Giriş
Hazırlıkta Ders 11.5'te gördüğün hudûs ve imkân delillerini hatırladın ve bu delillerde geçen terimleri bir liste hâlinde yazdın: hudûs, muhdis, vâcib, mümkin, teselsül. Her terimin yanına Ders 11.5'teki tanımını ekledin ve Arapça köklerini tahmin etmeye çalıştın. Belki hudûs ile muhdis'in aynı ح د ث kökünden geldiğini, birincisinin masdar, ikincisinin Ders 13.3'te gördüğün if'âl babından bir ism-i fâil olduğunu fark ettin: muhdis, "sonradan var eden". Bu gözlem, bu dersin temel yaklaşımını gösterir. Kelam metinleri, Modül 11'de Türkçe olarak öğrendiğin kavramları kendi Arapça terimleriyle ve kendine özgü bir tartışma diliyle anlatır. Terimlerin kökünü ve kalıbını tanıyan biri, onların anlamını da büyük ölçüde tahmin edebilir. Bu derste önce kelam kitaplarında en sık geçen terimleri, varlık, âlem ve Allah hakkındaki kavramlar olarak gruplar hâlinde göreceksin. Sonra kelam kitaplarının itiraz ve cevap formülünü tanıyacaksın. Ardından Modül 20'ye bir giriş olarak mantığın temel terimlerini öğrenecek, son olarak Akâid-i Nesefiyye'nin ilk cümlesini Teftâzânî şerhinin yaklaşımıyla birlikte okuyacaksın.
Ana anlatım
Kelam dili neden tekniktir? Kelam, Ders 11.1'de gördüğün gibi, iman esaslarını aklî delillerle savunan bir ilimdir. Bu savunma, felsefecilerle, farklı mezheplerle ve inkârcılarla yapılan tartışmalar içinde gelişmiştir. Tartışma, kesin tanımlanmış terimler gerektirir; iki taraf aynı kelimeyi farklı anlamlarda kullanırsa tartışma boşa döner. Bu yüzden kelam metinleri, her kavramı titizlikle tanımlar ve aynı terimleri tutarlı biçimde kullanır. Bu teknik dil ilk bakışta zorlayıcıdır, ama bir kez öğrenildiğinde kelam metinlerini okumayı büyük ölçüde kolaylaştırır, çünkü aynı terimler bütün kitaplarda aynı anlamda tekrar eder.
Âlemin parçaları: cevher, araz, cisim. Kelamcılar âlemi, onu oluşturan parçalar üzerinden tarif eder. Cevher (جَوْهَر), kendi başına var olan ve bir yer kaplayan şeydir; kelamcıların çoğuna göre âlem, daha fazla bölünemeyen en küçük parçalardan oluşur ve bunlara cevher-i ferd, yani bölünmez parça denir. Araz (عَرَض), kendi başına var olamayan, ancak bir cevherde bulunan niteliktir: renk, hareket, sıcaklık, tat gibi. Cisim (جِسْم) ise birden fazla cevherin birleşmesinden oluşan şeydir. Akâid-i Nesefiyye bu ayrımı kısa bir tanımla verir: kendi başına var olanlara أعيان der ve onları "ما له قيام بذاته", yani "varlığı kendi zatıyla olan" diye tanımlar; arazı ise "ما لا يقوم بذاته", yani "kendi zatıyla var olmayan" diye tanımlar. Ders 11.5'te gördüğün hudûs delili bu ayrıma dayanır: cisimler, değişen arazlardan ayrı düşünülemez; arazlar sonradan var olduğuna göre, onlardan ayrılmayan cisimler de sonradan var olmuştur.
