İçeriğe geç

Ders 17.7 · Seviye 3 · Mukayeseli Fıkıh

Aile hukuku

1.988 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta Bakara suresinin 230., 232. ve 234. ayetlerini mealiyle okudun ve kadının evlenmesiyle ilgili fiillerin kime nispet edildiğine baktın. 230. ayette "kadın başka birisiyle evlenmedikçe", 232. ayette "kocaları ile evlenmelerine engel olmayın", 234. ayette ise "onların kendi haklarında uygun şekilde yaptıkları" ifadeleri geçiyordu. Muhtemelen bu ayetlerde evlenme fiilinin kadına nispet edildiğini fark ettin. Ardından "Velisiz nikâh olmaz" anlamındaki hadisin kaynaklarını buldun ve ayetler ile hadis arasında bir gerilim olup olmadığını düşündün. Belki de 232. ayetteki "engel olmayın" hitabının kime yöneldiğini sordun: kocalara mı, yoksa kadının velilerine mi? Bu soru, bu dersin ilk meselesinin tam ortasındadır. Ders 17.5'te ibadet, Ders 17.6'da muamelat ihtilaflarını gördün. Bu derste aile hukukuna geçiyoruz: nikâhta veli, mehir, kefâet, talakın türleri, bir mecliste verilen üç talak ve iddet. Bu konular, insanların hayatına doğrudan dokunduğu için dikkatle ve dengeyle ele alınmalıdır. Her meselede klasik mezhep görüşlerini ve gerekçelerini göreceksin. Kadının ve çocuğun hakları bakımından çağdaş tartışmaları da tanıyacaksın. Son olarak 1917 tarihli Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nin mezhepler arasında seçim yaparak nasıl bir düzenleme kurduğunu inceleyeceğiz.

Ana anlatım

Nikâhta veli: görüşler. Aile hukukunun en bilinen ihtilaflarından biri, nikâhta velinin şart olup olmadığıdır. Ebû Hanîfe'ye göre akıllı ve ergin bir kadın, kendi nikâhını velisi olmadan kendisi kıyabilir ve bu nikâh geçerlidir. Ancak kadın dengi olmayan biriyle evlenirse, velisine bu nikâha itiraz edip hâkimden feshini isteme hakkı tanınır. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîlere göre ise kadının nikâhını velisi kıyar; velisiz kıyılan nikâh geçerli değildir. Ders 17.4'te İbn Kudâme'nin el-Muğnî'sinin bu meseleyi ele alan bölümünün modülün temel metinleri arasında olduğunu görmüştün. İbn Kudâme bu bölümde Hanbelî görüşü savunur ve Hanefîlerin delillerini tek tek ele alıp cevaplar.

Cumhurun delilleri. Cumhur görüşü öncelikle hadislere dayanır. Ebû Dâvûd, Tirmizî ve İbn Mâce'de Ebû Mûsâ'dan gelen "Velisiz nikâh yoktur" anlamındaki hadis bunların başında gelir. Aynı kaynaklarda Hz. Âişe'den gelen ve velisinin izni olmadan evlenen kadının nikâhının batıl olduğunu üç kez tekrarlayan bir rivayet de vardır. Cumhur ayrıca Bakara suresinin 232. ayetindeki "evlenmelerine engel olmayın" hitabının velilere yöneldiğini söyler. Buhârî'de bu ayetin, boşadığı kız kardeşini eski kocasına geri vermek istemeyen Ma'kıl b. Yesâr hakkında indiği rivayet edilir. Cumhura göre veliler engel olmaktan menedildiğine göre, engel olma güçleri vardır; bu da nikâhta onların rolünü gösterir.

Hanefîlerin delilleri. Hanefîler ise öncelikle ayetlere dayanır. Hazırlıkta gördüğün gibi, Bakara suresinin 230., 232. ve 234. ayetlerinde evlenme fiili kadına nispet edilir; bu, kadının kendi nikâhını kıyabileceğini gösterir. Müslim'de İbn Abbâs'tan gelen ve dul kadının kendisi hakkında velisinden daha fazla hak sahibi olduğunu bildiren hadis de delil olarak gösterilir. Hanefîler cumhurun dayandığı hadisleri de değerlendirir: Âişe rivayetinin bir râvisinin bu hadisi daha sonra hatırlamadığının nakledildiğini ve Hz. Âişe'nin kendi uygulamasının bu rivayetle uyuşmadığına dair rivayetler bulunduğunu söyler. Ders 17.2'de gördüğün Hanefî usulünün âhâd haber için aradığı ek ölçüler, burada doğrudan iş başındadır.

