İçeriğe geç

Ders 18.5 · Seviye 3 · Klasik Kelam Metinleri

Cürcânî: Mevâkıf şerhi

1.902 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta Ders 18.1'de gördüğün Akâid-i Nesefiyye'nin altı kısmını hatırladın: bilgi, âlem, ilahiyat, nübüvvet, sem'iyyât ve imamet. Ardından Ders 18.3'te gördüğün tespiti düşündün: Gazzâlî'den sonra kelam, filozofların tartıştığı varlık, cevher ve araz gibi konuları daha geniş biçimde içine almıştı. Bu tür bir kelam kitabının içindekiler listesinin nasıl bir sırayla ilerleyeceğini tahmin ettin. Muhtemelen şöyle düşündün: kitap yine bilgiyle başlayacak, ama ilahiyata geçmeden önce varlığın genel kavramlarını, cevherleri ve arazları ayrıntılı olarak inceleyecek. Bu tahmin, bu dersin konusu olan eserin yapısına çok yakındır. Ders 18.1 ve 18.2'de kısa bir akaid metnini ve onun orta hacimli şerhini, Ders 18.3 ve 18.4'te de kelamın felsefeyle karşılaşmasını gördün. Bu derste bu karşılaşmanın sonucunda ortaya çıkan büyük bir eseri, Îcî'nin el-Mevâkıf'ını ve Seyyid Şerîf el-Cürcânî'nin onun üzerine yazdığı şerhi tanıyacağız. Önce müellifleri ve eserin müteahhirîn kelamındaki yerini göreceksin. Sonra eserin altı mevkıfını ve iç düzenini inceleyeceksin. Ardından birinci mevkıftan, nazarın bilgi ifade edip etmediği bahsini okuyacak ve eserin Osmanlı medreselerindeki yerini öğreneceksin.

Ana anlatım

Mütekaddimîn ve müteahhirîn. Kelam tarihinde, kelamcılar genellikle iki döneme ayrılır. Mütekaddimîn, yani öncekiler, kelamı daha çok Mu'tezile'ye ve öteki fırkalara karşı akaid esaslarını savunan bir ilim olarak yürütmüştür. Müteahhirîn, yani sonrakiler ise, özellikle Gazzâlî ve Fahreddin er-Râzî'den sonra, felsefenin kavramlarını ve tartışmalarını kelamın içine almıştır. Ders 18.3'te İbn Haldun'un, sonraki dönem kelamının felsefeyle o kadar iç içe geçtiğini söylediğini görmüştün. Bu dönemin kelam kitapları, felsefenin varlık, bilgi ve tabiat tartışmalarını ayrıntılı olarak ele alır ve ardından akaid esaslarına geçer. el-Mevâkıf, bu yeni kelamın en olgun ve en sistemli örneklerinden biri kabul edilir.

Adudüddîn el-Îcî. el-Mevâkıf'ın müellifi Adudüddîn el-Îcî, İran'da, Şîraz yakınlarındaki Îc kasabasında yetişmiş Şâfiî bir âlimdir (ö. 756/1355). Kadılık görevlerinde bulunmuş, kelam, usul, dil ve ahlak alanlarında eserler vermiştir. el-Mevâkıf'ın yanında, kısa bir akaid metni olan el-Akâidü'l-Adudiyye de onun eseridir ve Ders 17.3'te adını gördüğün mütekellimîn usul geleneğine de katkıda bulunmuştur. Îcî, felsefî terminolojiyi ustalıkla kullanan ama kelamcı kimliğini koruyan bir âlimdir. el-Mevâkıf, onun bu iki yönünün en açık ürünüdür.

Seyyid Şerîf el-Cürcânî. el-Mevâkıf'ın en ünlü şerhini yazan Seyyid Şerîf el-Cürcânî, Hazar Denizi'nin güneydoğusundaki Cürcân bölgesinde yetişmiş ve Şîraz'da vefat etmiştir (ö. 816/1413). Ders 18.2'de Timur'un meclisinde Teftâzânî ile tartıştığının anlatıldığını görmüştün. Cürcânî, kelam, mantık, dil ve belâgat alanlarında eserler ve pek çok hâşiye yazmıştır. Terimleri tanımlayan et-Ta'rîfât adlı eseri, İslam ilimlerinin terimlerini öğrenmek isteyen talebelerin bugün de başvurduğu bir kaynaktır. Onun Şerhu'l-Mevâkıf'ı, Îcî'nin yoğun metnini açan, delillerini genişleten ve itirazlarını tartışan büyük bir şerhtir.

