçük devletlere bölündü; bu döneme mülûkü't-tavâif, yani bölge beylikleri dönemi denir. Ardından Kuzey Afrika'dan gelen Murâbıtlar ve Muvahhidler Endülüs'e hâkim oldu. Son Müslüman devlet olan Gırnata'daki Nasrîler ise hicrî 897 yılında, miladî 1492'de, Kastilya'ya teslim oldu.

Mâlikî gelenek. Ders 22.2'de Yahyâ b. Yahyâ el-Leysî'nin etkisiyle Mâlikî mezhebinin Endülüs'te kadılığa hâkim olduğunu görmüştün. Mâlikî mezhebi Endülüs'te yalnız bir fıkıh mezhebi değil, toplumsal ve siyasi düzenin de temeli oldu. Fakihler, yöneticiler üzerinde güçlü bir etki taşıdı ve Mâlikî fıkhın dışındaki görüşlere zaman zaman mesafeli durdu. Bu güçlü gelenek, Endülüs düşüncesinin iki yüzünü açıklar: bir yandan sağlam ve derinleşmiş bir fıkıh birikimi, öte yandan bu birikimin sınırlarını zorlayan, ona tepki olarak doğan özgün düşünürler.

İbn Hazm ve Zâhirîlik. Bu tepkinin en güçlü örneği İbn Hazm'dır (ö. 456/1064). Kurtuba'da yetişen İbn Hazm, önce Mâlikî, sonra bir süre Şâfiî fıkhını öğrendi, sonunda Dâvûd ez-Zâhirî'nin kurduğu Zâhirî mezhebini benimsedi. Ders 10.4'te icmâ anlayışını ve Ders 15.4'te nasların lafzına bağlılığını gördüğün İbn Hazm'a göre hükümler yalnız nasların zâhirinden alınmalıdır; kıyas, istihsan ve taklit reddedilmelidir. el-Muhallâ adlı büyük fıkıh eseri, bu yöntemi bütün fıkıh bablarına uygular. İbn Hazm'ın ilgi alanı fıkıhla sınırlı değildi: el-Fasl adlı eserinde dinleri ve mezhepleri karşılaştırmış, Tavku'l-hamâme adlı eserinde ise sevgi üzerine ince gözlemlerle dolu bir risale yazmıştır. Sert üslubu ve Mâlikî fakihlere yönelttiği eleştiriler nedeniyle hayatı boyunca baskıya uğramış, eserlerinin bir kısmı yakılmıştır.

İbn Abdilber. Endülüs'ün hadis ve fıkıh alanındaki en büyük isimlerinden biri, İbn Hazm'ın çağdaşı İbn Abdilber'dir (ö. 463/1071). İbn Abdilber, Mâlikî geleneğin içinde kalarak hadis ilmini derinleştirdi. Muvatta'ın hadislerini senedleriyle inceleyen et-Temhîd ve Muvatta'ı fıkhî bakımdan şerh eden el-İstizkâr adlı eserleri, bu alanın temel kaynakları arasındadır. Sahabe biyografileri üzerine yazdığı el-İstîâb da Ders 16.4'te gördüğün ricâl literatürünün önemli eserlerindendir. İbn Abdilber, İbn Hazm'ın aksine, gelenek içinde kalarak onu hadisle güçlendirmenin bir örneğidir. Aynı şehirde ve aynı dönemde yaşayan bu iki âlim, güçlü bir geleneğin karşısında açılan iki farklı yolu temsil eder.

Felsefe: İbn Bâcce. Endülüs'te felsefe, Ders 22.3'te gördüğün doğu felsefesinden beslenerek gelişti, ama kendine özgü bir karakter kazandı. İlk büyük Endülüslü filozof İbn Bâcce'dir. Onun Tedbîru'l-mütevahhid, yani yalnız kalanın yönetimi adlı eseri, erdemli bir toplumun bulunmadığı bir ortamda filozofun kendi hakikat arayışını nasıl sürdürebileceğini tartışır. Bu soru, Fârâbî'nin erdemli şehir tasavvurundan farklı olarak, bir toplumdan kopmuş bireyin bilgi yolunu öne çıkarır.

İbn Tufeyl ve Hayy b. Yakzân. İbn Bâcce'nin sorusu, İbn Tufeyl'in Hayy b. Yakzân adlı felsefî hikâyesinde edebî bir biçim kazanır. Hikâyede ıssız bir adada, insanlardan uzakta bir ceylan tarafından büyütülen bir çocuk, yalnız gözlem ve akıl yürütmeyle tabiatı, sonra varlığın bir yaratıcısı olduğunu ve en sonunda o yaratıcıyı doğrudan tanımanın yolunu keşfeder. Ardından adaya başka bir adadan gelen dindar bir kişiyle karşılaşır ve kendi akılla bulduğu hakikatin, onun vahiyle öğrendiği dinle örtüştüğünü görür. Ama halka bu hakikati anlatmaya çalıştığında, çoğu insanın bu derinliği kaldıramadığını ve dinin zâhir öğretisinin onlar için daha uygun olduğunu fark eder. Hikâye, akıl ile vahyin aynı hakikate ulaştığı ama insanların farklı kavrayış düzeylerine farklı yollarla hitap edilmesi gerektiği tezini işler.

