İçeriğe geç

Ders 22.3 · Seviye 4 · İslam Düşünce Tarihi

Felsefe-kelam-tasavvuf üçgeni

1.865 kelime · yaklaşık 8 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta Ders 18.3'te gördüğün Gazzâlî'nin Tehâfüt'ünü ve Ders 18.4'te gördüğün İbn Rüşd'ün cevabını hatırladın. Ardından bu tartışmanın en keskin sorularından birini, Allah'ın tek tek olayları, yani cüz'îleri bilip bilmediği sorusunu düşündün ve bir filozofun, bir kelamcının ve bir sûfînin bu soruya hangi bilgi kaynağıyla yaklaşacağını yazdın. Muhtemelen filozofun aklın kesin ilkelerinden, kelamcının vahyin bildirdiğinden ve onu savunan aklî delillerden, sûfînin ise keşiften, yani kalbin doğrudan tecrübesinden yola çıkacağını not ettin. Bu üç cevap, bu dersin konusu olan üç düşünce yolunun en kısa tanımıdır. Ders 22.2'de mezheplerin kurumlaşmasını gördün. Bu derste İslam düşüncesinin üç büyük entelektüel yolunun, felsefe, kelam ve tasavvufun, birbirleriyle nasıl karşılaştığını, çatıştığını ve zamanla nasıl iç içe geçtiğini göreceksin. Önce felsefenin tercüme hareketiyle doğuşunu ve üç büyük filozofu, sonra kelamın felsefeyle ilişkisinin değişimini, ardından tasavvufun her ikisiyle ilişkisini öğreneceksin. Son olarak üç yolu bilgi kaynağı, yöntem ve hedef bakımından karşılaştıracaksın.

Ana anlatım

Tercüme hareketi. İslam dünyasında felsefenin gelişmesi, Yunanca ve Süryanice eserlerin Arapçaya çevrilmesiyle başladı. Bu tercüme faaliyeti özellikle Abbâsîler döneminde, hicrî ikinci asrın sonları ile dördüncü asır arasında yoğunlaştı. Bağdat'ta halife Me'mûn döneminde öne çıkan Beytü'l-hikme, bu faaliyetle birlikte anılan bir kurumdur; araştırmacılar onun bir kütüphane mi yoksa bir tercüme ve araştırma merkezi mi olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürer. Bu dönemin en bilinen tercümanlarından biri, Hıristiyan bir hekim olan Huneyn b. İshâk'tır. Aristoteles'in mantık, fizik ve metafizik eserleri, Eflâtun'un bazı eserleri ve Yeni Eflâtunculuğa ait metinler bu yolla Arapçaya geçti. Bu aktarım yalnız bir tercüme değil, aynı zamanda yeni bir terim dilinin oluşmasıydı; Ders 14.5'te gördüğün mantık ve kelam terimlerinin önemli bir kısmı bu dönemde şekillendi.

Kindî. İslam dünyasının ilk büyük filozofu olarak anılan Kindî, "Arapların filozofu" lakabıyla bilinir. Kindî'nin projesi, felsefe ile dinin uyumlu olduğunu göstermekti; ona göre hakikat nereden gelirse gelsin kabul edilmelidir. Kindî bazı noktalarda Aristoteles'ten ayrılır; örneğin âlemin sonradan yaratıldığını savunur. Bu yönüyle o, felsefe ile kelam arasında bir köprü kurmaya çalışan bir düşünür olarak görülür.

Fârâbî. Fârâbî, mantık alanındaki çalışmaları nedeniyle, Aristoteles'ten sonra "ikinci öğretmen", yani Muallim-i sânî lakabıyla anılır. Fârâbî'nin projesi, felsefeyi ahlak ve siyasetle birleştiren kapsamlı bir sistem kurmaktı. Erdemli şehir üzerine yazdığı eserinde, ideal toplumun yönetimini filozof-yönetici fikri etrafında tartışır. Fârâbî peygamberliği, peygamberin hayal gücünün olağanüstü bir mükemmelliğe ulaşmasıyla açıklamaya çalışmıştır; bu açıklama, sonraki kelamcıların eleştirilerinin hedeflerinden biri oldu.

