Giriş
Hazırlıkta Meryem suresinin 19/4. ayetini mealiyle okudun: "Rabbim! Gerçekten kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı." Ardından "saçlarım ağardı" ifadesinin Arapçasının "ve'ştaale'r-re'su şeyben" olduğunu ve kelime kelime "baş, ağarmayla tutuştu" anlamına geldiğini gördün. Muhtemelen şunu yazdın: Arapça ifadede ağarma bir ateşe, baş da bu ateşin sardığı bir şeye benzetilmiştir; ateşin hızla yayılması gibi beyazlık da başı birden kaplamıştır. Düz bir cümle yalnız bir bilgi verir, bu ifade ise yaşlılığın hızını ve karşı konulmazlığını hissettirir. Bu fark, bu dersin konusu olan ilmin tam merkezindedir. Ders 20.1'de meânî ilmiyle sözün durumun gerektirdiğine uygun olmasını gördün. Bu derste belagatin ikinci dalı olan beyân ilmini öğreneceksin. Önce teşbihi ve unsurlarını, sonra hakikat ile mecaz ayrımını, mecazın türlerini, istiareyi ve kinayeyi göreceksin. Son olarak Abdülkâhir el-Cürcânî'nin istiareye bakışını tanıyacaksın.
Ana anlatım
Beyân nedir? Beyân, aynı anlamı açıklık bakımından birbirinden farklı yollarla ifade etmeyi öğreten ilimdir. "Zeyd cömerttir" cümlesi bir anlamı düz olarak verir. "Zeyd deniz gibidir" cümlesi aynı anlamı bir benzetmeyle, "Bir deniz gördüm, herkese bağışta bulunuyordu" cümlesi bir istiareyle, "Zeyd'in kapısı hiç kapanmaz" cümlesi ise bir kinayeyle verir. Dört cümle aynı anlama işaret eder, ama okurda farklı etkiler doğurur. Beyân ilmi bu yolları tanıtır, birbirinden ayırır ve her birinin ne zaman ve neden tercih edildiğini sorar. Telhîs'te beyân üç ana bahiste işlenir: teşbih, mecaz ve kinaye. İstiare, mecazın bir türü olarak bu bahislerin içinde yer alır.
İki "teşbih". Burada önemli bir terim karışıklığına dikkat etmelisin. Ders 11.6'da kelam bağlamında "teşbih" kelimesini Allah'ı yaratılmışlara benzetme hatası anlamında görmüştün. Belagatteki teşbih ise bir dil sanatının, benzetmenin adıdır. Aynı kelime iki ilimde iki farklı terimdir. Bir belagat kitabında teşbih okurken kelamdaki anlamı, bir kelam kitabında okurken belagatteki anlamı akla getirmemek gerekir; terimin anlamını, Ders 14.7'de sözlük kullanırken öğrendiğin gibi, ilmin bağlamı belirler.
Teşbihin unsurları. Teşbih dört unsurdan oluşur. Müşebbeh, benzetilen şeydir. Müşebbehün bih, kendisine benzetilen şeydir; bu ikisine birlikte "tarafeyn", yani iki taraf denir. Vech-i şebeh, iki taraf arasındaki ortak niteliktir. Edat ise benzetmeyi kuran kelimedir: Arapçada "ke", "keenne" ve "misl" gibi. "Zeyd cömertlikte deniz gibidir" cümlesinde Zeyd müşebbeh, deniz müşebbehün bih, cömertlik vech-i şebeh, "gibi" ise edattır. Vech-i şebeh müşebbehün bihte daha belirgin olmalıdır; aksi hâlde benzetme bir şey anlatmaz.