Eserin ansiklopedik yapısı. el-Mevâkıf, bir akaid metninden çok, kelam ilminin bütün konularını kapsayan bir ansiklopedi gibidir. Eser altı büyük bölüme ayrılır ve her bölüm "mevkıf", yani duraklama yeri diye adlandırılır. Her mevkıf, "merşed" ya da "mersad" diye anılan alt bölümlere, bunlar da "maksad" diye anılan meselelere ayrılır. Bu düzen, eserin okunmasını kolaylaştırır: bir meseleyi bulmak için önce hangi mevkıfta, sonra hangi alt bölümde yer aldığını bilmek yeter. Bu yapı, Ders 17.3'te gördüğün mütekellimîn usul kitaplarının düzenine benzer: önce genel ilkeler, sonra ayrıntılar.

Birinci mevkıf: bilgi ve nazar. el-Mevâkıf'ın birinci mevkıfı, bilgi ve nazar konularına ayrılmıştır. Burada bilginin tanımı, türleri, zarûrî ve nazarî bilgi ayrımı, nazarın, yani akıl yürütmenin ne olduğu, nazarın bilgi ifade edip etmediği ve nazarın dinen gerekli olup olmadığı tartışılır. Ders 18.1'de Akâid-i Nesefiyye'nin de bilgiyle başladığını görmüştün. Ama Nesefî'nin birkaç cümlede verdiği bilgi teorisi, el-Mevâkıf'ta onlarca sayfalık ayrıntılı bir incelemeye dönüşür. Ders 18.6'da kelamın bilgi teorisini ayrıca işleyeceğiz; bu derste yalnız nazarın bilgi ifade etmesi bahsini okuyacağız.

İkinci mevkıf: umûr-i âmme. İkinci mevkıf, "umûr-i âmme", yani varlıkların hepsine ya da çoğuna ait genel kavramlara ayrılmıştır. Burada varlık ve yokluk, mâhiyet, vücub, imkân ve imtina, kıdem ve hudûs, birlik ve çokluk, sebep ve sonuç gibi kavramlar incelenir. Bu mevkıf, müteahhirîn kelamının felsefeyle en çok iç içe geçtiği yerdir: burada ele alınan kavramların çoğu, İbn Sînâ'nın metafiziğinde de tartışılan kavramlardır. Ders 11.5'te gördüğün imkân-vücub delili, bu kavramlar olmadan anlaşılamaz. Ders 14.5'te öğrendiğin vâcib, mümkin ve mümteni terimleri, bu mevkıfın temel kavramlarıdır. Ders 18.7'de varlık ve hudûs konularını ayrıca işleyeceğiz.

Üçüncü ve dördüncü mevkıf: arazlar ve cevherler. Üçüncü mevkıf arazları, dördüncü mevkıf ise cevherleri ele alır. Ders 14.5'te cevher, araz ve cisim terimlerini görmüştün. Üçüncü mevkıfta nicelik, nitelik, yer, zaman ve ilişki gibi araz türleri incelenir. Dördüncü mevkıfta ise cisimler, kelamcıların atom anlayışı, yani bölünmeyen cüz, ve filozofların nefs ve akıl hakkındaki görüşleri tartışılır. Bu iki mevkıf, Ders 11.5'te gördüğün hudûs delilinin altyapısını oluşturur: âlemin cevher ve arazlardan oluştuğunu ve arazların sonradan olduğunu göstermek için, bu kavramların ayrıntılı olarak incelenmesi gerekir. Bu mevkıflar, el-Mevâkıf'ın en felsefî kısımlarıdır ve bugünün okuruna en uzak gelen tartışmaları içerir.

Beşinci ve altıncı mevkıf: ilahiyat ve sem'iyyât. Beşinci mevkıf ilahiyata ayrılmıştır: Allah'ın zatı, sıfatları, fiilleri ve isimleri burada incelenir. Ders 11.6'da gördüğün sıfatlar tartışması, Ders 11.7'de gördüğün kader ve irade meselesi ve Ders 18.2'de gördüğün rü'yet bahsi bu mevkıfta yer alır. Altıncı mevkıf ise sem'iyyâta, yani yalnız vahiyle bilinebilen konulara ayrılmıştır: nübüvvet, ahiret, iman, amel ve imamet. Ders 11.8'de gördüğün nübüvvet ve mucize konuları bu mevkıfın başında yer alır. Böylece el-Mevâkıf, bilgiden başlayıp genel varlık kavramlarına, oradan cevher ve arazlara, sonra Allah'a ve son olarak vahiyle bilinen konulara uzanan bir düzen kurar.

