İçeriğe geç

Ders 21.4 · Seviye 4 · İçtihad ve Fetva Metodolojisi

Fetva adabı

1.902 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta Ders 1.3'te gördüğün talebe adabını ve Ders 20.7'de gördüğün münazara ahlakını hatırladın. Ardından bir arkadaşının sana cevabını kesin olarak bilmediğin bir dinî soru sorduğunu düşündün ve üç tepkiyi karşılaştırdın: tahminine dayanarak cevap vermek, "bilmiyorum" demek ya da soruyu bilen birine yönlendirmek. Muhtemelen tahmine dayalı bir cevabın arkadaşını yanlış bir amele götürebileceğini, "bilmiyorum" demenin dürüst ama yarım kaldığını, yönlendirmenin ise hem dürüst hem de yararlı olduğunu yazdın. Son olarak "bilmiyorum" demenin bir âlim için neden zor olabileceğini düşündün: insanlar ondan cevap bekler, bilmediğini söylemek itibarını sarsabilir gibi gelir. Bu zorluk, fetva adabının tam merkezindedir. Ders 21.3'te fetvanın nas ve vakıa olmak üzere iki ayağı olduğunu gördün. Bu derste üçüncü bir ayağı, fetvayı verenin kendisini, yani müftînin şartlarını, ahlakını ve sorumluluğunu öğreneceksin. Önce müftînin şartlarını, sonra fetvanın ahlakını, kolaylaştırma ile gevşeklik arasındaki farkı ve hile tartışmasını, son olarak fetvanın yargı kararından farkını ve bu geleneğin kurumlarını göreceksin.

Ana anlatım

Fetva nedir? Fetva, bir kişinin dinî bir meseledeki sorusuna, ehliyet sahibi birinin delile dayanarak verdiği cevaptır. Soruyu sorana müsteftî, cevabı verene müftî denir. Kur'an'da "fetva istemek" anlamındaki fiil birkaç yerde geçer ve cevabın Allah'a nispet edildiği görülür. Nisâ suresinin 4/127. ayetinin başı şöyledir: "Kadınlar hakkında senden fetva isterler, de ki: Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor." Bu üslup, müftînin kendi adına değil, Allah'ın hükmünü bildirmek adına konuştuğunu hatırlatır. İbnü'l-Kayyim bu yüzden eserine "İ'lâmü'l-muvakkıîn an Rabbi'l-âlemîn", yani Âlemlerin Rabbi adına imza atanların bilgilendirilmesi adını vermiştir. Müftî, bir anlamda Allah adına imza atan kişidir; bu, fetvanın ağırlığını gösterir.

Fetva adabı literatürü. Bu sorumluluk, müftînin ve soru soranın uyması gereken kuralları toplayan ayrı bir literatür doğurdu. Bu literatürün en etkili eserlerinden biri, Ders 20.5'te mantık tartışmasında adını gördüğün İbnü's-Salâh'ın (ö. 643/1245) Edebü'l-müftî ve'l-müstaftî'sidir. Nevevî, el-Mecmû' adlı büyük Şâfiî fıkıh eserinin mukaddimesinde fetva adabına geniş bir bölüm ayırmış ve bu bölümde büyük ölçüde İbnü's-Salâh'ın eserinden yararlanmıştır. Hanefî geleneğinde ise İbn Âbidîn, Ukûdü resmi'l-müftî adlı manzumesinde ve onun şerhinde, bir Hanefî müftînin mezhep içindeki görüşlerden hangisiyle fetva vermesi gerektiğini, rivayetlerin derecelerini ve tercih kurallarını anlatır.

Müftînin şartları. Bu eserlerde müftînin şartları şöyle sayılır: Müslüman, akıllı ve ergen olmak; güvenilir, yani adil olmak; fıkhın inceliklerini kavrayacak bir anlayışa sahip olmak; uyanık ve dikkatli olmak, yani hilelere ve yanıltıcı sorulara karşı tetikte durmak. Ders 21.1'de gördüğün içtihad şartları ise müftînin hangi düzeyde fetva verebileceğini belirler. Müctehid olmayan bir müftî, mezhebinin görüşünü aktaran biri olarak fetva verir; sonraki âlimler bu tür müftîye "nâkil", yani aktaran demiştir. Nâkil müftînin görevi, mezhebin güvenilir görüşünü doğru kaynaktan, doğru biçimde aktarmaktır. İbn Âbidîn'in eseri tam da bu görevin kurallarını öğretir.

