Giriş
Hazırlıkta Fâtiha suresinin mealini Elmalılı'nın mealinden ve Diyanet'in güncel mealinden bulup yan yana yazdın. "Hamd" ve "rab" kelimelerinin nasıl karşılandığına baktın ve iki meal arasındaki en az üç farkı listeledin. Muhtemelen bazı farkların yalnız kelime seçiminden, bazılarının cümlenin kuruluşundan, bazılarının ise bir yorumdan doğduğunu gördün. Elmalılı'nın dilinin bugünün okuruna daha ağır ve daha eski geldiğini de fark ettin; bazı kelimeler için belki sözlüğe baktın. Bu fark, bu dersin iki sorusunu birden açar: Elmalılı neden böyle bir dil kullandı ve bu ağır dilin arkasında hangi birikim duruyor? Ders 6.1'de meal seçerken Elmalılı'nın mealini bir karşılaştırma meali olarak önermiştik; Ders 8.8'de de Hak Dini Kur'an Dili'ni modern dönemin Türkiye'deki en önemli tefsiri olarak anmıştık. Bu derste eserin yazılış sürecini, mukaddimesini, meal anlayışını ve tefsir yöntemini göreceksin. Ardından Fâtiha'daki "hamd" ve "rab" izahlarını ve Bakara'nın ilk ayetlerindeki tavrını inceleyecek, sonunda Elmalılı'nın klasik tefsir birikimini Türkçeye taşımadaki yerini değerlendireceksin.
Ana anlatım
Elmalılı kimdir? Muhammed Hamdi Yazır, Antalya'nın Elmalı kasabasında doğmuş, İstanbul'da medrese eğitimi görmüş ve müderris olmuş bir âlimdir. 1942 yılında İstanbul'da vefat etmiştir. İlmî hayatının yanında siyasî ve idarî görevleri de olmuştur: İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra Meclis-i Mebûsân'a Antalya mebusu olarak girmiş, Mütareke yıllarında Evkaf Nazırlığı yapmış ve dinî meselelerde görüş bildiren Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiyye'nin üyeleri arasında bulunmuştur. Fıkıh, kelam, mantık ve felsefe alanlarında çalışmış; Fransızcadan bir felsefe tarihi kitabını Metâlib ve Mezâhib adıyla Türkçeye çevirmiştir. Bu çeviri, onun Batı felsefesini de yakından tanıdığını gösterir. Onu okurken bu iki yüzü hatırla: medrese ilimlerinin bütün birikimini taşıyan bir müderris ve modern düşünceyle hesaplaşmaya hazır bir düşünür.
Yazılış süreci. Hak Dini Kur'an Dili, bir devlet kararının ürünüdür. 1925 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, Diyanet İşleri Riyâseti'nin bütçesi görüşülürken, Kur'an'ın Türkçe bir tercüme ve tefsiri ile bir hadis kitabının tercümesinin yaptırılması için bütçeye tahsisat ayırdı. Hadis tercümesi daha sonra Buhârî'nin bir özeti olan Tecrîd-i Sarîh'in tercümesi olarak yapıldı. Diyanet, meal için şair Mehmed Âkif'i, tefsir için de Elmalılı'yı görevlendirdi. Âkif, bir süre çalıştıktan sonra bu görevden çekildi. Bunun üzerine meal de Elmalılı'ya bırakıldı. Eser, 1935–1938 yılları arasında ciltler hâlinde yayımlandı. Tefsirin arkasında bir devlet kararı bulunması, onun modern Türkiye'de dinî bilginin nasıl kurumsallaştığını anlamak için de önemlidir.
