Giriş
Hazırlıkta Ders 11.3'te gördüğün Mu'tezile'nin adalet esasını ve Ders 11.7'de gördüğün kader ve irade meselesini, özellikle kesb kavramını hatırladın. Ardından bir soruyu düşündün: Allah adil ve hikmet sahibi ise, dünyada neden masum insanlar acı çekiyor? Cevabında adalet, hikmet, kesb ve imtihan kavramlarından en az ikisini kullanmaya çalıştın. Muhtemelen bu soruya tek bir kavramla cevap vermenin zor olduğunu, her kavramın sorunun bir yönünü aydınlattığını ama bir başka yönünü açık bıraktığını fark ettin. Belki de bu sorunun yalnız bir akıl bulmacası değil, acı çeken bir insanın sorusu olduğunu, bu yüzden cevabın da hem aklî hem de insani bir dille verilmesi gerektiğini düşündün. Bu farkındalık, bu dersin tavrını belirler. Modül 18 boyunca klasik kelam metinlerini okudun: bir akaid metnini ve şerhini, kelamın felsefeyle karşılaşmasını, müteahhirîn kelamının büyük ansiklopedisini, bilgi teorisini ve varlık anlayışını. Bu son derste, kelamın modern dönemde yenilenme çabalarını ve bugünün sorularını ele alacağız. Önce on dokuzuncu ve yirminci yüzyıldaki "yeni ilm-i kelam" arayışını ve temsilcilerini tanıyacaksın. Sonra çağdaş kelamın gündemindeki başlıca meseleleri, farklı görüşleri adil biçimde aktararak inceleyeceksin. Son olarak kötülük problemine klasik kavramlarla bir cevap taslağı hazırlayacaksın.
Ana anlatım
Yeni bir kelam ihtiyacı. On dokuzuncu yüzyılda Müslüman düşünürler, kelamın yeni bir meydan okumayla karşı karşıya olduğunu fark ettiler. Avrupa'da gelişen materyalizm, pozitivizm ve modern bilim, Allah'ın varlığını, vahyin imkânını ve dinin toplumdaki yerini yeni biçimlerde sorguluyordu. Klasik kelam, Ders 18.7'de gördüğün atomculuk ve araz teorisi gibi eski bir tabiat anlayışına dayanan delillerle bu sorulara cevap vermekte zorlanıyordu. Bu durum, bazı âlimleri kelamın yeniden düşünülmesi gerektiği sonucuna götürdü. Onlara göre kelamın amacı, yani iman esaslarını aklî delillerle savunmak değişmemişti; değişmesi gereken, bu savunmanın kullandığı yöntem ve karşı çıktığı itirazlardı. Bu arayışa "yeni ilm-i kelam" adı verildi.
Şiblî Nu'mânî. Hint alt kıtasında Şiblî Nu'mânî (ö. 1914), Urduca yazdığı kelam tarihi ve kelam eserleriyle bu arayışın öncülerinden biri olmuştur. Şiblî, kelamın tarihini inceleyerek kelamcıların her dönemde kendi zamanlarının itirazlarına cevap verdiklerini, bu yüzden modern dönemin itirazlarına da yeni bir kelamla cevap verilmesi gerektiğini savunmuştur. Ona göre eski kelam kitaplarındaki tartışmaların bir kısmı, artık kimsenin savunmadığı felsefî görüşlere karşı yazılmıştı; yeni kelam ise modern bilimin ve Batı düşüncesinin sorularını ele almalıydı. Şiblî'nin bu tespiti, kelamın bir tarihsel ilim olduğunu, yani belirli sorulara verilen cevaplar dizisi olarak geliştiğini gösterir.
Muhammed Abduh ve Risâletü't-tevhîd. Mısır'da Muhammed Abduh (ö. 1905), Risâletü't-tevhîd adlı eseriyle kelamın sade ve anlaşılır bir dille yeniden anlatılmasına öncülük etmiştir. Eser, Abduh'un Beyrut'ta verdiği derslerden doğmuştur. Abduh, klasik kelamın ayrıntılı teknik tartışmalarına girmeden, akıl ile vahyin uyumunu, Allah'ın varlığını ve birliğini, peygamberliğin gerekliliğini ve İslam'ın akla ve ilme verdiği değeri anlatır. Ders 18.4'te Abduh'un İbn Rüşd hakkındaki bir basın tartışmasına katıldığını görmüştün; Abduh'un akla ve İbn Rüşd'e ilgisi, bu eserin genel tavrını da belirler. Risâletü't-tevhîd, Arap dünyasında modern dönemin en çok okunan kelam kitaplarından biri olmuştur.