"Bilmiyorum" demek. Fetva adabının en çok vurgulanan ilkelerinden biri, bilmediği konuda "bilmiyorum" diyebilmektir. Bu konuda en sık anılan örnek İmam Mâlik'tir: kendisine uzak bir yoldan gelen bir kişinin pek çok soru sorduğu, Mâlik'in bunların çoğuna "bilmiyorum" diye cevap verdiği nakledilir; kaynaklarda soruların sayısı farklı verilir. Adam şaşırıp memleketine dönünce ne diyeceğini sorduğunda, Mâlik'in ona "Mâlik bilmiyor de" dediği aktarılır. "Bilmiyorum demek ilmin yarısıdır" sözü de bu geleneğin özlü ifadesi olarak dolaşır. Hazırlıkta fark ettiğin zorluk gerçektir, ama gelenek bu zorluğu bir erdeme çevirir: bilmediğini söyleyen âlimin bildiğini söylediğinde sözüne daha çok güvenilir.

Acele etmemek. Bilmediğini söylemenin yanında, bildiği konuda bile acele etmemek fetva adabının bir başka ilkesidir. İbnü's-Salâh ve Nevevî, müftînin soruyu iyice anlamadan, gerekli araştırmayı yapmadan ve düşünmeden cevap vermesini kınar. Ders 21.3'te gördüğün vakıanın doğru tasviri bu ilkenin bir parçasıdır: soru belirsizse müftî soru sahibine sorular sorar, eksik bilgiyi tamamlatır. Hızlı cevap vermek bir maharet gibi görünebilir, ama fetva adabı kitapları hızın değil, doğruluğun değer olduğunu vurgular.

Soru sahibini anlamak. Müftî yalnız soruyu değil, soranı da anlamaya çalışır. Soruyu soran bir mesele hakkında bilgi mi istiyor, yoksa kendi durumu için bir amel yolu mu arıyor? Ders 20.1'de meânîde muhatabın durumuna göre sözün biçimlendiğini görmüştün; fetvada da cevabın dili, soranın bilgi düzeyine ve durumuna göre ayarlanır. Ağır bir sıkıntı içindeki birine verilecek cevap ile bir talebenin ilmî sorusuna verilecek cevap aynı hükmü taşıyabilir, ama aynı biçimde söylenmez. Bu, Ders 21.3'te gördüğün "soran kişi de vakıanın parçasıdır" ilkesinin fetvanın diline yansımasıdır.

Kolaylaştırma ve gevşeklik. Fetva adabının en ince ayrımlarından biri, kolaylaştırma ile gevşeklik arasındaki farktır. Ders 10.6'da gördüğün "dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır" ilkesi, müftîye mümkün olduğunda kolaylığı gözetmeyi öğretir. Ama İbnü's-Salâh ve Nevevî, gevşekliği, yani tesâhülü açıkça yasaklar. Tesâhülün iki biçimi sayılır: birincisi, delilleri yeterince incelemeden hızlıca fetva vermek; ikincisi, bir ücret ya da bir kişiyi memnun etme isteği gibi bir sebeple, aranan sonuca ulaşmak için zayıf görüşleri ve ruhsatları kollamak. Buna karşılık, meşru bir maksatla, örneğin bir kişiyi haramdan kurtaracak helal bir çıkış yolu göstermek kolaylaştırmadır ve övülmüştür. İki durumu ayıran şey, müftînin niyetidir: hakkı mı arıyor, yoksa istenen cevabı mı?