İhtilafın sebebi. İbn Rüşd'ün yöntemiyle bakarsak, bu meselede ihtilafın birkaç sebebi iç içedir. Birincisi lafzîdir: ayetlerde evlenme fiilinin kadına nispet edilmesi, onun akdi kendisinin kurabileceği anlamına mı gelir, yoksa yalnız evliliğin tarafı olduğu anlamına mı? İkincisi rivayet farkıdır: veli şartını bildiren hadislerin sıhhati ve anlamı farklı değerlendirilmiştir. Üçüncüsü usul farkıdır: Hanefîlerin âhâd haberle Kur'an'ın zâhirine bir şart eklemekte gösterdiği temkin, Ders 17.2'de gördüğün "nassa ziyade" ilkesiyle ilişkilidir. Taraflar bir noktada ise birleşir: evliliğin kadının rızasıyla kurulması gerekir. Hanefîler bu rızayı akdin kendisine taşırken, cumhur velinin katılımını kadının korunması için bir güvence olarak görür.

Mehir. Mehir, nikâh akdiyle kadına verilmesi gereken ve kadının kendi malı olan bir haktır. Nisâ suresinin 4. ayeti şöyledir: "Kadınlara mehirlerini cömertçe verin, eğer ondan gönül hoşluğu ile size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin." Ayet mehrin kadının hakkı olduğunu ve ancak onun gönül rızasıyla ondan vazgeçilebileceğini bildirir. Mezhepler mehrin asgari miktarında ayrılır. Hanefîler asgari mehri on dirhem, Mâlikîler çeyrek dinar olarak belirler. Şâfiî ve Hanbelîler ise bir alt sınır koymaz; değeri olan her şey mehir olabilir. Bu ihtilafın sebebi, hırsızlık cezasının alt sınırıyla yapılan bir kıyasın kabul edilip edilmemesi ve bu konudaki rivayetlerin farklı değerlendirilmesidir.

Kefâet. Kefâet, evlenecek eşler arasında belirli yönlerden denklik bulunmasıdır. Hanefî fıkhında kefâet, özellikle kadının ve velisinin korunması bakımından önemlidir: yukarıda gördüğün gibi, kadın dengi olmayan biriyle kendi başına evlenirse velinin itiraz hakkı doğar. Hanefîler kefâette din, nesep, hürriyet, mal ve meslek gibi unsurları gözetir. Mâlikîler ise kefâette esas olarak dindarlığı ve eşlerin ayıplardan uzak olmasını öne çıkarır. Kefâet, erkeğin kadına denk olmasıyla ilgilidir; amacı, kadının ve ailesinin evlilikte zarar görmesini önlemektir. Çağdaş tartışmalarda kefâetin nesep ve meslek gibi unsurları, toplumsal eşitsizliği sürdürdüğü gerekçesiyle eleştirilmiş, pek çok âlim dindarlığı ve ahlakı esas alan dar bir yorumu savunmuştur.

Talakın türleri. Talak, evlilik bağını sona erdiren beyandır. Bakara suresinin 229. ayeti şöyle başlar: "Boşanma iki defadır. Ya iyilikle tutma ya da iyilik yaparak bırakmadır." Fakihler talakı iki açıdan sınıflar. Birincisi, sünnete uygunluk bakımındandır. Sünnî talak, kadının temizlik döneminde, o dönemde cinsel ilişki kurulmadan verilen tek bir talaktır. Bid'î talak ise kadın hayız dönemindeyken ya da tek seferde birden fazla verilen talaktır. Buhârî ve Müslim'de, İbn Ömer'in eşini hayız döneminde boşadığı ve Resûlullah'ın ona eşine geri dönmesini emrettiği rivayet edilir. İkincisi, sonuç bakımındandır. Ric'î talakta koca, iddet süresi içinde yeni bir nikâh olmadan eşine dönebilir; Bakara suresinin 228. ayetindeki "kocaları bu arada barışmak isterlerse, karılarını geri almakta daha çok hak sahibidirler" ifadesi buna işaret eder. Bâin talakta ise dönüş için yeni bir nikâh gerekir. Üçüncü talaktan sonra ise, Bakara suresinin 230. ayetinde bildirildiği gibi, kadın başka biriyle evlenip o evlilik sona ermedikçe eski eşine helal olmaz.

