İçeriğe geç

Ders 21.3 · Seviye 4 · İçtihad ve Fetva Metodolojisi

Nas-vakıa ilişkisi

1.920 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta Ders 4.6'da gördüğün fitreyi hatırladın. Hadislerde fitrenin hurma, arpa ve kuru üzüm gibi gıda maddelerinden belirli bir ölçüyle verileceği bildirilir; bugün ise fitre çoğunlukla para olarak verilir. Bu durumu üç soruyla düşündün: hadisteki hüküm hangi amaca hizmet ediyor olabilir, gıda maddesi mi asıl hükümdür yoksa yoksulun bayram günü ihtiyacını karşılamak mı, ve bugün bir yoksulun ihtiyacını hangisi daha iyi karşılar? Ardından hangi sorunun bir nas sorusu, hangisinin bir vakıa sorusu olduğunu işaretledin. Muhtemelen ilk iki sorunun hadisin kendisini ve amacını anlamaya, üçüncüsünün ise bugünün dünyasını tanımaya ait olduğunu fark ettin: hadisi ne kadar iyi okursan oku, bugün bir yoksulun neye ihtiyaç duyduğunu hadisten değil, bugünün hayatından öğrenirsin. Bu ayrım, bu dersin konusudur. Ders 21.2'de makâsıdı ve onun yanlış kullanılması riskini gördün. Bu derste hükmün somut olaya nasıl uygulandığını, olayın doğru tasvirinin neden hükmün ön şartı olduğunu ve hükümlerin hangi durumlarda zaman ve yerle değişebileceğini öğreneceksin.

Ana anlatım

Nas ve vakıa. Bir fetvanın iki ayağı vardır. Birincisi nastır: Kur'an, sünnet ve onlardan çıkarılan genel hükümler. İkincisi vakıadır: hakkında hüküm sorulan somut olay, içinde bulunduğu şartlar ve ilgili kişilerin durumu. Fıkıh kitapları çoğu zaman birinci ayağı öğretir; ama sahada fetva veren biri için ikinci ayak en az birincisi kadar önemlidir. Nası çok iyi bilen ama vakıayı yanlış anlayan biri, doğru bir hükmü yanlış bir olaya uygular ve sonuç yanlış olur. Bu ders, iki ayağı birbirine bağlamanın yöntemini anlatır.

Menât kavramı. Usulcüler bir hükmün bağlandığı niteliğe menât der; Ders 10.5'te gördüğün illetle yakından ilişkili bir kavramdır. Menât üzerinde yapılan üç işlem birbirinden ayrılır. Birincisi tahrîcü'l-menât: illetin nastan çıkarılması, örneğin şarabın haram kılınmasının sarhoş edicilikten dolayı olduğunun tespiti. İkincisi tenkîhu'l-menât: nasta zikredilen pek çok nitelik arasından hükme etki edenin ayıklanması. Ramazan'da orucunu eşiyle birlikte olarak bozan bedevînin kefaretle yükümlü tutulduğunu bildiren hadiste, kefaretin sebebinin bedevî olmak ya da belirli bir kişiyle olmak değil, orucun bozulması olduğunu belirlemek bu türdendir; âlimler bu bozmanın hangi niteliğinin hükme etki ettiğinde de ayrılmıştır. Üçüncüsü ise bu dersin asıl konusu olan tahkîku'l-menâttır.

Tahkîku'l-menât. Tahkîku'l-menât, nastan bilinen bir illetin ya da genel bir hükmün şartının, önümüzdeki somut olayda bulunup bulunmadığını tespit etmektir. Mâide suresinin 5/95. ayeti bunun Kur'an'daki bir örneğini verir: ihramlıyken av öldüren kişinin, "öldürdüğü kadar olduğuna içinizden iki adil kimsenin hükmedeceği" bir hayvanı kurban etmesi istenir. Hüküm nasla bellidir; ama öldürülen avın hangi evcil hayvana denk olduğunu tespit etmek, iki adil kişinin somut olaya bakarak vereceği bir karardır. Benzer biçimde, namazda kıbleye dönmek nasla sabittir, ama bilinmeyen bir yerde kıblenin hangi yönde olduğunu tespit etmek tahkîku'l-menâttır. Bir şahidin adil olması şartı nasla bellidir, ama önümüzdeki şahidin adil olup olmadığına karar vermek yine bu türden bir iştir.