Teşbihin türleri. Teşbih, unsurlarından hangilerinin söylendiğine göre adlandırılır. Edat söylenirse mürsel, söylenmezse müekked teşbih denir. Vech-i şebeh söylenirse mufassal, söylenmezse mücmel teşbih denir. Hem edatın hem de vech-i şebehin söylenmediği teşbihe ise teşbih-i beliğ denir ve teşbihin en güçlü biçimi sayılır, çünkü iki tarafı neredeyse bir tutar. Bakara suresinin 2/187. ayetinde eşler için söylenen "onlar sizin örtünüz, siz de onların örtülerisiniz" ifadesi teşbih-i beliğe sık verilen bir örnektir: ne "gibi" edatı ne de ortak nitelik söylenmiştir; okur örtünün yakınlığını, korumasını ve gizlemesini kendisi çıkarır.
Teşbih-i temsîlî. Vech-i şebeh tek bir nitelik değil, birçok unsurdan oluşan bir tablodan çıkarılıyorsa, bu teşbihe temsîlî denir. Bakara suresinin 2/17. ayetinde münafıklar, çevresini aydınlatmak için ateş yakan, sonra ışığı söndürülüp karanlıkta kalan birine benzetilir. Burada benzerlik tek bir nitelikte değil, bütün bir olayın akışındadır: aydınlanma umudu, kısa süren bir ışık, ardından gelen daha derin bir karanlık.
Nûr 24/35: nur ayeti. Teşbih-i temsîlînin Kur'an'daki en bilinen örneklerinden biri nur ayetidir: "Allah göklerin ve yerin Nur'udur. O'nun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır..." Ayette nur, tek bir benzetmeyle değil, iç içe geçmiş bir tabloyla anlatılır: duvardaki oyuk, içindeki kandil, kandili saran cam, camın yıldız gibi parlaması, ne doğuya ne batıya ait bereketli zeytin ağacından gelen ve neredeyse ateş değmeden aydınlatacak yağ. Benzerlik bu unsurların birinden değil, hepsinin birlikte oluşturduğu yoğunlaşmış ve kesintisiz aydınlıktan çıkar. Müfessirler "O'nun nuru" ifadesiyle neyin kastedildiği konusunda farklı görüşler ileri sürmüştür; müminin kalbindeki hidayet nuru en yaygın yorumlardan biridir. Ayetin başındaki "Allah göklerin ve yerin Nur'udur" ifadesinin nasıl anlaşılacağı ise, Ders 11.6'da gördüğün haberî sıfatlar tartışmasıyla da ilişkilidir.
Hakikat ve mecaz. Beyânın ikinci bahsi hakikat ile mecaz ayrımıdır. Hakikat, bir kelimenin dilde konulduğu anlamda kullanılmasıdır. Mecaz, kelimenin konulduğu anlam ile kastedilen anlam arasında bir ilgi, yani "alaka" bulunması ve asıl anlamın kastedilmesine engel olan bir işaret, yani "karine" bulunmasıyla başka bir anlamda kullanılmasıdır. Alaka mecazın gerekçesidir, karine ise okuru asıl anlamdan uzaklaştıran işarettir. Alaka benzerlik ise mecaz istiare adını alır; benzerlik dışında bir ilgi ise mecâz-ı mürsel denir.
Mecâz-ı mürsel. Mecâz-ı mürselde ilgi benzerlik değil, başka bir ilişkidir. Bakara suresinin 2/19. ayetinde münafıkların yıldırımdan korkarak "parmaklarını kulaklarına tıkadığı" söylenir; oysa kulağa giren parmağın tamamı değil, ucudur. Bütün söylenmiş, parça kastedilmiştir; bu "külliyet" alakasıdır. Yûsuf suresinin 12/36. ayetinde zindandaki genç "şarap sıktığını" söyler; Arapçada geçen kelime şaraptır, ama sıkılan üzümdür. Burada şeyin varacağı son durumla anılması, yani "ileride olacağı şey" alakası vardır. Diyanet meali bu mecazı "şaraplık üzüm sıktığımı" diye açarak çevirir. Mecâz-ı mürselin başka alakaları da vardır: parçayı söyleyip bütünü kastetmek, sebebi söyleyip sonucu kastetmek, yeri söyleyip orada olanı kastetmek gibi.
