İçeriğe geç

Ders 17.3 · Seviye 3 · Mukayeseli Fıkıh

Şâfiî usulü

1.849 kelime · yaklaşık 8 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta Ders 10.3'te gördüğün Risâle'yi hatırladın: Şâfiî sünnetin Kur'an karşısındaki konumunu te'kîd, beyan ve müstakil hüküm olarak üçe ayırıyordu. Ardından Risâle'nin bir Türkçe tercümesinde haber-i vâhidin delil oluşunu anlatan bölümü buldun ve Şâfiî'nin verdiği örneklerden ikisini not ettin. Son olarak Ders 17.2'de gördüğün "âmm kat'îdir" ilkesini düşündün ve Şâfiî'nin bu konuda farklı düşünmesinin Fâtiha meselesinde nasıl bir sonuç doğuracağını tahmin ettin. Muhtemelen tahminin şuydu: âmm zannî ise, âhâd bir hadis onu açıklayabilir; o zaman Fâtiha hadisi ayeti daraltır ve Fâtiha rükün olur. Bu tahmin doğrudur ve bu dersin anahtarıdır. Ders 17.2'de Hanefî usulünün imamların hükümlerinden geriye doğru çıkarıldığını gördün. Şâfiî usulü ise bunun tersine, önce ilkeleri kuran bir yöntemle doğdu. Bu derste önce Risâle'yi ve onun açtığı mütekellimîn yöntemini tanıyacaksın. Sonra Şâfiî usulünün ayırt edici ilkelerini göreceksin: sahih haberin tek başına delil oluşu, istihsanın reddi, mürselin şartlı kabulü ve kıyasın yeri. Son olarak Şâfiî'nin eski ve yeni görüşlerini ve mezhepte tercih otoritesi olan Nevevî ile Râfiî'yi tanıyacaksın.

Ana anlatım

Risâle'nin yazılışı. Şâfiî'nin er-Risâle'si, fıkıh usulünün ilk sistemli eseri kabul edilir. Rivayete göre Şâfiî bu eserin ilk hâlini, Iraklı hadis âlimi Abdurrahmân b. Mehdî'nin isteği üzerine yazmıştır. Bu ilk hâl günümüze ulaşmamıştır. Şâfiî Mısır'a gittikten sonra eseri yeniden yazmıştır; bugün elimizde olan, bu Mısır'daki yeni hâldir. Risâle'nin adı da bu ilk hitaptan gelir: eser, bir mektup olarak başlamıştır. Ders 17.1'de Şâfiî'nin Hicaz ve Irak birikimini kendi şahsında birleştirdiğini görmüştün; Risâle, bu birleşimin bir usul diliyle ifadesidir.

Risâle'nin konuları. Risâle, Allah'ın hükümlerini insanlara nasıl bildirdiği sorusuyla, yani beyan kavramıyla başlar. Şâfiî beyanın farklı yollarını sayar: bazı hükümler Kur'an'da açıkça bildirilmiş, bazıları Kur'an'da genel olarak bildirilip sünnetle açıklanmış, bazıları ise yalnız sünnetle bildirilmiştir. Ders 10.3'te gördüğün üç konum bu tasnifin bir parçasıdır. Ardından eser nâsih ve mensûh, haber-i vâhid, icmâ, kıyas, içtihad, istihsan ve âlimlerin ihtilafı konularını ele alır. Bu sıra, sonraki bütün usul kitaplarının iskeletini oluşturmuştur: bir usul kitabını açtığında, Risâle'nin kurduğu bu düzenin izlerini görürsün.

Mütekellimîn yöntemi. Şâfiî'nin yaklaşımı, ilkeleri meselelerden bağımsız olarak kurup onları meselelere uygulamaktır. Bu yöntem, sonraki dönemde özellikle kelamcı usulcüler tarafından geliştirildiği için mütekellimîn ya da Şâfiî yöntemi diye anılır. İbn Haldun, bu yöntemin dört temel eserini sayar: Kâdî Abdülcebbâr'ın el-Umed'i, Ebü'l-Hüseyin el-Basrî'nin el-Mu'temed'i, Cüveynî'nin el-Burhân'ı ve Gazzâlî'nin el-Müstasfâ'sı. Bu eserler daha sonra Fahreddin er-Râzî'nin el-Mahsûl'ünde ve Âmidî'nin el-İhkâm'ında özetlenmiştir. Ders 15.3'te tefsirini gördüğün Râzî burada bir usulcü olarak karşına çıkar. Beyzâvî'nin Minhâc'ı ve Tâceddîn es-Sübkî'nin Cem'u'l-cevâmi'i ise bu geleneğin medreselerde en çok okunan özlü metinleri olmuştur.

