Giriş
Hazırlıkta Ders 14.5'te kısaca gördüğün mantık terimlerini hatırladın: tasavvur, tasdik, kazıyye, kıyas. Ardından "insan" kavramı için bir cümlelik tanım yazdın ve tanımını iki soruyla sınadın. Muhtemelen "insan, iki ayak üzerinde yürüyen bir canlıdır" gibi bir tanımla başladın ve hemen bir sorunla karşılaştın: kuşlar da iki ayak üzerinde yürür, yani tanımın insan olmayanı da içine alıyordu. Sonra "insan, düşünen bir canlıdır" gibi daha iyi bir tanıma yöneldin. Son olarak "su" kelimesinin ne anlama geldiğini bilmek ile "su yüz derecede kaynar" cümlesinin doğru olduğuna hükmetmenin farklı şeyler olduğunu not ettin: birincisinde yalnız bir kavram zihninde belirir, ikincisinde bir hüküm verirsin. Bu iki gözlem, mantık ilminin iki temel bölümünü önceden gösteriyor. Ders 20.4 ile belagati tamamladın; bu derste Modül 20'nin ikinci alet ilmine, mantığa başlıyoruz. Önce mantığın tanımını ve medresedeki yerini, sonra tasavvur ile tasdik ayrımını göreceksin. Ardından lafzın anlama delâletini, beş tümeli ve tanım türlerini Ebherî'nin Îsâğûcî'si üzerinden öğreneceksin. Son olarak mantığın ilim tahsilindeki yeri hakkındaki tartışmayı tanıyacaksın.
Ana anlatım
Mantık nedir? Klasik mantık kitaplarında mantık şöyle tanımlanır: kurallarına uyulduğunda zihni düşünmede hataya düşmekten koruyan bir alet. Bu tanımın iki kelimesi önemlidir. "Alet" kelimesi, mantığın Ders 20.1'de gördüğün belagat gibi bir alet ilmi olduğunu, kendisi için değil başka ilimlere hizmet etmek için okunduğunu söyler. "Korumak" kelimesi ise mantığın yeni bilgi üretmediğini, düşünmenin doğru işlemesini güvence altına aldığını gösterir. Nasıl ki nahiv dili konuşurken hatadan korur, mantık da düşünürken hatadan korur.
Îsâğûcî ve Ebherî. Medresede mantık öğretiminin ilk kitabı çoğu zaman Esîrüddîn el-Ebherî'nin Îsâğûcî adlı kısa risalesidir. Eserin adı, Yunan filozofu Porfirios'un Aristoteles mantığına yazdığı "giriş" kitabının adından gelir; Arapçaya "Îsâğûcî" diye geçen bu kelime "giriş" demektir. Porfirios'un eseri yalnız beş tümeli anlatırken, Ebherî'nin risalesi bu girişin yanında önermeleri, kıyası ve beş sanatı da kısaca özetleyen bütün bir mantık el kitabıdır. Kısalığı ve düzeni sayesinde yüzyıllar boyunca okutulmuş, üzerine pek çok şerh yazılmıştır. Ders 19.5'te Misbâhu'l-üns'ünü gördüğün Molla Fenârî'nin Îsâğûcî'ye yazdığı şerh, Osmanlı medreselerinde en çok okunan şerhler arasındadır. Bu ders ve bir sonraki ders, Îsâğûcî'nin sırasını izler.
İlim: tasavvur ve tasdik. Mantık kitapları bilgiyi ikiye ayırarak başlar. Tasavvur, bir şeyin hüküm verilmeden zihinde kavranmasıdır: "su", "insan", "âlem" kelimelerini duyduğunda zihninde bir şeyin belirmesi. Tasdik ise bir hüküm vermektir: "Su kaynar", "Âlem sonradan var olmuştur" gibi bir önermenin doğru olduğunu kabul etmek. Tasdikin içinde mutlaka tasavvurlar vardır; "su kaynar" hükmünü verebilmek için önce suyu ve kaynamayı tasavvur etmek gerekir. Ama tasavvur, tek başına bir hüküm içermez.