Harf ve dil. Eser, 1928'deki harf değişikliğinden sonra yayımlandığı için Latin harfleriyle basılmıştır. Ama dili, Osmanlı medrese Türkçesidir: Arapça ve Farsça terkiplerle yüklü, uzun cümleli ve yoğun bir dildir. Bu yüzden bugün "Osmanlı Türkçesi aslı" dendiğinde, eserin harfi değil dili kastedilir. Sonraki yıllarda eserin pek çok sadeleştirilmiş baskısı hazırlanmıştır. Sadeleştirme okumayı kolaylaştırır, ama bir bedeli vardır: Elmalılı'nın terimleri dikkatle seçtiği yerlerde, sadeleştiren kişinin tercihleri araya girer. Bir kavramın inceliği önemliyse, aslına dönmek gerekir.
Mukaddime. Elmalılı eserine uzun bir mukaddimeyle başlar. Bu mukaddimede Kur'an'ı, onun nasıl anlaşılacağını ve tercümenin imkânını tartışır. Temel düşünce şudur: Kur'an'ın Arapça nazmı, yani lafzı ile anlamının bir arada kurduğu yapı, başka bir dile olduğu gibi aktarılamaz. Ders 8.7'de gördüğün nazım kavramı burada bir tercüme meselesine dönüşür. Bir meal, Kur'an'ın kendisi değil, onun anlamının bir dile yaklaşık olarak aktarılmasıdır. Bu yüzden meal okuyan kişi, Kur'an'ı değil, bir çevirmenin Kur'an'dan anladığını okur. Bu vurgu, Ders 6.1'de öğrendiğin meal okuma ölçülerinin en temel dayanağıdır.
Meal anlayışı. Elmalılı'nın meali, Arapça ifadeye sadık kalmaya çalışan bir mealdir. Arapçadaki cümle yapısını mümkün olduğu kadar korur ve bazen Türkçede alışılmadık bir söz dizimi ortaya çıkar. Anlamı tamamlamak için eklediği kelimeleri çoğu zaman ayırır. Bu tercih, mealin okunmasını zorlaştırır, ama okura Arapça ifadenin yapısını hissettirir. Diyanet'in güncel meali ise akıcı bir Türkçeyi öne alır ve cümleleri Türkçenin doğal düzenine göre kurar. İki yaklaşım da meşrudur; hangisinin ne kazandırıp ne kaybettirdiğini bilmek, iki meali birlikte okumanın asıl faydasıdır. Hazırlıkta bulduğun farkların bir kısmı, bu iki farklı meal anlayışından doğar.
Tefsir yöntemi. Elmalılı'nın tefsiri, bu modülde gördüğün yolların birçoğunu bir araya getirir. Dil tahlili yapar: kelimelerin kökünü, sözlük anlamını ve i'rabını tartışır. Kıraat farklarını anar. Kelam tartışmalarına girer ve Ehl-i Sünnet çizgisini savunur. Ahkâm ayetlerinde fıkhî meseleleri, özellikle Hanefî görüşü öne alarak, açıklar. Klasik müfessirlerden, Zemahşerî'den, Râzî'den, Beyzâvî'den ve Ebüssuûd'dan sık sık yararlanır. Bunlara ek olarak, modern ilimlerle ve Batı felsefesiyle bir diyaloğa girer: bazı ayetlerde döneminin bilimsel ve felsefî tartışmalarına değinir ve bunları Kur'an'ın bakışıyla değerlendirir. Bu yüzden Elmalılı'yı bir tür başlığa sığdırmak zordur. Ders 8.8'de onu modern tefsirlerin arasında anmıştık, ama yöntemi büyük ölçüde klasik dirayet tefsirinin devamıdır.