Nesefî ile karşılaştırma. Hazırlıkta yaptığın tahmin, iki eserin yapısını karşılaştırınca doğrulanır. Akâid-i Nesefiyye bilgi, âlem, ilahiyat, nübüvvet, sem'iyyât ve imamet sırasıyla ilerler. el-Mevâkıf da bilgiyle başlar, ama âleme ve ilahiyata geçmeden önce umûr-i âmme, arazlar ve cevherler için üç büyük mevkıf ayırır. Nesefî'nin "âlem bütün parçalarıyla hâdistir, çünkü a'yân ve a'râzdan ibarettir" diye tek bir cümlede özetlediği şey, el-Mevâkıf'ta üç mevkıflık bir incelemeye dönüşür. Nübüvvet, sem'iyyât ve imamet ise el-Mevâkıf'ta tek bir mevkıfta, altıncı mevkıfta toplanır. Bu karşılaştırma, müteahhirîn kelamının ağırlık merkezinin, akaid esaslarının kendisinden, onları temellendiren felsefî kavramlara doğru kaydığını gösterir.

Nazar bilgi ifade eder mi? Birinci mevkıfta tartışılan önemli bir mesele, nazarın, yani doğru kurulmuş bir akıl yürütmenin, bilgi ifade edip etmediğidir. Kelamcılar ve filozofların çoğunluğu, doğru kurulmuş bir akıl yürütmenin bilgi ifade ettiğini kabul eder. Kelam kitaplarında bu görüşe karşı çıkanlar olarak, yalnız duyularla elde edilen bilgiyi kabul eden ve akıl yürütmenin bilgi vermediğini söyleyen Sümeniyye adlı bir grup anılır. Bazı kişilerin ise akıl yürütmenin geometri gibi alanlarda bilgi verdiğini, ama ilahiyat konularında vermediğini söylediği aktarılır.

Kelamcıların cevabı. el-Mevâkıf ve şerhi bu itirazlara birkaç açıdan cevap verir. En güçlü cevap, itirazın kendisini hedef alır: "akıl yürütme bilgi vermez" iddiası ya zorunlu olarak bilinir ya da bir akıl yürütmeyle bilinir. Zorunlu olarak bilinemez, çünkü aklı başında insanların çoğu buna karşı çıkar. Bir akıl yürütmeyle biliniyorsa, o zaman akıl yürütme en azından bir bilgi, yani bu iddianın kendisini vermiş olur ve iddia kendi kendini çürütür. Ders 18.1'de Sofistlere karşı kullanılan cevapların bir benzeri burada da işler. Geometride bilgi verip ilahiyatta vermediğini söyleyenlere ise, akıl yürütmenin geçerliliğinin konusuna değil, biçimine bağlı olduğu cevabı verilir: doğru kurulmuş bir akıl yürütme, hangi alanda olursa olsun bilgi verir.

Şerhin katkısı. Cürcânî'nin şerhi, Îcî'nin metnini yalnız açıklamakla kalmaz; metinde kısaca geçen tartışmaları genişletir, filozofların ve kelamcıların görüşlerini daha ayrıntılı aktarır ve yer yer Îcî'ye itiraz eder. Şerh, Ders 18.2'de gördüğün Teftâzânî'nin şerhine benzer bir yöntemle ilerler: metin, şerhin akışı içinde yer alır ve itiraz-cevap kalıplarıyla açılır. Ama hacim ve derinlik bakımından Şerhu'l-Mevâkıf çok daha büyüktür. Bu şerh, Cürcânî'nin mantık ve felsefedeki derin bilgisini kelamın hizmetine sunduğu bir eserdir ve müteahhirîn kelamının Osmanlı'ya aktarılmasında merkezî bir rol oynamıştır.

Osmanlı medreselerindeki yeri. Şerhu'l-Mevâkıf, Osmanlı medreselerinde ileri seviyede okutulan kelam kitaplarının başında gelir. Ders 18.2'de gördüğün gibi, talebe akaid esaslarını önce kısa metinlerden, sonra Şerhu'l-Akâid'den öğrenir, en ileri aşamada ise Şerhu'l-Mevâkıf'a geçerdi. Eser üzerine çok sayıda hâşiye yazılmıştır; Osmanlı âlimi Hasan Çelebi'nin hâşiyesi bunların en bilinenlerindendir. Şerhu'l-Mevâkıf'ı okuyabilmek, bir talebenin kelam, mantık ve felsefe terimlerine hâkim olduğunun göstergesi sayılmıştır. Bu yüzden eser, Osmanlı ilim geleneğinde bir müderrisin yetişmesinin önemli basamaklarından biri olmuştur.

