Giriş
Hazırlıkta Ders 14.5'teki notlarına baktın ve Akâid-i Nesefiyye'nin ilk cümlesini, eşyanın hakikatlerinin sabit olduğunu bildiren cümleyi yeniden okudun. Bu cümlenin kimlere karşı söylendiğini tahmin ettin; cümlenin kendisi de sonunda bunu söylüyordu: Sofistlere karşı. Ardından metnin bilginin sebeplerini sayan kısmını buldun ve bu sebepleri bir liste hâlinde yazdın: sağlam duyular, doğru haber ve akıl. Muhtemelen bir kelam metninin Allah'la değil, bilgiyle başlamasını şaşırtıcı buldun. Belki de ilhamın bu listede neden yer almadığını sordun. Bu iki gözlem, bu dersin kapısını açar. Ders 14.5'te bu metnin ilk cümlesinin i'rabını ve kelam terimlerini görmüştün. Modül 11'de Mâtürîdî ve Eş'arî ekollerini, Modül 12'de de ilhamın bilgi kaynağı olmadığı ilkesini öğrenmiştin. Seviye 2'de ezberlediğin bu metin, şimdi terim terim açılacak. Modül 18 bu metinle başlar, ardından onun şerhine, kelamın felsefeyle karşılaşmasına ve müteahhirîn kelamına geçer. Bu derste önce Nesefî'yi ve metnin Mâtürîdî geleneğindeki yerini tanıyacaksın. Sonra metnin yapısını göreceksin. Ardından ilk cümleyi ve bilgi sebeplerini ayrıntılı olarak okuyacaksın.
Ana anlatım
Necmeddin Ömer en-Nesefî. Akâid-i Nesefiyye'nin müellifi Necmeddin Ebû Hafs Ömer en-Nesefî, Maveraünnehir'in Nesef şehrinden bir Hanefî fakih, müfessir ve kelamcıdır (ö. 537/1142). Hayatının büyük kısmını Semerkant'ta geçirmiş ve bu şehrin âlimlerini tanıtan bir eser yazmıştır. Fıkıh terimlerini açıklayan Tılbetü't-talebe de onun eserlerindendir. Nesefî, Mâtürîdî kelamının Semerkant'taki geleneği içinde yetişmiştir. Bu gelenekte ondan biraz önce yaşamış olan Ebü'l-Muîn en-Nesefî, Tebsıratü'l-edille adlı büyük eseriyle Mâtürîdî kelamının en kapsamlı sistemini kurmuştur. Akâid-i Nesefiyye, bu geniş birikimin kısa ve ezberlenebilir bir özeti gibidir.
Üç Nesefî. Nesef şehrinden yetişen birden fazla büyük âlim olduğu için, bu nisbeyi taşıyan isimleri karıştırmamak gerekir. Ebü'l-Muîn en-Nesefî, Tebsıratü'l-edille'nin müellifi olan kelamcıdır. Necmeddin Ömer en-Nesefî, bu dersin konusu olan Akâid'in müellifidir. Ebü'l-Berekât Hâfızüddîn en-Nesefî ise daha sonra yaşamış bir Hanefî âlimdir: Ders 17.2'de gördüğün usul metni Menâr, fıkıh metni Kenzü'd-dekâik ve Medârik adlı tefsir onundur. Ders 14.4'te Kenz'i bir fıkıh metni olarak anmıştık. Bir kaynakta yalnız "Nesefî" dendiğinde, bağlamdan hangisinin kastedildiğini belirlemek gerekir: bir akaid metninden söz ediliyorsa büyük ihtimalle Necmeddin, bir usul ya da fıkıh metninden söz ediliyorsa Ebü'l-Berekât kastedilmektedir.