Bitmeyen içtihad. Ders 21.1'de içtihad bahsini gördüğün Şâtıbî, tahkîku'l-menât hakkında önemli bir tespitte bulunur: bu tür içtihad kıyamete kadar kesilmez. Çünkü genel hükümler sınırlı sayıdadır, ama olaylar sonsuzdur; her yeni olayda genel hükmün ona uyup uymadığına bakmak gerekir. Bu yüzden müctehid olmayan bir kişi bile, örneğin bir hâkim ya da bir müftü, tahkîku'l-menât yapmak zorundadır. Bu tespit, Ders 10.8'de gördüğün içtihad kapısı tartışmasına da farklı bir açıdan ışık tutar: hüküm çıkarma anlamında içtihad tartışılsa bile, hükmü olaya uygulama anlamındaki içtihad hiçbir zaman durmamıştır.

Hüküm tasavvurun fer'idir. Mantık ve usul kitaplarında sık geçen bir kaide şöyle der: bir şey hakkındaki hüküm, onun tasavvurunun fer'idir, yani ona bağlıdır. Ders 20.5'te tasavvur ile tasdik arasındaki farkı görmüştün; bu kaide, bir şeyi doğru tasavvur etmeden hakkında doğru bir tasdikte bulunulamayacağını söyler. Fetva açısından anlamı şudur: bir olay hakkında hüküm vermeden önce, o olayın ne olduğunu doğru anlamak gerekir. Bir finans ürünü hakkında fetva verecek biri, o ürünün nasıl işlediğini, paranın kimden kime, hangi şartlarla geçtiğini anlamadan bir hükme varamaz. Ürünün adı ya da reklamdaki tanımı, gerçekte nasıl işlediğini göstermeyebilir.

Uzmana başvurma zorunluluğu. Vakıanın doğru tasviri çoğu zaman fıkhın dışındaki bir uzmanlık gerektirir. Bir tıbbî müdahalenin ne olduğunu hekim, bir bankacılık işleminin yapısını finans uzmanı, bir teknolojinin nasıl çalıştığını mühendis bilir. Âlimlerin bilmeyenlerin bilenlere sormasını emreden ayeti genel bir ilke olarak anladığını Ders 10.8'de görmüştün; bu ilke müftî için de geçerlidir. Müftî hükmü bilir, ama vakıayı uzmandan öğrenir. Bu yüzden Ders 21.1'de gördüğün fıkıh akademileri, toplantılarına fakihlerin yanında konu uzmanlarını da çağırır. Uzmana başvurmamak, ilmî bir eksiklik değil, hükmü yanlış bir tasavvur üzerine kurma riskidir.

Soran kişi de vakıanın parçasıdır. Vakıa yalnız olayın kendisi değildir; soruyu soran kişinin durumu da vakıaya dahildir. Aynı soru, farklı kişilerden geldiğinde farklı bir dikkat gerektirebilir. Bu konuda sık anılan bir rivayete göre İbn Abbâs'a bir adam gelip bir insanı öldüren kişinin tövbesinin kabul edilip edilmeyeceğini sormuş; İbn Abbâs, adamın yüzünde öfke görerek ona caydırıcı bir cevap vermiş, başka bir zaman pişmanlık içindeki bir kişiye ise tövbe kapısının açık olduğunu söylemiştir. Rivayetin ayrıntıları bir yana, fikir açıktır: müftî, sorunun arkasındaki niyeti ve durumu da gözetir. Bu, hükmü kişiye göre eğip bükmek değil, aynı hükmün hangi yönünün o kişi için öne çıkarılacağını bilmektir.

