İçeriğe geç

Ders 18.4 · Seviye 3 · Klasik Kelam Metinleri

İbn Rüşd'ün cevabı

1.886 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta Ders 10.5'te gördüğün Haşr suresinin 2. ayetindeki "Ey akıl sahipleri! Ders alın" emrini ve Ders 8.5'te gördüğün Âl-i İmrân suresinin 7. ayetindeki durak meselesini hatırladın. Fakihler Haşr ayetini kıyasın delili olarak kullanıyordu; Âl-i İmrân ayetinde ise durağın yerine göre "ilimde derinleşenler" ya müteşâbihlerin yorumunu bilenlere dahil oluyor ya da olmuyordu. Ardından bir filozofun bu iki ayeti, felsefe yapmanın dinen gerekli olduğunu ve derin anlamları filozofların bilebileceğini savunmak için nasıl kullanabileceğini tahmin ettin. Muhtemelen şöyle düşündün: "ders alın" emri akılla düşünmeyi emrediyorsa, en kesin akıl yürütme yöntemi olan felsefe de bu emrin kapsamına girer; "ilimde derinleşenler" de te'vili bilenlere dahilse, bu kişiler filozoflar olabilir. Bu tahmin, bu dersin konusu olan İbn Rüşd'ün tezlerinin ta kendisidir. Ders 18.3'te Gazzâlî'nin Tehâfüt'ünü gördün. Bu derste İbn Rüşd'ün ona verdiği cevabı okuyacağız. Önce İbn Rüşd'ü ve Tehâfütü't-Tehâfüt'ün yöntemini tanıyacaksın. Sonra Faslu'l-makâl'de din ile felsefenin uyumu hakkındaki tezlerini göreceksin. Ardından nedensellik meselesinde iki düşünürün pasajlarını yan yana koyacak ve tartışmanın Osmanlı dönemindeki devamını tanıyacaksın.

Ana anlatım

İbn Rüşd kimdir? Ebü'l-Velîd Muhammed b. Ahmed İbn Rüşd, Kurtuba'da doğmuş ve Merakeş'te vefat etmiştir (ö. 595/1198). Dedesi de aynı adı taşıyan büyük bir Mâlikî fakih olduğu için, ondan ayırt edilmek üzere "torun" anlamında el-Hafîd diye anılır. Ders 17.5'te Bidâyetü'l-müctehid'ini, Ders 11.5'te de inayet ve ihtirâ' delillerini görmüştün. İbn Rüşd, Muvahhidler döneminde İşbîliye ve Kurtuba'da kadılık yapmış, aynı zamanda hekimlik ve felsefeyle uğraşmıştır. En büyük felsefî katkısı, Aristo'nun eserlerine yazdığı şerhlerdir; bu şerhler Latinceye çevrilmiş ve Avrupa'da onun "Şârih" diye anılmasına yol açmıştır. Ömrünün sonlarında bir süre gözden düşüp sürgüne gönderilmiş, sonra yeniden itibar görmüştür.

Tehâfütü't-Tehâfüt'ün yöntemi. İbn Rüşd, Gazzâlî'nin Tehâfüt'üne verdiği cevabı Tehâfütü't-Tehâfüt, yani "Tutarsızlığın Tutarsızlığı" adıyla yazmıştır. Eserin yöntemi, Ders 18.2'de gördüğün memzûc şerhe benzer, ama amacı açıklamak değil, cevaplamaktır. İbn Rüşd, Gazzâlî'nin metnini bölüm bölüm alıntılar ve her alıntının ardından kendi değerlendirmesini yazar. Bu yöntem, okura iki düşünürün sözlerini yan yana görme imkânı verir. İbn Rüşd bazı noktalarda Gazzâlî'ye hak verir, bazı noktalarda onun filozofların görüşlerini yanlış aktardığını, bazı noktalarda da delillerinin zayıf olduğunu söyler. Ders 18.3'te Gazzâlî'nin, bir görüşü eleştirmeden önce onu doğru anlama ilkesini Makâsıd'da uyguladığını görmüştün; İbn Rüşd, Gazzâlî'yi bu ilkeye her zaman uymamakla eleştirir.