Mecâz-ı aklî. Şimdiye kadar gördüğün mecazlar bir kelimenin anlamında gerçekleşir. Mecâz-ı aklîde ise kelimeler gerçek anlamlarındadır; mecaz, fiilin kendisine isnat edildiği unsurdadır. Bakara suresinin 2/16. ayetinde münafıklar için "alışverişleri kâr getirmedi" denir. Kâr eden ya da zarar eden aslında tüccardır, alışveriş değil; fiil gerçek failine değil, onunla ilgili bir şeye isnat edilmiştir. Bu isnat, alışverişin kendisinin bile kayba uğradığı izlenimini vererek zararın büyüklüğünü vurgular.
İstiare. İstiare, teşbihin iki tarafından birinin söylenmediği mecazdır; ilgisi benzerliktir. Müşebbehün bih söylenip müşebbeh söylenmezse istiare tasrîhiyye, yani açık istiare denir. İbrâhîm suresinin 14/1. ayetinde Kitab'ın insanları "karanlıklardan aydınlığa" çıkarmak için indirildiği söylenir; müfessirlerin çoğu karanlıkları sapıklık, aydınlığı hidayet olarak açıklar. Sapıklık karanlığa, hidayet aydınlığa benzetilmiş; sapıklık ve hidayet söylenmemiş, yalnız kendilerine benzetilen karanlık ve aydınlık söylenmiştir. Müşebbehün bih söylenmeyip onun bir özelliği müşebbehe verilirse istiare mekniyye, yani kapalı istiare denir. Hazırlıkta gördüğün Meryem 19/4 bu ikincisine verilen örneklerdendir: ağarma ateşe benzetilmiş, ateş söylenmemiş, ama ateşin "tutuşma" özelliği ağarmaya verilmiştir. Belagatçılar bu ifadeyi farklı ayrıntılarla tahlil eder; bazıları tutuşma fiilinde ayrıca bir açık istiare de görür.
İstiare-i temsîliyye. Bir sözün tamamı, kendi bağlamından alınıp benzer bir duruma uygulanırsa, buna istiare-i temsîliyye denir. Atasözleri çoğu zaman bu biçimde kullanılır. "Damlaya damlaya göl olur" sözü, birikimini küçük adımlarla artıran birine söylendiğinde ortada ne damla ne de göl vardır; sözün bütünü, benzer bir duruma taşınmıştır. Temsîlî istiare, teşbih-i temsîlînin iki tarafından birinin söylenmemiş hâlidir.
Kinaye. Kinaye, bir sözün, asıl anlamı da kastedilebilecek biçimde, onunla bağlantılı başka bir anlamı anlatmak için kullanılmasıdır. Türkçedeki "eli açık" ifadesi cömertliği anlatır, ama birinin elinin gerçekten açık olduğunu söylemek de yanlış olmaz. Kinayeyi mecazdan ayıran şey budur: mecazda asıl anlamın kastedilmesine engel bir karine vardır; kinayede böyle bir engel yoktur, asıl anlam geri çekilir ama yasaklanmaz. İsrâ suresinin 17/24. ayetinde anne babaya karşı "alçak gönüllülük kanatlarını ger" emri hem istiare hem kinaye bakımından açıklanır. Alçak gönüllülük kanadı olan bir kuşa benzetilmiş, kuş söylenmeyip kanat ona verilmiştir; bu bir kapalı istiaredir. Kanat germek ise kuşun yavrularını kanatlarının altına alıp onları korumasını hatırlatır ve şefkatli bir tevazunun kinayesi olarak okunur.
