İçeriğe geç

Ders 21.2 · Seviye 4 · İçtihad ve Fetva Metodolojisi

Makâsıd-ı şerîa

1.937 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta Ders 10.6'da gördüğün beş zarurî değeri ve maslahatın üç seviyesini hatırladın: din, can, akıl, nesil ve mal; zarûriyyât, hâciyyât ve tahsîniyyât. Ardından trafik kurallarına uymanın bu değerlerden hangisini koruduğunu düşündün. Muhtemelen önce canı yazdın, sonra malı ekledin: bir kaza hem insanların hayatını hem de araçları ve yolları tehlikeye atar. Belki aklı da düşündün, çünkü alkollü araç kullanmanın yasaklanması aklın korunmasıyla doğrudan ilgilidir. Son olarak zor bir soru sordun: bir hükmün amacını bildiğimizi düşünürsek, o amaca başka bir yolla ulaşılabiliyorsa hükmün kendisi değişebilir mi? Bu soru, bu dersin sonunda tartışacağımız en önemli riskin kapısını açıyor. Ders 21.1'de Şâtıbî'nin içtihadı şeriatın amaçlarını kavramaya bağladığını gördün. Bu derste o amaçların ne olduğunu, nasıl bilindiğini ve nasıl sınıflandırıldığını Şâtıbî'nin el-Muvâfakât'ı üzerinden öğreneceksin. Önce kuramın tarihine, sonra Şâtıbî'nin sistemine, ardından modern dönemdeki genişletme önerilerine ve son olarak makâsıdın yanlış kullanılması riskine bakacaksın.

Ana anlatım

Makâsıd nedir? Makâsıd, "kasıt" kelimesinin çoğuludur ve amaçlar demektir. Makâsıd-ı şerîa, şeriatın hükümlerini koyarken gözettiği amaçlar, yani hükümlerin insanların dünya ve âhiret hayatındaki yararlarını korumaya ve zararları gidermeye yönelik hedefleridir. Bu kavramın temelinde bir inanç yatar: Allah'ın hükümleri keyfî değildir, bir hikmete ve insanlar için bir faydaya dayanır. Ders 10.5'te gördüğün illet ile makâsıd arasındaki fark burada önemlidir: illet, tek bir hükmün bağlandığı belirli bir niteliktir, örneğin şarapta sarhoş edicilik. Makâsıd ise pek çok hükmün birlikte hizmet ettiği genel amaçtır, örneğin aklın korunması.

Cüveynî ve Gazzâlî. Makâsıd düşüncesinin sistemli biçimde ilk adımları, Gazzâlî'nin hocası İmâmü'l-Haremeyn el-Cüveynî'nin usul eseri el-Burhân'da atılır. Cüveynî, hükümlerin gerekçelerini zorunluluk, ihtiyaç ve güzelleştirme gibi derecelere ayırarak sonraki üçlü tasnifin temelini kurar. Gazzâlî bu tasnifi el-Müstasfâ'da geliştirir ve beş zarurî değeri belirli bir sırayla sayar: din, can, akıl, nesil ve mal. Ders 10.6'da gördüğün gibi Gazzâlî'nin asıl amacı, nasla desteklenmeyen bir maslahatın hangi şartlarla dikkate alınabileceğini belirlemekti. Sonraki bazı âlimler, örneğin Karâfî, bu listeye ırzın, yani namus ve onurun korunmasını altıncı bir değer olarak eklemiştir.

Şâtıbî ve el-Muvâfakât. Makâsıd kuramını usulün merkezine taşıyan isim, Endülüs'ün son İslam şehri Gırnata'da yaşamış Mâlikî âlim Şâtıbî'dir (ö. 790/1388). el-Muvâfakât beş bölümden oluşur: giriş meseleleri, hükümler, makâsıd, deliller ve içtihad. Ders 21.1'de içtihad bölümünü gördün; bu dersin konusu ise makâsıd bölümüdür. Eserin adı, "uyum" anlamına gelir ve Şâtıbî'nin, farklı mezheplerin, özellikle Mâlikî ve Hanefî usullerinin birbirine uyduğu noktaları gösterme amacına işaret ettiği aktarılır.

