Giriş
Hazırlıkta Ders 10.5'te gördüğün altı mal hadisini ve mezheplerin bu hadisteki illet tespitlerini hatırladın. Hanefîler ölçü ve tartıyı, Şâfiîler para oluşu ve yiyecek oluşu, Mâlikîler ise temel gıda oluşunu illet sayıyordu. Bu illetlere göre pirincin faiz yasağına girip girmediğini yazdın ve muhtemelen üç mezhebe göre de girdiğini, ama farklı gerekçelerle girdiğini gördün. Ardından Ders 17.4'te gördüğün, bir malı vadeli satıp daha ucuza peşin geri alma işlemini hatırladın ve bu işlemin neden faize benzetildiğini açıkladın: sonuçta bir kişi bugün az para alıp yarın çok para ödemektedir, aradaki mal ise yalnız bir araçtır. Bu iki hazırlık, bu dersin iki ekseni olan faiz ve akitlerin şekli ile özü arasındaki ilişkiyi açar. Ders 17.5'te ibadet ihtilaflarını gördün; bu derste muamelata, yani insanlar arasındaki mal ilişkilerine geçiyoruz. Önce bir akdin rükünlerini ve şartlarını, Hanefîlere özgü bâtıl ve fâsid ayrımını göreceksin. Sonra garar ve faiz yasaklarını, altı mal hadisini ve mezheplerin illet tespitlerini inceleyeceksin. Son olarak selem, istisnâ', murâbaha ve bey'u'l-îne gibi akitleri mezheplere göre karşılaştıracaksın.
Ana anlatım
Muamelatın genel ilkesi. Muamelat alanında temel ilke, Kur'an'ın koyduğu iki çerçevedir. Birincisi Bakara suresinin 275. ayetindeki cümledir: "Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı." İkincisi Nisâ suresinin 29. ayetidir: "Ey İnananlar! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yeyin." Bu iki ayet, muamelat fıkhının iki temel sorusunu belirler: bir işlem gerçek bir ticaret midir, yoksa bir haksızlık aracı mı? Taraflar gerçekten ve bilerek rıza göstermiş midir? Fakihler, akitlerle ilgili bütün ayrıntılı kuralları bu iki sorunun etrafında geliştirmiştir. Ders 10.6'da gördüğün gibi, bu alanda örf ve maslahat da geniş yer tutar.
Akdin rükünleri. Bir akdin kurucu unsurlarına rükün denir. Hanefîlere göre akdin tek rüknü, tarafların iradesini ortaya koyan icap ve kabuldür; buna sîga denir. Akdin tarafları ve konusu, yani satılan mal ve bedel ise rükün değil, akdin varlığı için zorunlu unsurlardır. Cumhura göre ise akdin rükünleri üçtür: taraflar, akdin konusu ve sîga. Bu fark büyük ölçüde terimle ilgilidir; iki taraf da bu unsurların hepsinin bulunması gerektiğinde birleşir. Hidâye, satış kitabının girişinde satışın icap ve kabulle kurulduğunu, bu icap ve kabulün de geçmiş zaman kipiyle, yani kesinlik bildiren bir ifadeyle yapılması gerektiğini anlatır. Ders 14.4'te okuduğun Hidâye'nin dilini burada bir muamelat metninde görürsün.
Akdin şartları. Hanefî fıkhında akdin şartları dört aşamada sıralanır. Kuruluş şartları, akdin var olması için gereken asgari şartlardır: tarafların akıllı olması, akdin konusunun mal olması gibi. Sıhhat şartları, akdin geçerli olması için gerekir: bedelin belli olması, akde bozucu bir şart eklenmemesi gibi. Yürürlük şartları, akdin sonuçlarını hemen doğurması için gerekir: akdi yapanın malın sahibi ya da vekili olması gibi. Bağlayıcılık şartları ise akdin taraflardan birince tek taraflı feshedilememesi için gerekir: bir muhayyerlik hakkının bulunmaması gibi. Bu dört aşamalı yapı, Hanefî fıkhının akitleri ne kadar ince ayrımlarla ele aldığını gösterir.
Bâtıl ve fâsid. Ders 10.1'de Hanefîlerin muamelatta bâtıl ile fâsidi ayırdığını görmüştün. Bu ayrım, akdin şartlarıyla doğrudan ilişkilidir. Kuruluş şartlarından biri eksik olan akit bâtıldır: hiç doğmamış sayılır ve hiçbir sonuç doğurmaz. Şarap ya da leş gibi mal sayılmayan bir şeyin satışı buna örnektir. Kuruluş şartları tam olup sıhhat şartlarından biri eksik olan akit ise fâsiddir: bedeli belirsiz bir satış ya da akde bozucu bir şart eklenmiş bir satış gibi. Fâsid akit Hanefîlere göre, malın teslim alınmasıyla mülkiyet doğurur, ama taraflarca feshedilmesi gerekir. Cumhur ise bu iki durumu tek bir kavramla, geçersizlik olarak ele alır. Bu ayrım, geçersiz bir akdin ardından malın ve bedelin durumunu belirlerken önemli sonuçlar doğurur.