İbn Rüşd ve Endülüs. İbn Tufeyl'in bir başka katkısı, İbn Rüşd'ü Muvahhid halifesine tanıtmasıdır; anlatıldığına göre halifenin Aristoteles'in eserlerinin anlaşılır biçimde şerh edilmesi isteği üzerine İbn Tufeyl bu görevi İbn Rüşd'e yönlendirmiştir. Ders 18.4'te İbn Rüşd'ün Gazzâlî'ye cevabını ve Faslu'l-makâl'deki din-felsefe ilişkisini görmüştün. Endülüs bağlamında İbn Rüşd'ün kişiliği dikkat çekicidir: o hem Mâlikî bir kadı ve Ders 17.5'te gördüğün Bidâyetü'l-müctehid'in müellifi, hem de Aristoteles'in en büyük şârihidir. Bu iki kimliğin bir arada bulunması, Endülüs'ün entelektüel çeşitliliğinin bir yansımasıdır. Ama hayatının sonunda felsefeyle uğraşması nedeniyle bir süre gözden düşmesi, aynı ortamın gerilimlerini de gösterir.

İbnü'l-Arabî'nin yetiştiği ortam. Ders 19.4'te Mürsiye'de doğduğunu gördüğün İbnü'l-Arabî, gençliğini İşbîliye'de geçirdi ve Endülüs'ün zengin sûfî çevresinde yetişti. Fütûhât'ta, gençliğinde İbn Rüşd'le karşılaştığını ve onunla akıl ile keşif arasındaki ilişki üzerine kısa ama anlamlı bir konuşma yaptığını anlatır. Bu karşılaşma, Ders 22.3'te gördüğün felsefe ile tasavvuf arasındaki ilişkinin Endülüs'teki somut bir sahnesi olarak sık sık anılır. İbnü'l-Arabî daha sonra doğuya yöneldi ve eserlerinin büyük kısmını orada yazdı; ama düşüncesinin kökleri Endülüs'tedir.

Şâtıbî ve Gırnata. Endülüs'ün son büyük âlimlerinden Şâtıbî, Müslüman Endülüs'ün yalnız Gırnata'dan ibaret kaldığı bir dönemde yaşadı. Ders 21.1 ve 21.2'de gördüğün içtihad ve makâsıd kuramını bu daralmış dünyada kurdu. Bazı araştırmacılar, Şâtıbî'nin şeriatın küllî amaçlarına yaptığı vurguyu, bu dönemin bid'atlar, toplumsal çözülme ve siyasi belirsizlik karşısında dinin özünü koruma ihtiyacıyla ilişkilendirir.

Ortak bir düşünce dünyası. Endülüs'te Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan topluluklar, gerilimlerle dolu ama aynı zamanda verimli bir birlikte yaşama tecrübesi paylaştı. Bu ortamda Arapça, farklı dinlerden düşünürlerin ortak ilim dili hâline geldi. Kurtuba'da doğan Yahudi filozof ve hekim İbn Meymûn, en bilinen felsefî eserini Arapça yazmış ve bu eserde, Ders 22.3'te gördüğün İslam felsefesinin kavramlarıyla kendi dininin metinlerini yorumlamaya çalışmıştır. Bu örnek, Endülüs'ün entelektüel hayatının yalnız Müslümanların değil, Arapça düşünen farklı toplulukların ortak bir mirası olduğunu gösterir. Bu ortak dil, birikimin daha sonra Latin dünyasına aktarılmasını da kolaylaştırdı.

Latin dünyasına aktarım. Endülüs, İslam dünyasının birikiminin Avrupa'ya aktarıldığı başlıca köprülerden biri oldu. Tuleytula, yani Toledo, Hıristiyanların eline geçtikten sonra büyük bir tercüme merkezi hâline geldi; burada Arapça felsefe, tıp ve bilim eserleri Latinceye çevrildi. İbn Rüşd'ün Aristoteles şerhleri Latince okunmaya başlandı ve İbn Rüşd, Latin dünyasında kısaca "Şârih" diye anıldı. Onun düşüncesinden etkilenen ve Latin İbn Rüşdcülüğü diye anılan bir akım, Avrupa üniversitelerinde uzun tartışmalara yol açtı. İbn Sînâ'nın tıp eseri de uzun süre Avrupa'da tıp eğitiminin temel kitapları arasında yer aldı.