Bir mecliste üç talak. Tek bir sözle ya da tek bir oturumda verilen üç talakın hükmü, aile hukukunun en tartışmalı meselelerinden biridir. Dört mezhebe göre bu şekilde verilen talak bid'î olmakla birlikte üç talak olarak geçerlidir ve evliliği kesin olarak sona erdirir. İbn Teymiyye ve talebesi İbnü'l-Kayyim ise bu şekilde verilen üç talakın tek bir talak sayılacağını savunmuştur. Bu görüşün dayanağı, Müslim'de İbn Abbâs'tan gelen ve Resûlullah'ın, Ebû Bekir'in ve Hz. Ömer'in hilafetinin ilk yıllarında üç talakın bir sayıldığını, sonra Hz. Ömer'in insanlar bu konuda aceleci davranınca onu üç olarak uyguladığını bildiren rivayettir. Cumhur bu rivayeti farklı biçimlerde yorumlamış ve Hz. Ömer'in uygulamasının sahabe tarafından kabul gördüğünü söylemiştir. Ders 16.7'de gördüğün Karâfî ayrımı burada da bir soru doğurur: Hz. Ömer'in uygulaması bir tebliğ yorumu mudur, yoksa bir yönetim tasarrufu mu?

İddet. İddet, evliliğin sona ermesinden sonra kadının yeni bir evlilik yapmadan beklemesi gereken süredir. Boşanan kadının iddeti, Bakara suresinin 228. ayetine göre üç kurû'dur. Ders 10.7'de gördüğün gibi, kurû' kelimesinin hayız mı, yoksa temizlik dönemi mi olduğu tartışmalıdır: Hanefîler ve Hanbelîler hayız, Mâlikîler ve Şâfiîler temizlik dönemi olarak anlar. Kocası vefat eden kadının iddeti, Bakara suresinin 234. ayetine göre dört ay on gündür. Hamile kadının iddeti ise Talâk suresinin 4. ayetine göre doğumla sona erer. İddetin amaçları arasında rahmin temizliğinin anlaşılması, ric'î talakta eşlere yeniden düşünme imkânı verilmesi ve vefat hâlinde yas tutulması sayılır. İddet süresince boşanan kadının nafaka ve barınma hakları da mezheplere göre düzenlenmiştir.

Kadın ve çocuğun hakları. Aile hukuku meseleleri, klasik fıkıhta da kadının ve çocuğun korunması amacıyla gerekçelendirilmiştir. Mehir kadının malıdır; iddet süresince nafaka hakkı vardır; talakın sünnete uygun biçimi, aceleci kararları önlemeyi amaçlar. Küçük çocuğun bakımı, yani hidâne, mezheplerin çoğunda öncelikle anneye verilir; sürenin uzunluğu mezheplere göre değişir. Çağdaş dönemde ise bu meseleler yeni sorularla tartışılmaktadır: talakın tek taraflı ve mahkeme dışında kullanılabilmesinin kadını korumasız bırakıp bırakmadığı, evlenme yaşının belirlenmesi, boşanan kadının ekonomik güvencesi gibi. Pek çok Müslüman ülkede aile hukuku düzenlemeleri, klasik fıkhın farklı mezheplerdeki görüşlerinden yararlanarak bu sorulara cevap aramıştır. Bu tartışmaları okurken, klasik gerekçeleri de çağdaş kaygıları da ciddiye almak gerekir.

