Giriş
Hazırlıkta Ders 10.4'te gördüğün Medine ehlinin amelini, Ders 10.6'da gördüğün mesâlih-i mürseleyi ve sedd-i zerâi'i birer cümleyle hatırladın. Ardından namazda ellerin bağlanması ya da yanlara salınması konusunda Mâlikî mezhebinde hangi görüşlerin bulunduğunu araştırdın ve bu farklılığın Medine ameliyle nasıl bir ilişkisi olabileceğini tahmin ettin. Muhtemelen Mâlikî mezhebinde tek bir görüş olmadığını, hem elleri salma hem de elleri bağlama görüşlerinin bulunduğunu gördün. Belki de bir hadisin bulunduğu bir konuda bir mezhebin neden farklı bir uygulamayı benimseyebileceğini merak ettin. Bu merak, bu dersin iki mezhebini anlamanın kapısıdır. Ders 17.2'de Hanefî, Ders 17.3'te Şâfiî usulünü gördün. Bu derste dört mezhebin öteki ikisini, Mâlikî ve Hanbelî usullerini birlikte ele alacağız. İkisi de Hicaz ekolünün ehl-i hadis çizgisine yakındır, ama nasları tamamlayan delilleri farklı biçimde kullanır. Önce Mâlikî usulünün ayırt edici delillerini ve temel eserlerini, sonra Hanbelî usulünün ilkelerini ve İbn Kudâme'nin mukayeseli fıkha katkısını göreceksin. Son olarak namazda ellerin salınması meselesini, mezhep içindeki farklı yorumlarıyla birlikte inceleyeceğiz.
Ana anlatım
Mâlikî usulünün delilleri. Mâlikî usulü, Kitap, sünnet, icmâ ve kıyasın yanında, öteki mezheplerde ya hiç bulunmayan ya da daha dar kullanılan birkaç delile geniş yer verir. Bunların başında Medine ehlinin ameli gelir. Onu mesâlih-i mürsele, sedd-i zerâi', istihsan ve örf izler. Ders 17.1'de gördüğün gibi Mâlik, Medine'de doğup orada yaşamış ve hadisi, sahabe ve tâbiûn görüşlerini ve şehrin yaşayan uygulamasını birlikte görmüştür. Mâlikî usulünün bu geniş delil yelpazesi, onun nasları, onların yaşandığı toplumsal bağlam içinde okuma eğiliminden doğar.
Medine amelinin türleri. Ders 10.4'te Mâlik'in Medine ehlinin amelini güçlü bir delil saydığını görmüştün. Sonraki Mâlikî âlimleri bu ameli iki türe ayırmıştır. Birincisi nakil yoluyla gelen ameldir: Resûlullah'ın zamanından beri kuşaktan kuşağa aktarılan ve bir içtihada dayanmayan uygulamalar. Ezanın lafızları, ölçü birimleri olan müdd ve sâ'nın miktarı, namaz vakitlerinin uygulaması bu türe örnektir. Bu tür amel, Mâlikîlere göre âhâd bir haberden daha güçlüdür, çünkü bir kişinin değil bir şehrin tanıklığıdır. İkinci tür ise Medineli âlimlerin içtihadına dayanan ameldir; bunun delil değeri Mâlikîler arasında da tartışılmıştır. Hanefî imamı Ebû Yûsuf'un Medine'ye geldiğinde Mâlik'le sâ'nın miktarını tartıştığı ve Medinelilerin kendi sâ'larını getirmesi üzerine görüşünü değiştirdiği anlatılır.