Vakıa bilgisinin yanılma yolları. Vakıayı doğru tasvir etmek kolay değildir ve en az üç yerde yanılmak mümkündür. Birincisi eksik bilgidir: soru sahibi olayın önemli bir yönünü anlatmamış olabilir. İkincisi tek taraflı anlatımdır: özellikle bir anlaşmazlıkta, soru sahibi olayı farkında olmadan kendi lehine anlatabilir. Üçüncüsü eskimiş bilgidir: bir ürün, bir teknoloji ya da bir uygulama, fetvayı verenin bildiği hâlinden değişmiş olabilir. Bu yüzden fetva metinlerinde sık görülen "sorulduğu gibi ise" kaydı bir formalite değil, hükmün hangi tasavvura dayandığını açıkça söyleyen bir dürüstlük ifadesidir.

İbnü'l-Kayyim: fetvanın değişmesi. Ders 17.4'te Hanbelî usulünü anlatırken adını gördüğün İbnü'l-Kayyim, İ'lâmü'l-muvakkıîn adlı eserinde fetvanın zamana, mekâna, hallere, niyetlere ve âdetlere göre değişmesi üzerine uzun bir bölüm yazmıştır. Bu bölümde, şeriatın kullarına zorluk değil kolaylık ve adalet getirmek için konulduğunu, bu yüzden bir fetvanın onu doğuran şartlar değiştiğinde değişebileceğini savunur. Verdiği örneklerden biri, Hz. Peygamber'in savaş sırasında hırsızlık cezasının uygulanmasını yasakladığını bildiren rivayettir; ceza nasla sabittir, ama savaş ortamında uygulanmasının daha büyük bir zarara yol açacağı gözetilmiştir. İbnü'l-Kayyim, hocası İbn Teymiyye'nin içki içen bir grup askeri engellemediğini, çünkü içkinin onları insanlara zarar vermekten alıkoyduğunu düşündüğünü de aktarır.

Neyin değiştiğine dikkat. İbnü'l-Kayyim'in örnekleri dikkatle okunmalıdır. Hırsızlık cezası örneğinde değişen, hükmün kendisi değil, belirli bir ortamda uygulanmasının ertelenmesidir. İbn Teymiyye örneğinde de içkinin haramlığı tartışılmamış, yalnız daha büyük bir kötülüğü önlemek için bir müdahaleden vazgeçilmiştir. Bu, Ders 21.2'de gördüğün çatışmada öncelik mantığıdır. "Fetva değişir" ifadesi, nasla sabit hükümlerin değiştiği anlamına gelmez; hükmün uygulanmasını belirleyen şartlar değiştiğinde, o şartlara bağlı olan fetvanın değiştiği anlamına gelir.

Karâfî ve örf. Mâlikî âlim Karâfî, örfe dayalı hükümler konusunda daha da açık bir tutum alır. Ona göre bir hüküm belirli bir dönemin örfüne dayanıyorsa, örf değiştiğinde hükmün de değişmesi gerekir; örfe dayalı eski hükümleri, örfün değiştiğini dikkate almadan, kitaplarda yazdığı gibi uygulamak, Karâfî'ye göre dinde bir cehalettir. Örneğin bir akitte kullanılan bir kelimenin anlamı, o kelimenin o toplumda nasıl anlaşıldığına göre belirlenir; aynı kelime başka bir zamanda başka bir anlama gelebilir. Ders 10.6'da gördüğün "zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesi inkâr edilemez" kaidesi ve İbn Âbidîn'in örf risalesi bu düşüncenin Hanefî geleneğindeki karşılıklarıdır.

