Giriş
Hazırlıkta Bakara suresinin 30–34. ayetlerini, yani Âdem kıssasını mealiyle okudun ve iki liste hazırladın. Birinci listeye ayetin açıkça söylediklerini yazdın: Allah'ın yeryüzünde bir halife var edeceğini bildirmesi, meleklerin sorusu, Âdem'e isimlerin öğretilmesi, meleklerin bilmediklerini itiraf etmesi, secde emri ve İblîs'in kaçınıp büyüklük taslaması. İkinci listeye ise kıssa anlatılırken sıkça eklenen ama ayette geçmeyen ayrıntıları yazdın: Âdem'den önce yeryüzünde kimlerin yaşadığı, meleklerin bozgunculuğu nereden bildiği, İblîs'in önceki makamı ve adı gibi. Belki bu ikinci listedeki bilgilerin çoğunu bir yerden duyduğunu ama kaynağını bilmediğini fark ettin. Bu fark, bu dersin konusunu tam olarak özetler. Ders 15.1'de Taberî'nin rivayetleri senetleriyle topladığını, Ders 15.4'te Kurtubî'nin mezhep görüşlerini sahiplerine nispet ettiğini gördün. Bu derste rivayet tefsirinin sonraki büyük temsilcisi İbn Kesîr'i okuyacağız: rivayetleri yalnız toplamakla kalmayıp senetlerini değerlendiren ve İsrâiliyatı ayıklamaya çalışan bir müfessir. Önce hayatını ve mukaddimesini, sonra Âdem kıssasındaki tavrını, son olarak da modern dönemde neden bu kadar yaygınlaştığını göreceksin.
Ana anlatım
İbn Kesîr kimdir? İmâdüddîn Ebü'l-Fidâ İsmâîl b. Ömer b. Kesîr, Şam bölgesinde yetişmiş Şâfiî bir âlimdir ve 774/1373 yılında Dımaşk'ta vefat etmiştir. Hocaları arasında, Ders 9.5'te andığımız Tehzîbü'l-Kemâl'in müellifi hadis âlimi Mizzî ile Ders 11.4'te gördüğün İbn Teymiyye vardır; Mizzî'nin kızıyla da evlenmiştir. Hadis, tarih ve tefsirde eser vermiştir: el-Bidâye ve'n-nihâye adlı büyük tarihi, hadis usulünü özetleyen İhtisâru Ulûmi'l-hadîs'i ve Tefsîru'l-Kur'âni'l-azîm'i en bilinenleridir. Onu Ders 8.4'te gördüğün Mekkeli kıraat imamı İbn Kesîr ile karıştırma; aynı adı taşıyan, farklı asırlarda yaşamış iki ayrı kişidir. Tefsirini okurken iki kimliği akılda tutmak gerekir: bir hadis âlimi olarak senetlere bakar, İbn Teymiyye'nin talebesi olarak da onun tefsir usulünü izler.
Mukaddime: dört basamaklı yol. İbn Kesîr tefsirinin mukaddimesinde bir tefsir yöntemi ortaya koyar ve bu yöntem, Ders 8.8'de gördüğün İbn Teymiyye'nin tefsir usulü risalesindeki sırayı büyük ölçüde izler. Tefsirin en doğru yolu Kur'an'ı Kur'an'la açıklamaktır; bir yerde kısa geçen bir konu başka bir yerde açılmış olabilir. Kur'an'da açıklama bulunamazsa sünnete bakılır, çünkü sünnet Kur'an'ı şerh eder ve açıklar. Sünnette de bulunamazsa sahabenin sözlerine başvurulur, çünkü onlar vahyin indiği ortamı görmüş ve dili en iyi bilen nesildir. Sahabede de bulunamazsa tâbiûnun, özellikle Mücâhid gibi tefsirde öne çıkan âlimlerin sözlerine bakılır. Mukaddime, bilgisizce rey ile tefsiri de kınar. Bu sıra, tefsirin her aşamasında bir öncelik düzeni kurar: bir açıklama bulunduğunda, daha güçlü bir kaynağın aksini söyleyip söylemediğine bakılır.