İbn Sînâ'nın yeri. İbn Rüşd'ün cevabının ilginç bir yönü, Gazzâlî'nin eleştirdiği görüşlerin çoğunu savunmak yerine, bu görüşlerin Aristo'ya değil İbn Sînâ'ya ait olduğunu söylemesidir. Ona göre İbn Sînâ, Aristo'nun felsefesini kelamdan etkilenen bazı yorumlarla değiştirmiştir ve Gazzâlî'nin hedef aldığı pek çok iddia bu değişikliklerin ürünüdür. Ders 11.5'te gördüğün İbn Sînâ'nın imkân-vücub delili, İbn Rüşd'ün eleştirdiği görüşler arasındadır. Bu yüzden İbn Rüşd'ün cevabı, bir yandan Gazzâlî'ye, bir yandan da İbn Sînâ'ya yönelir. Bu tavır, İbn Rüşd'ün kendisini Aristo felsefesinin sadık ve titiz bir yorumcusu olarak gördüğünü açıkça gösterir.

Tekfir hükmüne cevap. İbn Rüşd, Gazzâlî'nin üç meselede filozofları tekfir etmesine de cevap verir. Âlemin ezelîliği meselesinde, tartışmanın kısmen bir isimlendirme meselesi olduğunu söyler: âlem, ne Allah gibi sebepsiz ve başlangıçsız bir kadîm, ne de tamamen sonradan olan bir muhdes gibidir; iki taraf da âlemin bir yaratıcıya muhtaç olduğunu kabul eder. Allah'ın cüz'îleri bilmesi meselesinde, filozofların Allah'ın cüz'îleri bilmediğini söylemediğini, Allah'ın bilgisinin bizim bilgimize benzemediğini, ne küllî ne de cüz'î diye nitelenebileceğini söylediklerini belirtir. Cismanî haşir meselesinde ise filozofların ahireti inkâr etmediğini, yalnız onun keyfiyeti hakkında farklı düşündüklerini söyler. Ayrıca nazarî konularda kesin bir icmâın tespit edilemeyeceğini, bu yüzden bu konulardaki farklı görüşlerin tekfire konu olamayacağını savunur.

Faslu'l-makâl: felsefenin hükmü. İbn Rüşd'ün din ile felsefenin ilişkisine dair en önemli eseri Faslu'l-makâl'dir. Eser bir fıkıh sorusuyla başlar: felsefe ve mantıkla uğraşmak dinen mubah mıdır, yasak mıdır, yoksa emredilmiş midir? İbn Rüşd'ün cevabı, felsefenin varlıkları yaratıcıya delalet etmeleri bakımından incelemek olduğu, dinin de varlıklar üzerinde düşünmeyi emrettiğidir. Delil olarak Haşr suresinin 2. ayetindeki "Ey akıl sahipleri! Ders alın" emrini ve A'râf suresinin 185. ayetindeki "Göklerin ve yerin hükümranlığını... düşünmüyorlar mı?" sorusunu gösterir. Hazırlıkta tahmin ettiğin gibi, İbn Rüşd bu ayetlerden, ehli için felsefe yapmanın dinen vâcip ya da mendup olduğu sonucunu çıkarır. Bir fakih olarak meseleyi bir fıkıh hükmü sorusuna dönüştürmesi, onun yönteminin dikkat çekici bir yönüdür.

Hakikat hakikate aykırı olmaz. Faslu'l-makâl'in merkezî ilkesi şudur: hak, hakka aykırı olmaz; bilakis ona uygun düşer ve ona şahitlik eder. Vahiy haktır, burhanî akıl yürütme de hakka götürür; öyleyse ikisi arasında gerçek bir çelişki olamaz. Eğer burhanın ulaştığı bir sonuç, bir ayetin zâhir anlamıyla çelişir görünürse, o ayet te'vil edilir, yani zâhir anlamından Arap dilinin izin verdiği mecazî bir anlama çevrilir. İbn Rüşd bu ilkenin âlimler tarafından fıkıhta da uygulandığını, fakihlerin de pek çok ayeti te'vil ettiğini hatırlatır. Ders 15.3'te Râzî'nin akıl ile nakil arasındaki görünür çelişki için önerdiği küllî kanunu görmüştün; İbn Rüşd'ün ilkesi ona benzer, ama burhanı kelamcıların delillerinden daha yüksek bir yere koyar.