Varlığın türleri: vâcib, mümkin, mümteni'. Ders 3.2'de ve Ders 11.5'te gördüğün üçlü, kelam metinlerinin en temel terimlerindendir. Vâcib (وَاجِب), varlığı zorunlu olan, yokluğu düşünülemeyendir; kelamda bu terim çoğu zaman vâcibü'l-vücûd, yani varlığı zorunlu olan Allah için kullanılır. Mümkin (مُمْكِن), var olması da olmaması da mümkün olandır; âlemdeki her şey mümkindir. Mümteni' (مُمْتَنِع), varlığı imkânsız olandır; örneğin bir şeyin aynı anda hem var hem yok olması. Bu terimlerin köklerini tanımak anlamlarını hatırlamayı kolaylaştırır: vâcib و ج ب kökünden "gerekli olmak", mümkin م ك ن kökünden "mümkün olmak", mümteni' ise م ن ع kökünden, Ders 13.2'de gördüğün iftiâl babında "engellenmiş olmak" anlamındadır.
Zaman bakımından: hudûs ve kıdem. Hudûs (حُدُوث), sonradan var olmak, yokluktan sonra var olmaktır; sonradan var olan şeye hâdis (حَادِث) denir. Kıdem (قِدَم) ise varlığının bir başlangıcı olmamaktır; böyle bir varlığa kadîm (قَدِيم) denir. Kelamcılar Allah'ın kadîm, âlemin ise hâdis olduğunu savunur ve Ders 11.5'teki hudûs delili bu iki terimin üzerine kuruludur. Bu terimlerin Ders 13.3'te gördüğün kalıplarla ilişkisine dikkat et: hâdis فَاعِل kalıbında bir ism-i fâil, kadîm ise فَعِيل kalıbında bir sıfat-ı müşebbehedir ve kalıcı bir niteliği bildirir.
Sonsuz zincir: teselsül ve devr. Ders 11.5'te tren ve lokomotif örneğiyle gördüğün teselsül (تَسَلْسُل), sebepler zincirinin sonsuza kadar uzanmasıdır; kelime zincir anlamındaki سِلْسِلَة ile aynı köktendir ve tefa''ul kalıbındadır. Devr (دَوْر) ise bir şeyin kendisine bağlı olan bir şeye bağlı olması, yani bir kısır döngüdür: A'nın varlığı B'ye, B'nin varlığı da A'ya bağlıysa, bu bir devirdir. Kelamcılar hem teselsülün hem devrin imkânsız olduğunu savunur ve bu iki ilke, Allah'ın varlığına dair delillerin son adımını oluşturur. Bir kelam metninde "وهو محال لاستلزامه الدور أو التسلسل" gibi bir ifade gördüğünde, bu "bu imkânsızdır, çünkü devri ya da teselsülü gerektirir" demektir ve delilin tam da bu adımına gelindiğini gösterir.
Allah hakkında: zât ve sıfat. Ders 11.6'da gördüğün zât ve sıfat ayrımı, kelam metinlerinde de temel terimlerdir. Zât (ذَات), bir şeyin kendisi, özüdür. Sıfat (صِفَة), zâtı niteleyen mânadır. Ders 11.6'daki "sıfatlar zâtın ne aynıdır ne gayrıdır" formülünün Arapçası kelam metinlerinde sık geçer: "لا هو ولا غيره", yani "ne odur ne ondan başkası". Bu kısa ifadeyi tanıyan biri, bir kelam metninde sıfatlar tartışmasının başladığını hemen anlar.
Varlık ve mâhiyet. Kelam ve felsefe metinlerinde sık geçen bir terim çifti de mâhiyet ve vücûddur. Mâhiyet (مَاهِيَّة), bir şeyin ne olduğu, özüdür; kelime "o nedir?" anlamındaki مَا هُوَ sorusundan türetilmiştir. Vücûd (وُجُود) ise bir şeyin var olmasıdır. Kelamcılar ve filozoflar, mümkin varlıklarda mâhiyet ile vücûdun birbirinden ayrı olup olmadığını, yani bir şeyin ne olduğunu bilmenin onun var olduğunu bilmek anlamına gelip gelmediğini tartışmıştır. Bu tartışmaya Modül 18'de klasik kelam metinlerini okurken döneceksin.