Cürcânî ve istiare. Ders 8.7'de Delâilü'l-i'câz'ını gördüğün Abdülkâhir el-Cürcânî, beyân konularını Esrârü'l-belâğa adlı eserinde ayrıntılı biçimde incelemiştir. Cürcânî'nin istiare hakkındaki en çok aktarılan tespitlerinden biri, istiarenin yalnız bir kelimenin bir yerden alınıp başka bir yere konması olmadığıdır. Ona göre istiarede asıl aktarılan kelime değil, anlamdır: konuşan kişi, benzetilen şeyin, kendisine benzetilen şeyin türünden olduğunu iddia eder. "Bir aslan gördüm" diyen, cesur bir adamı aslana benzetmekle kalmaz, onun bir aslan olduğunu ileri sürer. İstiarenin teşbihten daha güçlü olmasının sebebi de budur. Esrârü'l-belâğa'dan istiare üzerine bir pasajı Ders 14.1'deki okuma stratejisiyle, eserin tahkikli bir neşrinden okumak bu dersin tamamlayıcı çalışmasıdır.
Kur'an'da mecaz tartışması. Âlimlerin büyük çoğunluğu Kur'an'da mecaz bulunduğunu kabul eder ve tefsirde mecazı bir açıklama aracı olarak kullanır. Ders 11.4'te Selefî düşüncenin temsilcisi olarak gördüğün İbn Teymiyye ise dili hakikat ve mecaz diye ikiye ayırmanın sonradan ortaya çıktığını savunmuş ve bu ayrımın, özellikle sıfat ayetlerinde, anlamı çarpıtmaya yol açabileceğini ileri sürmüştür. Bu tartışma, beyân ilminin yalnız bir edebiyat bilgisi olmadığını, kelam ve tefsirle doğrudan bağlantılı olduğunu gösterir.
Örnekler
- Basit: Bir talebe, bir kelam kitabında "teşbih" kelimesini görür ve bunun bir belagat sanatı olduğunu sanarak metni yanlış anlar. Hocası ona kelamdaki teşbihin Allah'ı yaratılmışlara benzetme hatası, belagatteki teşbihin ise bir benzetme sanatı olduğunu hatırlatır. Talebe bir terimin anlamını, geçtiği ilmin bağlamına göre belirlemesi gerektiğini not eder.
- Orta: Bir çalışma grubu, Bakara suresinin 2/187. ayetindeki "onlar sizin örtünüzdür" ifadesini incelemek için teşbihin dört unsurunu bir tabloya yazar. Müşebbeh olarak eşleri, müşebbehün bih olarak örtüyü işaretler; edatın ve vech-i şebehin söylenmediğini fark eder ve bunun bir teşbih-i beliğ olduğunu belirler. Ardından vech-i şebehi kendileri çıkarmaya çalışır ve yakınlık, koruma ve gizleme gibi birden fazla ortak nitelik bulur.
- Gerçek hayat: Bir arkadaşın, birinin "Bu iş bizim belimizi büktü" dediğini duymuş ve bunun bir abartı mı, yoksa bir sanat mı olduğunu merak eder. Sen ona bu ifadenin bir kinaye olarak okunabileceğini anlatırsın: ağır bir yük gerçekten de beli büker, ama burada kastedilen, işin ağırlığı ve yorgunluğudur. Arkadaşın, günlük konuşmada da beyân sanatlarının sürekli kullanıldığını fark eder.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Aşağıdaki beş ayetteki beyân sanatını türüyle tespit et: Nûr 24/35, Meryem 19/4, İsrâ 17/24, Bakara 2/16 ve İbrâhîm 14/1. Her ayet için şunları hazırla: ayetin Arapça ifadesindeki ilgili kısım, Diyanet meali, sanatın türü (teşbih ve türü, mecâz-ı mürsel ve alakası, mecâz-ı aklî, istiare ve türü ya da kinaye), teşbih ya da istiare ise iki tarafın ve vech-i şebehin ne olduğu, mecaz ise alakanın ve karinenin ne olduğu. Son olarak mealin bu sanatı koruyup korumadığını, örneğin Meryem 19/4'teki "tutuşma" imgesinin meale geçip geçmediğini değerlendir. Tespitini bir tefsirle, örneğin Ders 15.2'de gördüğün el-Keşşâf'la ya da bir Türkçe belagat kitabıyla karşılaştır; tefsirin ayrı bir tahlil önerdiği yerleri not et. Hedef: Kur'an'daki teşbih, mecaz, istiare ve kinaye örneklerini türleriyle tespit edip unsurlarına ayırabilmek ve mealin bu sanatları ne ölçüde yansıttığını değerlendirebilmek.