Garar yasağı. Müslim'in Ebû Hüreyre'den rivayet ettiği bir hadiste Resûlullah'ın garar satışını yasakladığı bildirilir. Garar, sonucu belirsiz, tarafların ne alıp ne verdiğini bilemedikleri işlemdir. Klasik örnekler, sudaki balığın, havadaki kuşun ya da henüz doğmamış bir hayvan yavrusunun satışıdır; satıcı bu şeyleri teslim edebileceğinden emin değildir, alıcı da ne alacağını bilmez. Fakihler, her akitte bir miktar belirsizlik bulunacağını kabul eder ve az bir belirsizliği affeder; bir evin temellerinin ya da bir elbisenin içindeki dolgunun görülmeden satılması gibi. Yasaklanan, akdin özünü etkileyen ve taraflardan birini ciddi bir zarara uğratabilecek belirsizliktir. Garar yasağı, Nisâ suresinin 29. ayetindeki karşılıklı rıza ilkesinin bir sonucudur: ne aldığını bilmeyen kişinin rızası tam değildir.
Faizin iki türü. Kur'an'ın açıkça haram kıldığı faiz, bir borcun vadesi karşılığında alınan fazlalıktır; buna vade faizi, yani ribâ-yı nesîe denir. Cahiliye döneminde borç vadesinde ödenemediğinde süre uzatılır ve borç artırılırdı. Bakara suresinin 279. ayeti bu faizin terk edilmesini emreder ve borç verene yalnız sermayesini bırakır: "Eğer tevbe ederseniz sermayeniz sizindir. Böylece haksızlık etmemiş ve haksızlığa uğramamış olursunuz." İkinci tür ise fazlalık faizi, yani ribâ-yı fazldır: aynı cins iki malın peşin olarak ama farklı miktarlarda değiştirilmesi. Bu türün dayanağı Ders 10.5'te gördüğün altı mal hadisidir. İbn Abbâs'ın önceleri faizin yalnız vadede olduğunu söylediği, sonra bu görüşünden döndüğü rivayet edilir; bu tartışma, fazlalık faizinin sünnetle belirlendiğini gösterir.
Altı mal ve illetler. Ders 10.5'te altı mal hadisini ve illet tespitlerini görmüştün: Hanefîler ölçü ve tartı ile cins birliğini, Şâfiîler para ve yiyecek olmayı, Mâlikîler temel gıda olma ve saklanabilmeyi illet sayar. Hanbelîlerde meşhur görüş Hanefîlerinkine yakındır. Hadisin kendisi bu illetlerin nasıl uygulanacağını da gösterir. Müslim'deki rivayete göre aynı cins iki mal değiştirilirken iki şart aranır: miktarın eşit olması ve değişimin peşin yapılması. Cinsler farklıysa, örneğin buğday arpayla değiştirilirse, miktar farklı olabilir, ama peşinlik şartı devam eder: hadiste "cinsler farklı olursa, peşin olmak şartıyla dilediğiniz gibi satın" buyrulur. Bu iki kural, faiz yasağının yalnız fazlalığı değil, vadeyi de kontrol altına aldığını gösterir.
Selem. Selem, bedeli peşin ödenip malı ileri bir tarihte teslim edilecek bir satıştır. Akit anında var olmayan bir şeyin satışı olduğu için kıyasa aykırıdır; ama Ders 10.6'da gördüğün gibi nasla caiz kılınmıştır. Buhârî ve Müslim'de İbn Abbâs'tan gelen hadiste, Resûlullah'ın Medine'ye geldiğinde insanların meyveleri bir iki yıllığına selemle aldığını gördüğü ve selem yapanın bunu belli bir ölçü, belli bir tartı ve belli bir vadeyle yapmasını emrettiği bildirilir. Bu hadisten selemin şartları çıkarılır: malın cinsi, niteliği ve miktarı belli olmalı, vadesi belirlenmeli ve bedeli akit meclisinde peşin ödenmelidir. Mezhepler bazı ayrıntılarda ayrılır; örneğin Hanefîler, selem konusu malın akitten teslime kadar piyasada bulunmasını şart koşar.