Te'vil ve durak. Kimin te'vil yapabileceği sorusunda İbn Rüşd, Ders 8.5'te gördüğün Âl-i İmrân suresinin 7. ayetini kullanır. Ayetteki "ilimde derinleşenler" ifadesinin, durak yapılmadan Allah'a bağlandığı okuyuşu tercih eder. Buna göre müteşâbihlerin te'vilini Allah ile birlikte ilimde derinleşenler de bilir; İbn Rüşd bu kişilerin burhan ehli olduğunu söyler. Ama te'vilin herkese açıklanmaması gerektiğini de vurgular: te'viller, onları anlayacak donanıma sahip olmayanlara açıklanırsa, onların imanını sarsabilir. İbn Rüşd bu yüzden Gazzâlî'yi, te'vil tartışmalarını halkın okuyabileceği kitaplarda yaydığı için eleştirir.

İnsanların üç sınıfı. İbn Rüşd, insanları ikna olma yollarına göre üç sınıfa ayırır. Birinci sınıf burhan ehlidir: yalnız kesin delillerle ikna olan filozoflar. İkinci sınıf cedel ehlidir: tartışma ve yaygın kabul gören öncüllerle ikna olan kelamcılar. Üçüncü sınıf hitabet ehlidir: öğüt, örnek ve duygulara hitap eden sözlerle ikna olan halkın çoğunluğu. İbn Rüşd, Nahl suresinin 125. ayetindeki "Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde tartış" ifadesinin bu üç yolu gösterdiğini söyler: hikmet burhanı, güzel öğüt hitabeti, en güzel şekilde tartışma cedeli karşılar. Ona göre Kur'an, bu üç sınıfın her birine kendi anlayacağı dille hitap eder ve hiçbirini hakikatin dışında bırakmaz.

Nedensellik meselesinde cevap. Ders 18.3'te Gazzâlî'nin, ateş ile yanma arasında zorunlu bir ilişki olmadığını savunduğunu görmüştün. İbn Rüşd bu görüşe sert bir cevap verir: sebepleri inkâr eden aklı inkâr etmiş olur. Ona göre bilgi, şeyleri sebepleriyle bilmektir; eğer şeylerin belirli tabiatları ve bu tabiatlardan doğan belirli etkileri olmasaydı, onları birbirinden ayırt edemez, onlara isim veremez ve onları tanımlayamazdık. Ateşin yakma tabiatı olmasaydı, ateşi ateş olarak bilemezdik. İbn Rüşd, sebeplerin etkisinin Allah'ın yaratmasından bağımsız olmadığını da kabul eder: sebeplere etkisini veren de Allah'tır. Ama bu, sebeplerin gerçek bir etkisi olmadığı anlamına gelmez. Mucizeler konusunda ise filozofların onları tartışmadığını, çünkü bunların dinin esaslarından olduğunu söyler.

İbn Rüşd'ün mirası. İbn Rüşd'ün etkisi, İslam dünyasında ve Avrupa'da farklı biçimlerde gelişti. Aristo şerhleri Latinceye ve İbraniceye çevrildi ve Orta Çağ Avrupa'sının üniversitelerinde Aristo'nun okunmasında önemli bir rol oynadı; onun görüşlerinden etkilenen düşünürlere Avrupa'da İbn Rüşdcüler dendi. İslam dünyasında ise felsefî eserleri, kendi döneminden sonra uzun süre sınırlı bir çevrede okundu; buna karşılık Bidâyetü'l-müctehid'i fıkıh alanında okunmaya devam etti. On dokuzuncu yüzyılda İbn Rüşd, hem Avrupalı araştırmacılar hem de Müslüman düşünürler tarafından yeniden ele alındı. Yirminci yüzyılın başında Mısır'da, İbn Rüşd'ün felsefesinin nasıl yorumlanacağı üzerine Muhammed Abduh ile bir yazar arasında bir basın tartışması yaşandığı bilinir. Bu yeniden keşif, İbn Rüşd'ü akıl ile vahiy ilişkisi hakkındaki modern tartışmaların önemli bir referans noktası hâline getirdi; Ders 18.8'de yeni ilm-i kelam arayışlarını işlerken bu tartışmaların bir kısmıyla yeniden karşılaşacaksın.