İtiraz ve cevap formülü. Kelam metinlerinin en belirgin üslup özelliği, tartışmayı bir itiraz ve cevap zinciri hâlinde yürütmesidir. En yaygın formül şudur: "فإن قيل ... قلنا ...", yani "Eğer ... denirse, deriz ki ...". Müellif burada muhtemel bir itirazı kendisi dile getirir ve ardından cevabını verir. Ders 14.2'de tefsirlerde قِيلَ'in çoğu zaman benimsenmeyen bir görüşü aktardığını görmüştün; kelamdaki فإن قيل de benzer biçimde müellifin kendi görüşü olmayan bir itirazı başlatır ve asıl görüş قلنا'dan sonra gelir. Bu formülün farklı biçimleri de vardır: "لا يقال ... لأنا نقول ..." (şöyle denmesin, çünkü deriz ki). Tartışma dilinde sık geçen başka terimler de vardır: مَمْنُوع, yani "kabul edilmez", karşı tarafın bir öncülünü reddetmek için; مُسَلَّم, yani "kabul edilir", bir öncülü kabul etmek için; سَلَّمْنَا, yani "kabul edelim ki", karşı tarafın bir öncülünü geçici olarak kabul edip yine de sonucunun çıkmadığını göstermek için. Bu terimler, Seviye 3'ün sözlü sınavında göreceğin münazara adabının da temelini oluşturur.
Mantığın temel terimleri. Kelam metinleri mantık terimlerini de yoğun biçimde kullanır; bu terimleri Modül 20'de ayrıntılı göreceksin, ama bir kelam metnini okuyabilmek için temel olanlarını şimdi bilmen gerekir. Tasavvur (تَصَوُّر), bir şeyin zihinde canlanması, hüküm vermeden kavranmasıdır: "âlem" kelimesini duyduğunda zihninde bir şeyin belirmesi gibi. Tasdik (تَصْدِيق) ise bir hüküm vermektir: "âlem sonradan var olmuştur" demek gibi. Kazıyye (قَضِيَّة), doğru ya da yanlış olabilen bir önermedir. Kıyas (قِيَاس), iki öncülden bir sonuç çıkaran akıl yürütmedir; öncüllere mukaddime (مُقَدِّمَة), sonuca netice (نَتِيجَة) denir. Mantık kitaplarında sık kullanılan bir örnek, Ders 11.5'teki hudûs delilinin iskeletidir: "العالم متغير، وكل متغير حادث، فالعالم حادث", yani "Âlem değişkendir; her değişken hâdistir; öyleyse âlem hâdistir." Burada ilk iki cümle mukaddime, son cümle neticedir. Fıkıh usulündeki kıyas ile mantıktaki kıyasın aynı adı taşımasına rağmen farklı şeyler olduğunu da not et: Ders 10.5'teki kıyas bir hükmü illet ortaklığıyla başka bir meseleye taşımaktır; mantıktaki kıyas ise öncüllerden zorunlu bir sonuç çıkarmaktır.
Akâid-i Nesefiyye'nin ilk cümlesi. Bu modülde ezberini tamamladığın Akâid-i Nesefiyye, kelam terimlerinin yoğun biçimde kullanıldığı kısa bir metindir. İlk cümlesi şudur: "قال أهل الحق: حقائق الأشياء ثابتة والعلم بها متحقق خلافا للسوفسطائية". Ders 14.1'deki stratejiyle okuyalım. قَالَ bir fiil, أَهْلُ الْحَقِّ onun fâilidir. Ardından söylenen söz bir isim cümlesidir: حَقَائِقُ الْأَشْيَاءِ mübteda, ثَابِتَةٌ haberdir; وَالْعِلْمُ بِهَا ikinci bir mübteda, مُتَحَقِّقٌ onun haberidir. خِلَافًا ise mansûb bir kelimedir ve ardından gelen لِلسُّوفِسْطَائِيَّةِ ile "Sofistlere muhalefet olarak" anlamına gelir. Cümlenin anlamı şudur: "Hak ehli dedi ki: Şeylerin hakikatleri sabittir ve onlar hakkındaki bilgi gerçekleşmektedir; Sofistlerin aksine." Nesefî'nin eserine inanç esaslarıyla değil, bilginin imkânıyla başlaması dikkat çekicidir: Ders 1.1'de gördüğün ilim kavramının kelamdaki karşılığı budur ve bütün bir iman sisteminin, önce bilginin mümkün olduğunun kabulüne dayandığını gösterir.