Özgünlüğün sebepleri. Hazırlıkta sorduğun soruya dönelim. Araştırmacılar Endülüs düşüncesinin özgünlüğünü birkaç etkenin birleşimiyle açıklar. Birincisi, İslam dünyasının siyasi merkezlerinden uzaklık, düşünürlere belirli bir bağımsızlık alanı tanıdı. İkincisi, güçlü Mâlikî gelenek, hem derin bir birikim sağladı hem de ona karşı çıkan özgün sesleri kışkırttı. Üçüncüsü, farklı dinlerden toplulukların bir arada yaşaması, düşünürleri kendi geleneklerini başka geleneklerle karşılaştırmaya zorladı. Dördüncüsü, siyasi istikrarsızlık ve sınır boyundaki sürekli tehdit, düşünürleri temel sorular üzerine yeniden düşünmeye yöneltti. Bu açıklamalar birbirini dışlamaz; Endülüs'ün düşünce tarihi, bunların birlikte işlediği bir ortamın ürünüdür.

Düşüş ve yankıları. Gırnata'nın düşüşü, İslam dünyasında derin bir yankı uyandırdı. Endülüs'ten Kuzey Afrika'ya büyük göç dalgaları yaşandı; Hıristiyan yönetimi altında kalan Müslümanlar zamanla zorla din değiştirmeye ve sonunda sürgüne maruz kaldı. Bu dönemde Kuzey Afrikalı fakih Venşerîsî'nin el-Mi'yâr adlı büyük fetva derlemesi, Endülüs ve Kuzey Afrika fakihlerinin fetvalarını bir araya getirdi ve gayrimüslim yönetimi altında kalan Müslümanların durumu hakkındaki fetvaları da içerir. Endülüs'ün kaybı, sonraki yüzyıllarda Müslüman hafızasında bir kayıp ve özlem sembolü olarak yaşamaya devam etti.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe, İbn Hazm'ın kıyası reddettiğini öğrenince onun bir akıl düşmanı olduğunu düşünür. Hocası ona İbn Hazm'ın mantığa ve dinlerin karşılaştırmasına dair eserlerini, sevgi üzerine yazdığı ince gözlemlerle dolu risalesini hatırlatır. Talebe, İbn Hazm'ın kıyası reddetmesinin akla karşıtlıktan değil, hükümlerin yalnız nasla sabit olabileceği yönündeki usul tercihinden kaynaklandığını fark eder.
  • Orta: Bir çalışma grubu, İbn Hazm ile İbn Abdilber'i aynı şehirde ve aynı dönemde yaşamış iki âlim olarak karşılaştırır. Grup, birinin Mâlikî geleneğe tepki olarak Zâhirîliği benimsediğini, ötekinin ise geleneğin içinde kalarak onu hadisle güçlendirdiğini tespit eder. Ardından bu iki farklı yolun, aynı güçlü geleneğin doğurabileceği iki farklı cevap olduğunu tartışır.
  • Gerçek hayat: Bir arkadaşın, bir tarih belgeselinde Avrupa Rönesansı'nın tamamen Antik Yunan'dan doğduğunun söylendiğini aktarır. Sen ona Endülüs'te ve özellikle Toledo'da yapılan tercümeleri, İbn Rüşd'ün Aristoteles şerhlerinin Latin dünyasındaki etkisini ve İbn Sînâ'nın tıp eserinin Avrupa'daki yerini anlatırsın. Arkadaşın, Avrupa düşüncesinin Antik Yunan'a giden yolunun önemli bir bölümünün Endülüs'ten geçtiğini görür.

Uygulama

Şimdi sıra sende: İbn Tufeyl'in Hayy b. Yakzân'ından bir bölüm oku ve akıl-vahiy ilişkisine dair tezini özetle. Eserin Türkçe bir tercümesini kullan ve kullandığın tercümenin künyesini yaz. Hikâyenin son bölümlerinden, Hayy'ın dindar biriyle karşılaştığı ve ardından halkla buluştuğu kısmı oku. Önce bu bölümde olanları beş altı cümleyle özetle. Ardından İbn Tufeyl'in akıl ile vahiy arasındaki ilişkiye dair tezini kendi cümlelerinle yaz: akıl tek başına hakikate ulaşabilir mi, vahiy ne işe yarar ve neden halkın büyük kısmı için zâhir öğreti daha uygundur? Üçüncü adımda bu tezi Ders 18.4'te gördüğün İbn Rüşd'ün insanların üç sınıfı görüşüyle karşılaştır: iki düşünür arasında hangi benzerlikleri görüyorsun? Son olarak bu teze yöneltilebilecek bir itirazı, örneğin bir kelamcının ya da bir sûfînin bakış açısından yaz. Hedef: Endülüs felsefesinin akıl-vahiy ilişkisine dair özgün bir metnini okuyup özetleyebilmek ve onu İslam düşüncesinin diğer yaklaşımlarıyla karşılaştırabilmek.