Medine ameli ve âhâd haber. Nakil yoluyla gelen amelin âhâd habere tercih edilmesi, Mâlikî usulünün en tartışılan yönüdür. Ders 10.3'te bunun bilinen örneğini, meclis muhayyerliğini görmüştün: Mâlik bu hadisi Muvatta'ında kendisi rivayet eder, ama Medine uygulamasında bilinmediği için onunla amel etmez. Şâfiî başta olmak üzere pek çok âlim bu tavrı eleştirmiştir. Onlara göre sahih bir hadis bir şehrin uygulamasına bağlı değildir; Medine'de yaşayan âlimler de hata edebilir ve sahabe farklı şehirlere dağıldığı için sünnetin bir kısmı Medine dışında da korunmuştur. Mâlikîler ise bu eleştiriye, amelin yalnız nakil türünü delil saydıklarını ve bu türün tek tek haberlerden daha kapsamlı bir tanıklık olduğunu söyleyerek cevap verir.
Mesâlih ve sedd-i zerâi'. Ders 10.6'da mesâlih-i mürseleyi ve sedd-i zerâi'i görmüştün. Bu iki delil, Mâlikî fıkhında özellikle geniş bir alanda kullanılır. Sedd-i zerâi'in fıkıhtaki bilinen bir uygulaması, bir malı vadeli olarak satıp hemen daha düşük bir fiyata peşin olarak geri satın almaktır. Bu işlem görünüşte iki ayrı satıştır, ama sonuçta faizli bir borca dönüşebilir. Mâlikîler ve Hanbelîler bu işlemi, faize giden yolu kapatmak için yasaklar. Şâfiîler ise akdin görünen şartlarına bakar ve tarafların niyetini bilmenin mümkün olmadığı gerekçesiyle işlemi geçerli sayar. Bu örnek, sedd-i zerâi' ilkesini kabul etmenin ya da etmemenin somut bir fıkıh farkı doğurduğunu gösterir.
Mâlikî eserleri. Ders 17.1'de Muvatta'ı ve Sahnûn'un el-Müdevvene'sini görmüştün. Mâlikî mezhebinin sonraki dönemindeki en önemli metin, Halîl b. İshâk el-Cündî'nin Muhtasar'ıdır. Bu eser, mezhebin muteber görüşlerini son derece yoğun bir dille özetler ve Kuzey Afrika'daki Mâlikî medreselerinde yüzyıllar boyunca temel ders kitabı olmuştur. Çok yoğun olduğu için şerhler olmadan okunması zordur; Derdîr'in şerhi ve Desûkî'nin bu şerhe yazdığı hâşiye, Ders 14.1'de gördüğün metin, şerh ve hâşiye katmanlarının Mâlikî fıkhındaki bilinen bir örneğidir. Ders 15.4'te Kurtubî'nin ve Ebû Bekir İbnü'l-Arabî'nin Mâlikî birikimini tefsire taşıdığını görmüştün.
Hanbelî usulünün beş esası. Hanbelî usulü, İmam Ahmed'in fetvalarından çıkarılmıştır. Ders 11.4'te gördüğün İbn Teymiyye'nin talebesi İbnü'l-Kayyim, İ'lâmü'l-muvakkıîn adlı eserinde Ahmed'in fetvalarının dayandığı beş esası sayar. Birincisi nastır: Kur'an ve sahih sünnet varsa, Ahmed ona göre fetva verir ve ona aykırı hiçbir görüşe itibar etmez. İkincisi, bir sahabinin, aksine bir sahabe görüşü bilinmeyen fetvasıdır. Üçüncüsü, sahabe bir meselede ihtilaf etmişse, onların görüşlerinden Kitap ve sünnete en yakın olanını seçmektir. Dördüncüsü, aksine bir delil yoksa mürsel ve zayıf hadisi kıyasa tercih etmektir. Beşincisi ise kıyastır: Ahmed kıyasa ancak zaruret hâlinde, yani öteki delillerin hiçbiri bulunmadığında başvurur.