Fâtiha'da hamd. Elmalılı'nın Fâtiha tefsiri, eserin en uzun ve en yoğun bölümlerinden biridir. "Hamd, Alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur" (Fâtiha 1/2) ayetinde önce hamd kelimesini inceler. Hamdin, övgü anlamındaki medihten ve nimete karşılık olan şükürden farkını, klasik dilcilerin ve müfessirlerin tartışmalarını aktararak tartışır. Hamd, ihtiyarla yapılan güzel bir fiile karşı dil ile övgüdür; şükür ise bir nimete karşılık olarak dil, kalp ve beden ile yapılır. Ders 14.8'de Taberî'nin hamdi Allah'a has kılınmış bir şükür olarak açıkladığını görmüştün; Elmalılı bu açıklamayı sonraki dilcilerin ayrımlarıyla birlikte değerlendirir. "El-hamd" ifadesindeki harf-i tarifin anlamını, yani bütün hamdi mi yoksa hamd cinsini mi kapsadığını da tartışır. Bu tartışmalar, Ders 15.2'de Zemahşerî'de gördüğün türden dil incelemelerinin Türkçeye aktarılmış hâlidir.
Fâtiha'da rab. Ardından "rab" kelimesine geçer. Rab kelimesinin terbiye etmek, yani bir şeyi yavaş yavaş kemaline ulaştırmak anlamıyla ilişkisini ve sahip, mâlik ve efendi anlamlarını açıklar. Kelimenin Arapçadaki kullanımlarından örnekler verir ve bu anlamların hepsinin Allah hakkında nasıl birleştiğini gösterir. Allah, âlemleri yaratan, onlara sahip olan ve onları her an kemale doğru terbiye edendir. Elmalılı "âlemîn" kelimesini de ele alır ve bu kelimenin kapsamı üzerinde durur. Bu izahlarda, Ders 7.8'de bir kelime tablosunda gördüğün "rab" kelimesinin ne kadar geniş bir anlam alanı taşıdığını görürsün. Bu inceleme, mealde tek bir kelimeyle karşılanan bir kavramın arkasındaki birikimi gösterir.
Bakara'nın ilk ayetleri. Bakara 2/1'deki "Elif, Lam, Mim" için Elmalılı, hurûf-ı mukattaa hakkındaki klasik görüşleri aktarır ve Ders 8.5'te gördüğün gibi bu harflerin anlamının kesin olarak bilinemeyeceğini kabul eden tavrı gözetir. Bakara 2/2–5'te ise Kitab'ın şüphe götürmezliğini, takvânın anlamını, gaybe imanı, namazı kılmayı, infakı ve ahirete kesin inancı açıklar. Bu açıklamalarda, bu modülde gördüğün tefsirlerin izlerini bulursun: Taberî'nin rivayetleri, Zemahşerî'nin dil incelikleri, Râzî'nin iman-amel tartışması. Elmalılı bunları bir araya getirir, bazen tercih yapar, bazen de kendi değerlendirmesini ekler. Bu sentez, onun eserini Türkçe okuyan biri için klasik tefsire açılan bir kapı yapar.
Sadeleştirilmiş baskıyla karşılaştırma. Elmalılı'yı okurken aslıyla sadeleştirilmiş bir baskıyı karşılaştırmak, iki yönden öğreticidir. Birincisi, aslındaki terimleri, örneğin "tahmid", "terbiye" ya da "istiğrak" gibi kavramları, sadeleştirilmiş baskının nasıl karşıladığını görürsün; bazı terimler korunur, bazıları açıklamayla değiştirilir, bazıları ise kaybolur. İkincisi, Elmalılı'nın uzun cümlelerinin kısa cümlelere bölündüğünde anlam ilişkilerinin, yani sebep, sonuç ve karşıtlık bağlarının nasıl değiştiğini fark edersin. Bu karşılaştırma, Ders 14.1'de harekesiz metin okurken kazandığın dikkati bir başka alana taşır: metnin aslına dönme alışkanlığı.