1917 Hukuk-ı Aile Kararnamesi. Ders 10.8'de 1917 tarihli Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nin, Hanefî mezhebinin yanında öteki mezheplerin bazı görüşlerini de benimsediğini görmüştün. Bu yönteme mezhepler arası seçim, yani tahayyür denir. Kararname, kocası uzun süre kayıp olan ya da evliliği sürdürmeyi imkânsız kılan bir hastalığa yakalanan kadının hâkimden ayrılık isteyebilmesi gibi konularda Mâlikî görüşlerden yararlanmıştır. Eşler arasında şiddetli geçimsizlik durumunda hakemler aracılığıyla ayrılık imkânı da benzer bir yaklaşımla düzenlenmiştir. Kaynaklarda sıkça aktarıldığı üzere Kararname, kadının nikâh akdinde eşinin başka bir kadınla evlenmemesini şart koşabilmesine de, Hanbelî görüşe dayanarak imkân tanımıştır. Bu düzenleme, Ders 10.8'de gördüğün telfik tartışmasının yasama alanındaki bilinen bir örneğidir. Kararnamenin veli meselesinde nasıl bir yol izlediğini, uygulama çalışmasında metnin kendisinden inceleyeceksin.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe, bir mahalle sohbetinde "velisiz nikâh geçersizdir" diye kesin bir hüküm duyar. Hocası ona bunun cumhurun görüşü olduğunu, Hanefîlere göre ise akıllı ve ergin bir kadının kendi nikâhını kıyabileceğini, ama dengi olmayan biriyle evlenirse velinin itiraz hakkı bulunduğunu anlatır. Talebe, aile hukukunda bir hükmü mezhebini belirtmeden kesin bir dille söylemenin yanıltıcı olabileceğini görür.
  • Orta: Bir çalışma grubu, bir mecliste üç talak meselesini inceler. Grup, dört mezhebin bu talakı üç olarak geçerli saydığını, İbn Teymiyye ve İbnü'l-Kayyim'in ise Müslim'deki İbn Abbâs rivayetine dayanarak tek sayılacağını savunduğunu tespit eder. Ardından Hz. Ömer'in uygulamasının bir tebliğ yorumu mu, yoksa bir yönetim tasarrufu mu olduğunu Ders 16.7'deki Karâfî ayrımıyla tartışır.
  • Gerçek hayat: Bir arkadaşın, eşinin hayız döneminde öfkeyle boşanma sözü söylediğini ve şimdi pişman olduğunu anlatır. Sen ona bu durumun fıkıhta bid'î talak olarak değerlendirildiğini, hükmünün mezheplere göre farklılık gösterebileceğini ve bu konuda kesin bir cevap için mutlaka güvendiği bir müftüye başvurması gerektiğini söylersin. Kendi başına bir fetva vermekten kaçınırsın.

Uygulama

Şimdi sıra sende: Velisiz nikâh meselesinde görüşleri, delilleri ve Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nin tercihini gösteren bir sayfa yaz. Sayfanı dört bölümde kur. Birinci bölümde meseleyi ve tarafların birleştiği noktayı, yani evliliğin kadının rızasıyla kurulması gerektiğini yaz. İkinci bölümde Hanefî görüşü ve cumhurun görüşünü, her birinin dayandığı ayet ve hadislerle ve kaynaklarıyla birlikte aktar. Üçüncü bölümde ihtilafın sebebini İbn Rüşd'ün yöntemiyle, lafzî, rivayet ve usul sebepleri olarak belirt. Dördüncü bölümde Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nin bu meseleyi nasıl düzenlediğini, Kararname'nin metninden ya da onu inceleyen güvenilir bir akademik kaynaktan bularak yaz; hangi mezhebin görüşüne yakın olduğunu ve bunun gerekçesini belirt. Kaynağını doğrulayamadığın bir bilgiyi yazma. Son olarak bu meselede kadının hakları bakımından iki görüşün hangi güvenceleri sağladığını iki cümleyle değerlendir. Hedef: Bir aile hukuku meselesinde mezheplerin görüşlerini delilleriyle karşılaştırabilmek, ihtilaf sebebini tespit edebilmek ve bir modern düzenlemenin mezhepler arasında nasıl seçim yaptığını kaynağa dayanarak gösterebilmek.