Bedîhî ve nazarî. Hem tasavvur hem tasdik iki türlüdür. Bazıları üzerinde düşünmeye gerek kalmadan bilinir; bunlara bedîhî, yani zorunlu denir. "Sıcak" kavramı ya da "bütün parçasından büyüktür" hükmü böyledir. Bazıları ise ancak düşünerek, bilinen şeylerden bilinmeyene giderek elde edilir; bunlara nazarî denir. "Cin" kavramı ya da "âlem sonradan var olmuştur" hükmü böyledir. Ders 18.1'de Akâid-i Nesefiyye'nin akılla elde edilen bilgiyi zorunlu ve istidlâlî olarak ikiye ayırdığını görmüştün; aynı ayrım burada mantığın diliyle karşına çıkar.
Mantığın iki bölümü. Bu ayrımdan mantığın yapısı doğar. Nazarî bir tasavvura ulaşmanın yolu tanımdır; mantık kitapları buna "kavl-i şârih", yani açıklayan söz der. Nazarî bir tasdike ulaşmanın yolu ise delildir; buna "hüccet" denir. Mantık bu yüzden iki büyük bölümden oluşur: doğru tanımın kuralları ve doğru delilin kuralları. Bu derste birinci bölümü, Ders 20.6'da ikinci bölümü göreceksin. Hazırlıkta yaptığın iş, yani "insan" için bir tanım arayıp onu sınamak, birinci bölümün tam kendisidir.
İki "tasdik". Bir terim uyarısı daha yapmalıyız. Ders 3.1'de imanın tanımında "tasdik" kelimesini, kalbin peygamberin getirdiklerini doğrulaması anlamında görmüştün. Mantıktaki tasdik ise herhangi bir önermeye hüküm vermektir ve bir inanç ya da bağlılık anlamı taşımaz. Kelamcılar imanı tanımlarken mantıktaki tasdikle bağlantı kurmuş, ama iki kavramın aynı olmadığını da tartışmışlardır. Ders 20.2'deki "iki teşbih" uyarısı burada da geçerlidir: bir terimin anlamını, geçtiği ilim belirler.
Delâlet. Tanımı anlamadan önce, bir kelimenin bir anlama nasıl işaret ettiğini bilmek gerekir. Mantıkçılar lafzın anlama delâletini üçe ayırır. "İnsan" kelimesini ele alalım ve onu klasik tanımıyla "düşünen canlı" olarak düşünelim. Kelime bu anlamın tamamını gösterdiğinde buna mutâbakat delâleti denir. Anlamın bir parçasını, örneğin yalnız "canlı" olmayı gösterdiğinde buna tazammun delâleti denir. Anlamın dışında kalan ama ondan ayrılmayan bir şeyi, örneğin öğrenme ve yazma kabiliyetini gösterdiğinde buna iltizam delâleti denir. Bu ayrım fıkıh usulünde de kullanılır; Ders 10.7'de gördüğün lafız bahisleri, bir kelimenin neyi gösterdiğini sorarken bu kavramlara başvurur.
Küllî ve cüz'î. Bir kavram birden fazla şey için kullanılabiliyorsa küllî, yani tümeldir: "insan", "ağaç", "şehir" gibi. Yalnız tek bir şey için kullanılabiliyorsa cüz'î, yani tikeldir: "Konya", "Mevlânâ" gibi. Tanım tümellerle kurulur, çünkü tanım bir şeyin ne olduğunu, yani türünü söyler.