Bugünün okuru için. el-Mevâkıf'ın özellikle üçüncü ve dördüncü mevkıfları, bugünün okuruna uzak gelebilir: atom teorisi, arazların türleri ve feleklerin yapısı gibi tartışmalar, modern bilimin ortaya koyduğu tabloyla örtüşmez. Ama eserin değeri, bu tartışmaların sonuçlarında değil, yönteminde yatar. el-Mevâkıf, bir inanç sistemini kavramların tanımından başlayarak, her adımda itirazları sorup cevaplayarak ve dönemin en güçlü düşünce araçlarını kullanarak kurmaya çalışır. Ders 18.8'de yeni ilm-i kelam arayışlarını işlerken, bu yöntemin bugünün sorularına nasıl uygulanabileceğini tartışacağız.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe Şerhu'l-Mevâkıf'ta bir mesele arar ve kitabın büyüklüğü karşısında nereden başlayacağını bilemez. Hocası ona eserin altı mevkıfını ve her mevkıfın alt bölümlerini gösterir. Talebe, aradığı mesele olan rü'yetin ilahiyata ait olduğunu düşünerek beşinci mevkıfa bakar ve meseleyi o mevkıfın sıfatlarla ilgili kısmında bulur.
  • Orta: Bir çalışma grubu, "insan aklı ilahiyat konularında hiçbir bilgiye ulaşamaz" diyen bir görüşü inceler. Grup, bu görüşün el-Mevâkıf'ta aktarılan, akıl yürütmenin geometride bilgi verip ilahiyatta vermediğini söyleyen görüşe benzediğini tespit eder. Ardından kelamcıların cevabını uygular: akıl yürütmenin geçerliliği konusuna değil biçimine bağlıdır; ayrıca "akıl ilahiyatta bilgi vermez" iddiasının kendisi de ilahiyata dair bir akıl yürütmedir.
  • Gerçek hayat: Bir arkadaşın, eski kelam kitaplarının atom teorisi gibi modası geçmiş tartışmalarla dolu olduğunu, bu yüzden okunmaya değmeyeceğini söyler. Sen ona el-Mevâkıf'ın değerinin tartışmaların sonuçlarından çok yönteminde olduğunu anlatırsın: kavramları tanımlamak, itirazları ciddiye almak ve dönemin en güçlü düşünce araçlarını kullanmak. Bu yöntemin bugünün sorularına da uygulanabileceğini gösterirsin.

Uygulama

Şimdi sıra sende: el-Mevâkıf'ın içindekiler listesini tercüme et ve Akâid-i Nesefiyye'deki karşılıklarıyla eşleştir. İçindekiler listesini eserin bir baskısından ya da güvenilir bir kaynaktan al; altı mevkıfın adlarını ve her mevkıfın başlıca alt bölümlerini, en az yirmi başlık olacak şekilde, Arapça aslından Türkçeye çevir. Ardından bir tablo hazırla. Tablonun sol sütununa el-Mevâkıf'ın başlıklarını, sağ sütununa ise Akâid-i Nesefiyye'de bu başlıklara karşılık gelen cümleleri ya da konuları yaz. Nesefî'de karşılığı bulunmayan başlıkları ayrıca işaretle. Tablonun altına iki paragraf yaz. Birincisinde, el-Mevâkıf'ta olup Nesefî'de bulunmayan başlıkların hangi mevkıflarda yoğunlaştığını ve bunun müteahhirîn kelamı hakkında ne söylediğini açıkla. İkincisinde, iki eserin sıralaması arasındaki en önemli farkı ve bu farkın sebebini değerlendir. Hedef: el-Mevâkıf'ın yapısını içindekiler listesi üzerinden çözümleyebilmek ve müteahhirîn kelamının mütekaddimîn akaid metinlerinden nasıl ayrıldığını somut bir karşılaştırmayla gösterebilmek.

