İçeriğe geç

Ders 19.7 · Seviye 3 · Tasavvuf Klasikleri

Esmâ-i hüsnâ ve seyr

1.931 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta Ders 11.6'da gördüğün A'râf suresinin 7/180. ayetini ve esmâ-i hüsnânın tevkîfîliği meselesini hatırladın. Ders 13.3'te Rahmân ile Rahîm isimlerinin aynı kökten gelip farklı kalıplarda olduğunu ve bu kalıp farkının anlamda bir fark taşıdığını da gözden geçirdin. Ardından Rahmân, Rahîm, Sabûr ve Latîf isimlerinden birini seçtin, anlamını bir cümleyle yazdın ve bir insanın bu isimden kendi ahlakına ne alabileceğini düşündün. Muhtemelen Sabûr ismini seçtiysen, acele etmeyi, bir işin vaktini beklemeyi, öfkeyle karar vermemeyi yazdın. Bu soru, yani bir isimden insanın ahlakına ne düşeceği sorusu, bu dersin merkezindedir. Modül 19'da şimdiye kadar tasavvufun kavram sözlüğünü, ahlak sistemini, şiir dilini ve varlık tartışmasını gördün. Bu derste bu çizgilerin buluştuğu bir noktaya geleceksin: Allah'ın isimleri hem bilginin, hem ahlakın, hem de yolculuğun konusudur. Önce Gazzâlî'nin el-Maksadü'l-esnâ'sındaki yöntemi, sonra İbnü'l-Arabî geleneğinde isimlerin yerini ve tarikatlardaki isimlerle zikir usulünü göreceksin. Son olarak dört ismi bu üç açıdan birlikte okuyacaksın.

Ana anlatım

El-Maksadü'l-esnâ. Gazzâlî'nin esmâ-i hüsnâ üzerine yazdığı eserin tam adı el-Maksadü'l-esnâ fî şerhi esmâillâhi'l-hüsnâ'dır; "Allah'ın en güzel isimlerini açıklamada en yüce hedef" diye çevrilebilir. Eser üç bölümden oluşur. Birinci bölüm giriş meselelerini ele alır: isim, isimlendirilen ve isimlendirme arasındaki fark gibi kelamcıların tartıştığı sorular. İkinci bölüm eserin asıl kısmıdır ve doksan dokuz ismi tek tek açıklar. Üçüncü bölüm ise isimlerin sayısı ve tevkîfîliği gibi tamamlayıcı meseleleri tartışır. Ders 19.2'de İhyâ'nın ilm-i muâmele ile yetindiğini görmüştün; el-Maksadü'l-esnâ, Gazzâlî'nin kelam, dil ve ahlakı tek bir metinde buluşturduğu daha kısa ama yoğun bir eserdir.

Doksan dokuz ismin listesi. Ders 11.6'da Buhârî ve Müslim'deki bir hadiste Allah'ın doksan dokuz isminden söz edildiğini görmüştün. Burada ince bir nokta var: Buhârî ve Müslim'deki rivayette isimlerin listesi yoktur, yalnız sayı vardır. Bugün yaygın olarak bilinen liste Tirmizî'nin rivayetinde geçer ve pek çok hadis âlimi bu listenin Hz. Peygamber'in sözüne sonradan, râvilerden biri tarafından eklenmiş olabileceğini söylemiştir. Ders 16.5'te tahrîc yaparken öğrendiğin bu tür ayrımlar burada da işe yarar. Gazzâlî de açıklamasını bu yaygın listeye göre düzenler. Örneğin Sabûr ismi Tirmizî'nin listesinde yer alır ama Kur'an'da bir isim olarak geçmez. Bu, bir ismin hangi kaynağa dayandığını bilmenin, onu anlamanın bir parçası olduğunu gösterir.

Yöntem: anlam ve nasip. Gazzâlî her ismi iki adımda açıklar. Önce ismin anlamını, dil ve kelam bilgisine dayanarak belirler: bu isim Allah hakkında neyi bildirir, benzer isimlerden nasıl ayrılır? Ardından "tenbîh", yani uyarı başlığı altında kulun o isimden nasibini anlatır: bu ismi bilen bir insan kendi hayatında ne değiştirmelidir? Bu ikinci adım eserin asıl özgünlüğüdür. Gazzâlî'ye göre bir ismin anlamını bilmek, onu sözlükten ezberlemekle tamamlanmaz; o anlamdan kişinin ahlakına bir pay düşmedikçe bilgi eksik kalır. Bu yaklaşım, Ders 19.2'deki bilgi, hal ve amel üçlüsünün isimler alanına uygulanmasıdır.