İzmirli İsmail Hakkı. Osmanlı'nın son döneminde ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında İzmirli İsmail Hakkı (ö. 1946), Yeni İlm-i Kelâm adlı eseriyle bu arayışın Türkiye'deki en sistemli temsilcisi olmuştur. İzmirli, kelamın amacının ve temel esaslarının korunması gerektiğini, ama yönteminin ve ele aldığı meselelerin çağın ihtiyaçlarına göre yenilenmesi gerektiğini savunur. Ona göre eski kelamın dayandığı bazı felsefî ve tabiat teorileri artık geçerli değildir; yeni kelam ise modern felsefenin ve bilimin verilerini dikkate alarak iman esaslarını savunmalıdır. İzmirli'nin eseri, Ders 18.7'de gördüğün klasik delillerin modern dönemde nasıl yeniden düşünülebileceğine dair önemli bir örnektir.
Filibeli Ahmed Hilmi. Osmanlı'nın son döneminde yaşamış bir başka düşünür olan Filibeli Ahmed Hilmi (ö. 1914), Allah'ı İnkâr Mümkün müdür? adlı eserinde, dönemin materyalist düşüncesine karşı Allah'ın varlığını savunmuştur. Eser, materyalizmin iddialarını ele alır ve onların, Allah'ın varlığını reddetmek için yeterli olmadığını göstermeye çalışır. Ahmed Hilmi, bu savunmada hem klasik kelamın argümanlarından hem de dönemin felsefî tartışmalarından yararlanır. Bu eser, yeni ilm-i kelamın yalnız bir yöntem tartışması değil, somut itirazlara verilen somut cevaplar da ürettiğini gösterir.
Yeni kelamın ortak özellikleri. Bu düşünürlerin yaklaşımları farklı olsa da bazı ortak özellikler taşır. Birincisi, kelamın amacını korurlar: iman esaslarını aklî delillerle savunmak. İkincisi, klasik kelamın dayandığı eski tabiat teorilerinin, örneğin atomculuğun ve araz teorisinin klasik biçiminin, artık zorunlu olmadığını kabul ederler. Üçüncüsü, yeni itirazlara, yani materyalizme, pozitivizme ve modern bilimin bazı yorumlarına cevap vermeye çalışırlar. Dördüncüsü, daha sade ve geniş bir okur kitlesine hitap eden bir dil kullanırlar. Bu özellikler, yeni ilm-i kelamın, Ders 18.5'te gördüğün müteahhirîn kelamının teknik yoğunluğundan farklı bir yönde geliştiğini gösterir.
Çağdaş gündem: ateizm. Günümüzde kelamın karşılaştığı en belirgin meydan okumalardan biri, Allah'ın varlığını açıkça reddeden ateist düşüncedir. Çağdaş ateistlerin bir kısmı, dinin bilimle çeliştiğini, Allah'ın varlığı için yeterli delil bulunmadığını ya da dünyadaki kötülüğün adil bir Allah'ın varlığıyla bağdaşmadığını savunur. Kelamcılar bu itirazlara, Ders 11.5'te gördüğün delilleri yeniden değerlendirerek, Ders 18.6'da gördüğün bilgi teorisi tartışmalarını kullanarak ve itirazların kendi öncüllerini sorgulayarak cevap verir. Bu tartışmada adil olmak, karşı tarafın en güçlü argümanlarını tanımayı ve onları çarpıtmadan aktarmayı gerektirir; Ders 18.3'te gördüğün Gazzâlî'nin Makâsıd'daki tavrı burada da bir örnektir.