Osmanlı'da tartışmanın devamı. Gazzâlî ile filozoflar arasındaki tartışma, Osmanlı döneminde de canlı kalmıştır. Fatih Sultan Mehmed'in, iki âlimden, Hocazâde Muslihuddin Mustafa ile Alâeddin Ali et-Tûsî'den, bu tartışmayı değerlendiren birer eser yazmalarını istediği anlatılır. Her iki âlim de Tehâfüt adını taşıyan eserler kaleme almıştır. Bu eserler, Gazzâlî'nin meselelerini yeniden ele alır ve hem filozofların hem de Gazzâlî'nin delillerini değerlendirir. Hocazâde'nin eserinin daha çok beğenildiği ve sonraki dönemde medreselerde okunduğu nakledilir. Bu eserler, Gazzâlî ile İbn Rüşd arasındaki tartışmanın bir kere yapılıp kapanmış bir mesele olmadığını, sonraki yüzyıllarda da yeni katkılarla sürdüğünü gösterir.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe, İbn Rüşd'ün yalnız bir filozof olduğunu düşünür. Hocası ona Ders 17.5'te okudukları Bidâyetü'l-müctehid'i hatırlatır ve İbn Rüşd'ün bir Mâlikî fakih ve kadı olduğunu, Faslu'l-makâl'de felsefenin hükmünü de bir fıkıh sorusu olarak ele aldığını anlatır. Talebe, İbn Rüşd'ün fıkıh ile felsefeyi birbirinden kopuk değil, birbirini tamamlayan alanlar olarak gördüğünü fark eder.
  • Orta: Bir çalışma grubu, nedensellik meselesinde Gazzâlî'nin ve İbn Rüşd'ün pasajlarını yan yana koyar. Grup, Gazzâlî'nin gözlemin yalnız birlikteliği gösterdiği iddiasına, İbn Rüşd'ün ise sebepleri inkârın bilgiyi imkânsız kılacağı cevabına odaklanır. Ardından iki düşünürün de Allah'ın her şeyin nihaî faili olduğunu kabul ettiğini, ayrılığın sebeplerin gerçek bir etkisinin olup olmadığında düğümlendiğini tespit eder.
  • Gerçek hayat: Bir arkadaşın, dinin ve bilimin birbiriyle çeliştiğini, bu yüzden birini seçmek gerektiğini söyler. Sen ona İbn Rüşd'ün "hak hakka aykırı olmaz" ilkesini anlatırsın: gerçekten kesin bir bilgi ile vahiy arasında çelişki olamayacağını, görünen bir çelişkide ya bilginin kesinliğinin ya da ayetin anlaşılma biçiminin yeniden incelenmesi gerektiğini gösterirsin. Bu ilkenin, Ders 15.3'te gördüğün Râzî'nin küllî kanunuyla da benzerliğini hatırlatırsın.

Uygulama

Şimdi sıra sende: Gazzâlî'nin tekfir ettiği üç meseleden birini seç ve iki düşünürün tezlerini karşılaştıran bir sayfa yaz. Âlemin ezelîliği, Allah'ın cüz'îleri bilmesi ya da cismanî haşir meselelerinden birini alabilirsin; nedensellik meselesini seçmek istersen onu da kullanabilirsin. Sayfanı dört bölümde kur. Birinci bölümde meseleyi ve iki düşünürün birleştiği noktayı yaz. İkinci bölümde Gazzâlî'nin iddiasını ve delillerini, Tehâfüt'ten bir alıntıyla ya da güvenilir bir özetle aktar. Üçüncü bölümde İbn Rüşd'ün cevabını, Tehâfütü't-Tehâfüt'ten ya da Faslu'l-makâl'den bir alıntıyla ya da güvenilir bir özetle aktar. Dördüncü bölümde iki tezi karşılaştır: ayrılığın bir tanım farkından mı, bir yöntem farkından mı, yoksa gerçek bir görüş farkından mı doğduğunu belirt ve gerekçelendir. Kaynaklarını ve kullandığın tercümeleri belirt. Hedef: Gazzâlî ile İbn Rüşd arasındaki tartışmada bir meseleyi iki tarafın tezleri ve delilleriyle karşılaştırabilmek ve ayrılığın kaynağını gerekçeli olarak gösterebilmek.