İki yöntemin farkı. Ders 17.2'de gördüğün Hanefî yöntemi ile mütekellimîn yöntemi arasındaki fark, bir usul ilkesinin nereden geldiği sorusundadır. Hanefî yönteminde ilke, imamların verdiği hükümlerden çıkarılır; bu yüzden ilke çoğu zaman mezhebin fürûuyla uyumludur, ama bu uyum bazen ilkeyi fürûa göre biçimlendirme riskini de taşır. Mütekellimîn yönteminde ise ilke, dil, akıl ve naslardan hareketle kurulur ve sonra meselelere uygulanır; bu yüzden ilke bazen mezhebin kendi fürûuyla çelişebilir. Sonraki dönemde iki yöntemi birleştiren eserler de yazılmıştır: İbnü's-Sââtî, Bedîu'n-nizâm'da Pezdevî'nin ve Âmidî'nin eserlerini bir araya getirmiş; Sadrüşşerîa'nın et-Tenkîh'i ve Teftâzânî'nin ona yazdığı et-Telvîh şerhi de iki yöntemi birlikte kullanmıştır. Bu eserler, Osmanlı medreselerinde usul öğretiminin ileri basamaklarında okunmuştur. Bu farkı bilmek, bir usul kitabını okurken yazarın bir ilkeyi neden öyle kurduğunu anlamanı sağlar.

Sahih haber tek başına delildir. Şâfiî usulünün en belirgin ilkesi, sahih bir âhâd haberin başka bir şarta bağlı olmaksızın delil oluşudur. Ders 10.3 ve 17.2'de Hanefîlerin umûmü'l-belvâ ve râvinin muhalefeti gibi ek ölçüler aradığını, Mâlikîlerin de Medine ehlinin amelini âhâd haberin önüne geçirdiğini görmüştün. Şâfiî ise bu ek ölçüleri kabul etmez: bir haber sahih ise, yani senedi muttasıl ve râvileri güvenilir ise, onunla amel etmek gerekir. Şâfiî'ye nispet edilen "Hadis sahih olursa benim mezhebim odur" sözü bu ilkeyi özetler. Bu ilke, Şâfiî'nin "hadisin yardımcısı" anlamında Nâsırü's-sünne diye anılmasının da bir sebebidir.

Risâle'de haber-i vâhid. Şâfiî Risâle'de haber-i vâhidin delil oluşunu uzun bir bölümde savunur ve bunun için sahabenin uygulamasından örnekler verir. Kubâ mescidinde namaz kılanlar, kıblenin değiştiğini bildiren tek bir kişinin haberiyle namazın ortasında yönlerini çevirmiştir. İçkinin yasaklandığını tek bir kişiden duyan sahabiler, ellerindeki içkiyi hemen dökmüştür. Resûlullah, İslam'ı öğretmek ve hükümleri bildirmek için farklı bölgelere tek tek elçiler göndermiştir. Hz. Ömer de, düşen bir ceninin diyeti ve Mecûsîlerden cizye alınması gibi meselelerde, bir sahabinin tek başına naklettiği bir sünnete dayanarak hüküm vermiştir. Şâfiî bu örneklerden, sahabenin güvenilir bir kişinin haberiyle amel etmeyi bir ilke olarak benimsediği sonucunu çıkarır. Hazırlıkta not ettiğin örnekler muhtemelen bunlardan ikisiydi.