Elmalılı'yı okuma yöntemi. Hak Dini Kur'an Dili'nin bir ayet tefsirini okurken dört adımlı bir yol işine yarar. Önce Elmalılı'nın mealini oku ve ayetin genel anlamını zihnine yerleştir. İkinci olarak tefsir bölümünde ele alınan kelimeleri ve kavramları bir liste hâlinde çıkar; bunlar çoğu zaman paragrafların başında, tırnak içinde ya da Arapça yazılışıyla verilir. Üçüncü olarak her kavram için Elmalılı'nın aktardığı görüşleri ve kendi tercihini ayır; "denilmiştir", "bazılarına göre" gibi ifadeler aktarmayı, "bize göre" ya da doğrudan hüküm cümleleri ise tercihini gösterir. Dördüncü olarak aktarılan görüşün hangi klasik tefsirden gelmiş olabileceğini düşün ve mümkünse o tefsirde kontrol et. Bu yol, Ders 14.2'de tefsir dilinde öğrendiğin nakil ve tercih kalıplarının Türkçe bir tefsirde uygulanmasıdır.
Türkçeye taşınan birikim. Elmalılı'nın en büyük katkısı, yüzyılların Arapça tefsir birikimini, bir Türkçe tefsir içinde bir araya getirmesidir. Arapça bilmeyen bir okur, Hak Dini Kur'an Dili sayesinde Zemahşerî'nin, Râzî'nin ve Beyzâvî'nin tartışmalarına Türkçe olarak ulaşabilir. Eser aynı zamanda Türkçenin bir ilim dili olarak kullanılabileceğini gösteren büyük bir örnektir. Sınırları da vardır: dili bugünün okuru için ağırdır, bazı modern ilim tartışmaları döneminin bilgi düzeyine bağlıdır ve sonraki ciltlerin ilk ciltlere göre daha kısa tutulduğu sıkça belirtilir. Elmalılı'yı okuyan talebe, onu bir son söz olarak değil, klasik tefsire açılan bir kapı olarak okumalıdır.
Örnekler
- Basit: Bir talebe, Elmalılı'nın Fâtiha mealini Diyanet mealiyle karşılaştırırken bir ayette Elmalılı'nın cümleyi Arapçadaki kelime sırasına daha yakın kurduğunu fark eder. Defterine iki meali alt alta yazar ve farkın bir kelime seçiminden değil, cümle yapısından doğduğunu not eder. Böylece iki mealin farklı meal anlayışlarından geldiğini somut olarak görür.
- Orta: Bir çalışma grubu, Elmalılı'nın "hamd" izahını okur ve hamd, medih ve şükür arasındaki farkları bir tabloya yerleştirir. Ardından Ders 14.8'de okudukları Taberî pasajını hatırlar ve Taberî'nin hamdi şükürle eş tuttuğunu, Elmalılı'nın ise sonraki dilcilerin ayrımını da aktardığını tespit eder. Grup, iki açıklamanın farklı dönemlerin dil tartışmalarını yansıttığı sonucuna varır.
- Gerçek hayat: Bir aile büyüğün, evdeki eski bir Elmalılı tefsirini okumakta zorlandığını söyler. Sen ona sadeleştirilmiş bir baskıyı önerirsin, ama önemli bir kavramda takıldığında aslına bakmanın faydasını da anlatırsın. Birlikte Fâtiha'daki "rab" izahını iki baskıdan okursunuz ve sadeleştirilmiş metnin bir terimi nasıl açıkladığını görürsünüz.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Hak Dini Kur'an Dili'nin Fâtiha ya da Bakara'nın ilk beş ayeti tefsirinden bir paragraf seç. Paragrafı mümkünse eserin aslından, olmazsa sadeleştirilmiş bir baskıdan al; hangisini kullandığını belirt. Önce paragrafı dikkatle oku ve anlamını bilmediğin kelimeleri bir sözlükten bularak listele. Ardından paragrafı günümüz Türkçesiyle, anlamı değiştirmeden yeniden yaz. Yeniden yazarken korumak zorunda olduğun terimleri ayrıca işaretle ve neden koruduğunu bir cümleyle açıkla. Son olarak paragrafta Elmalılı'nın dayandığı klasik kaynakları tespit et: bir dil tahlili Zemahşerî'yi, bir iman-amel tartışması Râzî'yi, bir rivayet Taberî'yi hatırlatıyor olabilir. En az iki kaynak bağlantısı bul ve her birini bir cümleyle gerekçelendir. Hedef: Elmalılı'nın dilini anlayıp günümüz Türkçesine aktarabilmek, korunması gereken terimleri ayırt edebilmek ve tefsirin klasik kaynaklarla ilişkisini gösterebilmek.