İbn Sînâ. İslam felsefesinin en etkili ismi, eş-Şifâ ve el-İşârât ve't-tenbîhât gibi eserlerin müellifi İbn Sînâ'dır. İbn Sînâ'nın en önemli katkılarından biri, varlığı vâcib ve mümkin olarak ayırmasıdır: varlığı kendinden olan zorunlu varlık ile varlığı başkasından olan mümkin varlık. Bu ayrım, Ders 11.5'te gördüğün Allah'ın varlığının delillerinden biri olan imkân delilinin felsefî temelidir ve kelamcılar tarafından da benimsenmiştir. Hazırlıktaki soruya İbn Sînâ'nın cevabı ise tartışma yarattı: ona göre Allah cüz'îleri bilir, ama onları zaman içinde değişen bir biçimde değil, "küllî bir tarzda" bilir. Bu görüşün amacı, değişen bir bilginin değişmez bir zâta nispet edilmesinden kaçınmaktı. Gazzâlî ise bu görüşü, Ders 18.3'te gördüğün üç meseleden biri olarak sert biçimde eleştirdi.

Kelam ve felsefe: önce çatışma. Kelam, felsefeyle karşılaştığında önce ona mesafeli durdu. İlk dönem kelamcılarının, yani mütekaddimûnun, âlemi açıklamak için kullandığı kavramlar, cevher ve araz gibi, Aristotelesçi felsefenin kavramlarından farklıydı. Kelamcılar filozofların âlemin ezelî olduğu, Allah'ın âlemi bir zorunlulukla meydana getirdiği gibi görüşlerini, Allah'ın iradesini ve kudretini sınırladığı gerekçesiyle reddetti. Gazzâlî'nin Tehâfüt'ü bu çatışmanın zirvesidir. Ama Tehâfüt'ün hedefi felsefenin bütünü değil, filozofların metafizikteki belirli iddialarıydı; matematik ve mantık bu eleştirinin dışında tutulmuştu.

Kelam ve felsefe: sonra özümseme. Ama aynı Gazzâlî, Ders 18.3'te gördüğün gibi, felsefenin en güçlü aracı olan mantığı kelama taşıdı. Gazzâlî'den sonra kelamın görünümü değişti. Ders 15.3'te gördüğün Fahreddin Râzî, filozofların görüşlerini ayrıntılı biçimde tartışan ve onların kavramlarını kullanan bir kelam geliştirdi. Ders 18.5'te gördüğün Îcî'nin Mevâkıf'ı ve Cürcânî'nin şerhi ise kelamı bilgi teorisiyle ve felsefenin genel meseleleriyle başlatır; inanç esaslarına ancak bu felsefî zeminden sonra geçer. Sonraki âlimler bu yeni kelam anlayışına müteahhirîn kelamı, yani sonrakilerin kelamı adını verdi. Böylece kelam, felsefeyi reddetmekle kalmadı, onun kavramlarını ve yöntemlerini kendi amacına hizmet edecek biçimde özümsedi.

Tasavvuf ve kelam. Tasavvufun kelamla ilişkisi, Ders 12.8 ve 19.1'de gördüğün gibi, büyük ölçüde bir uyum arayışıdır. Kuşeyrî Risâle'sine sûfîlerin inancının Ehl-i Sünnet kelamıyla uyumlu olduğunu göstererek başlar. Gazzâlî ise Munkız'da kelamın inancı korumak için yararlı olduğunu, ama kalbin yakînine ulaştırmakta yetersiz kaldığını söyler ve bu yakîni tasavvufta bulduğunu anlatır. Bu tutum, kelamı reddetmeyen ama onu tek başına yeterli görmeyen bir tutumdur.

Tasavvuf ve felsefe. Tasavvufun felsefeyle ilişkisi daha karmaşıktır. Ders 19.4 ve 19.5'te gördüğün İbnü'l-Arabî, varlık, isimler ve mertebeler gibi felsefenin de ilgilendiği sorulara keşfe dayanan cevaplar verdi ve şârihleri, özellikle Konevî ve Kayserî, bu cevapları felsefî bir dille sistemleştirdi. Öte yandan Sühreverdî, Hikmetü'l-işrâk adlı eserinde, Aristotelesçi felsefenin yalnız akıl yürütmeye dayanan yöntemini eleştirdi ve bilgiyi bir nurun, yani aydınlanmanın idraki olarak açıklayan işrâk felsefesini kurdu. Sühreverdî'ye göre gerçek bir filozof hem akıl yürütmede hem de manevi tecrübede derinleşmiş biri olmalıdır. Bu düşünce, sonraki yüzyıllarda felsefe, kelam ve tasavvufu birleştirmeye çalışan düşünürleri derinden etkiledi.

