İçeriğe geç

Ders 17.2 · Seviye 3 · Mukayeseli Fıkıh

Hanefî usulü

1.875 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma

Giriş

Hazırlıkta Ders 10.3'te gördüğün iki delili yeniden yan yana koydun: Müzzemmil suresindeki "Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun" emri ile "Fâtiha'yı okumayanın namazı yoktur" anlamındaki hadis. Hanefîlerin namazda Fâtiha okumayı farz değil vâcip saymasının sebebini o derste öğrendiklerinle açıklamaya çalıştın. Ardından Ders 14.4'te gördüğün zâhirü'r-rivâye kavramını hatırladın ve bir görüşün hangi kitaplarda geçtiğinin neden önemli olduğunu yazdın. Muhtemelen şöyle bir gerekçe kurdun: ayet kesin bir delildir ve belirli bir sure şart koşmaz; hadis ise âhâd yoldan gelir ve ayetin mutlak emrine bir şart ekleyemez. Bu gerekçe doğru yöndedir, ama arkasında bütün bir usul sistemi vardır. Bu derste o sistemi göreceksin. Önce Hanefî usulünün nasıl oluştuğunu ve başlıca eserlerini tanıyacaksın. Sonra bu usulün ayırt edici ilkelerini göreceksin: âmm lafzın delâleti, âhâd haberin kabul şartları, istihsan ve örf. Ardından mezhep içindeki kitapların derecelerini, fakihlerin tabakalarını ve fetvada tercih ölçütlerini öğreneceksin. Son olarak Serahsî'nin Usûl'ünden âhâd haberle ilgili bölümü okuyacak ve Fâtiha meselesini bu ilkelere bağlayacaksın.

Ana anlatım

Füruattan usule. Hanefî usulünün en belirgin özelliği, oluşum biçimidir. Ebû Hanîfe ve talebeleri bir usul kitabı yazmamış, doğrudan meseleler üzerinde hüküm vermişlerdir. Sonraki Hanefî âlimleri, imamların verdiği bu hükümleri inceleyerek onların arkasındaki ilkeleri çıkarmışlardır; bu işe usulün füruattan tahrîci denir. Bir örnekle: imamlar çeşitli meselelerde âhâd bir haberin Kur'an'ın genel bir ifadesini daraltmasına izin vermemişse, sonraki âlimler buradan "âmm kat'îdir, âhâd haberle tahsis edilemez" ilkesini çıkarır. Bu yöntem, fukahâ yöntemi ya da Hanefî yöntemi diye anılır. Ders 17.3'te göreceğin Şâfiî ve kelamcıların yöntemi ise önce ilkeleri kurup sonra meselelere uygular.

Kerhî'nin ilkeleri. Bu yöntemin erken örneklerinden biri, Ebü'l-Hasan el-Kerhî'nin mezhebin temel kaidelerini kısa cümlelerle sıralayan risalesidir. Ders 10.6'da istihsan tanımını gördüğün Kerhî, bu risalede mezhebin dayandığı genel ilkeleri toplar. Risaledeki bazı ilkeler sonraki dönemlerde tartışma konusu olmuştur; özellikle mezhep imamlarının görüşüne aykırı görünen bir ayetin ya da hadisin ya te'vil edilmesi ya da neshedilmiş sayılması gerektiğini söyleyen ilke, mezhebe aşırı bağlılık olarak eleştirilmiştir. Bu eleştiri, füruattan usul çıkarmanın bir riskini gösterir: ilke imamların hükümlerinden türetildiğinde, delili imamın görüşüne göre yorumlama eğilimi doğabilir.