Sabit ve değişken hükümler. Bütün bu tartışmalardan bir ayrım çıkar. Sabit hükümler, nasla açıkça belirlenmiş ve bir örfe ya da geçici bir şarta bağlı olmayan hükümlerdir: ibadetlerin aslı ve şekli, haramlığı kesin olan şeyler, miras payları gibi. Değişken hükümler ise bir örfe, bir maslahata ya da bir vakıanın belirli bir durumuna bağlı olan hükümlerdir: akitlerdeki terimlerin anlamı, nafakanın miktarı, ölçü birimleri, bir cezanın uygulanma şartları gibi. Bir fetva verirken ilk iş, sorunun hangi türden bir hükümle ilgili olduğunu belirlemektir. Sabit bir hükmü değişken sanmak dinin özünü aşındırır; değişken bir hükmü sabit sanmak ise dini zamanın gerisinde bırakır. Bu ayrımı yapmak her zaman kolay değildir; bazı hükümlerin sabit mi değişken mi olduğu bizzat âlimler arasında tartışmalıdır ve uygulamada çözümleyeceğin fitre meselesi tam da böyle bir tartışmanın örneğidir.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe, bir arkadaşının yeni çıkan bir ödeme uygulamasının caiz olup olmadığını sorduğunu anlatır ve hemen bir hüküm vermek ister. Hocası ona "hüküm tasavvurun fer'idir" kaidesini hatırlatır ve önce uygulamanın nasıl çalıştığını, paranın kimden kime ve hangi şartlarla geçtiğini öğrenmesini ister. Talebe, uygulamanın adından ya da reklamından yola çıkarak verilecek bir hükmün yanlış bir tasavvura dayanabileceğini fark eder.
  • Orta: Bir çalışma grubu, Mâide 5/95'teki av cezasını tahkîku'l-menât açısından inceler. Grup, ihramlıyken av öldürmenin cezasının nasla belli olduğunu, ama öldürülen bir hayvanın hangi evcil hayvana denk olduğunun ayette söylenmediğini, bunun iki adil kişinin somut olaya bakarak vereceği bir karara bırakıldığını tespit eder. Ardından bugün böyle bir kararın, örneğin hayvanın türü ve büyüklüğü konusunda bir veteriner hekimin bilgisine nasıl ihtiyaç duyabileceğini tartışır.
  • Gerçek hayat: Bir arkadaşın, eski bir fıkıh kitabında belirli bir ölçü biriminin geçtiğini ve bu birimin bugün kullanılmadığını söyler; bu yüzden hükmün geçersiz olup olmadığını merak eder. Sen ona sabit ve değişken hüküm ayrımını anlatırsın: hükmün kendisi değişmez, ama ölçü birimi bir örfe bağlıdır ve bugünün birimlerine çevrilmesi gerekir. Arkadaşın, Diyanet'in her yıl fitre miktarını bugünün fiyatlarıyla ilan etmesinin bu ayrımın bir uygulaması olduğunu görür.

Uygulama

Şimdi sıra sende: Fitrenin para ile ödenmesi meselesini nas, illet ve vakıa ayrımıyla analiz et. Önce nası belirle: fitrenin gıda maddelerinden verileceğini bildiren hadisleri bir hadis kaynağından bul ve metinlerini, kaynaklarını ve hangi gıda maddelerinin hangi ölçüyle anıldığını yaz. İkinci adımda illeti ve amacı tartış: âlimler fitrenin amacını nasıl açıklamıştır? Hadiste yoksulların bayram gününde ihtiyaçtan kurtarılmasından söz eden rivayetleri de araştır ve bunların illet tespitine etkisini değerlendir. Üçüncü adımda görüşleri yaz: Hanefîlerin fitrenin kıymetinin, yani parasının verilmesine izin verdiğini, mezheplerin çoğunluğunun ise gıda maddesi verilmesini şart koştuğunu delilleriyle göster. Dördüncü adımda vakıayı tasvir et: bugün bir yoksulun bayram ihtiyacı nedir ve gıda maddesi mi para mı bu ihtiyacı daha iyi karşılar? Bu sorunun cevabını hangi uzmanlardan ya da verilerden öğrenebileceğini belirt. Son olarak bir paragrafta, bu meselenin sabit bir hükümle mi, değişken bir uygulamayla mı ilgili olduğunu ve vardığın sonucu gerekçesiyle yaz; farklı görüşleri adil biçimde aktarmaya dikkat et. Hedef: Bir fetva meselesinde nas, illet ve vakıa sorularını birbirinden ayırabilmek ve sabit hüküm ile değişken uygulama arasındaki farkı gerekçeli biçimde gösterebilmek.