Kur'an'ı Kur'an'la: Bakara 2/30. Bu yöntemin kıssadaki ilk görünümü "halife" kelimesindedir. Ayet şöyledir: "Rabbin meleklere 'Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim' demişti; melekler, 'Orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve Seni devamlı takdis ediyoruz' dediler; Allah 'Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim' dedi." İbn Kesîr halifeyi, birbiri ardınca gelen ve yeryüzünde nesilden nesile yer tutan bir topluluk olarak açıklar. Bu anlamı destekleyen ayetleri de yanına koyar: En'âm 6/165'teki "Sizi yeryüzünün halifeleri kılan O'dur" ifadesi bunlardan biridir. Burada tefsirin ilk basamağını, bir ayeti başka bir ayetle açıklamayı iş başında görürsün.
Meleklerin sorusu. Ardından ayetin en çok tartışılan noktasına gelir: melekler Allah'a itiraz mı etmişti? İbn Kesîr bu soruyu bir itiraz olarak değil, bir hikmeti öğrenme isteği olarak okur. Melekler Âdem oğullarını küçümsemek ya da Allah'ın kararına karşı çıkmak için değil, bu yaratılıştaki hikmeti sormak için konuşmuştur. Bu yorum, meleklerin niteliğine dair başka ayetlerle uyumludur: Tahrîm 66/6'da melekler, "Allah'ın kendilerine verdiği emirlere baş kaldırmayan, kendilerine buyrulanları yerine getiren" varlıklar olarak anlatılır. Bir kıssa ayrıntısının Kur'an'ın başka bir yerindeki açık bir ifadeyle çatışıp çatışmadığına bakmak, İbn Kesîr'in rivayet ayıklamasında da kullandığı temel ölçüdür.
Sünnetle tefsir: isimlerin öğretilmesi. Bakara 2/31'de "Ve Adem'e bütün isimleri öğretti" buyrulur. İbn Kesîr burada ikinci basamağa geçer ve Buhârî ile Müslim'in rivayet ettiği uzun şefaat hadisini hatırlatır. Bu hadiste kıyamet günü insanlar Âdem'e gelir ve ona Allah'ın onu eliyle yarattığını, meleklerini ona secde ettirdiğini ve ona her şeyin ismini öğrettiğini söyleyerek şefaat isterler. Hadis, ayetteki "bütün isimler" ifadesinin genişliğini teyit eder. İbn Kesîr ardından sahabe ve tâbiûndan, öğretilen isimlerin neleri kapsadığına dair görüşleri aktarır: bir kısmı bütün eşyanın isimleri der, bir kısmı meleklerin ya da Âdem'in soyunun isimleri der. Kendisi, isimlerin kapsamlı olduğu görüşünü tercih eder. Burada üçüncü ve dördüncü basamakların, yani sahabe ve tâbiûn sözlerinin, ayet ve hadisle çizilen çerçevenin içinde nasıl kullanıldığını görürsün.
Senede dikkat. İbn Kesîr'i Taberî'den ayıran en önemli özellik, rivayetleri senetleriyle naklettikten sonra onları değerlendirmesidir. Bir rivayetin ardından "bu isnad sahihtir", "bunda nazar vardır", yani tartışmalıdır, ya da "bu garib bir rivayettir" gibi hükümler verir. Ders 9.3 ve 9.5'te öğrendiğin sahih, hasen, zayıf ve cerh-ta'dîl kavramları, bu tefsirde doğrudan iş başındadır. Taberî de senet verir, ama çoğu zaman rivayetleri sıralar ve tercihini lafız ve bağlamla yapar; İbn Kesîr ise senedin kendisini de tartar. Bu yüzden İbn Kesîr'i okuyan talebe, bir rivayeti gördüğünde hemen ardından müfessirin o rivayete verdiği değere bakmalıdır.