Metnin yeri. Akâid-i Nesefiyye, Mâtürîdî geleneğinin en çok okunan akaid metnidir. Metin kısa, yoğun ve ezberlenebilir bir dille yazılmıştır; her cümle bir inanç esasını ya da bir kelam tartışmasının sonucunu bildirir. Metnin Mâtürîdî kimliği bazı noktalarda açıkça görülür. Ders 11.2'de gördüğün tekvin sıfatı, metinde Allah'ın ezelî bir sıfatı olarak yer alır. İmanın artıp eksilmediği ve bir kişinin "inşallah müminim" demesinin uygun olmadığı da metnin Mâtürîdî tercihleridir. Ancak metin, Eş'arî ekolle ortak olan Ehl-i Sünnet esaslarını da geniş biçimde içerir. Bu yüzden Eş'arî bir âlim olan Teftâzânî'nin bu metni şerh etmesi ve şerhin her iki ekolde de okunması mümkün olmuştur; bunu Ders 18.2'de göreceksin.
Metnin yapısı. Akâid-i Nesefiyye, kelam kitaplarının klasik düzenini izler. Metin bilgi ile başlar: eşyanın hakikatlerinin sabit olduğu ve bilginin sebepleri. Ardından âlem gelir: âlemin bütün parçalarıyla sonradan olduğu, yani hâdis olduğu. Üçüncü kısım ilahiyattır: âlemi var edenin Allah olduğu, O'nun zâtı ve sıfatları, kelâm sıfatı ve Kur'an, rü'yet ve kulların fiilleri. Dördüncü kısım nübüvvettir: peygamberler, melekler, kitaplar, mi'rac ve keramet. Beşinci kısım sem'iyyâttır, yani yalnız vahiyle bilinebilen konular: kabir, diriliş, hesap, mizan, sırat, cennet ve cehennem. Son kısım ise imamettir: sahabe, dört halife ve imamet meselesi. Bu yapıyı bilmek, metnin herhangi bir cümlesinin hangi büyük konuya ait olduğunu görmeni sağlar.
İlk cümle: bilginin imkânı. Ders 14.5'te ilk cümlenin i'rabını görmüştün: "Hak ehli dedi ki: Şeylerin hakikatleri sabittir ve onlar hakkındaki bilgi gerçekleşmektedir; Sofistlerin aksine." Bu cümlede iki iddia vardır. Birincisi varlıkla ilgilidir: şeylerin, bizim zihnimizden bağımsız, sabit bir gerçekliği vardır. İkincisi bilgiyle ilgilidir: insan bu gerçekliği bilebilir. Bir kelam metninin bu iki iddiayla başlaması, sonraki bütün iddiaların bu temele dayandığını gösterir. Âlemin hâdis olduğunu, Allah'ın var olduğunu ya da bir peygamberin doğru söylediğini ispat etmek için önce bilginin mümkün olduğunu kabul etmek gerekir. Bilginin imkânı reddedilirse, hiçbir inanç esası bir delille savunulamaz ve kelamın bütün yapısı temelsiz kalır.
Sofistler kimlerdir? Cümlede karşı çıkılan Sofestâiyye, yani Sofistler, kelam kitaplarında belirli bir tarihî okuldan çok, bilginin imkânını reddeden tutumların genel adıdır. Teftâzânî şerhinde onları üç gruba ayırır. Birinci grup, eşyanın hakikatlerini tamamen inkâr eder; bu grup, inatçı anlamında inâdiyye diye anılır. İkinci grup, şeylerin hakikatinin bizim onlar hakkındaki inancımıza bağlı olduğunu söyler: bir şeyi cevher sanan için cevher, araz sanan için arazdır; bu grup, inanca bağlı anlamında indiyye diye anılır. Üçüncü grup ise hiçbir şeyi bilemeyeceğimizi, hatta bilemediğimizi de bilemeyeceğimizi söyler; bu grup, "bilmiyorum" diyenler anlamında lâ-edriyye diye anılır. Bu üç tavır, bugün de farklı biçimlerde karşılaşılan şüphecilik ve görecelik tartışmalarının erken bir sınıflamasıdır.