Makâsıd nasıl bilinir? Şâtıbî'nin en önemli yöntem tespitlerinden biri, makâsıdın nasıl bilindiğine dairdir. Ona göre şeriatın amaçları tek bir ayetten ya da tek bir hadisten değil, çok sayıda nassın ve hükmün birlikte incelenmesinden çıkarılır. Bu yönteme istikrâ denir; Ders 20.6'da mantıkta tümevarım olarak gördüğün kavramdır. Canın korunmasının şeriatın bir amacı olduğu, tek bir ayete değil, öldürmenin yasaklanmasından kısasa, yiyecek bulamayanın haram yiyebilmesinden hastanın orucu erteleyebilmesine kadar yüzlerce hükmün aynı yöne işaret etmesine dayanır. Şâtıbî'ye göre bu çokluk, tek tek zannî olan delillerden kesin bir bilgi doğurur; tıpkı mütevâtir bir haberin, tek tek râvilerin zannî haberlerinin birleşmesiyle kesinlik kazanması gibi.

Şâri'in kastı ve mükellefin kastı. Şâtıbî makâsıd bölümünü iki ana kısma ayırır. Birincisi şâri'in, yani şeriatı koyanın kastıdır. Şâtıbî bu kastı dört yönden inceler: şeriatın insanların yararı için konulmuş olması, anlaşılabilir bir dille, yani Arapça ve ümmî bir topluluğun kavrayabileceği biçimde konulmuş olması, insanların güç yetirebileceği yükümlülüklerle konulmuş olması ve insanı kendi hevâsının peşinden gitmekten çıkarıp kendi iradesiyle Allah'a kul olmaya yöneltmek için konulmuş olması. İkinci kısım ise mükellefin, yani hükmü uygulayan kişinin kastıdır: amellerin değeri niyetlere bağlıdır ve kişinin bir hükmü, o hükmün amacına aykırı bir niyetle kullanması geçerli sayılmaz. Bu ikinci kısım, Ders 21.4'te göreceğin hile-i şer'iyye tartışmasının da temelidir.

Korumanın iki yönü. Şâtıbî beş zarurî değerin iki yönden korunduğunu söyler. Varlık yönünden koruma, o değeri ayakta tutan ve geliştiren hükümlerle olur. Yokluk yönünden koruma ise o değeri ortadan kaldıracak tehlikeleri engelleyen hükümlerle olur. Can, varlık yönünden yeme, içme ve barınma ile ilgili hükümlerle; yokluk yönünden ise öldürmenin yasaklanması ve kısasla korunur. Akıl, varlık yönünden ilim öğrenmenin teşvikiyle; yokluk yönünden ise sarhoş edicilerin yasaklanmasıyla korunur. Bu ikili bakış, bir hükmün yalnız neyi yasakladığına değil, neyi inşa ettiğine de bakmayı öğretir. Aynı ikili bakış öteki değerlere de uygulanır: nesil, varlık yönünden evliliğin teşvikiyle, yokluk yönünden zinanın yasaklanmasıyla; mal, varlık yönünden alışverişin ve çalışmanın meşruluğuyla, yokluk yönünden hırsızlığın ve haksız yere mal yemenin yasaklanmasıyla korunur.

Üç seviye ve tamamlayıcılar. Şâtıbî, Gazzâlî'nin üç seviyesini korur, ama aralarındaki ilişkiyi ayrıntılı biçimde düzenler. Zarûriyyât asıldır; hâciyyât ve tahsîniyyât onu tamamlar ve korur. Ayrıca her seviyenin kendi tamamlayıcıları vardır. Örneğin sarhoş edicilerin azının da haram olması, aklın korunmasının tamamlayıcısıdır: az miktar tek başına aklı gidermeyebilir, ama çoğa giden yolu kapatır. Kısasta denkliğin aranması da canın korunmasının tamamlayıcısıdır. Şâtıbî burada bir kural koyar: bir tamamlayıcı, tamamladığı asla zarar veriyorsa dikkate alınmaz. Bu kural, seviyeler arasındaki sıranın bir öncelik sırası olduğunu gösterir: bir tahsînî gereklilik, bir zarûrî değeri feda etmeyi gerektiremez.