Hile-i şer'iyye. Bu ayrım, hile-i şer'iyye tartışmasında en keskin biçimini alır. Hile, bir hükümden ya da bir sonuçtan kurtulmak için şeklen meşru bir yol kullanmaktır. Ders 21.2'de Şâtıbî'nin mükellefin kastını gördün: bir hükmü, o hükmün amacına aykırı bir niyetle kullanmak geçerli sayılmaz. Ders 17.6'da gördüğün bey'u'l-îne, faiz yasağından kaçmak için iki satışı birleştiren bir hiledir ve çoğunluk tarafından reddedilmiştir. Öte yandan Hanefî geleneğinde, meşru bir hakkı korumak ya da bir zarardan kurtulmak için kullanılabilecek yolları toplayan "mehâric" eserleri de yazılmıştır. İbnü'l-Kayyim, İ'lâmü'l-muvakkıîn'de hileleri iki türe ayırır: haramı helal, helali haram kılmaya yönelik hileler kesinlikle reddedilir; bir hakkı elde etmeye ya da bir zulmü defetmeye yönelik çıkış yolları ise meşrudur. Ölçü yine aynıdır: yol, şeriatın amacına mı hizmet ediyor, yoksa onu dolanıyor mu?

Soru soranın adabı. İbnü's-Salâh'ın eserinin adı yalnız müftîyi değil, soru soranı da anar; fetva adabının bir yarısı da müsteftîye aittir. Soru soran, ilmine ve dindarlığına güvendiği, ehil bir kişiye başvurmalıdır. Olayı eksiksiz ve dürüstçe anlatmalı, kendi lehine olan yönleri öne çıkarıp aleyhine olanları gizlememelidir; Ders 21.3'te gördüğün "sorulduğu gibi ise" kaydı, yanlış anlatılmış bir olayın vebalinin soran kişiye ait olduğunu da hatırlatır. Ayrıca istediği cevabı bulana kadar aynı soruyu müftîden müftîye dolaştırmak, fetvayı bir hükmü öğrenme aracı olmaktan çıkarıp bir onay arama aracına çevirir. Âlimler, iki farklı fetvayla karşılaşan kişinin, hevâsına uygun olanı değil, ilmine ve takvasına daha çok güvendiği müftînin görüşünü seçmesini öğütlemiştir. Fetva, müftînin dürüstlüğü kadar soranın da dürüstlüğüne dayanır.

Fetva ve kaza. Fetva ile kaza, yani yargı kararı birbirinden farklıdır. Fetva bir bilgilendirmedir: müftî hükmü bildirir, ama bu hüküm soru sahibini dünya hukuku bakımından bağlamaz; soru sahibi başka bir müftîye de danışabilir. Kaza ise bağlayıcıdır: hâkimin kararı taraflar için uygulanır. Ayrıca hâkim, olayın görünen yanına, delillere ve şahitlere göre karar verir; müftî ise soru sahibinin anlattığına göre fetva verir ve onun vicdanına hitap eder. Bu yüzden bir kişi mahkemede lehine karar alıp da müftîden, vicdanen o hakkın kendisine ait olmadığını öğrenebilir. Fıkıh kitaplarındaki "kazâen" ve "diyâneten" ayrımı, bu iki alanın farkını ifade eder.

Osmanlı'da fetva kurumu. Osmanlı Devleti'nde fetva, şeyhülislamlık makamı etrafında kurumsallaştı. Şeyhülislamın fetvaları, fetvahâne denilen bir birimde hazırlanır, müsvedde hâline getirilir ve şeyhülislamın onayıyla verilirdi. Bu fetvaların en bilinen örnekleri, Kanûnî döneminin şeyhülislamı Ebussuûd Efendi'nin (ö. 982/1574) fetvalarıdır. Bu fetvalar belirli bir yapıya sahiptir: "Mes'ele" başlığı altında soru, gerçek kişilerin adı yerine Zeyd, Amr ve Hind gibi temsilî isimlerle sorulur; "el-Cevap" başlığı altında ise çoğu zaman çok kısa bir cevap verilir: "olur", "olmaz", "lâzım gelir" gibi. Bu kısalık, sorunun cevaba hazır biçimde, ayrıntılarıyla kurulmasına dayanır. Soruyu bu biçime getirmek, fetvahânede çalışan ve vakıayı fıkhın diline çeviren kâtiplerin işiydi; yani fetvanın emeğinin önemli bir kısmı, cevaptan önce sorunun doğru kurulmasında harcanırdı.