Bir terimin üç anlamı: akıl. Üç yolun farkı, aynı terimi farklı anlamlarda kullanmalarında da görülür. "Akıl" kelimesi buna iyi bir örnektir. Fârâbî ve İbn Sînâ gibi filozoflarda akıl, insan zihninin yanında, kozmik bir varlık düzeninin de adıdır; insanın bilgiye ulaşması, faal akıl denen bir varlıkla kurduğu bağla açıklanır. Kelamcılarda akıl, vahyin doğruluğunu tanıyan ve onu savunan, ama vahyin bildirdiklerini tek başına bilemeyen bir idrak gücüdür; Ders 15.3'te Râzî'nin akıl ile nakil ilişkisine dair küllî kanununu görmüştün. Sûfîlerde ise akıl, değerli ama sınırlı bir araçtır; kalbin keşfine ulaştıran bir merdiven, ama hakikatin kendisi değildir. Ders 20.2 ve 20.5'te gördüğün terim uyarısı burada da geçerlidir: aynı kelime, üç gelenekte üç farklı kavramdır.

Üç yolun karşılaştırılması. Bu üç yolu üç ölçütle karşılaştırabiliriz. Bilgi kaynağı bakımından felsefe aklın kesin ilkelerine ve burhana, kelam vahye ve onu savunan aklî delillere, tasavvuf ise keşfe ve zevke, yani kalbin doğrudan tecrübesine öncelik verir. Yöntem bakımından felsefe burhanî kıyasa, kelam ise çoğu zaman Ders 20.6'da gördüğün cedele, yani karşı tarafın kabul ettiği öncüllerden hareket eden tartışmaya dayanır; tasavvuf ise riyazet ve zikir gibi pratikleri bilginin yolu sayar. Hedef bakımından felsefe varlığın hakikatini bilmeyi, kelam inancı delillendirip savunmayı, tasavvuf ise Allah'a yakınlığı ve onu tanımayı amaçlar. Bu karşılaştırma bir şemadır; gerçek düşünürlerde bu üç yol çoğu zaman iç içe geçer.

Cüz'îler meselesinde üç cevap. Hazırlıktaki soruya dönersek, üç yolun cevapları da bu farkları yansıtır. İbn Sînâ cevabını, değişmeyen bir zâtın değişen bir bilgiye konu olamayacağı aklî ilkesinden kurar. Kelamcılar ise vahyin Allah'ın her şeyi, en küçük ayrıntısına kadar bildiğini açıkça bildirdiğini vurgular ve değişenin Allah'ın ilmi değil, bilinen şey olduğunu söyleyerek aklî itirazı cevaplar. İbn Rüşd ise Ders 18.4'teki tartışmanın devamında, Allah'ın ilminin ne bizim küllî ne de cüz'î bilgimize benzetilebileceğini, onun bizim bilgimizin sebebi olduğunu savunur. Sûfî gelenek ise bu soruyu, Ders 19.4'te gördüğün a'yân-ı sâbite kavramıyla, yani eşyanın Allah'ın ilmindeki hakikatleriyle ilişkilendirerek ele alır.

Bir sentez denemesi: Molla Sadrâ. Üç yolu birleştirme çabasının en kapsamlı örneklerinden biri, İran'da yaşamış Molla Sadrâ'nın düşüncesidir. Molla Sadrâ, el-Hikmetü'l-müteâliye, yani yüce hikmet adını verdiği yaklaşımında, filozofların burhanını, sûfîlerin keşfini ve Kur'an'ın öğretisini tek bir sistemde buluşturmaya çalışmıştır. Bu çaba, İbn Sînâ'nın felsefesini, Sühreverdî'nin işrâk düşüncesini ve İbnü'l-Arabî'nin varlık anlayışını bir araya getirir. Molla Sadrâ'nın düşüncesi özellikle İran'da etkili olmuş ve bu üç yolun birbirine ne kadar yaklaşabileceğini gösteren bir örnek olarak incelenmiştir.