Çatışmada öncelik. Seviyeler arasındaki sıra, iki maslahatın ya da bir maslahat ile bir zararın çatıştığı durumlarda yol gösterir. Şeriatın kendi hükümleri bu sıralamanın örnekleriyle doludur. Oruç dinin korunmasının bir parçasıdır; ama orucun bir hastanın sağlığını ciddi biçimde tehlikeye attığı durumda hasta orucunu erteler ve sonra kaza eder. Burada canın korunması öne alınmış, ama dinin gereği ortadan kaldırılmamış, yalnız vakti değiştirilmiştir. Ders 17.8'de gördüğün kaidelerden biri bu öncelik mantığını özetler: zararları gidermek, faydaları elde etmekten önce gelir; Mecelle bunu "def-i mefâsid celb-i menâfiden evlâdır" diye ifade eder. Bu örnek, makâsıdın bir hükmü iptal etmediğini, iki hükmün çatıştığı yerde şeriatın kendisinin zaten gözettiği bir sırayı görünür kıldığını gösterir. Makâsıdı kullanan kişinin işi yeni bir sıra icat etmek değil, şeriatın koyduğu sırayı tanımaktır.

İbn Âşûr ve modern dönem. Makâsıd kuramı yirminci yüzyılda yeniden ilgi gördü. Tunuslu âlim Muhammed Tâhir İbn Âşûr (ö. 1393/1973), Makâsıdü'ş-şerîati'l-İslâmiyye adlı eserinde makâsıdın fıkıh usulünden ayrı, müstakil bir ilim olarak ele alınmasını önerdi. İbn Âşûr şeriatın genel amaçlarını sayarken fıtrata uygunluğu, kolaylığı ve hoşgörüyü, eşitliği ve hürriyeti öne çıkardı. Ondan sonra bazı çağdaş müellifler, beş zarurî değerin yanına adaleti, hürriyeti, insan onurunu ve toplumsal dayanışmayı da ekleyen genişletme önerileri getirdi. Bu öneriler, klasik listenin bireyi koruyan değerlerine toplumu ve insanlığı ilgilendiren değerleri de katma çabasıdır.

Genişletme tartışması. Bu genişletmeler hem destek hem de eleştiri gördü. Destekleyenler, klasik listenin kendi döneminin sorularına cevap verdiğini, bugünün sorularının ise yeni amaçların açıkça adlandırılmasını gerektirdiğini savunur. Eleştirenler ise iki noktaya dikkat çeker. Birincisi, Şâtıbî'nin yöntemine göre bir amaç ancak nasların istikrâsıyla tespit edilebilir; bir değeri listeye eklemek için onun çok sayıda hükümde gözetildiğini göstermek gerekir. İkincisi, listenin sürekli genişlemesi, makâsıdı her istenen sonuca ulaştırılabilen esnek bir araca dönüştürebilir. Bu tartışma, makâsıdın hem güçlü hem de dikkatle kullanılması gereken bir araç olduğunu gösterir.

En büyük risk: nassı devre dışı bırakmak. Hazırlıkta sorduğun soruya dönelim: bir hükmün amacına başka bir yolla ulaşılabiliyorsa hüküm değişebilir mi? Makâsıd düşüncesinin en büyük riski tam buradadır. "Namazın amacı Allah'ı anmaktır; ben O'nu başka bir yolla anıyorum, öyleyse namaz kılmam gerekmez" gibi bir akıl yürütme, amaç adına hükmün kendisini ortadan kaldırır. Şâtıbî bu riske karşı açık bir ilke koyar: küllî amaçlar, onları doğuran cüz'î hükümlerden ayrılamaz. Amaçlar zaten hükümlerin istikrâsından bilindiğine göre, bir amaç adına o amacı doğuran hükümleri iptal etmek, üzerinde oturulan dalı kesmek gibidir. Ders 10.6'da gördüğün örf ve maslahata dayanan hükümlerin değişebilmesi ile ibadetler gibi nasla belirlenmiş hükümlerin değişmezliği arasındaki ayrım da bu ilkeye dayanır.