Zayıf hadis kıyastan önce. Ders 17.1'de Ahmed'in zayıf bir hadisi kıyasa tercih ettiğini görmüştün; bu ilke Hanbelî usulünü en çok ayırt eden özelliktir. Ancak buradaki "zayıf" kelimesi dikkatle anlaşılmalıdır. İbnü'l-Kayyim'in açıklamasına göre Ahmed'in kastettiği, uydurma, münker ya da râvisi yalanla itham edilmiş bir rivayet değildir. Kastedilen, sahih derecesine ulaşmayan ama bütünüyle reddedilmesi de gerekmeyen, Ders 9.3'te gördüğün hasen derecesine yakın rivayetlerdir. O dönemde hadisler çoğunlukla sahih ve zayıf olarak ikiye ayrıldığı için, sonraki dönemde hasen denecek rivayetler bu ikinci grubun içinde yer alıyordu. Bu açıklama, Ahmed'in ilkesini bir zayıf rivayet savunusu olarak değil, nassa en yakın kalma çabası olarak anlamamızı sağlar.
Sahabe fetvasının yeri. Ders 10.6'da sahabî kavlinin delil değerinin mezheplere göre farklı olduğunu görmüştün. Hanbelî usulünde sahabe fetvası, kıyastan önce gelen güçlü bir delildir. Ahmed'e göre sahabe, vahyin indiği ortamı görmüş, Resûlullah'ı dinlemiş ve dili en iyi bilen nesildir; onların görüşü, sonraki bir müctehidin kıyasından daha isabetli olma ihtimaline sahiptir. Bu yüzden Hanbelî fıkıh kitaplarında bir meselenin delilleri sıralanırken sahabe görüşleri geniş yer tutar. Sahabe arasında ihtilaf varsa, Ahmed'den bazen birden fazla görüş nakledilir; bu da Hanbelî mezhebinde "rivayetler" diye anılan çok sayıda görüşün sebeplerinden biridir.
İbn Kudâme ve el-Muğnî. Hanbelî mezhebinin en büyük fıkıh eseri, İbn Kudâme el-Makdisî'nin el-Muğnî'sidir. İbn Kudâme bu eserde, Hanbelî âlim Hırakî'nin Muhtasar'ını şerh eder. Ama el-Muğnî yalnız bir mezhep şerhi değildir: İbn Kudâme her meselede Hanbelî görüşün yanında sahabe ve tâbiûn görüşlerini ve öteki mezheplerin görüşlerini delilleriyle aktarır, sonra tercihini gerekçelendirir. Bu yüzden el-Muğnî, İbn Rüşd'ün Bidâyetü'l-müctehid'i ile birlikte mukayeseli fıkıh geleneğinin en önemli eserlerinden biri kabul edilir. Modülün temel metinleri arasında el-Muğnî'nin nikâhta veli meselesini ele alan bölümü de bulunur; Ders 17.7'de aile hukuku meselelerini işlerken bu bölümü okuyacaksın. İbn Kudâme'nin Ravzatü'n-nâzır adlı usul eseri de Hanbelî usulünün temel metinlerindendir.
Yayılış. Ders 17.1'de mezheplerin coğrafi yayılışını genel olarak görmüştün. Mâlikî mezhebi Kuzey Afrika'da ve Endülüs'te hâkim mezhep hâline geldi; Endülüs'te yargı ve fetva uzun süre bu mezhebe göre yürüdü. Oradan Batı Afrika'ya da ulaştı. Hanbelî mezhebi ise uzun süre Bağdat ve Şam gibi şehirlerde, sayıca az ama ilmî bakımdan etkili bir topluluk olarak yaşadı; İbn Kudâme ve İbn Teymiyye bu şehirlerde yetişti. Daha sonra Arap Yarımadası'nda, özellikle Necid bölgesinde yaygınlaştı ve bugün Suudi Arabistan'da resmî yargıda esas alınan mezhep oldu.