İsrâiliyat ve üçlü tasnif. Ders 8.8'de İbn Teymiyye'nin İsrâiliyatı üçe ayırdığını görmüştün. İbn Kesîr mukaddimesinde aynı tasnifi benimser: doğruluğu elimizdeki Kur'an ve sahih sünnetle bilinenler; yanlışlığı elimizdekiyle çeliştiği için bilinenler; hakkında ne doğrulayıcı ne yalanlayıcı bir delil bulunmayanlar. Birinci grup kabul edilir, ikinci grup reddedilir, üçüncü grup ise ne tasdik ne tekzip edilir. Bu tasnif iki hadise dayanır. Buhârî'de geçen bir hadiste Resûlullah, "Benden bir ayet de olsa tebliğ edin; İsrâiloğullarından da nakledin, bunda sakınca yoktur" buyurur. Yine Buhârî'de geçen başka bir hadiste ise Ehl-i kitabı tasdik de tekzip de etmemek emredilir. İbn Kesîr üçüncü grubun nakledilebileceğini, ama bunların çoğunda dinî bir fayda bulunmadığını ve üzerine hüküm kurulamayacağını da ekler.
Âdem kıssasında ayıklama. Bu ilke Âdem kıssasında nasıl işler? Kıssanın tefsirinde, Süddî'nin İbn Abbâs, İbn Mes'ûd ve bazı sahabeye dayandırdığı uzun bir rivayet gibi haberler nakledilir. Bu haberler, Âdem'den önce yeryüzünde cinlerin yaşadığını, onların bozgunculuk yapıp kan döktüğünü ve meleklerin sorusunun bu bilgiye dayandığını anlatır. İbn Kesîr bu tür haberleri aktarır, ama onları ayetin açık ifadesinden ayırır: ayet meleklerin sorusunu bildirir, sorunun hangi bilgiye dayandığını bildirmez. Başka bir yerde, Kehf 18/50 tefsirinde, İblîs'in önceki hâline dair selefden nakledilen pek çok rivayetin çoğunun İsrâiliyattan geldiğini, bir kısmının incelenmek üzere nakledildiğini, bir kısmının ise elimizdeki hakla çeliştiği için kesinlikle yalan olduğunu söyler. Bakara 2/34'teki İblîs meselesinde de ayetin bildirdiği çekirdek açıktır: "İblis müstesna hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve inkar edenlerden oldu." İblîs'in gerekçesi ise başka bir ayette verilir: "Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm" (A'râf 7/12). Bu, Kur'an'ın Kur'an'la açıklanmasının bir örneğidir ve İsrâiliyata ihtiyaç bırakmaz.
Ayıklamanın sınırı. İbn Kesîr'i okurken bir yanlış anlamadan da kaçınmak gerekir. O, İsrâiliyatı tefsirinden tamamen çıkarmış değildir. Pek çok haberi naklettikten sonra değerlendirir, bazılarını değerlendirmeden bırakır, bazı yerlerde ise zayıf bir rivayeti de aktarır. Onun katkısı, tefsire bir ölçü getirmesi ve okuru bu ölçüyü kullanmaya çağırmasıdır. Tefsirinde bir haber gördüğünde, İbn Kesîr'in o habere bir hüküm verip vermediğine bakmalı, hüküm vermediyse haberi kendin üçlü tasnife göre tartmalısın. Ayıklama, müfessirin bitirdiği değil, okurun da sürdürdüğü bir iştir.