Başlıca usul eserleri. Hanefî usulü, hicrî dördüncü asırdan itibaren büyük eserlerle olgunlaştı. Cessâs, Ders 15.4'te ahkâm tefsirini gördüğün âlim, el-Fusûl fi'l-usûl adlı bir usul eseri de yazmıştır. Debûsî, Takvîmü'l-edille'de usul kavramlarını sistemli bir düzen içinde ele alır. Fahrülislâm Pezdevî'nin usul eseri, mezhebin en çok okunan metinlerinden biri olmuş ve Abdülazîz el-Buhârî'nin Keşfü'l-esrâr adlı büyük şerhiyle birlikte okunmuştur. Serahsî'nin Usûl'ü de bu dönemin temel eserlerindendir; Serahsî, Ders 14.4'te gördüğün zâhirü'r-rivâye kitaplarını şerh eden el-Mebsût'u da yazmıştır. Sonraki dönemde Nesefî'nin Menâr'ı ve Osmanlı medreselerinde Molla Hüsrev'in Mirkât ve Mir'ât'ı gibi özlü metinler, bu birikimi talebeye ulaştırdı.

İlk ilke: âmmın delâleti kat'îdir. Ders 10.7'de âmm lafzı ve tahsisi öğrenmiştin. Hanefî usulünün ayırt edici ilkelerinden biri, âmm bir lafzın kendi kapsamındaki bütün fertlere delâletinin, tahsis edilmedikçe kat'î olduğudur. Cumhura göre ise bu delâlet zannîdir. Bu fark küçük görünür, ama büyük sonuçlar doğurur. Hanefîlere göre Kur'an'ın âmm bir ifadesi kat'î olduğu için, zannî bir delil olan âhâd haber onu tek başına tahsis edemez. Cumhura göre ise iki delil de zannî olduğu için âhâd haber Kur'an'ın âmmını tahsis edebilir. Ders 10.7'de gördüğün mutlak ve mukayyed ilişkisi de aynı mantıkla işler: âhâd haber, Kur'an'ın mutlak bir emrine bir kayıt ekleyemez.

Nassa ziyade nesihtir. Bu ilkenin bir uzantısı, Hanefîlerin "nassa ziyade nesihtir" kaidesidir. Kur'an bir hükmü mutlak olarak bildirmişse ve bir hadis ona bir şart ya da kayıt ekliyorsa, Hanefîlere göre bu ekleme, Kur'an'daki hükmün bir kısmını değiştirmek, yani bir tür nesihtir. Ders 8.6'da neshin ağır şartlarını görmüştün: Kur'an'ın bir hükmü ancak kendisi kadar güçlü bir delille neshedilebilir. Âhâd haber bu güçte olmadığı için, Kur'an'a farz düzeyinde bir ekleme yapamaz. Ama âhâd haber sahihse, onunla amel etmek de gerekir. Hanefîler bu iki gerekliliği birlikte karşılamak için, farz ile sünnet arasında bir derece olan vâcibi kullanır; Ders 10.1'de Hanefî hüküm tablosunda bu dereceyi görmüştün.

Fâtiha meselesi. Bu ilkeler bir araya geldiğinde Fâtiha meselesinin cevabı ortaya çıkar. Müzzemmil suresindeki "Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun" emri kat'î bir delildir ve namazda okunacak kısmı belirli bir sureyle sınırlamaz. "Fâtiha'yı okumayanın namazı yoktur" hadisi sahihtir, ama âhâd yoldan gelir. Bu hadisin Fâtiha'yı namazın farzı yapması, ayetin mutlak emrine bir kayıt eklemek, yani bir tür nesih olurdu. Bu yüzden Hanefîler, Kur'an okumayı farz, Fâtiha'yı okumayı ise vâcip sayar: Fâtiha'yı terk etmek namazı batıl kılmaz, ama bir eksiklik doğurur ve yanılarak terk edilmişse secde-i sehv gerektirir. Aynı mantık, namazda rükün ve secdelerde yeterince durmak anlamındaki ta'dîl-i erkânda da işler: Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed bunu vâcip, Ebû Yûsuf ise farz sayar.

İkinci ilke: âhâd haberin kabul şartları. Ders 10.3'te Hanefîlerin âhâd haber için aradığı iki ek ölçüyü görmüştün: umûmü'l-belvâ ve râvinin kendi rivayetine aykırı amel etmesi. Hanefî usulcüler bu ölçüleri daha geniş bir çerçeveye yerleştirir. Onlara göre bir âhâd haber, senedinde bir kopukluk bulunmamasının yanında, metninde de bir "iç kopukluk" bulunmamasını gerektirir. Bu iç kopukluk, haberin Kur'an'ın zâhirine, meşhur bir sünnete ya da herkesin bilmesi gereken bir konuya aykırı olması, ya da sahabe tarafından terk edilmiş olması gibi durumlarda ortaya çıkar. Bu ölçüler, âhâd haberi reddetmek için değil, onu güçlü delillerle karşılaştırarak yerini belirlemek için kullanılır.