Tahalluk bi-ahlâkillâh. Kulun isimlerden nasip alması, tasavvuf dilinde "tahalluk bi-ahlâkillâh", yani Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak diye ifade edilir. Bu ifade tasavvuf literatüründe çok yaygındır ve bazen bir hadis gibi aktarılır; ama Ders 9.6'da öğrendiğin ölçütle bakıldığında, sahih bir senedi tespit edilmiş değildir. Bu yüzden onu bir ilke ve bir tasavvuf terimi olarak kullanmak, hadis olarak nakletmekten daha doğrudur. Anlamı da dikkatle sınırlanmalıdır. Gazzâlî, kulun bir isimden aldığı payın o ismin Allah'taki mutlak anlamına hiçbir zaman ulaşamayacağını, aradaki farkın bir derece farkı değil, mahiyet farkı olduğunu vurgular. Kul merhamet eder, ama merhameti sınırlıdır, çoğu zaman bir acı duygusuna dayanır ve kendi menfaatinden tümüyle arınmış değildir. Allah'ın rahmeti ise böyle bir ihtiyaçtan ve eksiklikten münezzehtir.

Her ismin nasibi yoktur. Gazzâlî'nin yöntemindeki bir başka incelik, bazı isimlerde kula düşen payın ancak dolaylı olabileceğidir. Örneğin yaratmak anlamı taşıyan isimlerde kul yaratıcı olamaz; ondan düşen pay, olsa olsa Allah'ın yarattığı şeylerdeki düzeni tanımak ve ona saygı göstermektir. Allah ismi ise Gazzâlî'ye göre tümüyle Allah'a mahsustur; bu isimden kula düşen, ancak kalbini ve himmetini Allah'a yöneltmek, O'ndan başkasını gözünde küçültmektir. Bu ayrım, tahalluk düşüncesinin ölçüsüz bir iddiaya dönüşmesini engeller: kul Allah'ın isimlerine sahip olmaz, onlardan ahlakına uygun bir iz alır.

Rahmân ve Rahîm. Ders 13.3'te iki ismin kalıp farkını görmüştün. Gazzâlî de iki ismi ayrı ayrı açıklar ve Rahmân'ı, rahmetin bu dünyada herkesi kuşatan, Allah'tan başkasına verilemeyen bir isim olarak, Rahîm'i ise daha çok müminlere yönelen rahmetle ilişkilendiren yaygın yorumu dikkate alır. Kulun bu iki isimden nasibi, özetle, gaflet içindeki insanlara yumuşaklıkla yaklaşıp onları Allah'a çağırmak ve muhtaç olanın ihtiyacını gücü yettiğince gidermektir. Gazzâlî burada kulun merhametinin sözde kalmaması gerektiğini, eline geçen imkânı muhtaca yöneltmesi gerektiğini vurgular.

Sabûr. Sabûr, Gazzâlî'nin açıklamasında, acelenin kendisini bir işi vaktinden önce yapmaya sevk etmediği, her şeyi belirlenmiş ölçüsüne ve vaktine göre yerine koyan demektir. Burada sabır, bir acıya katlanmak anlamıyla değil, işleri vaktine bırakma ve öfkeyle ya da aceleyle hüküm vermeme anlamıyla anlaşılır. Kulun nasibi, bu anlamın ahlaktaki karşılığıdır: bir kararı öfke geçmeden vermemek, bir işin sonucunu vaktinden önce zorlamamak, bir insanın hatasına hemen hükümle karşılık vermemek. Ders 12.6'da makamlar arasında gördüğün sabır, bu isimle birlikte okunduğunda yalnız bir katlanma değil, bir zamanlama ahlakı olarak da görünür.