Modern dönemde yaygınlık. İbn Kesîr'in tefsiri, özellikle yirminci yüzyılda İslam dünyasının en çok okunan tefsirlerinden biri olmuştur. Bunun birkaç sebebi vardır. Eser rivayet ağırlıklıdır ama senetleri değerlendirir; bu, okura güven verir. Dili sade ve anlaşılırdır; Râzî'nin kelam tartışmaları ya da Zemahşerî'nin belâgat incelikleri gibi ağır bir hazırlık gerektirmez. İsrâiliyata karşı dikkatli tavrı, modern okurun efsaneye dönük şüpheciliğiyle örtüşür. Selefî eğilimli çevrelerin bu tefsiri tercih etmesi ve yaygınlaştırması da etkili olmuştur. Eserin çok sayıda özeti hazırlanmış ve Türkçe dahil pek çok dile tercüme edilmiştir.
Sınırlar. Bu yaygınlığın bir bedeli de vardır. İbn Kesîr'in tefsiri, dil tahlili, belâgat, kelam ve fıkıh bakımından Zemahşerî, Râzî ya da Kurtubî kadar derin değildir. Onu tek tefsir olarak okuyan biri, bir ayetin bu boyutlarını kaçırabilir. Ayrıca İbn Kesîr'in bazı kelamî tercihleri, özellikle haberî sıfatlar konusunda, hocası İbn Teymiyye'nin çizgisini yansıtır; Ders 11.6'da gördüğün tefvîz, te'vil ve isbat tartışması onun tefsirinde de vardır. İbn Kesîr bir başlangıç tefsiri olarak çok değerlidir, ama tek başına bir tefsir kütüphanesinin yerini tutmaz.
Örnekler
- Basit: Bir talebe, İbn Kesîr'in Bakara 2/31 tefsirini okurken "isimler" kelimesi için önce şefaat hadisinin, sonra sahabe ve tâbiûn görüşlerinin geldiğini fark eder. Defterine bu sırayı yazar: ayet, hadis, sahabe, tâbiûn. Böylece mukaddimede okuduğu dört basamaklı yöntemin, tek bir ayetin tefsirinde nasıl uygulandığını kendi gözüyle görmüş olur.
- Orta: Bir çalışma grubu, Bakara 2/30'daki meleklerin sorusu hakkında İbn Kesîr'in aktardığı rivayetleri inceler. Grup, cinlerin yeryüzündeki bozgunculuğunu anlatan haberin ayette geçmediğini, Kur'an ve sahih sünnetle doğrulanamadığını ama onlarla açıkça çelişmediğini de tespit eder. Bu yüzden haberi üçüncü gruba koyarlar: nakledilebilir, ama üzerine bir hüküm ya da inanç kurulmaz.
- Gerçek hayat: Bir aile sohbetinde biri, İblîs'in eskiden meleklerin en büyüğü olduğunu ve belli bir adla anıldığını kesin bir bilgi gibi anlatır. Sen ona Kur'an'ın İblîs hakkında ne söylediğini, yani secdeden kaçınmasını ve ateşten yaratıldığı gerekçesini hatırlatırsın. Diğer ayrıntıların İsrâiliyattan gelebileceğini ve İbn Kesîr'in bu tür haberler hakkında dikkatli olunmasını istediğini anlatırsın.
Uygulama
Şimdi sıra sende: İbn Kesîr'in Bakara 2/30–34 tefsirini bir Türkçe tercümeden ya da Arapça aslından oku. Âdem kıssası hakkında aktardığı rivayetlerden en az altısını seç ve her birini bir tabloya yerleştir. Tabloda şu sütunlar olsun: rivayetin kısa özeti, kime dayandırıldığı, İbn Kesîr'in ona bir hüküm verip vermediği ve verdiyse ne dediği, ve senin bu rivayeti yerleştirdiğin grup. Grupları İbn Kesîr'in üçlü tasnifine göre belirle: doğruluğu Kur'an ve sahih sünnetle bilinen, yanlışlığı elimizdekiyle çeliştiği için bilinen ve hakkında susulan. Her gruplama kararını bir ayet ya da hadisle gerekçelendir; örneğin İblîs'in ateşten yaratılması için A'râf 7/12'yi göster. Son olarak, üçüncü gruba koyduğun rivayetlerden birinin, kıssanın anlamına bir şey katıp katmadığını iki cümleyle değerlendir. Hedef: İbn Kesîr'in rivayet değerlendirme yöntemini bir kıssa üzerinde uygulayabilmek ve İsrâiliyatı üçlü tasnife göre gerekçeli olarak ayırabilmek.