Makâsıdın doğru kullanımı. O hâlde makâsıd ne işe yarar? Birincisi, nassın bulunmadığı yeni meselelerde, bir görüşün şeriatın amaçlarıyla uyumlu olup olmadığını sınamaya. İkincisi, nasların birden fazla anlama ihtimali olduğunda, amaçlara en uygun anlamı tercih etmeye. Üçüncüsü, iki maslahatın ya da iki zararın çatıştığı durumlarda, hangisinin öncelikli olduğunu belirlemeye; zarûrî olanı hâcîye, hâcî olanı tahsîniye tercih etmeye. Bu üç kullanımda da makâsıd nassın yerine değil, nassın yanında ve onun ışığında çalışır.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe, bir tartışmada "Orucun amacı nefsi terbiye etmektir; ben nefsimi başka yollarla terbiye ediyorum, öyleyse oruç tutmam gerekmez" diyen birini dinler. Şâtıbî'nin ilkesini hatırlar: amaçlar, onları doğuran hükümlerden ayrılamaz ve amaçlar zaten bu hükümlerin incelenmesinden bilinir. Talebe, bu akıl yürütmenin makâsıdı nassın yerine koyduğunu ve bu yüzden makâsıd düşüncesinin kendi yöntemiyle çeliştiğini not eder.
  • Orta: Bir çalışma grubu, aklın korunmasını Şâtıbî'nin iki yönlü korumasına göre inceler. Varlık yönünden ilim öğrenmenin teşvikini ve akla düşünme çağrısında bulunan ayetleri, yokluk yönünden sarhoş edicilerin yasaklanmasını ve bu yasağın tamamlayıcısı olarak azının da haram oluşunu yazar. Ardından günümüzden bir örnek, bağımlılık yapıcı bir maddenin yasaklanması üzerine tartışır ve bu yasağın aynı amaca nasıl hizmet ettiğini gösterir.
  • Gerçek hayat: Bir belediye, tarihî bir camiin avlusunu genişletmek için mezarlığın bir kısmını taşımayı düşünür ve bir arkadaşın bu konuda makâsıdın ne söyleyeceğini sorar. Sen ona makâsıdın bir hüküm vermediğini, ama soruyu düzenlemeye yardım ettiğini anlatırsın: burada hangi değerler, örneğin dinin ve ölülerin onurunun korunması ile toplumun ihtiyacı, karşı karşıya gelmektedir ve bunlar hangi seviyededir? Arkadaşın, makâsıdın bir cevaptan önce doğru soruyu kurmaya yaradığını görür.

Uygulama

Şimdi sıra sende: Trafik kurallarına uymanın dinî değerini beş zarurî değer üzerinden gerekçelendir. Önce beş değeri Gazzâlî'nin sırasıyla yaz: din, can, akıl, nesil, mal. Her değer için trafik kurallarından birini bul ve o kuralın bu değeri nasıl koruduğunu açıkla; örneğin hız sınırı ile can, alkollü araç kullanma yasağı ile akıl. Bazı değerler için ilişki dolaylı olabilir; bunu açıkça belirt ve ilişkiyi zorlamadan yaz. Ardından her kuralın Şâtıbî'nin iki yönlü korumasında, yani varlık yönünden mi yokluk yönünden mi işlediğini belirle. Üçüncü adımda kuralları zarûrî, hâcî ve tahsînî seviyelere yerleştir: hangi kural doğrudan bir hayatı korur, hangisi trafiği kolaylaştırır, hangisi düzeni güzelleştirir? Son olarak bir paragraf yaz: trafik kurallarının hiçbiri Kur'an'da ya da hadiste geçmediği hâlde, onlara uymanın dinî bir değer taşıdığını makâsıd üzerinden nasıl gerekçelendirirsin ve bu gerekçelendirme, Şâtıbî'nin istikrâ yöntemiyle nasıl desteklenir? Hedef: Makâsıd kuramını nassın doğrudan bulunmadığı güncel bir meseleye ölçülü biçimde uygulayabilmek ve gerekçelendirmeyi Şâtıbî'nin yöntemine dayandırabilmek.