Mini test
- Beyân ilmi neyi inceler ve Telhîs'te hangi üç ana bahiste işlenir?
- Teşbihin dört unsuru nelerdir ve teşbih-i beliğ hangisidir?
- Mecazda alaka ve karine ne demektir? İstiare ile mecâz-ı mürsel nasıl ayrılır?
- İstiare tasrîhiyye ile istiare mekniyye arasındaki fark nedir? Meryem 19/4 hangisine örnek verilir?
- Kinayeyi mecazdan ayıran özellik nedir?
Cevapları göster
- Aynı anlamı açıklık bakımından farklı yollarla ifade etmeyi inceler. Telhîs'te teşbih, mecaz ve kinaye olarak üç ana bahiste işlenir; istiare mecazın içindedir.
- Müşebbeh, müşebbehün bih, vech-i şebeh ve edat. Teşbih-i beliğ, hem edatın hem de vech-i şebehin söylenmediği teşbihtir.
- Alaka, kelimenin asıl anlamı ile kastedilen anlam arasındaki ilgidir; karine, asıl anlamın kastedilmesine engel olan işarettir. Alaka benzerlikse istiare, benzerlik dışında bir ilgi ise mecâz-ı mürsel olur.
- Tasrîhiyyede müşebbehün bih söylenir, müşebbeh söylenmez. Mekniyyede müşebbehün bih söylenmez, onun bir özelliği müşebbehe verilir. Meryem 19/4, ağarmanın ateşe benzetilip ateşin tutuşma özelliğinin ona verilmesiyle mekniyyeye örnek verilir.
- Kinayede asıl anlamın kastedilmesine engel bir karine yoktur; asıl anlam da kastedilebilir. Mecazda ise karine, asıl anlamın kastedilmesine engel olur.
Özet
- Beyân, aynı anlamı farklı açıklık dereceleriyle ifade etmeyi inceler; ana bahisleri teşbih, mecaz ve kinayedir.
- Teşbihin dört unsuru vardır; teşbih-i beliğ en güçlü, teşbih-i temsîlî ise bir tablodan çıkarılan benzetmedir; Nûr 24/35 bunun örneğidir.
- Mecaz alaka ve karineyle kurulur; benzerlik dışı ilgide mecâz-ı mürsel, fiilin isnadında mecâz-ı aklî vardır.
- İstiare teşbihin bir tarafı söylenmemiş hâlidir; Meryem 19/4 kapalı, İsrâ 17/24 kapalı istiare ve kinaye örneği olarak okunur.
- Cürcânî'ye göre istiarede aktarılan kelime değil anlamdır; Kur'an'da mecaz tartışması beyânı kelamla bağlar.
Sonraki derse hazırlık
Ders 20.3'te belagatin üçüncü dalı olan bedî' ilmini, yani sözün lafız ve anlam bakımından güzelleştirilmesi sanatlarını işleyeceğiz. Hazırlık: Rûm suresinin 30/55. ayetini mealiyle oku: "Kıyamet koptuğu gün suçlular sadece çok kısa bir müddet kalmış olduklarına yemin ederler." Bu ayetin Arapçasında "kıyamet" anlamındaki "es-sâatu" kelimesi ile "kısa bir müddet" anlamındaki "sâah" kelimesi aynıdır. Aynı kelimenin bir ayette iki farklı anlamda kullanılmasının okurda nasıl bir etki bırakabileceğini düşün ve bir cümleyle not et. Ardından Türkçede aynı yazılıp farklı anlam taşıyan iki kelimeyi bir cümlede kullanmaya çalış.