Mini test
- İbn Kesîr kimdir ve hocaları arasında kimler vardır?
- İbn Kesîr mukaddimesinde tefsir için hangi sırayı benimser?
- İbn Kesîr'i Taberî'den ayıran en önemli özellik nedir?
- İsrâiliyatın üçlü tasnifi nedir ve hangi hadislere dayanır?
- İbn Kesîr'in tefsirinin modern dönemde yaygınlaşmasının sebepleri ve bu tefsiri tek başına okumanın sınırları nelerdir?
Cevapları göster
- Şam bölgesinde yetişmiş, 774/1373'te Dımaşk'ta vefat etmiş Şâfiî bir hadisçi, tarihçi ve müfessirdir. Hocaları arasında Mizzî ve İbn Teymiyye vardır.
- Önce Kur'an'ı Kur'an'la, sonra sünnetle, sonra sahabe sözleriyle, sonra da tâbiûn sözleriyle tefsir eder. Bu sıra İbn Teymiyye'nin tefsir usulüne dayanır.
- Rivayetleri senetleriyle naklettikten sonra değerlendirmesi ve "isnadı sahihtir", "garibtir" gibi hükümler vermesidir.
- Doğruluğu Kur'an ve sahih sünnetle bilinenler kabul edilir, yanlışlığı bilinenler reddedilir, hakkında delil bulunmayanlar ne tasdik ne tekzip edilir. Tasnif, İsrâiloğullarından nakletmeye izin veren hadise ve Ehl-i kitabı tasdik ya da tekzip etmemeyi emreden hadise dayanır.
- Rivayet ağırlıklı olup senetleri değerlendirmesi, sade dili, İsrâiliyata karşı dikkati ve Selefî çevrelerin tercihi yaygınlığın sebepleridir. Dil, belâgat, kelam ve fıkıh bakımından sınırlı olduğu, İsrâiliyatı tamamen ayıklamadığı ve belli kelamî tercihler taşıdığı için tek başına yeterli değildir.
Özet
- İbn Kesîr (ö. 774/1373), Mizzî ve İbn Teymiyye'nin talebesi, Şâfiî bir hadisçi, tarihçi ve müfessirdir.
- Mukaddimesinde Kur'an, sünnet, sahabe ve tâbiûn sırasıyla ilerleyen bir tefsir yöntemi benimser.
- Rivayetleri senetleriyle aktarır ve onlara hüküm verir; bu yönüyle Taberî'den ayrılır.
- İsrâiliyatı üçe ayırır ve Âdem kıssasında ayetin çekirdeğini sonradan eklenen ayrıntılardan ayırmaya çalışır.
- Tefsiri modern dönemde çok yaygınlaşmıştır, ama dil, kelam ve fıkıh derinliği bakımından diğer tefsirlerle birlikte okunmalıdır.
Sonraki derse hazırlık
Ders 15.6'da işârî tefsiri, yani ayetin zâhir anlamının yanında sûfîlerin kalbe dönük işaretler çıkardığı tefsir türünü işleyeceğiz. Hazırlık: Bakara 2/2–3'ü yeniden oku ve Ders 15.1'de Taberî'nin "müttakîn" için verdiği açıklamayı hatırla. Ardından Ders 12.4'te gördüğün kalp, ruh ve sır kavramlarını düşünerek şu soruyu yaz: "gaybe iman" ifadesi, bir sûfînin kendi iç yolculuğu için ne anlama gelebilir? Cevabını üç cümleyle yaz ve bu cevabın ayetin zâhir anlamını inkâr edip etmediğini ayrıca belirt.