Mini test

  1. Endülüs'te İslam medeniyetinin başlıca siyasi dönemleri nelerdir?
  2. İbn Hazm'ın Zâhirîliği hangi usul ilkelerine dayanır ve el-Muhallâ ne tür bir eserdir?
  3. İbn Abdilber'in Endülüs geleneğindeki yeri nedir?
  4. Hayy b. Yakzân hikâyesi akıl ile vahiy arasındaki ilişkiye dair hangi tezi işler?
  5. Endülüs birikimi Latin dünyasına hangi yolla aktarılmıştır?
Cevapları göster
  1. Müslümanların hicrî 92'de yarımadaya geçişi, Kurtuba merkezli Emevî emirliği ve halifeliği, mülûkü't-tavâif dönemi, Murâbıtlar ve Muvahhidler dönemi ve hicrî 897'de düşen Gırnata'daki Nasrîler.
  2. Hükümlerin yalnız nasların zâhirinden alınması, kıyas, istihsan ve taklidin reddedilmesi ilkelerine dayanır. el-Muhallâ, bu yöntemi bütün fıkıh bablarına uygulayan büyük bir fıkıh eseridir.
  3. Mâlikî geleneğin içinde kalarak onu hadisle güçlendiren âlimdir; Muvatta üzerine yazdığı et-Temhîd ve el-İstizkâr ile sahabe biyografileri üzerine yazdığı el-İstîâb temel kaynaklardır.
  4. Akıl ile vahyin aynı hakikate ulaştığını, ama insanların farklı kavrayış düzeylerine farklı yollarla hitap edilmesi gerektiğini ve halkın çoğunluğu için dinin zâhir öğretisinin daha uygun olduğunu işler.
  5. Özellikle Toledo'daki tercüme faaliyetleriyle Arapça felsefe, tıp ve bilim eserleri Latinceye çevrilmiş; İbn Rüşd'ün Aristoteles şerhleri ve İbn Sînâ'nın tıp eseri Avrupa'da etkili olmuştur.

Özet

  • Endülüs'te İslam medeniyeti Kurtuba merkezli Emevî döneminden Gırnata'nın düşüşüne kadar yaklaşık sekiz asır sürdü.
  • Güçlü Mâlikî gelenek, hem İbn Abdilber gibi onu güçlendiren hem de İbn Hazm gibi ona tepki veren âlimleri doğurdu.
  • İbn Bâcce, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd, Endülüs'e özgü bir felsefe geleneği kurdu; Hayy b. Yakzân akıl ile vahyin uyumunu işler.
  • İbnü'l-Arabî Endülüs'ün sûfî çevresinde, Şâtıbî ise daralmış Gırnata'da yetişti.
  • Endülüs birikimi Toledo üzerinden Latin dünyasına aktarıldı; Gırnata'nın düşüşü İslam dünyasında derin bir yankı uyandırdı.

Sonraki derse hazırlık

Ders 22.5'te Osmanlı medresesini işleyeceğiz. Hazırlık: Bu akademide adını gördüğün Osmanlı âlimlerini hatırla: Ders 19.5'te Molla Fenârî'yi, Ders 21.1'de İbn Kemal'i, Ders 21.4'te Ebussuûd Efendi'yi, Ders 20.7'de Taşköprîzâde'yi görmüştün. Bu dört âlimin her biri için hangi alanda öne çıktığını ve hangi göreve geldiğini birer cümleyle yaz. Ardından şu soruyu düşün: bu âlimlerin çoğu hem bir medresede ders vermiş hem de kadılık ya da şeyhülislamlık gibi bir devlet görevinde bulunmuştur; bu durum ilmin gelişimini nasıl etkilemiş olabilir? Cevabını bir cümleyle not et.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 22.4

Endülüs'te İslam medeniyetinin kuruluşu, Mâlikî fıkıh geleneği, İbn Hazm ve Zâhirîlik, İbn Abdilber'in hadis ve fıkıh çalışmaları, İbn Bâcce, İbn Tufeyl (Hayy b. Yakzân) ve İbn Rüşd'ün felsefesi, İbnü'l-Arabî'nin yetiştiği ortam ve Şâtıbî'nin Gırnata'daki makasıd çalışması anlatılır. Endülüs birikiminin Latin dünyasına aktarılması ve Endülüs'ün düşüşünün İslam düşüncesindeki yankıları özetlenir. Uygulama: İbn Tufeyl'in Hayy b. Yakzân'ından bir bölümü okuyup akıl-vahiy ilişkisine dair tezini özetlemek.