Beş tümel. Îsâğûcî'nin asıl konusu, tümellerin beş türüdür. Cins, türleri farklı olan birçok şeyin ortak özünü söyleyen tümeldir: "canlı" kavramı insanı da atı da kapsar. Nev', yani tür, yalnız aynı türden olanların ortak özünü söyler: "insan" gibi. Fasıl, bir türü aynı cinsin öteki türlerinden ayıran öz niteliktir: insanı öteki canlılardan ayıran "düşünen" niteliği. Hâssa, bir türe özgü ama onun özünden olmayan niteliktir: klasik kitaplar insan için "gülen" ya da "yazma kabiliyeti olan" örneğini verir. Araz-ı âm ise birçok türde ortak bulunan ve özden olmayan niteliktir: "yürüyen" gibi; insan da yürür, at da yürür. İlk üçü bir şeyin özüne ait olduğu için zâtî, son ikisi özünün dışında kaldığı için arazî sayılır.
Nâtık: düşünen mi, konuşan mı? Klasik tanımda insanın faslı Arapça "nâtık" kelimesiyle ifade edilir. Bu kelime, "konuşmak" anlamındaki nutk kökünden gelir; "mantık" kelimesi de aynı köktendir. Bu yüzden "hayvan-ı nâtık" ifadesi Türkçeye bazen "konuşan canlı", bazen "düşünen canlı" diye çevrilir. Mantıkçılar burada kastedilenin yalnız ses çıkarmak değil, küllî kavramları kavrama ve onlar üzerinden akıl yürütme yetisi olduğunu açıklar; iç konuşma, yani düşünme, dış konuşmanın kaynağıdır. Mantığın adının da buradan gelmesi anlamlıdır: mantık, insanı insan yapan bu yetinin doğru işlemesinin bilgisidir. Bir terimi tercüme ederken, Ders 20.2'deki uyarıyı bir kez daha hatırla: kelimenin sözlük anlamı, ilimdeki anlamını tam taşımayabilir.
Tanımın dört türü. Bu beş tümel, tanımın malzemesidir. Mantıkçılar dört tanım türü sayar. Hadd-i tâm, yakın cins ile yakın fasıldan kurulur ve bir şeyin özünü tam olarak verir: "İnsan, düşünen canlıdır." Hadd-i nâkıs, yalnız fasıldan ya da uzak cins ile fasıldan kurulur: "İnsan, düşünen bir cisimdir." Resm-i tâm, yakın cins ile hâssadan kurulur: "İnsan, gülen canlıdır." Resm-i nâkıs ise yalnız hâssadan ya da uzak cins ile hâssadan kurulur: "İnsan, gülen bir cisimdir." Hadd, şeyin özünü verir; resm ise onu öteki şeylerden ayırt etmeye yeter ama özünü vermez.
İyi bir tanımın şartları. Bir tanım, tanımlanan şeyin bütün fertlerini içine almalı, mantıkçıların deyişiyle "efradını câmi" olmalıdır. Aynı zamanda tanımlanan şeyin dışındaki hiçbir şeyi içine almamalı, yani "ağyarını mâni" olmalıdır. Hazırlıkta "iki ayak üzerinde yürüyen canlı" tanımının kuşları da içine aldığını fark ettiğinde, bu tanımın mâni olmadığını gördün. Ayrıca tanım, tanımlanan şeyden daha açık olmalı ve tanımlanan şeyi kendi içinde kullanmamalıdır; "ilim, bilmektir" demek bir şey açıklamaz.
Gazzâlî ve mantık. Ders 18.3'te Gazzâlî'nin mantığı Mi'yâru'l-ilm gibi eserlerinde kelamcıların ve fakihlerin kullanabileceği bir dille anlattığını ve el-Müstasfâ'nın başına mantığı özetleyen bir giriş koyduğunu görmüştün. Gazzâlî'nin, mantığı bilmeyenin bilgisine güvenilemeyeceği yönündeki sözü, mantığı ilim tahsilinin bir ön şartı olarak gördüğünü gösterir. Bu tavır, sonraki yüzyıllarda mantığın usul ve kelam öğretiminin ayrılmaz bir parçası olmasında büyük rol oynadı. Bu derste gördüğün terimler, el-Müstasfâ'nın girişinde fıkıh usulünü okumanın ön bilgisi olarak sunulur.