Latîf. Latîf, hem ince ve gizli olanı bilen, hem de faydayı kullarına fark ettirmeden, yumuşaklıkla ulaştıran demektir. Gazzâlî bu ismin iki anlamının, yani bilgideki incelik ile muameledeki yumuşaklığın birlikte bulunmasının kemal olduğunu söyler. Kulun nasibi de bu iki yöndedir: insanların durumunu ince bir dikkatle anlamak ve onlara, özellikle hakikate çağırırken, kabalık ve tartışma yerine nezaket ve kolaylık göstermek. Latîf ismi, doğru olanı söylemenin yetmediğini, onu nasıl söylediğinin de ahlakın bir parçası olduğunu hatırlatır.

İbnü'l-Arabî geleneğinde isimler. Gazzâlî isimleri kulun ahlakı açısından okurken, İbnü'l-Arabî geleneği isimleri âlemin yapısı açısından da okur. Ders 19.4'te âlemin isimlerin aynası olduğunu, Ders 19.5'te de eşyanın isimlerin tecellîleri sayıldığını görmüştün. Bu gelenekte her varlık bir ya da birkaç ismin mazharıdır; bazı şârihler her şeyin kendine has bir "rab"bı olduğundan, yani onu terbiye eden, onda ağır basan bir isimden söz eder. İsimler ayrıca Celâl ve Cemâl, yani heybet ve güzellik isimleri olarak ikiye ayrılır ve âlemdeki karşıtlıkların, örneğin genişleme ile daralmanın, bu isimlerin birlikte işlemesinden doğduğu söylenir. Bu okuma, isimleri yalnız bir ahlak listesi olarak değil, hem âlemi hem de insanı anlamanın bir anahtarı olarak görür.

İnsan ve isimlerin toplamı. Bu geleneğin isimler anlayışı, Ders 19.4'te gördüğün insan-ı kâmil düşüncesiyle birleşir. Âlemdeki her varlık bazı isimlerin mazharıdır, ama insan, Bakara suresindeki "isimlerin hepsinin öğretilmesi" ile işaret edildiği yorumlanan bir kapasiteyle, isimlerin toplamına mazhar olabilecek varlıktır. Seyr ü sülûk, bu açıdan bakıldığında, insanın içinde bulunan bu isimlerin bir kısmının baskınlığından kurtulup dengeye ulaşması, kendisinde ağır basan celâl yönünü cemâl yönüyle, sertliğini rahmetle dengelemesi olarak da anlatılır.

Seyr ü sülûkte isimlerle zikir. İsimlerin bu iki yönü, yani ahlak ve yolculuk, bazı tarikatların zikir usullerinde somut bir biçim almıştır. Halvetiyye başta olmak üzere bazı tarikatlarda "esmâ-i seb'a", yani yedi isim usulü uygulanır. Bu usulde sâlike sırasıyla yedi isim ya da zikir ifadesi verilir; yaygın bir sıralama kelime-i tevhid, Allah, Hû, Hak, Hayy, Kayyûm ve Kahhâr şeklindedir. Bu yedi aşama, Ders 12.3'te gördüğün yedi nefs mertebesiyle ilişkilendirilir: her isim, nefsin bir mertebesinden diğerine geçişe eşlik eder. Listenin ayrıntısı ve isimlerin sırası tarikatın koluna göre değişebilir; tek bir kaynaktaki sıralamayı bütün gelenek için genellemek doğru olmaz.

Usulün sınırı. Bu usulün bir özelliği, Ders 12.7'de gördüğün mürşid-mürid ilişkisine sıkı sıkıya bağlı olmasıdır. İsim verme, bir sonraki isme geçme ve rüyaların ya da hallerin yorumlanması şeyhin gözetiminde yapılır. Bu yüzden bir kitapta yedi ismin listesini okumak, o usulü uygulamak için yeterli değildir. Ders 12.5'te rehbersiz bir talebe için ölçülü bir zikir düzeni görmüştün; esmâ-i seb'a gibi usuller bu ölçülü düzenin yerine konmaz. Bu derste usulü tanımak, onu kendi başına uygulamak için değil, tasavvuf metinlerinde geçtiğinde ne anlama geldiğini bilmek içindir.