Râvinin fakihliği tartışması. Bazı Irak Hanefîlerine göre, bir âhâd haber kıyasa açıkça aykırıysa ve râvisi fıkıhla tanınan bir sahabi değilse, kıyas bu habere tercih edilebilir. Bu görüş, özellikle bir satışta sütü bekletilerek satılan hayvanla ilgili hadis üzerinden tartışılmıştır. Ama bu görüş mezhep içinde de tartışılmış, Kerhî gibi âlimler böyle bir şartı kabul etmemiş ve sahih bir haberin kıyasa tercih edileceğini söylemiştir. Bu tartışmayı okurken dikkatli olmak gerekir: mesele, bir sahabinin güvenilirliği değil, bir haberin başka delillerle çeliştiği durumda hangisinin öne alınacağıdır. Ders 9.5'te gördüğün sahabenin adâleti ilkesi, bu tartışmada da korunur.

Üçüncü ilke: istihsan ve örf. Ders 10.6'da istihsanı ve örfü görmüştün. Hanefî usulünde istihsan, kıyasın katı uygulamasının adaletsiz ya da zorlayıcı bir sonuç doğurduğu durumlarda daha güçlü bir delile başvurmaktır; bu daha güçlü delil bir nas, icmâ, zaruret ya da gizli bir kıyas olabilir. Örf de Hanefî fıkhında önemli bir yer tutar: Mecelle'nin "Âdet muhakkemdir" kaidesi, örfün hükme esas olabileceğini ifade eder. Ders 10.6'da gördüğün İbn Âbidîn, örfün değişmesiyle bazı hükümlerin de değişebileceğini gösteren bir risale yazmıştır. İstihsan ve örf, Hanefî fıkhına esneklik kazandırmış ve onun farklı toplumlarda yaşamasına katkı sağlamıştır.

Kitapların dereceleri. Ders 14.4'te zâhirü'r-rivâye ile nâdirü'r-rivâye ayrımını görmüştün. Hanefî mezhebinde kitaplar ve görüşler üç ana derecede sınıflanır. Birinci derece zâhirü'r-rivâyedir: İmam Muhammed'in el-Asl, el-Câmiu's-sagîr, el-Câmiu'l-kebîr, es-Siyerü's-sagîr, es-Siyerü'l-kebîr ve ez-Ziyâdât adlı altı eseri ve bunlardaki görüşler. Hâkim eş-Şehîd bu altı eseri el-Kâfî'de özetlemiş, Serahsî de el-Mebsût'ta bu özeti şerh etmiştir. İkinci derece nevâdirdir: imamlardan başka kanallarla aktarılan görüşler. Üçüncü derece ise fetâvâ ve vâkıâttır: sonraki mezhep âlimlerinin, imamların hakkında bir görüş bildirmediği yeni meselelere verdikleri cevaplar. Bir görüşün hangi derecede yer aldığı, mezhep içindeki ağırlığını belirler.

Tabakalar ve tercih. Ders 10.8'de İbn Kemal'in fakihleri tabakalara ayırdığını görmüştün. Bu tabakalar, bir mezhep içinde kimin hangi düzeyde tercih yapabileceğini belirler. Mezhep içinde görüşler arasında tercih yapılırken bazı genel ölçüler kullanılır. Çoğu meselede fetva Ebû Hanîfe'nin görüşüne göre verilir; ama bazı alanlarda talebelerinin görüşü tercih edilmiştir. Örneğin yargı ve devlet işleriyle ilgili meselelerde, başkadılık tecrübesi sebebiyle Ebû Yûsuf'un görüşünün tercih edildiği sıkça belirtilir. Ders 14.4'te gördüğün "ve aleyhi'l-fetvâ" ve "bihî yüftâ" gibi tercih lafızları, mezhep âlimlerinin bu tercihlerini işaretler. İbn Âbidîn'in fetva usulüne dair risalesi, bu tercih kurallarını toplayan önemli bir eserdir.