Âmmın delâleti ve Fâtiha. Şâfiî ve cumhura göre âmm bir lafzın bütün fertlerine delâleti zannîdir, çünkü âmm lafızların çoğu bir şekilde tahsis edilmiştir. Bu yüzden âhâd bir haber, Kur'an'ın âmm bir ifadesini tahsis edebilir ya da mutlak bir ifadesini kayıtlayabilir. Ders 10.3'te Şâfiî'nin sünnetin Kur'an'ı neshetmeyeceğini savunduğunu görmüştün; ona göre böyle bir tahsis ya da kayıt nesih değil, beyandır, yani ayetin ne kastettiğini açıklamaktır. Fâtiha meselesinde sonuç buradan çıkar: "Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun" emri, "Fâtiha'yı okumayanın namazı yoktur" hadisiyle açıklanır ve namazda okunması gereken asgari miktar Fâtiha olarak belirlenir. Bu yüzden Şâfiîlere göre Fâtiha namazın bir rüknüdür ve okunmadan kılınan rekât geçerli olmaz.

İstihsanın reddi. Ders 10.6'da Şâfiî'nin istihsanı eleştirdiğini görmüştün. Şâfiî, hem Risâle'de hem de el-Ümm'de istihsanı reddeden bölümler yazmıştır. Ona göre müctehid, bir hükmü ya bir nasla ya da bir nasa dayanan kıyasla vermelidir; nas ya da kıyas bulunmadan "güzel gördüm" diyerek hüküm vermek, dinde kendi başına hüküm koymak olur. Ona nispet edilen "istihsan eden, hüküm koymuş olur" sözü bu eleştiriyi özetler. Ancak Ders 10.6'da gördüğün gibi, Hanefîlerin istihsanı keyfî bir beğeni değil, bir nasa, icmâya, zarurete ya da daha güçlü bir kıyasa dayanır. Sonraki usulcüler, iki tarafın eleştirdiği ve savunduğu istihsanın çoğu zaman aynı şey olmadığını belirtmişlerdir.

Mürselin şartlı kabulü. Ders 9.2'de mürsel hadisi ve bu konudaki mezhep farkını görmüştün: Hanefîler ve Mâlikîler güvenilir bir tâbiînin mürselini genel olarak kabul eder. Şâfiî ise mürseli genel olarak delil saymaz, ama Risâle'de belirli şartlarla kabul eder. Bu şartlara göre mürsel, tâbiûnun büyüklerinden gelmeli ve başka bir yolla desteklenmelidir: aynı anlamın muttasıl bir senetle de gelmesi, başka bir mürselle desteklenmesi, bir sahabe sözüyle uyuşması ya da âlimlerin çoğunluğunun bu yönde fetva vermesi gibi. Bu tavır, Şâfiî'nin senet konusundaki titizliğini ve hadis ehline yakınlığını gösterir. Aynı zamanda mürseli tamamen reddetmediğini, onu destekleyen bir karine bulunduğunda delil olarak kullanmaya açık olduğunu da gösterir.

Kıyasın yeri ve sınırları. Şâfiî Risâle'de içtihad ile kıyasın aynı şeyin iki adı olduğunu söyler: nasların bulunmadığı bir meselede müctehidin yapacağı iş, nas bulunan bir meseleye kıyasla hüküm vermektir. Bu yüzden Şâfiî'de kıyas, içtihadın merkezî aracıdır; ama nasa dayanmayan bir akıl yürütmeye yer yoktur. Ders 10.5'te illet ve kıyasın rükünlerini görmüştün. Şâfiî, kıyası nasların illetlerinden hareketle genişletir; hadler ve kefaretler gibi alanlarda Hanefîler kıyası sınırlarken, Şâfiîler bu alanlarda da kıyasa daha geniş yer verir. Kıyasın sınırı ise nasla çelişmemesidir: bir kıyas sahih bir hadisle çelişiyorsa, hadis öne alınır.

Kadîm ve cedîd. Ders 17.1'de Şâfiî'nin Irak'taki görüşlerine kavl-i kadîm, Mısır'daki görüşlerine kavl-i cedîd dendiğini görmüştün. Şâfiî Mısır'da bazı görüşlerini değiştirmiş ve eski görüşlerinden döndüğünü bildirmiştir. Bu yüzden mezhepte kural olarak yeni görüş esas alınır. Ancak sonraki Şâfiî âlimleri, birkaç meselede eski görüşün delil bakımından daha güçlü olduğunu belirterek o meselelerde eski görüşle fetva vermiştir. Bu durum, mezhebin bir imamın sözlerine körü körüne bağlılık değil, delile dayalı bir tercih geleneği olduğunu gösterir.