Bilginin sebepleri. İlk cümleden sonra metin, insanın bilgi edinmesinin yollarını sayar: "Yaratılmışlar için bilginin sebepleri üçtür: sağlam duyular, doğru haber ve akıl." Burada "yaratılmışlar için" kaydı önemlidir: Allah'ın bilgisi bir sebebe bağlı değildir; bu sebepler insanın ve öteki yaratılmışların bilgisi içindir. Bu üç sebep, kelamın bir bilgi teorisidir. Her biri belirli bir bilgi alanını kapsar ve her birinin güvenilirlik şartları vardır. Ders 11.2'de Mâtürîdî'nin Kitâbü't-Tevhîd'de üç bilgi kaynağından söz ettiğini görmüştün; Nesefî'nin sıralaması bu geleneği sürdürür.
Duyular. Metin sağlam duyuları beş olarak sayar: işitme, görme, koklama, tatma ve dokunma. "Sağlam" kaydı, hasta ya da bozuk bir duyunun verdiği bilginin güvenilir olmadığını gösterir. Her duyu yalnız kendi alanında bilgi verir: göz renkleri, kulak sesleri algılar. Duyularla elde edilen bilgi, kendi alanında kesindir. Kelamcılar duyu yanılmalarını, örneğin suya daldırılmış bir çubuğun kırık görünmesini de tartışır. Onlara göre bu tür yanılmalar duyunun kendisinden değil, aklın duyunun verdiği bilgiden yanlış bir hüküm çıkarmasından doğar ve başka bir duyu ya da akıl yoluyla düzeltilebilir.
Doğru haber. İkinci bilgi sebebi doğru haberdir ve metin onu iki türe ayırır. Birincisi mütevâtir haberdir: yalan üzerinde birleşmeleri düşünülemeyecek kadar çok kişinin bildirdiği haber. Ders 9.4'te tevatürün şartlarını görmüştün. Metne göre mütevâtir haber, zorunlu bir bilgi verir: hiç görmediğimiz uzak ülkelerin ya da geçmişteki hükümdarların varlığını bu yolla biliriz. İkinci tür ise mucizeyle desteklenen peygamberin haberidir. Bu haber, istidlâlî, yani akıl yürütmeyle elde edilen bir bilgi verir: peygamberin doğruluğu mucizeyle ispat edildikten sonra, onun bildirdiklerinin doğru olduğu sonucuna varılır. Ders 11.8'de mucizenin peygamberliğin delili olarak işleyişini görmüştün.
Akıl. Üçüncü bilgi sebebi akıldır. Metin akılla elde edilen bilgiyi de iki türe ayırır. Birincisi zorunlu, yani bedîhî bilgidir: üzerinde düşünmeye gerek kalmadan bilinen şeyler. Metnin verdiği örnek, bir bütünün kendi parçasından büyük olduğunun bilinmesidir. İkincisi istidlâlî bilgidir: delil ve akıl yürütmeyle elde edilen bilgi. Ateşin varlığının dumandan çıkarılması gibi. Ders 14.5'te gördüğün tasavvur, tasdik ve kıyas terimleri, bu ikinci tür bilginin nasıl elde edildiğini anlatan mantık araçlarıdır. Aklın bilgi sebebi olarak kabul edilmesi, kelamın vahyi akılla birlikte okuma iddiasının temelidir. Metin aklın sınırını da gözetir: akıl, vahyin bildirdiği sem'iyyât konularında, örneğin kabir hayatının ya da sıratın ayrıntılarında, kendi başına bir hüküm veremez; bu konular doğru haberle bilinir.