Mini test

  1. Nikâhta veli konusunda Hanefîler ile cumhur nasıl ayrılır?
  2. Cumhur ve Hanefîler bu meselede hangi delillere dayanır?
  3. Sünnî ve bid'î talak ile ric'î ve bâin talak arasındaki farklar nelerdir?
  4. Bir mecliste verilen üç talak konusunda hangi görüşler vardır ve dayanakları nedir?
  5. 1917 Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nin tahayyür yöntemi nedir? Bir örnek ver.
Cevapları göster
  1. Ebû Hanîfe'ye göre akıllı ve ergin kadın kendi nikâhını velisiz kıyabilir, ama dengi olmayan biriyle evlenirse velinin itiraz hakkı vardır. Cumhura göre nikâhı veli kıyar ve velisiz nikâh geçerli değildir.
  2. Cumhur "Velisiz nikâh yoktur" hadisine, Hz. Âişe rivayetine ve Bakara 232'deki hitabın velilere yöneldiğine dayanır. Hanefîler Bakara 230, 232 ve 234'te evlenme fiilinin kadına nispet edilmesine ve dul kadının kendisi hakkında daha fazla hak sahibi olduğunu bildiren hadise dayanır.
  3. Sünnî talak temizlik döneminde, ilişkisiz ve tek olarak verilir; bid'î talak hayız döneminde ya da birden fazla olarak verilir. Ric'î talakta iddet içinde yeni nikâhsız dönülebilir; bâin talakta yeni nikâh gerekir.
  4. Dört mezhebe göre üç talak olarak geçerlidir. İbn Teymiyye ve İbnü'l-Kayyim'e göre bir talak sayılır; Müslim'deki, ilk dönemde üç talakın bir sayıldığını bildiren İbn Abbâs rivayetine dayanırlar.
  5. Hanefî mezhebinin yanında öteki mezheplerin görüşlerinden de yararlanarak düzenleme yapmaktır. Örneğin kocası uzun süre kayıp olan kadının hâkimden ayrılık isteyebilmesi Mâlikî görüşten alınmıştır.

Özet

  • Nikâhta veli meselesinde Hanefîler ergin kadının kendi nikâhını kıyabileceğini, cumhur ise velisiz nikâhın geçersiz olduğunu söyler; ihtilafın lafzî, rivayet ve usul sebepleri vardır.
  • Mehir kadının hakkıdır ve asgari miktarı mezheplere göre değişir; kefâet, kadının ve ailesinin korunması amacı taşır.
  • Talak sünnete uygunluk bakımından sünnî ve bid'î, sonuç bakımından ric'î ve bâin olarak ayrılır; bir mecliste üç talak tartışmalıdır.
  • İddet, boşanmada üç kurû', vefatta dört ay on gün, hamilelikte doğumla sona erer.
  • 1917 Hukuk-ı Aile Kararnamesi, mezhepler arası seçimle kadının hakları bakımından yeni düzenlemeler getirmiştir; bu konular klasik gerekçeler ve çağdaş kaygılarla birlikte okunmalıdır.

Sonraki derse hazırlık

Ders 17.8'de kavâid-i fıkhiyyeyi, yani fıkhın küllî kaidelerini işleyeceğiz. Hazırlık: Mecelle'nin ikinci maddesinden beşinci maddesine kadar olan kaideleri bir Mecelle metninden oku. Ders 10.6'da Mecelle'nin 4., 36. ve 39. maddelerini, Ders 15.4'te de 17. maddesindeki "Meşakkat teysiri celbeder" kaidesini görmüştün; bunları da hatırla. Ardından okuduğun her kaide için bu derste gördüğün aile hukuku meselelerinden ya da günlük hayattan birer örnek yaz. Bir kaidenin bir fıkıh meselesini nasıl özetlediğini düşün.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 17.7

Nikâhta velinin şartı olup olmaması (Hanefîlerle cumhur arasındaki meşhur ihtilaf ve dayandığı hadisler), mehir, kefâet, talak çeşitleri (sünnî-bid'î, ric'î-bâin), bir mecliste üç talak meselesi ve iddet işlenir. 1917 Hukûk-ı Âile Kararnâmesi'nin mezhepler arası seçim (tahayyür) yöntemi, modern aile hukuku düzenlemelerine örnek olarak tanıtılır. Konu akademik ve dengeli bir dille, kadın ve çocuğun hakları bakımından klasik gerekçeler ve çağdaş tartışmalarla birlikte ele alınır. Uygulama: velisiz nikâh meselesinde görüşleri, delilleri ve Hukûk-ı Âile Kararnâmesi'nin tercihini gösteren bir sayfa.