Serahsî'nin Usûl'ünde âhâd haber. Serahsî, Usûl'ünde haberleri önce mütevâtir, meşhur ve âhâd olarak üçe ayırır; Ders 9.4'te bu ayrımı görmüştün. Ardından âhâd haberin kabulü için râvide aranan şartları sayar: akıl, zabt, adâlet ve İslam. Bu şartların hepsi Ders 9.3'te gördüğün sahih hadis şartlarıyla örtüşür. Serahsî'yi ayırt eden kısım, bunun ardından gelen tartışmadır: haberin senet bakımından sağlam olmasının yetmediğini, metnin Kur'an, meşhur sünnet ve genel uygulama gibi daha güçlü delillerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini anlatır. Bu bölümü okurken, Serahsî'nin âhâd haberi bir delil olarak kabul ettiğini, ama onu bir delil hiyerarşisi içinde konumlandırdığını görürsün.

Örnekler

  • Basit: Bir talebe, Hanefî bir ilmihalde namazda Fâtiha okumanın vâcip olduğunu okur ve bunun hadisi hafife almak olup olmadığını merak eder. Hocası ona Hanefîlerin hadisle amel ettiğini, Fâtiha'yı terk etmeyi bir eksiklik sayıp secde-i sehv gerektirdiğini anlatır. Farzın ise ayetten geldiğini ve âhâd bir haberin kat'î bir ayete farz düzeyinde bir şart ekleyemeyeceğini açıklar.
  • Orta: Bir çalışma grubu, ta'dîl-i erkân meselesini inceler ve Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed'in onu vâcip, Ebû Yûsuf'un ise farz saydığını tespit eder. Grup, bu farkın aynı usul ilkesinin, yani nassa ziyadenin nesih olduğu ilkesinin, farklı uygulanmasından doğduğunu tartışır. Ardından bir Hanefî fetva kitabında bu meselede hangi görüşün tercih edildiğini arar ve tercih lafzını not eder.
  • Gerçek hayat: Bir arkadaşın, Hanefî ve Şâfiî iki arkadaşının namazda Fâtiha'yı unuttuklarında farklı davrandıklarını söyler: biri secde-i sehv yapar, öbürü o rekâtı geçersiz sayıp yerine bir rekât daha kılar. Sen ona farkın bir usul farkından doğduğunu, Hanefîlerin âmm ve mutlak nası kat'î sayıp âhâd haberle farz eklemediğini, Şâfiîlerin ise hadisle Fâtiha'yı rükün saydığını anlatırsın.

Uygulama

Şimdi sıra sende: Namazda Fâtiha okumanın Hanefî mezhebinde farz değil vâcip sayılmasını Hanefî usul ilkelerine bağlayan kısa bir gerekçe yaz. Gerekçeni dört adımda kur. Birinci adımda iki delili, Müzzemmil suresindeki emri ve Fâtiha hadisini, kaynaklarıyla yaz ve her birinin sübût ve delâlet bakımından derecesini belirt. İkinci adımda âmm ve mutlak lafzın Hanefîlere göre kat'î olduğu ilkesini açıkla. Üçüncü adımda "nassa ziyade nesihtir" kaidesini ve âhâd haberin Kur'an'ı neshedemeyeceğini göster. Dördüncü adımda vâcip derecesinin bu iki delili nasıl birlikte uyguladığını ve Fâtiha'yı terk etmenin hükmünü yaz. Son olarak bu gerekçenin zayıf yanının ne olabileceğini, cumhurun bakış açısından bir cümleyle belirt. Hedef: Hanefî usulünün âmm, nassa ziyade ve vâcip ilkelerini somut bir fıkıh meselesine bağlayarak bir mezhep görüşünü usul düzeyinde gerekçelendirebilmek.