Mini test

  1. Tahrîcü'l-menât, tenkîhu'l-menât ve tahkîku'l-menât arasındaki fark nedir?
  2. Mâide 5/95 tahkîku'l-menâta nasıl bir örnek verir?
  3. Şâtıbî'ye göre tahkîku'l-menât türünden içtihad neden kıyamete kadar kesilmez?
  4. "Hüküm tasavvurun fer'idir" kaidesi fetva açısından ne anlama gelir?
  5. İbnü'l-Kayyim'in "fetvanın değişmesi" fikri neden nasla sabit hükümlerin değişmesi anlamına gelmez?
Cevapları göster
  1. Tahrîcü'l-menât illetin nastan çıkarılması, tenkîhu'l-menât nasta zikredilen nitelikler arasından hükme etki edenin ayıklanması, tahkîku'l-menât ise bilinen bir illetin ya da şartın somut olayda bulunup bulunmadığının tespitidir.
  2. İhramlıyken av öldürmenin cezası nasla bellidir, ama öldürülen avın hangi evcil hayvana denk olduğu, iki adil kişinin somut olaya bakarak vereceği karara bırakılmıştır.
  3. Genel hükümler sınırlı sayıdadır, ama olaylar sonsuzdur; her yeni olayda genel hükmün ona uyup uymadığına bakmak gerekir.
  4. Bir olay hakkında hüküm vermeden önce o olayın ne olduğunu doğru anlamak gerekir; bu da çoğu zaman konu uzmanına başvurmayı zorunlu kılar.
  5. Verdiği örneklerde değişen hükmün kendisi değil, belirli bir ortamda uygulanmasıdır; şartlar değiştiğinde, o şartlara bağlı olan fetva değişir.

Özet

  • Fetvanın iki ayağı vardır: nas ve vakıa; nası bilip vakıayı yanlış anlamak yanlış sonuç doğurur.
  • Menât üzerinde üç işlem yapılır; tahkîku'l-menât, bilinen bir illetin somut olayda bulunup bulunmadığının tespitidir ve Şâtıbî'ye göre kıyamete kadar sürer.
  • Hüküm tasavvurun fer'idir; vakıanın doğru tasviri çoğu zaman uzmana başvurmayı gerektirir.
  • İbnü'l-Kayyim fetvanın zaman, mekân, hal, niyet ve âdetle değişmesini, Karâfî ise örfe dayalı hükümlerin örfle değişmesini savunur.
  • Sabit hükümler nasla belirlenmiştir; değişken hükümler bir örfe, maslahata ya da vakıaya bağlıdır.

Sonraki derse hazırlık

Ders 21.4'te fetva adabını, yani müftînin şartlarını, ahlakını ve sorumluluklarını işleyeceğiz. Hazırlık: Ders 1.3'te gördüğün talebe adabını ve Ders 20.7'de gördüğün münazara ahlakını hatırla. Ardından şu durumu düşün: bir arkadaşın sana dinî bir soru soruyor ve sen cevabı kesin olarak bilmiyorsun. Bu durumda yapabileceğin üç farklı şeyi yaz: tahminine dayanarak bir cevap vermek, "bilmiyorum" demek ya da soruyu bilen birine yönlendirmek. Her birinin soran kişi ve senin için doğurabileceği sonuçları birer cümleyle değerlendir. Son olarak, "bilmiyorum" demenin bir âlim için neden zor olabileceğini bir cümleyle not et.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 21.3

Tahkîku'l-menât (illetin somut olayda bulunup bulunmadığını tespit), vakıanın doğru tasviri ("hüküm, tasavvurun fer'idir" kaidesi) ve uzman bilgisine başvurma zorunluluğu anlatılır. İbnü'l-Kayyim'in İ'lâmü'l-muvakkıîn'deki "fetvanın zaman, mekân, hal ve niyete göre değişmesi" bölümü ile Karâfî'nin örfe dayalı hükümlerin örf değişince değişmesi gerektiği görüşü okunur. Sabit ve değişken hükümlerin ayrımı örneklerle gösterilir. Uygulama: fitre miktarının para ile ödenmesi meselesini nas, illet ve vakıa ayrımıyla analiz etmek.