Çağdaş gündem: evrim ve yaratılış. Bir başka önemli mesele, canlıların evrim yoluyla geliştiğini söyleyen biyolojik teori ile yaratılış inancının ilişkisidir. Müslüman düşünürler bu konuda farklı görüşler ileri sürmüştür. Bir görüş, evrimin Allah'ın yaratmasının bir yolu olabileceğini, Allah'ın canlıları bir süreç içinde yaratmış olmasının yaratılış inancıyla çelişmediğini söyler. Bir başka görüş, evrimi genel olarak kabul eder ama insanın yaratılışını, Kur'an'daki Âdem kıssasına dayanarak ayrı tutar. Bir diğer görüş ise evrim teorisini, özellikle onun materyalist yorumlarını reddeder. Bu tartışmada bilimsel bir teori ile o teorinin felsefî yorumunu birbirinden ayırmak önemlidir: bir biyolojik süreci tarif etmek, o sürecin arkasında bir yaratıcı olup olmadığı sorusuna tek başına cevap vermez.
Çağdaş gündem: bilim ve din. Bilim ile din arasındaki ilişki konusunda da farklı yaklaşımlar vardır. Bir yaklaşım, ikisinin çatıştığını, birinin öbürünü dışladığını söyler. Bir başka yaklaşım, ikisinin farklı sorulara cevap veren bağımsız alanlar olduğunu savunur: bilim nasıl sorusuna, din niçin sorusuna cevap verir. Üçüncü bir yaklaşım, ikisi arasında bir diyalog kurulabileceğini, dördüncüsü ise ikisinin bir bütün içinde birleştirilebileceğini savunur. Ders 18.4'te gördüğün İbn Rüşd'ün "hak hakka aykırı olmaz" ilkesi, bu tartışmada kelam geleneğinden gelen önemli bir dayanaktır. Ders 18.3'te gördüğün Gazzâlî'nin nedensellik tartışması ise bilimin gözlemlerinin metafizik yorumu konusunda hâlâ düşündürücü bir örnektir.
Çağdaş gündem: dinî çoğulculuk. Çağdaş kelamın bir başka meselesi, farklı dinlerin ve onlara mensup insanların kurtuluşu sorusudur. Bazı çağdaş düşünürler, bütün büyük dinlerin aynı hakikate farklı yollardan ulaştığını savunan bir çoğulculuk anlayışı önermiştir. Müslüman kelamcılar bu soruya farklı cevaplar vermiştir. Bir yandan İslam'ın hak din olduğu ilkesini korurlar; öbür yandan, Ders 18.6'da gördüğün İsrâ suresinin 15. ayetindeki "Biz peygamber göndermedikçe kimseye azabetmeyiz" ilkesine dayanarak, kendisine tebliğ ulaşmamış ya da doğru biçimde ulaşmamış insanların durumunu ayrıca değerlendirirler. Bu tartışma, kelamın klasik "fetret ehli" kavramının bugün yeniden düşünülmesini gerektirir ve farklı görüşleri ciddiyetle ele almayı ister.
Kötülük problemi. Çağdaş kelamın belki de en insani meselesi, kötülük problemidir: Allah her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve iyi ise, dünyada neden kötülük ve acı vardır? Kelam geleneği bu soruya birkaç kavramla yaklaşır. Birincisi adalettir: Allah zulmetmez ve kimseye haksızlık etmez; ama adaletin ölçüsünü insanın sınırlı bakışı değil, Allah'ın bütüncül bilgisi belirler. İkincisi hikmettir: Allah'ın fiillerinin, insanın her zaman kavrayamayacağı amaçları vardır. Üçüncüsü imtihandır: Mülk suresinin 2. ayetinde Allah'ın ölümü ve hayatı "hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için" yarattığı, Bakara suresinin 155. ayetinde de insanların korku, açlık ve kayıplarla deneneceği bildirilir. Dördüncüsü kesbtir: Ders 11.7'de gördüğün gibi insan kendi fiillerinden sorumludur ve kötülüğün bir kısmı insanın kendi seçimlerinden doğar.