Mini test

  1. Hanefî usulünün "füruattan tahrîc" yoluyla oluşması ne anlama gelir?
  2. Hanefîlere göre âmm bir lafzın delâleti nasıldır ve bunun âhâd haberle ilişkisi nedir?
  3. "Nassa ziyade nesihtir" kaidesi nedir ve Fâtiha meselesine nasıl uygulanır?
  4. Hanefî mezhebinde kitaplar hangi derecelere ayrılır?
  5. Serahsî'nin Usûl'ünde âhâd haber hangi çerçevede değerlendirilir?
Cevapları göster
  1. İmamlar bir usul kitabı yazmamış, meselelerde hüküm vermişlerdir; sonraki âlimler bu hükümleri inceleyerek arkalarındaki usul ilkelerini çıkarmışlardır.
  2. Tahsis edilmedikçe kat'îdir. Bu yüzden zannî bir delil olan âhâd haber, Kur'an'ın âmm bir ifadesini tek başına tahsis edemez.
  3. Kur'an'ın mutlak bir hükmüne bir şart ya da kayıt eklemenin bir tür nesih olduğunu söyler. Âhâd bir hadis Kur'an'ı neshedemediği için Fâtiha'yı farz yapamaz; ama sahih olduğu için onunla amel edilir ve Fâtiha vâcip sayılır.
  4. Zâhirü'r-rivâye (İmam Muhammed'in altı eseri), nevâdir (başka kanallarla aktarılan görüşler) ve fetâvâ ile vâkıât (sonraki âlimlerin yeni meselelere cevapları).
  5. Haberleri mütevâtir, meşhur ve âhâd olarak ayırır, râvide akıl, zabt, adâlet ve İslam şartlarını arar ve âhâd haberi Kur'an, meşhur sünnet ve genel uygulama gibi daha güçlü delillerle birlikte bir delil hiyerarşisi içinde değerlendirir.

Özet

  • Hanefî usulü, imamların füruattaki hükümlerinden ilkeler çıkarılarak oluşmuştur; Kerhî, Cessâs, Debûsî, Pezdevî ve Serahsî başlıca usulcülerdir.
  • Hanefîlere göre âmmın delâleti kat'îdir ve nassa ziyade nesihtir; bu yüzden âhâd haber Kur'an'a farz düzeyinde bir şart ekleyemez.
  • Fâtiha ve ta'dîl-i erkân meselelerinde vâcip derecesi, Kur'an'ın kesin emriyle sahih âhâd haberi birlikte uygular.
  • Âhâd haber için umûmü'l-belvâ ve iç kopukluk gibi ek ölçüler aranır; istihsan ve örf mezhebe esneklik kazandırır.
  • Mezhepte kitaplar zâhirü'r-rivâye, nevâdir ve fetâvâ olarak sınıflanır; fetvada tercih lafızları ve tabakalar gözetilir.

Sonraki derse hazırlık

Ders 17.3'te Şâfiî usulünü işleyeceğiz. Hazırlık: Ders 10.3'te Şâfiî'nin Risâle'sinde sünnetin Kur'an'la ilişkisini üç konumda anlattığını görmüştün; bunu hatırla. Ardından Risâle'nin bir Türkçe tercümesinde haber-i vâhidin delil oluşunu anlatan bölümü bul ve Şâfiî'nin bu konuda verdiği örneklerden ikisini not et. Son olarak bu derste gördüğün "âmm kat'îdir" ilkesini düşün ve Şâfiî'nin bu konuda Hanefîlerden farklı düşünmesinin, Fâtiha meselesinde nasıl bir sonuç doğuracağını bir cümleyle tahmin et.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Müfredattaki ders planı — 17.2

Hanefî usulünün füruattan hareketle (tahrîc yoluyla) oluşması, Debûsî, Pezdevî ve Serahsî usulleri, Hanefîlerin âmmın delâletini kat'î sayması, âhâd haberi kabul şartları, istihsan ve örfe verdikleri yer anlatılır. Zâhirü'r-rivâye, nevâdir ve fetâvâ kitapları arasındaki derece farkı, mezhep içi tabakât ve fetvada tercih ölçütleri işlenir. Serahsî'nin Usûl'ünden âhâd haberle ilgili bir bölüm okunur. Uygulama: namazda Fâtiha'nın vâcip (farz değil) sayılmasını Hanefî usul ilkelerine bağlayan kısa gerekçe.