Üç okumayı birleştirmek. Böylece bir isim üç farklı açıdan okunabilir. Kelam ve dil açısından: bu isim Allah hakkında neyi bildirir ve hangi kaynağa dayanır? Ahlak açısından: kulun bu isimden nasibi nedir? Seyr açısından: bu isim sâlikin yolculuğunda hangi hâle, hangi nefs mertebesine eşlik eder? Gazzâlî'nin eseri ilk ikisini, İbnü'l-Arabî geleneği ve tarikat usulleri üçüncüsünü öne çıkarır. Bir ismi bu üç açıdan birlikte düşünmek, esmâ-i hüsnâyı ne yalnız bir ezber listesine ne de yalnız bir metafizik şemaya indirgemeden okumanın yoludur.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe, bir kitapta "Allah'ın ahlakıyla ahlaklanın" sözünü bir hadis olarak okur ve not defterine öyle yazar. Hocası ona bu ifadenin tasavvuf literatüründe çok yaygın olduğunu, ama sahih bir senedinin tespit edilmediğini hatırlatır. Talebe notunu düzeltir ve ifadeyi "tahalluk bi-ahlâkillâh" adıyla bilinen bir tasavvuf ilkesi olarak kaydeder; anlamını kullanmaya devam eder, ama onu Hz. Peygamber'e nispet etmez.
  • Orta: Bir çalışma grubu, Sabûr ismini üç açıdan inceler. Önce ismin Tirmizî'nin listesinde yer aldığını ama Kur'an'da bir isim olarak geçmediğini tespit eder. Sonra Gazzâlî'nin açıklamasındaki anlamı, yani işleri vaktine bırakmayı ve aceleyle hüküm vermemeyi özetler. Son olarak kulun nasibini, öfkeyle karar vermemek ve bir sonucu vaktinden önce zorlamamak olarak yazar. Grup, bir ismin kaynağının, anlamının ve ahlaktaki karşılığının ayrı sorular olduğunu görür.
  • Gerçek hayat: Bir arkadaşın, internette esmâ-i seb'a zikrinin yedi isminin listesini bulur ve bunları sırayla, kendi başına, belirli sayılarla okumaya başlamayı düşündüğünü söyler. Sen ona bu usulün tarikatlarda bir mürşidin gözetiminde uygulandığını, listenin tarikatın koluna göre değiştiğini anlatırsın. Rehbersiz bir düzen için sünnette yer alan tesbihat ve ölçülü bir zikir vaktinin daha uygun olduğunu, isimleri ise anlamlarını ve ahlaktaki karşılıklarını düşünerek anmanın her zaman mümkün olduğunu eklersin.

Uygulama

Şimdi sıra sende: Gazzâlî'nin el-Maksadü'l-esnâ'sından iki ismin "kulun nasibi" bölümünü tercüme et. İsimlerden birini bu derste gördüğün Rahmân, Rahîm, Sabûr ve Latîf arasından, diğerini ise kendi seçtiğin bir isimden al. Metni eserin tahkikli bir neşrinden bul; Arapça metni bir internet sayfasından ya da ikinci el bir aktarımdan alıyorsan, onu bir neşirle karşılaştırmadan kullanma. Her isim için şunları hazırla: ismin Arapça yazılışı ve kökü, Gazzâlî'nin ismin anlamı hakkındaki açıklamasının iki üç cümlelik özeti, "tenbîh" başlıklı bölümün Arapça metni ve senin tercümen, tercümede zorlandığın bir kelime ya da ifade ve bu zorluğu nasıl çözdüğün. Tercümenin altına, bu ismin senin kendi ahlakî gelişim hedeflerinden biriyle nasıl ilişkilendirilebileceğini anlatan kısa bir paragraf yaz. Hedef: Gazzâlî'nin esmâ şerhindeki "anlam ve nasip" yöntemini aslından okuyup tercüme edebilmek ve bir ismi kendi ahlakî hedefleriyle ölçülü biçimde ilişkilendirebilmek.