Kavramların sınırı. Kelam ekolleri bu kavramları farklı ağırlıklarla kullanmıştır. Mu'tezile, Allah'ın kullar için en iyi olanı yapmakla yükümlü olduğunu savunmuş ve kötülüğü bu çerçevede açıklamaya çalışmıştır. Eş'arîler ise Allah'ın fiillerini bir yükümlülükle sınırlamayı reddetmiş, Enbiyâ suresinin 23. ayetindeki "O, yaptığından sorumlu değildir, onlar ise sorumlu tutulacaklardır" ifadesini bu görüşün dayanağı saymıştır. Mâtürîdîler ise Allah'ın fiillerinin hikmete uygun olduğunu vurgulamıştır. Bu kavramlar kötülük problemine bir cevap sunar, ama acı çeken bir insanın sorusunu tamamen ortadan kaldırmaz. Kelamcının görevi, bir yandan aklî tutarlılığı savunmak, öbür yandan acının gerçekliğini küçümsememek ve merhametin dilini unutmamaktır.
Modülün kapanışı. Modül 18 boyunca kelamın uzun bir yolculuğunu izledin: Nesefî'nin kısa metninden Teftâzânî'nin şerhine, Gazzâlî ile İbn Rüşd'ün tartışmasından Îcî ve Cürcânî'nin ansiklopedisine, bilgi teorisinden varlık anlayışına ve oradan modern dönemin yenilenme çabalarına. Bu yolculuğun ortak noktası, kelamın her dönemde kendi zamanının sorularına cevap vermeye çalışan canlı bir ilim olmasıdır. Klasik metinleri okumak, bu soruların nasıl sorulduğunu ve nasıl cevaplandığını öğrenmek demektir. Bugünün sorularına cevap verirken bu birikimden yararlanmak, ama onu olduğu gibi tekrarlamak yerine yeniden düşünmek, yeni ilm-i kelamın bize bıraktığı mirastır.
Örnekler
- Basit: Bir talebe, eski kelam kitaplarının atomculuk gibi eski teorilere dayandığını, bu yüzden bugün işe yaramadığını düşünür. Hocası ona İzmirli İsmail Hakkı'nın yeni ilm-i kelam anlayışını anlatır: kelamın amacı ve temel esasları korunur, ama yöntemi ve ele aldığı meseleler çağın ihtiyaçlarına göre yenilenir. Talebe, klasik metinlerin değerinin yöntemlerinde ve sorularında yattığını, eski teorilerin ise yeniden düşünülebileceğini anlar.
- Orta: Bir çalışma grubu, evrim ve yaratılış konusunda Müslüman düşünürlerin farklı görüşlerini bir tabloya döker. Grup, bir biyolojik teori ile onun felsefî yorumunu ayırmanın önemini tartışır: evrimin bir süreç olarak tarif edilmesi, o sürecin arkasında bir yaratıcı olup olmadığı sorusunu tek başına cevaplamaz. Ardından her görüşün hangi ayetlere ve hangi kelam kavramlarına dayandığını not eder ve görüşleri adil biçimde aktarmaya özen gösterir.
- Gerçek hayat: Bir arkadaşın, sevdiği bir yakınını kaybettikten sonra Allah'ın neden buna izin verdiğini sorar. Sen ona önce acısını dinlersin; aceleyle bir teori sunmak yerine onun yanında olduğunu hissettirirsin. Daha sonra, uygun bir zamanda, kelam geleneğinin imtihan, hikmet ve adalet kavramlarını ve Bakara suresinin 155. ayetindeki müjdenin sabredenlere yöneldiğini paylaşırsın. Aklî bir cevabın, merhametin yerini tutamayacağını hatırlarsın.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Kötülük problemi için, klasik kelam kavramlarına dayanan iki sayfalık bir cevap taslağı yaz. Taslağını beş bölümde kur. Birinci bölümde kötülük problemini, onu savunan birinin kabul edeceği en güçlü biçimiyle, adil bir dille özetle. İkinci bölümde adalet kavramını ve Allah'ın adaletinin ölçüsünün ne olduğunu açıkla. Üçüncü bölümde hikmet ve imtihan kavramlarını, Mülk suresinin 2. ayeti ve Bakara suresinin 155. ayetiyle birlikte ele al. Dördüncü bölümde kesb kavramını ve insanın kendi seçimlerinden doğan kötülüğü açıkla; Mu'tezile, Eş'arî ve Mâtürîdî yaklaşımlarından en az ikisini karşılaştır. Beşinci bölümde cevabının sınırlarını dürüstçe belirt: hangi soruları açık bıraktığını ve acı çeken bir insana bu cevabı sunarken nelere dikkat edilmesi gerektiğini yaz. Taslakta en az bir klasik kaynağa ve bu modülde okuduğun derslerden en az ikisine gönderme yap. Hedef: Kötülük problemine klasik kelam kavramlarıyla tutarlı ve adil bir cevap kurabilmek, farklı kelam ekollerinin yaklaşımlarını karşılaştırabilmek ve cevabın sınırlarını dürüstçe değerlendirebilmek.