Nevevî ve Râfiî. Şâfiî mezhebinde tercih otoritesi, özellikle iki âlimde toplanır. Râfiî, Gazzâlî'nin el-Vecîz'ine yazdığı büyük şerhle ve el-Muharrer adlı eseriyle mezhebin görüşlerini düzenlemiştir. Ders 16.3'te Müslim şerhini gördüğün Nevevî ise Râfiî'nin eserlerini özetleyip gözden geçirmiştir: Ravzatü't-tâlibîn ve Minhâcü't-tâlibîn bu çalışmanın ürünleridir. Sonraki Şâfiî âlimleri için genel kural şudur: iki şeyh bir görüşte birleşmişse o görüş mezhebin muteber görüşüdür; ayrılmışlarsa çoğunlukla Nevevî'nin tercihi esas alınır. Nevevî'nin Minhâc'ı, daha sonra İbn Hacer el-Heytemî ve Remlî gibi âlimlerin büyük şerhleriyle birlikte, mezhebin fetva kitaplarının temeli olmuştur.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe, Şâfiî bir ilmihalde Fâtiha'nın namazın rüknü olduğunu okur ve Hanefî ilmihalde vâcip olduğunu gördüğünü hatırlar. Hocası ona iki mezhebin de aynı ayeti ve hadisi kullandığını, farkın âmmın delâleti ve sünnetin Kur'an'ı açıklaması konusundaki usul farkından doğduğunu anlatır. Talebe iki mezhebin gerekçesini defterine yan yana yazar.
  • Orta: Bir çalışma grubu, Risâle'nin haber-i vâhid bölümünden Kubâ mescidi örneğini okur. Grup, Şâfiî'nin bu örnekten sahabenin tek bir güvenilir kişinin haberiyle amel ettiği sonucunu nasıl çıkardığını tartışır. Ardından Hanefîlerin umûmü'l-belvâ ölçüsünü hatırlar ve bu ölçünün Kubâ örneğiyle nasıl uzlaştırılabileceğini, kıble değişikliğinin herkesin bilmesi gereken bir konu olup olmadığını tartışır.
  • Gerçek hayat: Bir arkadaşın, bir konuda sahih bir hadis bulunduğunu, ama bazı mezheplerin bu hadisle amel etmediğini okuduğunu söyler ve bunun hadisi reddetmek olup olmadığını sorar. Sen ona Şâfiî'nin sahih haberi tek başına delil saydığını, öteki mezheplerin ise haberi reddetmeden ek ölçülerle değerlendirdiğini anlatırsın. Farkın hadise saygıda değil, delillerin sıralanmasında olduğunu gösterirsin.

Uygulama

Şimdi sıra sende: Risâle'nin bir Türkçe tercümesinden haber-i vâhidin delil oluşuna dair bir pasaj seç ve özetle. Pasaj en az bir sayfa uzunluğunda olsun ve Şâfiî'nin bu konuda verdiği örneklerden en az ikisini içersin. Özetini üç bölümde yaz. Birinci bölümde Şâfiî'nin savunduğu iddiayı tek bir cümleyle ifade et. İkinci bölümde bu iddia için verdiği örnekleri sırala ve her örneğin iddiayı nasıl desteklediğini birer cümleyle açıkla. Üçüncü bölümde Şâfiî'nin bu pasajda cevap verdiği itirazı ya da karşı görüşü belirt; pasajda açıkça bir itiraz yoksa, Ders 17.2'de gördüğün Hanefî ek ölçülerinden birinin bu pasaja nasıl bir itiraz yöneltebileceğini yaz. Son olarak pasajın, Şâfiî'nin Fâtiha meselesindeki görüşüyle nasıl bir bağlantısı olduğunu iki cümleyle göster. Hedef: Risâle'den bir pasajı iddia, delil ve karşı görüş bakımından özetleyebilmek ve Şâfiî usulünün haber-i vâhid ilkesini somut bir fıkıh meselesine bağlayabilmek.