Mini test

  1. Makâsıd ile illet arasındaki fark nedir?
  2. Şâtıbî'ye göre makâsıd nasıl bilinir ve bu yöntem neden kesin bilgi verir?
  3. Şâtıbî'nin şâri'in kastını incelediği dört yön nelerdir?
  4. Korumanın varlık ve yokluk yönleri nedir? Can için birer örnek ver.
  5. Makâsıd düşüncesinin en büyük riski nedir ve Şâtıbî bu riske karşı hangi ilkeyi koyar?
Cevapları göster
  1. İllet, tek bir hükmün bağlandığı belirli bir niteliktir, örneğin şarapta sarhoş edicilik. Makâsıd ise pek çok hükmün birlikte hizmet ettiği genel amaçtır, örneğin aklın korunması.
  2. Çok sayıda nassın ve hükmün birlikte incelenmesiyle, yani istikrâ ile bilinir. Tek tek zannî olan deliller aynı yöne işaret ettiğinde, mütevâtir haber gibi kesin bir bilgi doğar.
  3. Şeriatın insanların yararı için, anlaşılabilir bir dille, güç yetirilebilir yükümlülüklerle ve insanı hevâsından çıkarıp Allah'a kul kılmak için konulmuş olması.
  4. Varlık yönünden koruma değeri ayakta tutan hükümlerle, yokluk yönünden koruma onu ortadan kaldıracak tehlikeleri engelleyen hükümlerle olur. Can, varlık yönünden yeme ve içmeyle ilgili hükümlerle, yokluk yönünden öldürme yasağı ve kısasla korunur.
  5. Amaç adına hükmün kendisini ortadan kaldırmaktır. Şâtıbî'ye göre küllî amaçlar, onları doğuran cüz'î hükümlerden ayrılamaz; amaçlar zaten hükümlerden bilindiği için, amaç adına hükmü iptal etmek kendi dayanağını yıkmaktır.

Özet

  • Makâsıd-ı şerîa, şeriatın hükümleriyle gözettiği genel amaçlardır; illetten farkı, tek bir hükme değil pek çok hükme ait olmasıdır.
  • Kuramın temelleri Cüveynî ve Gazzâlî'de atılır; Şâtıbî el-Muvâfakât'ta onu usulün merkezine taşır ve amaçların istikrâ ile bilindiğini gösterir.
  • Şâtıbî şâri'in kastını dört yönden inceler, beş zarurî değerin varlık ve yokluk yönünden korunduğunu ve tamamlayıcıların asla zarar vermemesi gerektiğini söyler.
  • İbn Âşûr makâsıdı müstakil bir ilim olarak önermiş, çağdaş müellifler listeyi adalet, hürriyet ve insan onuruyla genişletmeyi teklif etmiştir.
  • Makâsıd nassın yerine değil yanında çalışır; amaç adına hükmü iptal etmek kuramın kendi yöntemiyle çelişir.

Sonraki derse hazırlık

Ders 21.3'te nas ile vakıa, yani olayın kendisi arasındaki ilişkiyi işleyeceğiz. Hazırlık: Ders 4.6'da fıtır sadakasını, yani fitreyi görmüştün; bunu hatırla. Hadislerde fitrenin hurma, arpa ve kuru üzüm gibi gıda maddelerinden belirli bir ölçüyle verileceği bildirilir. Bugün ise fitre çoğunlukla para olarak verilir. Bu durumu üç soruyla düşün: hadisteki hüküm hangi amaca hizmet ediyor olabilir? Gıda maddesi mi asıl hükümdür, yoksa ihtiyaç sahibinin bayram günü ihtiyacını karşılamak mı? Bugün bir yoksulun bayram ihtiyacını hangisi daha iyi karşılar? Cevaplarını birer cümleyle not et ve hangi sorunun bir nas sorusu, hangisinin bir vakıa sorusu olduğunu işaretle.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 21.2

Cüveynî ve Gazzâlî'de başlayıp Şâtıbî'nin el-Muvâfakât'ının "Kitâbü'l-Makâsıd" bölümünde sistemleşen makasıd kuramı okunur: beş zarurî (din, can, akıl, nesil, mal), hâcî ve tahsînî maslahatlar, bunları koruyan tamamlayıcılar. İbn Âşûr'un Makâsıdü'ş-şerîati'l-İslâmiyye'si ile modern dönemdeki genişletme önerileri (adalet, hürriyet, insan onuru) ve makasıdın nasları devre dışı bırakacak şekilde kullanılması riskleri tartışılır. Uygulama: trafik kurallarına uymanın dinî değerini beş zarurî üzerinden gerekçelendirmek.