Mini test

  1. İbn Rüşd kimdir ve neden "el-Hafîd" diye anılır?
  2. Tehâfütü't-Tehâfüt'ün yöntemi nedir?
  3. İbn Rüşd, Faslu'l-makâl'de felsefenin dinî hükmünü nasıl belirler ve hangi ayetlere dayanır?
  4. İbn Rüşd insanları hangi üç sınıfa ayırır ve bunu hangi ayetle ilişkilendirir?
  5. İbn Rüşd nedensellik meselesinde Gazzâlî'ye nasıl cevap verir?
Cevapları göster
  1. Kurtubalı bir Mâlikî fakih, kadı, hekim ve filozoftur (ö. 595/1198). Aynı adı taşıyan dedesinden ayırt edilmek için "torun" anlamında el-Hafîd diye anılır.
  2. Gazzâlî'nin metnini bölüm bölüm alıntılar ve her alıntının ardından kendi değerlendirmesini yazar; bazı noktalarda ona hak verir, bazılarında yanlış aktarma ya da zayıf delille eleştirir.
  3. Felsefeyi varlıkları yaratıcıya delalet etmeleri bakımından incelemek olarak tanımlar ve dinin bunu emrettiğini söyler; Haşr 2'deki "ders alın" emrine ve A'râf 185'teki düşünmeye çağrıya dayanarak ehli için felsefeyi vâcip ya da mendup sayar.
  4. Burhan ehli, cedel ehli ve hitabet ehli. Nahl 125'teki hikmet, güzel öğüt ve en güzel şekilde tartışma ifadelerinin bu üç yolu gösterdiğini söyler.
  5. Sebepleri inkâr edenin aklı inkâr ettiğini, bilginin şeyleri sebepleriyle bilmek olduğunu ve şeylerin tabiatları olmasaydı onları tanımlayamayacağımızı söyler; sebeplerin etkisini Allah'ın verdiğini de kabul eder.

Özet

  • İbn Rüşd (ö. 595/1198), Mâlikî bir fakih ve kadı, Aristo'nun büyük şârihi bir filozoftur.
  • Tehâfütü't-Tehâfüt, Gazzâlî'nin metnini alıntılayıp cevaplar; eleştirilen görüşlerin çoğunu İbn Sînâ'ya nispet eder ve tekfir hükmüne karşı çıkar.
  • Faslu'l-makâl, felsefeyi dinen gerekli sayar ve hakkın hakka aykırı olmadığını, görünür çelişkilerde te'vil yapılacağını savunur.
  • İbn Rüşd insanları burhan, cedel ve hitabet ehli olarak ayırır ve te'villerin halka açıklanmaması gerektiğini söyler.
  • Nedensellik meselesinde sebepleri inkârın aklı inkâr olduğunu savunur; tartışma Osmanlı'da Hocazâde ve Alâeddin et-Tûsî'nin eserleriyle sürmüştür.

Sonraki derse hazırlık

Ders 18.5'te müteahhirîn kelamının zirvesi sayılan bir eseri, Îcî'nin el-Mevâkıf'ını ve Seyyid Şerîf el-Cürcânî'nin onun üzerine yazdığı şerhi tanıyacağız. Hazırlık: Ders 18.1'de Akâid-i Nesefiyye'nin altı kısmını, yani bilgi, âlem, ilahiyat, nübüvvet, sem'iyyât ve imamet kısımlarını görmüştün; bu sırayı hatırla. Ardından Ders 18.3'te gördüğün, Gazzâlî'den sonra kelamın felsefe konularını daha geniş biçimde içine aldığı tespitini düşün. Felsefenin varlık, cevher ve araz gibi konularını da içine alan bir kelam kitabının içindekiler listesinin nasıl bir sırayla ilerleyeceğini iki cümleyle tahmin et.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 18.4

İbn Rüşd'ün (ö. 595/1198) Tehâfütü't-Tehâfüt'te Gazzâlî'nin metnini alıntılayıp cevaplama yöntemi ve Faslu'l-makâl'de din ile felsefenin uyumu, te'vil ve insanların burhanî, cedelî ve hitâbî kısımlara ayrılması tezleri okunur. Nedensellik meselesinde İbn Rüşd'ün cevabı Gazzâlî'nin pasajıyla yan yana konur. Osmanlı'da Fatih Sultan Mehmed'in isteğiyle yazılan Hocazâde ve Alâeddin et-Tûsî tehâfütleri tartışmanın devamı olarak tanıtılır. Uygulama: üç meseleden birinde iki düşünürün tezlerini karşılaştıran bir sayfa.