Ellerin salınması meselesi. Hazırlıkta araştırdığın mesele, bu dersin konularını bir araya getirir. Mâlikî mezhebinde namazda kıyamda elleri yanlara salmak, yani sedl, yaygın bir uygulamadır. Bu uygulamanın dayanağı olarak, el-Müdevvene'de Mâlik'ten nakledilen ve farz namazda elleri bağlamayı mekruh gören bir rivayet gösterilir. Öte yandan Mâlik, Muvatta'ında sağ elin sol el üzerine konmasına dair rivayetlere yer verir. Bu yüzden Mâlikî âlimler, Mâlik'in kerahet görüşünü farklı biçimlerde açıklamıştır. Bir yoruma göre kerahet, elleri bağlamanın kendisine değil, onu bir dayanak ve rahatlama amacıyla yapmaya yöneliktir. Bir başka yoruma göre kerahet, halkın bu uygulamayı farz sanmasından sakınmak içindir. Bazı Mâlikîler ise sedlin Medine ehlinin uygulaması olduğunu ve bu yüzden tercih edildiğini söyler. Pek çok Mâlikî âlim de elleri bağlamanın sünnet olduğunu savunmuştur. Bu mesele, bir mezhebin içinde bile aynı delillerin farklı okunabildiğini ve Medine ameli ilkesinin somut bir meselede nasıl tartışıldığını gösterir. Mezhep içindeki bu çeşitlilik, Ders 17.1'de gördüğün gibi bir mezhebin tek bir kişinin sözü değil, nesiller boyu süren bir tartışma geleneği olduğunun da canlı bir göstergesidir; bir uygulamayı değerlendirirken önce o geleneğin kendi içindeki görüşleri tanımak gerekir.
Örnekler
- Basit: Bir talebe, Kuzey Afrikalı bir arkadaşının namazda ellerini yanlara saldığını görür ve bunun bir hata olup olmadığını merak eder. Hocası ona bunun Mâlikî mezhebinde yaygın bir uygulama olduğunu, dayanağının Mâlik'ten nakledilen bir rivayet olduğunu ve Mâlikîlerin bir kısmının elleri bağlamayı tercih ettiğini anlatır. Talebe, bir uygulamanın arkasındaki mezhep ve delil bilgisini öğrenmeden hüküm vermemesi gerektiğini görür.
- Orta: Bir çalışma grubu, bir malın vadeli satılıp daha düşük bir fiyata peşin geri alınması işlemini inceler. Grup, Mâlikîlerin ve Hanbelîlerin bu işlemi sedd-i zerâi' ilkesiyle yasakladığını, Şâfiîlerin ise akdin görünen şartlarına bakarak geçerli saydığını tespit eder. Ardından bugün bazı finans ürünlerinde benzer yapıların bulunup bulunmadığını tartışır ve bir usul ilkesinin güncel meselelere nasıl uygulanabileceğini görür.
- Gerçek hayat: Bir arkadaşın, bir konuda zayıf bir hadise dayanan bir görüş duyduğunu ve zayıf hadisle amel edilip edilemeyeceğini sorar. Sen ona Ahmed b. Hanbel'in zayıf hadisi kıyasa tercih etme ilkesini, ama İbnü'l-Kayyim'in bu "zayıf" kelimesinin uydurma ya da çok zayıf rivayetleri değil, hasen derecesine yakın rivayetleri kastettiğini açıkladığını anlatırsın. Bir ilkeyi, onu koyanın kastettiği anlamla birlikte öğrenmenin önemini gösterirsin.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Medine amelinin bir haberin önüne geçirildiği bir örneği seç ve bu tercihin Mâlikî âlimlerce nasıl gerekçelendirildiğini açıkla. Bu derste gördüğün namazda ellerin salınması meselesini ya da Ders 10.3'te gördüğün meclis muhayyerliği meselesini kullanabilirsin. Açıklamanı dört adımda kur. Birinci adımda meseleyi ve konuyla ilgili hadisi ya da hadisleri kaynaklarıyla yaz. İkinci adımda Mâlikî mezhebindeki görüşü ya da görüşleri, varsa mezhep içindeki farklı yorumlarla birlikte aktar. Üçüncü adımda bu görüşün dayandığı Medine amelinin nakil türünden mi, içtihad türünden mi olduğunu tartış. Dördüncü adımda Şâfiî ya da Hanbelî bir âlimin bu tercihe nasıl bir itiraz yöneltebileceğini ve Mâlikîlerin bu itiraza nasıl cevap verebileceğini yaz. Son olarak bu meselenin, Medine ameli ilkesinin güçlü ve zayıf yanlarını nasıl gösterdiğini iki cümleyle değerlendir. Hedef: Mâlikî usulünün Medine ameli ilkesini somut bir meselede izleyebilmek, mezhep içindeki farklı yorumları ayırt edebilmek ve öteki mezheplerin itirazlarıyla birlikte dengeli bir değerlendirme yapabilmek.