Mini test

  1. Risâle nasıl yazılmıştır ve hangi konuları ele alır?
  2. Mütekellimîn yöntemi Hanefî yönteminden nasıl ayrılır ve bu yöntemin dört temel eseri hangileridir?
  3. Şâfiî haber-i vâhidin delil oluşunu hangi örneklerle savunur?
  4. Şâfiî'ye göre âmmın delâleti nasıldır ve bu, Fâtiha meselesinde hangi sonucu doğurur?
  5. Şâfiî mezhebinde tercih otoritesi kimlerdir ve genel kural nedir?
Cevapları göster
  1. İlk hâli Abdurrahmân b. Mehdî'nin isteği üzerine yazılmış, Mısır'da yeniden yazılmıştır. Beyan, nâsih ve mensûh, haber-i vâhid, icmâ, kıyas, içtihad, istihsan ve ihtilaf konularını ele alır.
  2. İlkeleri meselelerden bağımsız olarak kurup meselelere uygular; Hanefî yöntemi ise ilkeleri imamların hükümlerinden çıkarır. Dört temel eser el-Umed, el-Mu'temed, el-Burhân ve el-Müstasfâ'dır.
  3. Kubâ mescidinde kıblenin tek kişinin haberiyle çevrilmesi, içki yasağını tek kişiden duyan sahabilerin içkiyi dökmesi, Resûlullah'ın tek tek elçiler göndermesi ve Hz. Ömer'in cenin diyeti ve Mecûsîlerin cizyesi gibi meselelerde tek bir sahabinin haberiyle hüküm vermesi.
  4. Zannîdir; bu yüzden âhâd bir haber Kur'an'ın âmm ya da mutlak bir ifadesini açıklayabilir. Fâtiha hadisi ayeti açıklar ve Fâtiha namazın rüknü olur.
  5. Râfiî ve Nevevî. İki şeyh bir görüşte birleşmişse o görüş muteberdir; ayrılmışlarsa çoğunlukla Nevevî'nin tercihi esas alınır.

Özet

  • Şâfiî'nin Risâle'si fıkıh usulünün ilk sistemli eseridir ve sonraki usul kitaplarının iskeletini oluşturur.
  • Mütekellimîn yöntemi ilkeleri önce kurar ve meselelere uygular; el-Umed, el-Mu'temed, el-Burhân ve el-Müstasfâ bu yöntemin temel eserleridir.
  • Şâfiî'ye göre sahih âhâd haber tek başına delildir, âmmın delâleti zannîdir ve sünnetin Kur'an'ı daraltması nesih değil beyandır; bu yüzden Fâtiha rükündür.
  • Şâfiî istihsanı reddeder, mürseli şartlı kabul eder ve içtihadı kıyasla özdeşleştirir.
  • Mezhepte yeni görüş esastır; tercih otoritesi Râfiî ve Nevevî'dir.

Sonraki derse hazırlık

Ders 17.4'te Mâlikî ve Hanbelî usulünü işleyeceğiz. Hazırlık: Ders 10.4'te Medine ehlinin amelini, Ders 10.6'da mesâlih-i mürseleyi ve sedd-i zerâi'i görmüştün; bu kavramları birer cümleyle hatırla. Ardından namazda ellerin bağlanması ya da yanlara salınması konusunda Mâlikî mezhebinde hangi görüşlerin bulunduğunu bir ilmihalden ya da güvenilir bir kaynaktan araştır. Bu farklılığın Medine ameliyle nasıl bir ilişkisi olabileceğini iki cümleyle tahmin et.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 17.3

Şâfiî'nin er-Risâle ile usulü ilk defa sistemli olarak yazması, "mütekellimîn" usul yöntemi, sahih haberin tek başına delil oluşu, istihsanı reddi, mürsel hadisi şartlı kabulü ve kıyasın sınırları anlatılır. Şâfiî'nin Irak'taki "kadîm" ve Mısır'daki "cedîd" görüşleri ayrımı ve Nevevî ile Râfiî'nin mezhepteki tercih otoritesi tanıtılır. Uygulama: er-Risâle'den haber-i vâhidin hücciyetine dair bir pasajı özetlemek.