Üçgenin mirası. Bu üç yolun etkileşimi sonraki yüzyıllarda daha da derinleşti. Bazı düşünürler bu üç yolu tek bir sistemde birleştirmeye çalıştı. Osmanlı medresesinde de kelam, mantık ve felsefenin bir arada okunduğu, tasavvufun ise tekkelerde ve pek çok âlimin kişisel hayatında yaşadığı bir denge oluştu. Ders 19.5'te gördüğün Molla Fenârî, hem bir kelamcı ve fakih hem de İbnü'l-Arabî geleneğinin şârihi olarak bu dengenin canlı bir örneğidir.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe, "kelamcılar felsefeye karşıydı" cümlesini bir kitapta okur ve bunu bütün kelam tarihine genelleyerek not eder. Hocası ona Gazzâlî'nin felsefenin bazı görüşlerini eleştirirken mantığı kelama taşıdığını, Râzî ve Îcî'nin ise felsefenin kavramlarını kelamın içinde kullandığını hatırlatır. Talebe notunu "kelam felsefeyle önce çatıştı, sonra onu özümsedi" diye düzeltir.
  • Orta: Bir çalışma grubu, felsefe, kelam ve tasavvufu üç sütunlu bir tabloda karşılaştırır. Satırlara bilgi kaynağını, yöntemi, hedefi ve her yolun bir temsilcisini yazar: felsefe için İbn Sînâ, kelam için Râzî, tasavvuf için İbnü'l-Arabî. Ardından Sühreverdî'yi tabloda nereye yerleştireceklerini tartışır ve onun felsefe ile tasavvuf sütunları arasında bir köprü kurduğu sonucuna varır.
  • Gerçek hayat: Bir arkadaşın, bir felsefe dersinde "İslam dünyasında felsefe Gazzâlî ile bitti" dendiğini duyar ve bunun doğru olup olmadığını sorar. Sen ona Gazzâlî'den sonra İbn Rüşd'ün cevabını, Sühreverdî'nin işrâk felsefesini ve kelamın felsefeyi özümseyen yeni biçimini anlatırsın. Arkadaşın, felsefenin ortadan kalkmadığını, farklı alanlara dağılarak devam ettiğini görür.

Uygulama

Şimdi sıra sende: "Allah cüz'îleri bilir mi?" sorusunu üç geleneğin nasıl cevapladığını gösteren bir tablo hazırla. Tablonun üç sütunu felsefe, kelam ve tasavvuf olsun. Satırlarda şunlar yer alsın: geleneğin bu soruya cevabı, cevabın dayandığı bilgi kaynağı, cevabı destekleyen başlıca gerekçe, bu geleneğin bir temsilcisi ve onun bu konudaki eseri, diğer geleneklerin bu cevaba yönelttiği başlıca itiraz. Felsefe için İbn Sînâ'yı, kelam için Gazzâlî'yi ya da bir Mâtürîdî ya da Eş'arî kelamcıyı, tasavvuf için İbnü'l-Arabî geleneğini esas alabilirsin. İbn Rüşd'ün görüşünü ayrı bir satırda ya da notta göster. Bilgileri Modül 18 ve 19'daki derslerden ve güvenilir bir kaynaktan al ve kaynağını belirt. Tablonun altına bir paragraf yaz: bu üç cevap birbirini dışlıyor mu, yoksa aynı hakikatin farklı yönlerine mi işaret ediyor? Gerekçeni yaz. Hedef: Felsefe, kelam ve tasavvufun aynı soruya bilgi kaynağı, yöntem ve gerekçe bakımından nasıl farklı cevaplar verdiğini gösterebilmek ve bu cevapları adil biçimde değerlendirebilmek.