İstisnâ'. İstisnâ', bir zanaatkâra henüz yapılmamış bir şeyin belirli nitelikte yapılması için verilen siparişin akdidir. Ders 10.6'da Hanefîlerin istisnâ'ı icmâ ve örf gerekçesiyle istihsanen caiz gördüğünü öğrenmiştin. Bu akdin selemden farkı, bedelin peşin ödenmesinin şart olmaması ve malın bir zanaatkâr tarafından yapılmasıdır. Cumhur ise istisnâ'ı ayrı bir akit olarak görmez; onu selem hükümlerine tabi tutar ve bedelin peşin ödenmesini şart koşar. Bu fark, günümüzde sipariş üzerine yapılan üretim ve inşaat sözleşmeleri gibi alanlarda önemli sonuçlar doğurur.
Murâbaha. Murâbaha, satıcının malı kaça aldığını açıklayıp üzerine belli bir kâr ekleyerek sattığı satıştır. Bu satış türü, alıcının satıcıya güvenmesine dayandığı için emanet satışları arasında sayılır; satıcının maliyet konusunda doğruyu söylemesi gerekir. Dört mezhep de murâbahayı caiz görür. Ancak satıcı maliyeti yanlış bildirirse, alıcının hakkı mezheplere göre farklı düzenlenir: alıcıya akdi feshetme hakkı ya da fazla ödediği kısmı geri alma hakkı tanınır. Murâbaha, klasik fıkıhta sade bir satış türüdür. Bu akdin çağdaş finans kurumlarında vadeli ve bir vaade dayalı olarak kullanılması ise ayrı bir tartışma konusudur ve Ders 21.5'te işlenecektir.
Bey'u'l-îne. Ders 17.4'te bir malı vadeli satıp daha düşük bir fiyata peşin geri alma işlemini görmüştün; bu işleme bey'u'l-îne denir. Mâlikîler ve Hanbelîler bu işlemi, faize giden yolu kapatmak için yasaklar. Hanbelîler ayrıca, Ebû Dâvûd'da İbn Ömer'den gelen ve insanların îne ile alışveriş etmesini zillete düşmenin sebeplerinden biri olarak anan hadisi delil gösterir. Şâfiîler ise akdin görünen şartlarına bakar ve iki satışın her birini ayrı ayrı geçerli sayar; ancak işlem açıkça faize araç olarak yapılıyorsa bunu hoş görmez. Hanefîler, satıcının sattığı malı bedelini tahsil etmeden önce daha düşük bir fiyata geri almasını fâsid sayar. Bu görüşte, Hz. Âişe'nin böyle bir işlemi şiddetle eleştirdiğini anlatan, ama senedi tartışılan bir rivayet de delil olarak gösterilir. Hanefî mezhebinde bu işlemin bazı biçimleri hakkında imamlar arasında farklı görüşler de nakledilir.
Şekil ve öz. Bey'u'l-îne tartışması, muamelat fıkhının en temel sorularından birini ortaya koyar: bir akit, görünen şekline göre mi, yoksa tarafların amacına ve sonuca göre mi değerlendirilmelidir? Şâfiîler şekle bakar, çünkü niyetler bilinemez ve bir akdi niyete göre geçersiz saymak keyfîliğe yol açabilir. Mâlikî ve Hanbelîler ise sonuca bakar, çünkü şekle bakmak yasaklanan bir şeyin kılıf değiştirerek yapılmasına kapı açar. Ders 17.4'te gördüğün sedd-i zerâi' ilkesi bu tartışmanın merkezindedir. Bu soru, çağdaş finansta da canlılığını korur ve Modül 21'de yeniden karşına çıkacaktır.
Örnekler
- Basit: Bir talebe, bir arkadaşının bir miktar altını daha az miktarda ama daha ayarlı başka bir altınla değiştirmek istediğini duyar. Hocası ona altı mal hadisini hatırlatır: aynı cins iki mal değiştirilirken miktarların eşit ve değişimin peşin olması gerekir. Talebe, altının ayarı farklı olsa bile cinsin aynı olduğunu ve fazlalıkla değiştirilemeyeceğini, bunun yerine altını paraya çevirip o parayla öteki altını almanın bir çözüm olabileceğini öğrenir.
- Orta: Bir çalışma grubu, bir mobilya atölyesinin müşterilerinden sipariş aldığı ve ödemenin teslimatta yapıldığı bir iş modelini inceler. Grup, bu işlemin Hanefîlere göre istisnâ' olarak caiz olduğunu, cumhura göre ise selem hükümlerine tabi tutulursa bedelin peşin ödenmesi gerektiğini tespit eder. Ardından iki görüşün atölyenin nakit akışını nasıl etkileyeceğini tartışır ve bir fıkıh farkının pratik sonuçlarını görür.