Mini test

  1. Mütekaddimîn ve müteahhirîn kelamı arasındaki fark nedir?
  2. el-Mevâkıf'ın ve Şerhu'l-Mevâkıf'ın müellifleri kimlerdir?
  3. el-Mevâkıf'ın altı mevkıfı hangileridir?
  4. "Akıl yürütme bilgi vermez" iddiasına kelamcılar nasıl cevap verir?
  5. Şerhu'l-Mevâkıf'ın Osmanlı medreselerindeki yeri nedir?
Cevapları göster
  1. Mütekaddimîn kelamı akaid esaslarını daha çok Mu'tezile'ye ve öteki fırkalara karşı savunur. Müteahhirîn kelamı, özellikle Gazzâlî ve Râzî'den sonra, felsefenin kavramlarını ve tartışmalarını kelamın içine alır.
  2. el-Mevâkıf'ı Adudüddîn el-Îcî (ö. 756/1355), Şerhu'l-Mevâkıf'ı Seyyid Şerîf el-Cürcânî (ö. 816/1413) yazmıştır.
  3. Bilgi ve nazar, umûr-i âmme, arazlar, cevherler, ilahiyat ve sem'iyyât.
  4. Bu iddia ya zorunlu olarak ya da bir akıl yürütmeyle bilinir. Zorunlu olarak bilinemez, çünkü çoğunluk ona karşı çıkar; bir akıl yürütmeyle biliniyorsa, akıl yürütme en azından bu bilgiyi vermiş olur ve iddia kendini çürütür. Ayrıca akıl yürütmenin geçerliliği konusuna değil, biçimine bağlıdır.
  5. İleri seviyede okutulan kelam kitaplarının başında gelir; talebe Şerhu'l-Akâid'den sonra bu esere geçer. Üzerine Hasan Çelebi'nin hâşiyesi gibi pek çok hâşiye yazılmıştır ve onu okuyabilmek ileri bir ilmî seviyenin göstergesi sayılmıştır.

Özet

  • Müteahhirîn kelamı, Gazzâlî ve Râzî'den sonra felsefenin kavramlarını kelamın içine almıştır; el-Mevâkıf bu kelamın en sistemli örneklerindendir.
  • el-Mevâkıf'ı Îcî, en ünlü şerhini ise Cürcânî yazmıştır; Cürcânî'nin et-Ta'rîfât'ı terimler için bugün de başvurulan bir kaynaktır.
  • Eser bilgi ve nazar, umûr-i âmme, arazlar, cevherler, ilahiyat ve sem'iyyât olmak üzere altı mevkıftan oluşur.
  • Birinci mevkıfta nazarın bilgi ifade etmesi savunulur; bu görüşe karşı çıkanların iddiası kendi kendini çürütür.
  • Şerhu'l-Mevâkıf, Osmanlı medreselerinde ileri seviyede okutulmuş ve pek çok hâşiyeyle zenginleşmiştir.

Sonraki derse hazırlık

Ders 18.6'da kelamın bilgi teorisini daha ayrıntılı olarak işleyeceğiz. Hazırlık: Ders 11.3'te Mu'tezile'nin insanın ilk görevinin akıl yürütme olduğunu söylediğini, Ders 11.2'de de Mâtürîdîlerin akla verdiği yeri görmüştün; bu iki bilgiyi hatırla. Ardından günümüzde karşılaşabileceğin bir kuşkuculuk örneği düşün: örneğin "gördüğümüz her şey bir rüya ya da bir bilgisayar simülasyonu olabilir" diyen bir görüş. Bu görüşün Ders 18.1'de gördüğün Sofistlerin üç grubundan hangisine en çok benzediğini ve neden benzediğini iki cümleyle yaz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 18.5

Adudüddîn el-Îcî'nin (ö. 756/1355) el-Mevâkıf'ı ve Seyyid Şerîf el-Cürcânî'nin (ö. 816/1413) Şerhu'l-Mevâkıf'ı; müteahhirîn kelamının felsefi terminolojiyi özümseyerek yazdığı ansiklopedik yapı ve altı mevkıf (bilgi ve nazar, umûr-i âmme, arazlar, cevherler, ilahiyat, sem'iyyât) tanıtılır. Birinci mevkıftan nazarın bilgi ifade etmesi bahsi okunur. Şerhu'l-Mevâkıf'ın Osmanlı medreselerinde ileri seviyede okutulan kelam kitapları arasında yer aldığı ve üzerine çok sayıda hâşiye yazıldığı hatırlatılır. Uygulama: Mevâkıf'ın içindekiler listesini tercüme edip Nesefî metnindeki karşılıklarıyla eşleştirmek.