Mini test

  1. Tercüme hareketi İslam düşüncesine ne kazandırmıştır?
  2. İbn Sînâ'nın vâcib ve mümkin varlık ayrımı nedir ve kelama nasıl yansımıştır?
  3. Kelamın felsefeyle ilişkisi Gazzâlî'den önce ve sonra nasıl değişmiştir?
  4. Sühreverdî'nin işrâk felsefesi neyi eleştirir ve bilgiyi nasıl açıklar?
  5. Felsefe, kelam ve tasavvuf bilgi kaynağı ve hedef bakımından nasıl ayrılır?
Cevapları göster
  1. Yunanca ve Süryanice felsefe ve bilim eserlerini Arapçaya aktararak felsefenin gelişmesini sağlamış ve mantık ve kelam terimlerinin önemli bir kısmının şekillendiği yeni bir terim dili oluşturmuştur.
  2. Varlığı kendinden olan zorunlu varlık ile varlığı başkasından olan mümkin varlık ayrımıdır. Bu ayrım, kelamcıların da benimsediği imkân delilinin felsefî temelini oluşturmuştur.
  3. Gazzâlî'den önce kelam felsefeye mesafeliydi ve onun bazı görüşlerini reddediyordu. Gazzâlî'den sonra Râzî ve Îcî gibi kelamcılar felsefenin kavramlarını ve yöntemlerini kelamın içinde kullanarak müteahhirîn kelamını geliştirdi.
  4. Aristotelesçi felsefenin yalnız akıl yürütmeye dayanan yöntemini eleştirir ve bilgiyi bir nurun, yani aydınlanmanın idraki olarak açıklar; gerçek filozofun hem akıl yürütmede hem manevi tecrübede derinleşmesi gerektiğini savunur.
  5. Felsefe aklın kesin ilkelerine dayanır ve varlığın hakikatini bilmeyi, kelam vahye ve onu savunan aklî delillere dayanır ve inancı savunmayı, tasavvuf keşfe dayanır ve Allah'a yakınlığı amaçlar.

Özet

  • Tercüme hareketi Yunan felsefesini Arapçaya aktarmış ve yeni bir terim dili oluşturmuştur.
  • Kindî felsefe ile dinin uyumunu, Fârâbî felsefe ile siyasetin birliğini, İbn Sînâ vâcib-mümkin ayrımıyla kapsamlı bir metafiziği savunmuştur.
  • Kelam felsefeyle önce çatışmış, Gazzâlî'den sonra ise onun kavramlarını özümseyerek müteahhirîn kelamını geliştirmiştir.
  • Tasavvuf kelamla uyum aramış, İbnü'l-Arabî ve Sühreverdî ile felsefenin sorularına kendi cevaplarını vermiştir.
  • Üç yol bilgi kaynağı, yöntem ve hedef bakımından ayrılır, ama gerçek düşünürlerde çoğu zaman iç içe geçer.

Sonraki derse hazırlık

Ders 22.4'te Endülüs'ü işleyeceğiz. Hazırlık: Bu akademide adını gördüğün Endülüslü âlimleri hatırla: Ders 15.4'te İbn Hazm'ı, Ders 18.4'te İbn Rüşd'ü, Ders 19.4'te İbnü'l-Arabî'yi, Ders 21.2'de Şâtıbî'yi görmüştün. Bu dört âlimin her biri için hangi alanda öne çıktığını ve hangi şehirde yaşadığını birer cümleyle yaz. Ardından şu soruyu düşün: aynı coğrafyadan bu kadar farklı yönelimlerde, yani Zâhirî fıkıhta, Aristotelesçi felsefede, tasavvufta ve makâsıdda bu kadar özgün düşünürlerin çıkmasını ne açıklayabilir? Cevabını bir cümleyle not et.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 22.3

Tercüme hareketi ve Beytü'l-hikme; Kindî, Fârâbî ve İbn Sînâ'nın felsefe projeleri; kelamın felsefeyle önce çatışması, sonra onu özümsemesi (Gazzâlî sonrası müteahhirîn kelamı); tasavvufun hem kelam hem felsefeyle ilişkisi (İbnü'l-Arabî, Sühreverdî'nin işrâk felsefesi) anlatılır. Üç yolun bilgi kaynağı, yöntem ve hedef açısından karşılaştırılması Modül 18 ve 19'la bağlanır. Uygulama: bir soruyu (örneğin "Allah cüz'îleri bilir mi?") üç geleneğin nasıl cevapladığını gösteren tablo.