Mini test
- Elmalılı kimdir ve hangi alanlarda çalışmıştır?
- Hak Dini Kur'an Dili'nin yazılış süreci nasıl başlamıştır?
- Elmalılı mukaddimesinde meal ile Kur'an arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendirir?
- Elmalılı'nın tefsir yöntemi hangi unsurları bir araya getirir?
- Elmalılı'yı sadeleştirilmiş baskıdan okumanın faydası ve sınırı nedir?
Cevapları göster
- Elmalı'da doğmuş, İstanbul'da medrese eğitimi görmüş ve 1942'de vefat etmiş bir müderristir. Fıkıh, kelam, mantık, felsefe ve tefsir alanlarında çalışmış, mebusluk ve Evkaf Nazırlığı gibi görevlerde bulunmuştur.
- 1925'te TBMM, Diyanet bütçesine Kur'an'ın Türkçe tercüme ve tefsiri için tahsisat ayırdı. Diyanet meal için Mehmed Âkif'i, tefsir için Elmalılı'yı görevlendirdi; Âkif çekilince meal de Elmalılı'ya kaldı.
- Kur'an'ın Arapça nazmının başka bir dile olduğu gibi aktarılamayacağını, mealin Kur'an'ın kendisi değil anlamının yaklaşık bir aktarımı olduğunu vurgular.
- Dil tahlili, kıraat, kelam, fıkıh ve klasik müfessirlerden aktarmaları bir araya getirir; bunlara modern ilimler ve felsefeyle diyaloğu ekler.
- Sadeleştirilmiş baskı okumayı kolaylaştırır. Ama terimlerin inceliği sadeleştirenin tercihleriyle değişebilir; önemli kavramlarda aslına dönmek gerekir.
Özet
- Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (ö. 1942), medrese ilimlerinin birikimini taşıyan ve Batı felsefesini de tanıyan bir müderristir.
- Hak Dini Kur'an Dili, 1925 TBMM kararı ve Diyanet'in görevlendirmesiyle yazılmış, 1935–1938 arasında yayımlanmıştır.
- Mukaddimesinde mealin Kur'an'ın kendisi olmadığını vurgular; meali Arapça ifadeye sadık kalmaya çalışır.
- Tefsiri dil, kıraat, kelam, fıkıh ve modern ilimlerle diyaloğu birleştirir; Fâtiha'daki hamd ve rab izahları bunun örnekleridir.
- Eser klasik tefsir birikimini Türkçeye taşır; sadeleştirilmiş baskılar yararlıdır ama kavramların inceliği için aslına dönmek gerekir.
Sonraki derse hazırlık
Ders 15.8'de modülün bütün tefsirlerini aynı pasaj üzerinde, Bakara'nın ilk beş ayetinde buluşturacağız. Hazırlık: Bir tablo hazırla. Satırlara bu modülde gördüğün altı müfessiri yaz: Taberî, Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Elmalılı; işârî tefsir için de Kuşeyrî'yi ekle. Sütunlara Bakara 1–5'in beş anahtar konusunu koy: hurûf-ı mukattaa, "hüden li'l-müttakîn", gayb, namazı ikame ve ahirete kesin inanç. Her müfessirin önceliğini, yani rivayet, dil, kelam, ahkâm, işaret ya da modern okur, tablonun yanına bir kelimeyle yaz ve bu derslerde öğrendiklerinle doldurabildiğin hücreleri doldur.