Mini test
- On dokuzuncu yüzyılda "yeni ilm-i kelam" ihtiyacı neden doğdu?
- Şiblî Nu'mânî, Muhammed Abduh, İzmirli İsmail Hakkı ve Filibeli Ahmed Hilmi'nin bu arayıştaki katkıları nelerdir?
- Yeni ilm-i kelamın ortak özellikleri nelerdir?
- Evrim ve yaratılış konusunda Müslüman düşünürler hangi farklı görüşleri ileri sürmüştür?
- Kelam geleneği kötülük problemine hangi kavramlarla yaklaşır?
Cevapları göster
- Materyalizm, pozitivizm ve modern bilim, Allah'ın varlığını ve vahyin imkânını yeni biçimlerde sorguluyordu; klasik kelam ise eski bir tabiat anlayışına dayanan delillerle bu sorulara cevap vermekte zorlanıyordu.
- Şiblî Urduca eserleriyle kelamın her dönemin itirazlarına cevap veren tarihsel bir ilim olduğunu gösterdi. Abduh Risâletü't-tevhîd'de kelamı sade bir dille anlattı. İzmirli Yeni İlm-i Kelâm'da amacın korunup yöntemin yenilenmesi gerektiğini savundu. Ahmed Hilmi Allah'ı İnkâr Mümkün müdür? adlı eserinde materyalizme karşı Allah'ın varlığını savundu.
- Kelamın amacını korumak, eski tabiat teorilerinin zorunlu olmadığını kabul etmek, yeni itirazlara cevap vermek ve daha sade bir dil kullanmak.
- Evrimin Allah'ın yaratmasının bir yolu olabileceğini, evrimi kabul edip insanın yaratılışını ayrı tutmak gerektiğini ve evrimi özellikle materyalist yorumlarıyla reddetmek gerektiğini söyleyen görüşler.
- Adalet, hikmet, imtihan ve kesb kavramlarıyla; Mu'tezile en iyiyi yapma yükümlülüğünü, Eş'arîler Allah'ın fiillerinin bir yükümlülükle sınırlanamayacağını, Mâtürîdîler ise fiillerin hikmete uygunluğunu vurgulamıştır.
Özet
- On dokuzuncu yüzyılda modern bilim ve materyalizmin meydan okumaları, kelamın yöntemini yenileme ihtiyacını doğurdu.
- Şiblî Nu'mânî, Muhammed Abduh, İzmirli İsmail Hakkı ve Filibeli Ahmed Hilmi yeni ilm-i kelam arayışının başlıca temsilcileridir.
- Yeni kelam, amacını ve esaslarını korurken eski tabiat teorilerini bırakıp yeni itirazlara cevap vermeye çalışır.
- Çağdaş gündem ateizm, evrim ve yaratılış, bilim ve din ile dinî çoğulculuk meselelerini içerir; farklı görüşler adil biçimde aktarılmalıdır.
- Kötülük problemine adalet, hikmet, imtihan ve kesb kavramlarıyla yaklaşılır; cevap aklî tutarlılığı ve merhameti birlikte gözetmelidir.
Sonraki derse hazırlık
Ders 19.1'de yeni bir modüle, Tasavvuf Klasikleri modülüne geçiyor ve Kuşeyrî'nin Risâle'sini aslından okumaya başlıyoruz. Hazırlık: Modül 12'de Kuşeyrî'nin Risâle'sini sık sık andığımızı hatırla. Özellikle Ders 12.1'de "ibnü'l-vakt" kavramını, Ders 12.6'da makam ile hal ayrımını ve kabz ile bast kavramlarını görmüştün. Bu dört kavramı birer cümleyle yeniden tanımla. Ardından Ders 12.8'de gördüğün, Kuşeyrî'nin Risâle'yi yazma sebebini hatırla ve bu sebebin eserin yapısına nasıl yansımış olabileceğini bir cümleyle tahmin et.