İlham neden bilgi sebebi değildir? Metin bu üç sebebi saydıktan sonra bir olumsuzlama ekler: ilham, Hak ehline göre bir şeyin doğruluğunu bilmenin sebeplerinden değildir. Ders 12.8'de bu ilkeyi tasavvuf ve şeriat dengesi bağlamında görmüştün. Buradaki gerekçe bilgi teorisiyle ilgilidir. İlham, bir kişinin kalbine doğan bir anlam olabilir ve o kişi için bir tecrübe değeri taşıyabilir. Ama başkaları tarafından denetlenemez, doğru ilhamı yanlış bir vehimden ayıracak ortak bir ölçüt sunmaz. Oysa duyular, haber ve akıl, herkesin ulaşabileceği ve denetleyebileceği yollardır. Bu olumsuzlama, kelamın bir inancı savunurken yalnız ortak ve denetlenebilir bilgi yollarına dayanma ilkesini gösterir.
Metinden âleme geçiş. Bilgi sebepleri sayıldıktan sonra metin âleme geçer: "Âlem bütün parçalarıyla hâdistir, çünkü o a'yân ve a'râzdan ibarettir." Ders 14.5'te cevher, araz ve cisim terimlerini, Ders 11.5'te de hudûs delilini görmüştün. Bu cümle, bilgi sebeplerinin ilk uygulamasıdır: duyularla algılanan âlemin parçaları incelenir ve akılla bunların sonradan olduğu sonucuna varılır. Ardından metin, âlemi var edenin Allah olduğunu ve O'nun sıfatlarını sayar. Böylece metnin ilk birkaç cümlesi, bilgiden varlığa, varlıktan da Allah'a uzanan bir akıl yürütme zinciri kurar.
Örnekler
- Basit: Bir talebe, Akâid-i Nesefiyye'nin bir baskısının kapağında "Nesefî" adını görür ve bunun Menâr'ın müellifi olduğunu düşünür. Hocası ona Nesef şehrinden yetişen üç büyük âlimi ve her birinin eserlerini anlatır. Talebe, akaid metninin müellifinin Necmeddin Ömer en-Nesefî olduğunu, Menâr'ın ise Ebü'l-Berekât en-Nesefî'ye ait olduğunu öğrenir ve bir kaynakta bu nisbeyi gördüğünde bağlama bakması gerektiğini not eder.
- Orta: Bir çalışma grubu, "her şey görecelidir, herkesin doğrusu kendinedir" diyen bir görüşü tartışır. Grup, bu görüşün Teftâzânî'nin sınıflamasındaki indiyye grubuna benzediğini tespit eder. Ardından bu görüşün kendi iddiasını da göreceli kılıp kılmadığını sorar: eğer her şey göreceliyse, "her şey görecelidir" sözü de göreceli midir? Grup, kelamcıların bu tür tutumlara neden bilginin imkânıyla başladığını daha iyi anlar.
- Gerçek hayat: Bir arkadaşın, bir rüyasında ya da içine doğan bir histe bir kişi hakkında olumsuz bir yargıya vardığını ve bu yargının doğru olduğundan emin olduğunu söyler. Sen ona Akâid-i Nesefiyye'nin ilhamı bilgi sebebi saymadığını, çünkü bir iç tecrübenin başkaları tarafından denetlenemeyeceğini anlatırsın. Bir kişi hakkında hüküm vermek için duyular, doğru haber ve akıl gibi denetlenebilir yollara başvurmak gerektiğini gösterirsin.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Akâid-i Nesefiyye'nin ilk on cümlesinin terim sözlüğünü çıkar. Metni Arapça aslından ya da güvenilir bir Türkçe tercümeyle birlikte oku; ilk cümleden başlayarak bilgi sebepleri, âlemin hudûsu ve âlemi var edenin sıfatlarına kadar olan kısmı kullan. Her cümledeki kelam terimlerini bul ve bir tabloya yerleştir. Tablonun sütunları şunlar olsun: terimin Arapça yazılışı, okunuşu, Türkçe karşılığı, bu dersteki ya da önceki derslerdeki anlamı ve terimin geçtiği cümle. Örneğin حقائق, ثابتة, السوفسطائية, أسباب العلم, الحواس السليمة, الخبر الصادق, المتواتر, العقل, الإلهام, محدث, أعيان, أعراض gibi terimleri alabilirsin. Her terim için, gerekiyorsa Ders 14.5'teki ya da Ders 11.5'teki açıklamalara gönderme yap. Son olarak bu on cümlenin bilgiden varlığa, varlıktan Allah'a uzanan akıl yürütme zincirini beş cümlelik bir özetle yaz. Hedef: Akâid-i Nesefiyye'nin giriş cümlelerini terim terim çözümleyebilmek ve metnin bilgi teorisinden ilahiyata uzanan akıl yürütme yapısını gösterebilmek.