Teftâzânî'nin şerhindeki yaklaşım. Sa'deddîn et-Teftâzânî'nin Akâid-i Nesefiyye'ye yazdığı şerh, Osmanlı medreselerinde en çok okunan kelam kitaplarından biri olmuştur. Teftâzânî şerhinin girişinde ilimlerin konularına göre nasıl ayrıldığını ve kelamın konusunun ne olduğunu tartışır; ardından Nesefî'nin ilk cümlesini açarken Sofistleri gruplara ayırır ve her grubun şüphesine cevap verir. Bu şerh, Ders 14.1'de gördüğün memzûc şerh üslubunun iyi bir örneğidir: Nesefî'nin kısa ifadeleri şerhin akışı içinde yer alır ve Teftâzânî her ifadeyi, burada öğrendiğin terimler ve itiraz-cevap formülleriyle açar. Modül 18'de bu şerhten daha uzun pasajlar okuyacaksın.
Örnekler
- Basit: Bir talebe bir kelam metninde "فإن قيل" ile başlayan bir cümleyi okuyup müellifin görüşü sanarak not alır. Hocası ona bu formülün muhtemel bir itirazı başlattığını ve müellifin asıl görüşünün "قلنا" kelimesinden sonra geldiğini gösterir. Talebe, kelam metinlerinde bir itirazı cevabından ayırt etmenin, tefsirde قِيلَ'i tefsircinin sesinden ayırt etmeye benzediğini fark eder.
- Orta: Bir çalışma grubu, hudûs delilini mantık terimleriyle yeniden yazar: "العالم متغير" küçük öncül, "وكل متغير حادث" büyük öncül, "فالعالم حادث" netice. Grup, Ders 11.5'te Türkçe olarak gördükleri delilin Arapça bir kıyas kalıbına nasıl oturduğunu ve bir kelam metninde bu kalıbı tanımanın delilin iskeletini hemen görmeyi sağladığını not eder.
- Gerçek hayat: Bir arkadaşın, bir tartışmada karşı tarafın her söylediğini reddetmek yerine "Diyelim ki haklısın, yine de şu sonuç çıkmaz" dediğini anlatır. Sen bu tavrın kelam ve münazara dilinde سَلَّمْنَا, yani "kabul edelim ki" formülüyle yapılan bir hamle olduğunu açıklarsın. Arkadaşın, bu klasik tartışma dilinin gündelik konuşmada da işe yarayan bir düşünme biçimi olduğunu görür.
Uygulama
Şimdi sıra sende: Cürcânî'nin et-Ta'rîfât adlı terim sözlüğünden on terim bul ve tercüme et. et-Ta'rîfât, ilimlerde kullanılan terimleri alfabetik sırayla tanımlayan klasik bir eserdir. Terimleri bu dersteki listeden seç: cevher, araz, cisim, vâcib, mümkin, mümteni', hudûs, kıdem, teselsül, devr, zât, sıfat, mâhiyet, vücûd, tasavvur, tasdik, kazıyye ya da kıyas. Her terim için Cürcânî'nin tanımını harekesiz bir baskıdan bul, Ders 14.1'deki stratejiyle harekele ve Türkçeye çevir. Çevirinin yanına terimin kökünü ve kalıbını yaz. Son olarak Cürcânî'nin tanımını bu dersteki Türkçe tanımla karşılaştır ve iki tanım arasında bir fark gördüğün bir terimi seçip bu farkı iki cümleyle açıkla. Hedef: Kelam ve mantık terimlerini klasik bir terim sözlüğünden bulup tercüme edebilmek, terimlerin kök ve kalıplarını tanıyarak anlamlarını hatırlamak ve klasik bir tanımı Türkçe bir tanımla karşılaştırabilmek.