Türkiye'de fetva. Günümüz Türkiye'sinde dinî sorulara verilen cevaplar, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından kurumsal olarak verilir. Kurul, farklı ilim dallarından üyelerden oluşur ve çağdaş meselelerde kararlar yayımlar. Ders 21.1'de gördüğün kolektif içtihadın Türkiye'deki karşılığı budur. Bu kurulun kararları da birer fetvadır, yani bir yargı kararı gibi bağlayıcı değildir; ama kurumsal bir ehliyete ve geniş bir istişareye dayandığı için toplumda geniş bir güven görür.

Örnekler

  • Basit: Bir talebeye, cevabını kesin bilmediği bir miras sorusu sorulur. Talebe tahmine dayanarak cevap vermek yerine, "Bu konuda kesin bilgim yok; seni bu alanda uzman bir hocaya yönlendireyim" der ve soru sahibini Din İşleri Yüksek Kurulu'nun soru hattına yönlendirir. Talebe, İmam Mâlik'ten nakledilen "bilmiyorum" örneğini hatırlar ve bu cevabın bir eksiklik değil, bir emanet bilinci olduğunu fark eder.
  • Orta: Bir çalışma grubu, Ebussuûd Efendi'nin fetvalarından birkaç örneği bir derlemeden okur. Her fetvada sorunun Zeyd, Amr ve Hind gibi temsilî isimlerle kurulduğunu, cevabın ise çoğu zaman tek bir kelimeden oluştuğunu tespit eder. Grup, bu kısalığın, sorunun bütün ayrıntılarıyla ve cevaba hazır biçimde yazılmasıyla mümkün olduğunu, yani fetvanın asıl emeğinin sorunun kuruluşunda olduğunu fark eder.
  • Gerçek hayat: Bir arkadaşın, internette her soruya en kolay cevabı veren bir sayfayı takip ettiğini ve bu sayfanın "dinimiz kolaylık dinidir" diyerek her konuda ruhsat önerdiğini anlatır. Sen ona kolaylaştırma ile tesâhül arasındaki farkı anlatırsın: kolaylık, delillere dayanarak ve meşru bir maksatla gösterildiğinde övülür; ama aranan sonuca ulaşmak için zayıf görüşleri kollamak, fetva adabı kitaplarının açıkça yasakladığı bir gevşekliktir.

Uygulama

Şimdi sıra sende: Klasik bir fetva mecmuasından, örneğin Ebussuûd Efendi'nin fetvalarının bir derlemesinden, üç "mes'ele - el-cevap" örneği oku ve yapısını çözümle. Ebussuûd fetvalarının Türkçe derlemeleri bulunur; kullandığın derlemenin künyesini yaz. Seçtiğin üç fetvanın biri ibadetlerden, biri aile hukukundan, biri muamelattan olsun. Her fetva için şunları yaz: sorunun tam metni ve günümüz Türkçesiyle anlamı, soruda kullanılan temsilî isimler ve bunların neyi temsil ettiği, sorunun hangi ayrıntılarının cevabı belirlediği, cevabın metni ve anlamı. Ardından her fetvanın arkasında yatan fıkhî hükmü ve mümkünse dayandığı delili ya da mezhep görüşünü bul. Son olarak bir paragraf yaz: bu fetvaların kısa cevap yapısı, bu dersteki "acele etmemek" ve "soruyu anlamak" ilkeleriyle nasıl bağdaşıyor? Fetvanın asıl emeği nerededir? Hedef: Klasik fetva metinlerinin yapısını çözümleyebilmek ve fetva adabının ilkelerinin bir fetva metnine nasıl yansıdığını gösterebilmek.