Mini test
- Akâid-i Nesefiyye'nin müellifi kimdir ve onu hangi öteki Nesefîlerden ayırmak gerekir?
- Metnin Mâtürîdî kimliğini gösteren noktalar nelerdir?
- Metnin ilk cümlesi hangi iki iddiayı içerir ve neden önemlidir?
- Teftâzânî Sofistleri hangi üç gruba ayırır?
- Metne göre bilginin sebepleri nelerdir ve ilham neden bu sebepler arasında yer almaz?
Cevapları göster
- Necmeddin Ömer en-Nesefî'dir (ö. 537/1142). Tebsıratü'l-edille'nin müellifi Ebü'l-Muîn en-Nesefî ile ve Menâr, Kenzü'd-dekâik ve Medârik'in müellifi Ebü'l-Berekât en-Nesefî ile karıştırılmamalıdır.
- Tekvinin Allah'ın ezelî bir sıfatı olarak yer alması, imanın artıp eksilmemesi ve "inşallah müminim" demenin uygun görülmemesi.
- Şeylerin sabit bir gerçekliği olduğu ve insanın bu gerçekliği bilebileceği. Sonraki bütün inanç esaslarının ispatı bilginin imkânına dayandığı için önemlidir.
- Eşyanın hakikatlerini tamamen inkâr eden inâdiyye, hakikatin inanca bağlı olduğunu söyleyen indiyye ve hiçbir şeyin bilinemeyeceğini söyleyen lâ-edriyye.
- Sağlam duyular, doğru haber ve akıl. İlham başkaları tarafından denetlenemez ve doğru ilhamı yanlış bir vehimden ayıracak ortak bir ölçüt sunmaz; bu yüzden bir şeyin doğruluğunu bilmenin sebebi sayılmaz.
Özet
- Akâid-i Nesefiyye, Necmeddin Ömer en-Nesefî'nin Mâtürîdî geleneğindeki kısa ve ezberlenebilir akaid metnidir; öteki Nesefîlerle karıştırılmamalıdır.
- Metin bilgi, âlem, ilahiyat, nübüvvet, sem'iyyât ve imamet sırasıyla ilerler.
- İlk cümle, şeylerin gerçekliğini ve bilginin imkânını Sofistlere karşı savunur; Teftâzânî Sofistleri üç gruba ayırır.
- Bilginin sebepleri sağlam duyular, doğru haber ve akıldır; her biri kendi içinde türlere ayrılır.
- İlham denetlenemediği için bilgi sebebi sayılmaz; metin bilgiden varlığa, varlıktan Allah'a uzanan bir akıl yürütme zinciri kurar.
Sonraki derse hazırlık
Ders 18.2'de Teftâzânî'nin Akâid-i Nesefiyye'ye yazdığı şerhi okuyacağız. Hazırlık: Ders 11.2'de Mâtürîdîlerin tekvin sıfatını ayrı bir sıfat olarak kabul ettiğini, Eş'arîlerin ise etmediğini görmüştün; bu farkı iki cümleyle hatırla. Ardından Akâid-i Nesefiyye'de tekvin sıfatının geçtiği cümleyi bul ve yaz. Eş'arî bir âlim olan Teftâzânî'nin, Mâtürîdî bir metindeki bu cümleyi şerh ederken nasıl bir güçlükle karşılaşacağını bir cümleyle tahmin et.