Mini test

  1. El-Maksadü'l-esnâ'da Gazzâlî her ismi hangi iki adımda açıklar?
  2. Doksan dokuz ismin yaygın listesinin kaynağı hakkında hangi incelik bilinmelidir?
  3. "Tahalluk bi-ahlâkillâh" ifadesi nasıl kullanılmalıdır ve kulun nasibi hangi sınırla anlaşılmalıdır?
  4. İbnü'l-Arabî geleneğinde isimler âlemle nasıl ilişkilendirilir?
  5. Esmâ-i seb'a usulü nedir ve neden kendi başına uygulanmamalıdır?
Cevapları göster
  1. Önce ismin anlamını dil ve kelam bilgisiyle belirler, sonra "tenbîh" başlığı altında kulun o isimden nasibini, yani ahlakına düşen payı anlatır.
  2. Buhârî ve Müslim'deki rivayette yalnız doksan dokuz sayısı geçer, isimlerin listesi yoktur. Yaygın liste Tirmizî'nin rivayetindedir ve pek çok hadis âlimi onun râvilerden biri tarafından eklenmiş olabileceğini söylemiştir.
  3. Sahih bir senedi tespit edilmediği için hadis olarak değil, bir tasavvuf ilkesi olarak kullanılmalıdır. Kulun bir isimden aldığı pay, o ismin Allah'taki mutlak anlamına hiçbir zaman ulaşamaz; aradaki fark mahiyet farkıdır.
  4. Her varlık bir ya da birkaç ismin mazharıdır; isimler Celâl ve Cemâl olarak ayrılır ve âlemdeki karşıtlıklar isimlerin birlikte işlemesiyle açıklanır. İnsan, isimlerin toplamına mazhar olabilecek varlıktır.
  5. Halvetiyye başta olmak üzere bazı tarikatlarda sâlike sırasıyla yedi isim verilmesi ve bunların yedi nefs mertebesiyle ilişkilendirilmesidir. Usul mürşidin gözetimine bağlıdır ve listenin ayrıntısı kola göre değişir; bu yüzden kitaptan okuyarak kendi başına uygulanmaz.

Özet

  • Gazzâlî'nin el-Maksadü'l-esnâ'sı her ismi önce anlamıyla, sonra kulun nasibiyle açıklar.
  • Doksan dokuz ismin yaygın listesi Tirmizî'nin rivayetindedir; listenin hadise sonradan eklenmiş olabileceği söylenmiştir.
  • Tahalluk bi-ahlâkillâh bir tasavvuf ilkesidir; kulun payı sınırlıdır ve bazı isimlerde yalnız dolaylıdır.
  • Rahmân, Rahîm, Sabûr ve Latîf isimleri merhamet, zamanlama ve incelik ahlakı olarak okunabilir.
  • İbnü'l-Arabî geleneğinde isimler âlemin yapısını ve insanın yolculuğunu açıklar; esmâ-i seb'a usulü mürşid gözetiminde uygulanır.

Sonraki derse hazırlık

Ders 19.8'de modülü tasavvuf ile modern psikoloji arasındaki köprüyle kapatacağız. Hazırlık: Ders 12.2'de Muhâsibî'nin nefsin hesaba çekilmesini sistemli bir yöntem hâline getirdiğini, Ders 12.5'te de muhasebe ve murakabe pratiklerini görmüştün; bu bilgileri hatırla. Ardından modern psikolojide kullanılan "öz-farkındalık" kavramı için kısa bir tanım bul ve yaz. Son olarak şu soruyu düşün: muhasebe ile öz-farkındalık arasında hangi benzerlik vardır, ve muhasebenin arkasındaki Allah'ın huzurunda olma bilinci bu iki kavram arasında nasıl bir fark doğurur? Cevabını iki cümleyle not et.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 19.7

Gazzâlî'nin el-Maksadü'l-esnâ fî şerhi esmâillâhi'l-hüsnâ'sındaki yöntem: her ismin anlamı ve kulun o isimden nasibi (tahalluk bi-ahlâkillâh). İbnü'l-Arabî geleneğinde isimlerin âlemdeki tecellisi ve seyr ü sülûkte isimlerle zikir (esmâ-i seb'a usulü) tanıtılır. Rahmân, Rahîm, Sabûr ve Latîf isimleri örnek olarak işlenir; talebe kendi ahlakî gelişim hedefiyle bir ismi ilişkilendirir. Uygulama: Maksadü'l-esnâ'dan iki ismin "kulun nasibi" bölümünü tercüme etmek.