Mini test

  1. Müftînin şartları nelerdir ve "nâkil" müftî kimdir?
  2. "Bilmiyorum" demek fetva adabında neden bir erdem sayılır?
  3. Kolaylaştırma ile tesâhül arasındaki fark nedir?
  4. İbnü'l-Kayyim hileleri hangi iki türe ayırır?
  5. Fetva ile kaza arasındaki iki temel fark nedir?
Cevapları göster
  1. Müslüman, akıllı ve ergen olmak, güvenilir olmak, fıkhın inceliklerini kavrayacak bir anlayışa sahip olmak ve uyanık olmak. Nâkil müftî, müctehid olmayıp mezhebinin güvenilir görüşünü doğru kaynaktan aktararak fetva veren kişidir.
  2. Tahmine dayalı bir cevap soranı yanlış bir amele götürebilir. Bilmediğini söyleyen âlimin bildiğini söylediğinde sözüne daha çok güvenilir; İmam Mâlik'ten nakledilen örnek bu erdemi gösterir.
  3. Kolaylaştırma, delillere dayanarak ve meşru bir maksatla mümkün olan kolaylığı göstermektir. Tesâhül ise delilleri incelemeden hızlıca fetva vermek ya da aranan sonuca ulaşmak için zayıf görüşleri ve ruhsatları kollamaktır.
  4. Haramı helal, helali haram kılmaya yönelik hileler kesinlikle reddedilir; bir hakkı elde etmeye ya da bir zulmü defetmeye yönelik çıkış yolları ise meşrudur.
  5. Fetva bir bilgilendirmedir ve bağlayıcı değildir, kaza ise bağlayıcıdır. Hâkim olayın görünen yanına ve delillere göre karar verir, müftî ise soru sahibinin anlattığına göre fetva verir ve onun vicdanına hitap eder.

Özet

  • Fetva, ehliyet sahibi birinin delile dayanarak verdiği cevaptır; müftî bir anlamda Allah adına imza atan kişidir.
  • İbnü's-Salâh, Nevevî ve İbn Âbidîn fetva adabının temel eserlerini yazmıştır; müftînin şartları ehliyet, güvenilirlik, anlayış ve uyanıklıktır.
  • "Bilmiyorum" demek, acele etmemek ve soru sahibini anlamak fetvanın ahlakıdır.
  • Kolaylaştırma övülür, tesâhül yasaktır; haramı helal kılmaya yönelik hileler reddedilir, zulmü defetmeye yönelik çıkış yolları meşrudur.
  • Fetva bağlayıcı olmayan bir bilgilendirme, kaza bağlayıcı bir karardır; Osmanlı'da şeyhülislamlık, bugün Türkiye'de Din İşleri Yüksek Kurulu fetvayı kurumsallaştırır.

Sonraki derse hazırlık

Ders 21.5'te çağdaş finans meselelerini işleyeceğiz. Hazırlık: Ders 17.6'da gördüğün alışveriş ve faiz hükümlerini, özellikle murâbaha ve bey'u'l-îne tartışmasını hatırla. Ardından bir bankadan faizli bir tüketici kredisi çekmek ile bir katılım bankasından murâbaha yoluyla bir mal almak arasındaki farkı düşün. Her iki işlemi adım adım yaz: para ya da mal kimden kime, hangi sırayla geçiyor, kim neyin sahibi oluyor ve risk kimde kalıyor? Son olarak şu soruyu bir cümleyle cevapla: iki işlemin müşteriye maliyeti aynı olsa bile, fıkıh açısından aralarında bir fark olabilir mi ve bu fark neye dayanır?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 21.4

Müftînin şartları ve ahlakı, "bilmiyorum" demenin fazileti, soru sahibinin durumunu anlamak, fetvada kolaylaştırma ile gevşekliğin (tesâhül) farkı, hile-i şer'iyye tartışması ve fetvanın kazadan (yargı kararından) farkı anlatılır. İbnü's-Salâh'ın Edebü'l-müftî ve'l-müstaftî'si, Nevevî'nin el-Mecmû' mukaddimesindeki fetva adabı ve İbn Âbidîn'in Şerhu Ukûdi resmi'l-müftî'si tanıtılır. Osmanlı'daki şeyhülislamlık ve fetvahâne geleneği ile Türkiye'de Din İşleri Yüksek Kurulu'nun işleyişi kısaca gösterilir. Uygulama: klasik bir fetva mecmuasından (örneğin Ebussuûd fetvaları) üç "mes'ele-el-cevap" örneğini okuyup yapısını çözümlemek.