Mini test
- Mâlikî usulünde Kitap, sünnet, icmâ ve kıyasın yanında hangi deliller geniş yer tutar?
- Medine ameli hangi türlere ayrılır ve hangisi âhâd habere tercih edilir?
- Bir malı vadeli satıp daha düşük fiyata peşin geri almak konusunda mezhepler nasıl ayrılır?
- İbnü'l-Kayyim'e göre Ahmed b. Hanbel'in fetvalarının dayandığı beş esas nedir?
- İbn Kudâme'nin el-Muğnî'si neden mukayeseli fıkıh geleneğinde önemlidir?
Cevapları göster
- Medine ehlinin ameli, mesâlih-i mürsele, sedd-i zerâi', istihsan ve örf.
- Nakil yoluyla gelen amel ve içtihada dayanan amel. Nakil yoluyla gelen amel, bir şehrin tanıklığı sayıldığı için âhâd habere tercih edilir; içtihada dayanan amelin delil değeri tartışmalıdır.
- Mâlikîler ve Hanbelîler, faize giden yolu kapatmak için sedd-i zerâi' ilkesiyle bu işlemi yasaklar. Şâfiîler akdin görünen şartlarına bakar ve niyet bilinemediği için işlemi geçerli sayar.
- Nas; aksine bir sahabe görüşü bilinmeyen sahabi fetvası; sahabe ihtilafında Kitap ve sünnete en yakın görüş; aksine delil yoksa mürsel ve zayıf hadis; ve zaruret hâlinde kıyas.
- Hırakî'nin Muhtasar'ının şerhi olmakla birlikte, her meselede sahabe ve tâbiûn görüşlerini ve öteki mezheplerin görüşlerini delilleriyle aktarıp tercihini gerekçelendirir.
Özet
- Mâlikî usulü Medine ameline, mesâlih-i mürseleye, sedd-i zerâi'e, istihsana ve örfe geniş yer verir; nakil yoluyla gelen Medine ameli âhâd habere tercih edilir.
- Sedd-i zerâi' ilkesi, vadeli satıp peşin geri alma gibi işlemlerde somut fıkıh farkları doğurur.
- Halîl'in Muhtasar'ı ve şerhleri, sonraki Mâlikî fıkhının temel metinleridir.
- Hanbelî usulü nasa, sahabe fetvasına ve kıyastan önce zayıf hadise dayanır; buradaki "zayıf" hasen derecesine yakın rivayetleri ifade eder.
- İbn Kudâme'nin el-Muğnî'si mukayeseli fıkhın temel eserlerindendir; ellerin salınması meselesi mezhep içi farklı yorumları gösterir.
Sonraki derse hazırlık
Ders 17.5'te ibadet konularındaki ihtilafları, İbn Rüşd'ün Bidâyetü'l-müctehid'indeki yöntemle inceleyeceğiz. Hazırlık: Nisâ suresinin 43. ayetini ve Mâide suresinin 6. ayetini mealiyle oku ve iki ayette de geçen, kadınlara dokunmayla ilgili ifadeyi bul. Bu ifadenin iki farklı anlamda anlaşılabileceğini düşün: yalnız el ile dokunmak mı, yoksa cinsel ilişki mi? Her iki anlamın abdestin bozulması meselesinde nasıl farklı sonuçlar doğuracağını iki cümleyle yaz. Bu, İbn Rüşd'ün "ihtilaf sebebi" dediği şeyin ilk örneği olacak.