Mini test
- Cevher, araz ve cisim nedir? Akâid-i Nesefiyye arazı nasıl tanımlar?
- Teselsül ile devr arasındaki fark nedir?
- Kelam metinlerindeki "فإن قيل ... قلنا" formülü ne işe yarar?
- Tasavvur ile tasdik arasındaki fark nedir? Mukaddime ve netice ne demektir?
- Akâid-i Nesefiyye'nin ilk cümlesi ne anlama gelir ve neden dikkat çekicidir?
Cevapları göster
- Cevher kendi başına var olan ve yer kaplayan şey, araz kendi başına var olamayan ve bir cevherde bulunan nitelik, cisim birden fazla cevherin birleşmesinden oluşan şeydir. Akâid-i Nesefiyye arazı "ما لا يقوم بذاته", yani kendi zatıyla var olmayan diye tanımlar.
- Teselsül sebepler zincirinin sonsuza uzanmasıdır; devr ise bir şeyin kendisine bağlı olan bir şeye bağlı olması, yani bir kısır döngüdür.
- Müellifin muhtemel bir itirazı kendisi dile getirip ardından cevabını vermesini sağlar; itiraz فإن قيل ile başlar, müellifin asıl görüşü قلنا'dan sonra gelir.
- Tasavvur bir şeyin hüküm vermeden zihinde canlanması, tasdik ise bir hüküm vermektir. Mukaddime bir kıyasın öncülü, netice ise sonucudur.
- "Hak ehli dedi ki: Şeylerin hakikatleri sabittir ve onlar hakkındaki bilgi gerçekleşmektedir; Sofistlerin aksine." Eserin inanç esaslarıyla değil, bilginin imkânıyla başlaması dikkat çekicidir.
Özet
- Kelam dili tartışma içinde geliştiği için tekniktir; terimler bütün kitaplarda tutarlı anlamlarda kullanılır.
- Cevher, araz ve cisim âlemin parçalarını; vâcib, mümkin ve mümteni' varlığın türlerini; hudûs ve kıdem zamanla ilişkiyi; teselsül ve devr imkânsız zincirleri anlatır.
- Zât ve sıfat, mâhiyet ve vücûd kelam ve felsefenin temel terim çiftleridir.
- Kelam metinleri "فإن قيل ... قلنا" formülüyle itiraz ve cevap zinciri kurar; ممنوع, مسلم ve سلمنا münazara dilinin terimleridir.
- Tasavvur, tasdik, kazıyye, kıyas, mukaddime ve netice mantığın temel terimleridir; Akâid-i Nesefiyye bilginin imkânıyla başlar ve Teftâzânî şerhi onu bu terimlerle açar.
Sonraki derse hazırlık
Ders 14.6'da tasavvuf metinlerinin dilini işleyeceğiz: bu metinlerin terim ve sembol katmanlarını, hal ve makam terimlerini ve Kuşeyrî'nin Risâle'sinden tevbe babının başını göreceksin. Hazırlık: Ders 12.6'da gördüğün makam ve hal terimlerini hatırla ve Serrâc'ın yedi makamını ve on halinden beşini Türkçe olarak yaz. Her terimin Arapça yazılışını bulmaya ve kökünü tahmin etmeye çalış. Özellikle tevbe (تَوْبَة) kelimesinin kökünü ve Kur'an'da bu kökten gelen bir fiili bul.