Karşı görüşler. Ama mantığın bu yeri herkesçe kabul edilmedi. Hadisçi İbnü's-Salâh, mantıkla uğraşmayı yasaklayan bir fetva vermiş; Ders 11.4'te gördüğün İbn Teymiyye, mantıkçılara yönelik eleştiri kitabında Aristoteles mantığının tanım ve kıyas anlayışını eleştirmiş; Suyûtî de bu eleştiri çizgisini sürdürmüştür. Bu tartışmanın sonraki medrese geleneğindeki özeti, Ahdarî'nin es-Süllemü'l-münevrak adlı manzum mantık metninde bulunur. Ahdarî üç görüşü sayar: mantığı haram görenler, onu gerekli görenler ve ortadaki görüş. Ortadaki görüşe göre Kitap ve sünneti bilen, aklı yerinde biri için mantık öğrenmek caizdir. Bu üçlü tasnif, mantığa yöneltilen itirazların daha çok felsefî içerikle karışmış bir mantık öğretimine yönelik olduğunu, aletin kendisinin ise çoğunluk tarafından kabul gördüğünü gösterir.
Örnekler
- Basit: Bir talebe "ilim" kavramını "ilim, bilmektir" diye tanımlar. Hocası bu tanımın tanımlanan şeyi kendi içinde kullandığını, yani "ilim" ile "bilmek"in aynı kökten gelip aynı şeyi söylediğini gösterir. Talebe, iyi bir tanımın tanımlanan şeyden daha açık olması gerektiğini ve kendi kelimesiyle kendini açıklayan bir tanımın hiçbir şey öğretmediğini fark eder.
- Orta: Bir çalışma grubu, "insan" kavramı için dört tanım türünü yazar: hadd-i tâm olarak "düşünen canlı", hadd-i nâkıs olarak "düşünen cisim", resm-i tâm olarak "gülen canlı", resm-i nâkıs olarak "gülen cisim". Ardından her tanımı câmi ve mâni olma şartlarıyla sınar. Grup, dört tanımın da insanı öteki şeylerden ayırdığını, ama yalnız hadd-i tâmmın insanın özünü yakın cins ve yakın fasılla tam olarak verdiğini not eder.
- Gerçek hayat: Bir arkadaşın, bir iş sözleşmesinde "çalışan" kelimesinin tanımlanmadığını ve bu yüzden stajyerlerin bazı haklardan yararlanıp yararlanamayacağının tartışma konusu olduğunu anlatır. Sen ona mantıktaki câmi ve mâni şartlarını anlatırsın: iyi bir tanım, kapsaması gereken herkesi kapsamalı ve kapsamaması gereken hiç kimseyi kapsamamalıdır. Arkadaşın, sözleşmelerdeki tanım maddelerinin aslında bir mantık işi olduğunu görür.
Uygulama
Şimdi sıra sende: "İnsan", "namaz" ve "ilim" kavramları için birer hadd ve birer resm tanımı yaz. Her kavram için önce o kavramın yakın cinsini bul: insan için "canlı", namaz için belki "ibadet", ilim için ise bu dersteki tasavvur ve tasdik ayrımını düşünerek senin önereceğin bir cins. Sonra yakın faslı, yani o kavramı aynı cinsin öteki türlerinden ayıran öz niteliği belirle. Ardından bir hâssa, yani o kavrama özgü ama özünden olmayan bir nitelik bul. Bu malzemeyle her kavram için bir hadd-i tâm ve bir resm-i tâm kur. Namaz için Ders 4.2'de gördüğün namazın şartları ve rükünleri, ilim için Ders 1.1'de gördüğün ilim tanımı sana yardımcı olabilir. Her tanımın altına iki cümle ekle: tanımın câmi olup olmadığını ve mâni olup olmadığını bir örnekle sına. Zorlandığın yerde, özellikle "ilim" kavramında, klasik âlimlerin de bu kavramın tanımı üzerinde ihtilaf ettiğini, bazılarının ilmi bedîhî sayıp tanımlanamayacağını söylediğini hatırla ve kendi tercihini gerekçesiyle yaz. Hedef: Beş tümeli kullanarak hadd ve resm türünden tanımlar kurabilmek ve bir tanımı câmi ve mâni olma şartlarıyla sınayabilmek.