- Gerçek hayat: Bir tanıdığın, acil nakit ihtiyacı için bir mağazadan vadeli bir telefon alıp aynı mağazaya hemen daha ucuza peşin satmayı düşündüğünü söyler. Sen ona bu işlemin bey'u'l-îneye benzediğini, mezheplerin bu konuda farklı görüşler taşıdığını ve özellikle Mâlikî ve Hanbelîlerin bunu faize araç saydığını anlatırsın. Kesin bir fetva için güvendiği bir hocaya danışmasını önerirsin.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Bey'u'l-îne hakkında Hanefî, Şâfiî ve Mâlikî görüşleri gerekçeleriyle karşılaştıran bir tablo hazırla. Tablonun üç sütunu her mezhebe ayrılsın. Satırlarda şunlar olsun: mezhebin bu işlem hakkındaki hükmü; hükmün dayandığı delil, bir hadis, bir sahabe rivayeti ya da bir usul ilkesi olarak; mezhebin bir akdi şekline mi, yoksa sonucuna mı göre değerlendirdiği; ve mezhep içinde farklı görüşler varsa bunların kısa bir özeti. Görüşleri mümkünse her mezhebin kendi muteber kaynağından ya da güvenilir bir mukayeseli fıkıh eserinden doğrula ve kaynağını belirt. Tablonun altına, üç görüşün sedd-i zerâi' ilkesiyle ilişkisini gösteren bir paragraf yaz. Son olarak bu tartışmanın bugün vadeli satışlarda ya da tüketici kredilerinde nasıl bir soru doğurabileceğini iki cümleyle belirt, ama bir fetva vermekten kaçın. Hedef: Bir muamelat meselesinde mezheplerin görüşlerini delilleri ve usul ilkeleriyle karşılaştırabilmek ve akitlerin şekil ile öz bakımından değerlendirilmesi tartışmasını açıklayabilmek.
Mini test
- Hanefîler ile cumhur, akdin rükünleri konusunda nasıl ayrılır?
- Hanefî fıkhında bâtıl ve fâsid akit arasındaki fark nedir? Birer örnek ver.
- Garar nedir ve hangi durumda affedilir?
- Ribâ-yı nesîe ile ribâ-yı fazl arasındaki fark nedir?
- Bey'u'l-îne konusunda Şâfiîler ile Mâlikî ve Hanbelîler nasıl ayrılır ve bu fark hangi temel soruya dayanır?
Cevapları göster
- Hanefîlere göre akdin tek rüknü icap ve kabuldür; cumhura göre rükünler taraflar, akdin konusu ve sîgadır. Fark büyük ölçüde terimseldir.
- Kuruluş şartlarından biri eksik olan akit bâtıldır ve hiçbir sonuç doğurmaz; örneğin şarabın satışı. Kuruluş şartları tam olup sıhhat şartlarından biri eksik olan akit fâsiddir ve teslimle mülkiyet doğursa da feshedilmesi gerekir; örneğin bedeli belirsiz bir satış.
- Sonucu belirsiz, tarafların ne alıp ne verdiğini bilemedikleri işlemdir. Akdin özünü etkilemeyen az bir belirsizlik affedilir.
- Ribâ-yı nesîe, bir borcun vadesi karşılığında alınan fazlalıktır ve Kur'an'la haram kılınmıştır. Ribâ-yı fazl, aynı cins iki malın peşin ama farklı miktarlarda değiştirilmesidir ve altı mal hadisine dayanır.
- Şâfiîler akdin görünen şekline bakar ve iki satışı ayrı ayrı geçerli sayar. Mâlikî ve Hanbelîler sonuca bakar ve faize giden yolu kapatmak için işlemi yasaklar. Fark, bir akdin şekline mi yoksa amacına mı göre değerlendirileceği sorusuna dayanır.
Özet
- Muamelat, alışverişin helal ve faizin haram kılınması ile karşılıklı rıza ilkelerine dayanır.
- Hanefîler akdin rüknünü icap ve kabule indirir, şartları dört aşamada sıralar ve bâtıl ile fâsid akdi ayırır.
- Garar ve faiz yasakları, akitlerin temel sınırlarıdır; faiz vade faizi ve fazlalık faizi olarak ikiye ayrılır ve altı mal hadisinin illetleri mezhepler arasında farklıdır.
- Selem nasla, istisnâ' Hanefîlerde istihsanla caizdir; murâbaha dört mezhepte caizdir.
- Bey'u'l-îne tartışması, akitlerin şekline mi yoksa amacına mı bakılacağı sorusunu ortaya koyar.
Sonraki derse hazırlık
Ders 17.7'de aile hukuku meselelerine geçeceğiz. Hazırlık: Bakara suresinin 230., 232. ve 234. ayetlerini mealiyle oku ve bu ayetlerde kadının evlenmesiyle ilgili fiillerin kime nispet edildiğine dikkat et: kadına mı, yoksa velisine mi? Ardından "Velisiz nikâh olmaz" anlamındaki hadisin hangi kaynaklarda geçtiğini bir mukayeseli fıkıh kaynağından ya da bir hadis veri tabanından bul. Bu ayetler ile hadis arasında bir gerilim olup olmadığını iki cümleyle yaz.