Mini test
- Mantık nasıl tanımlanır ve neden bir alet ilmi sayılır?
- Tasavvur ile tasdik arasındaki fark nedir? Mantığın iki bölümü bu ayrımdan nasıl doğar?
- Mutâbakat, tazammun ve iltizam delâletlerini "insan" kelimesi üzerinden açıkla.
- Beş tümel nelerdir ve hangileri zâtîdir?
- Hadd-i tâm ile resm-i tâm arasındaki fark nedir? Birer örnek ver.
Cevapları göster
- Kurallarına uyulduğunda zihni düşünmede hataya düşmekten koruyan bir alettir. Kendisi için değil, başka ilimlerde doğru düşünmeyi sağlamak için okunduğundan alet ilmidir.
- Tasavvur bir şeyin hüküm verilmeden zihinde kavranması, tasdik ise bir hüküm vermektir. Nazarî tasavvura tanımla, nazarî tasdike delille ulaşıldığı için mantık tanım ve delil bölümlerinden oluşur.
- "İnsan" kelimesi "düşünen canlı" anlamının tamamını gösterdiğinde mutâbakat, yalnız "canlı" parçasını gösterdiğinde tazammun, anlamın dışında ama ondan ayrılmayan öğrenme ve yazma kabiliyetini gösterdiğinde iltizam delâleti vardır.
- Cins, nev', fasıl, hâssa ve araz-ı âm. Cins, nev' ve fasıl zâtî; hâssa ve araz-ı âm arazîdir.
- Hadd-i tâm yakın cins ile yakın fasıldan kurulur ve şeyin özünü verir: "İnsan, düşünen canlıdır." Resm-i tâm yakın cins ile hâssadan kurulur ve şeyi ayırt eder ama özünü vermez: "İnsan, gülen canlıdır."
Özet
- Mantık, zihni düşünmede hataya düşmekten koruyan bir alet ilmidir; medresede çoğu zaman Ebherî'nin Îsâğûcî'siyle başlanır.
- Bilgi tasavvur ve tasdik olarak ikiye ayrılır; nazarî tasavvura tanımla, nazarî tasdike delille ulaşılır.
- Lafız anlama mutâbakat, tazammun ve iltizam yoluyla delâlet eder.
- Beş tümel cins, nev', fasıl, hâssa ve araz-ı âmdır; tanım bu tümellerle hadd ve resm olarak kurulur ve câmi ve mâni olmalıdır.
- Gazzâlî mantığı ilmin ön şartı saymış, İbnü's-Salâh ve İbn Teymiyye gibi âlimler ise karşı çıkmıştır; Ahdarî bu tartışmayı üç görüşle özetler.
Sonraki derse hazırlık
Ders 20.6'da mantığın ikinci bölümünü, yani önermeleri ve kıyası işleyeceğiz. Hazırlık: Ders 14.5'te hudûs delilinin iskeletini görmüştün: "Âlem değişkendir; her değişken hâdistir; öyleyse âlem hâdistir." Bu delilde hangi kavramın iki öncülde de geçip sonuçta kaybolduğunu bul ve işaretle. Ardından Ders 10.5'te gördüğün fıkıh kıyasını hatırla: bir hükmü illet ortaklığıyla başka bir meseleye taşımak. Şu iki akıl yürütmeyi karşılaştır: "Her sarhoş edici haramdır; bu içecek sarhoş edicidir; öyleyse bu içecek haramdır" ile "Şarap sarhoş ettiği için haramdır; bu içecek de sarhoş eder; öyleyse bu içecek de haramdır." İki akıl yürütme arasındaki farkı iki cümleyle not et.